Yıl: 2011

İskender, Attila, Cengiz

Ali Sekülü Allah ülke insanlarımızı birbirine düşürerek, Ülkemizi önce bölüp sonra fare gibi oynanabilen kılan veya kavimler haline getirmeyi amaçlayan bu tarihin en eski oyunundan bizi kurtarsın.Jin’ler orta asyalı atlıları böldü, 1000 yıl oynadı. Jingiz (Cengiz) kabileler arası çıkarılan kan davalarına son verdi ve ulus olmayı başardı. Attila kan davalarını kaldırdı klanları kavim yaptı ve kavimlerden ulus oluşturarak  Bizans imparatorluğuna oyuncak olmaktan da kurtuldu. Büyük İskenderin de babası Zalim İmparatorluklarca, parça parça bölünmüş ve en son barbar lakıbıyla itham edilmiş bir kavim haline getirilmiş insanların başındaydı. İskenderde halkları arasındaki kan davasını bitirdi ve birlik beraberlikten doğan güçle Dünyanın haritasını yeniden şekillendirenlerden oldu. Cengiz ve Attila da mazlum halklarını kurtararak dünya coğrafyasını değiştirdiler. Emperyalistlere karşı artık uyanık olmak için yasalarını yazmaları gerektiğini halklarına bildirdiler. Bizde “Birlik ve beraberlik ruhu kaderi ilahiden başka her şeyi yener” diyerek gerçek bölücü olan Emperyalistlerin oyununa gelmemeliyiz. Bu yaşamın bütün tarafları olarak bütün fertler ve bütün kurumlar dikkatli ve uyanık olmalıyız. Emperyalizmin, özgürlük, serbest ticaret (Yani sadece emperecilerin istediği şartlarda alış tek taraflı alış)dünya barışı, küresel… vs gibi uydurdukları aletler karşısında hayatını kaybeden bütün mazlumların anısına saygı duyuyorum ve Allahtan onları ebedi yaşamta yumuşacık sarmalamasını, merhameti ile yağrılamasını diliyorum. Atalarımız bir fitne dokuz büyüye bedeldir diyorlar. Peygamberimiz fitne çıkaranlar bizden değildir diyor. Allah fitneye ilave edilen söz artırır diyor. İnsana yakışan bir aşk ve muhabbetle bakmayı eski şiddetiyle yakalamamız lazım. İnşallah yeni yıllarda var olabilmenin...

Devamını Oku

Ey Adem Bunlara Esmayı İdrak Ettir!

Ali Sekülü “Allah, Âdem babamızı yaratmış, onun sol kaburgasından, Havva anamızı var etmiş. Cennette mutlu bir yaşam başlamış. Yasaklanan tek özel bir ağaç ve meyvelerinden yememek koşulu ile ebedi bir mutluluk vaadini vermiş. Ama melun şeytan, bir yolunu bularak Cennete sızmış, sahtekârlık yaparak, yasak her ne ise, onlara tattırmış.Şeytan Cennete nasıl girmiş? O zamanlar ayakları üzerinde, bir binek hayvanı olarak yaşayan yılan, onu üzerinde taşımış, Cennete. Tabi bunun sonucu olarak da, cezalandırılarak, Cennetten kovulduğu gibi, ayaklarından mahrum bırakılarak, yaşadığı sürece sürünmeye mahkûm edilmiş.” Âdem aleyhisselam, bize göre “kün” emri içinde var oldu. Onun ve kıymetli annemizin var oluşu yaradılışın zamansal süreci içinde, sırası gelince açığa çıkmış ve sahnede yerini almıştır. Bizlerde buna, belki de ifade güçlüklerinden veya zihinlerde karışıklıklara sebebiyet vermemesi için kısaca yaratıldılar diyoruz. Her şey zaten yaratıldı. Fakat bizim burada dikkat etmemiz gereken husus, bütün her şey belli bir tek emrin içinde oluştu. Yani ayrı, ayrı yaratmalar düşünemeyiz. Daha doğrusu bir yaratma sürecine başlayabilmek için önce başlanılanın bitmesini, sonra sıradaki yaratma işleminin başlamasını düşünemeyiz. Çünkü kitabımızda bize noksan sıfatlardan beri olduğu haber verilen Allahımız var. Bir iş çok geleceği için azar, azar yaratacağını düşünemeyiz. Bu eksiklik olur ve Ona ( hâşâ! ) hakaret olur.  Ama hüküm onun değil mi? İsterse, daha sonra tekrar bir yaratma daha yapabilir. Şeklinde kurulan bir cümlede ancak bizi aldatır. Allahın daha sonra ne isteyeceğini, daha önce hatırlamaması mümkün müdür? Hâşâ! Aklına gelince...

Devamını Oku

Bir Yanlışı Doğruya Çevirmek (Eğer Biz Kardeşsek)

Otuz beş kişi öldü. Söylemesi dile kolay, tam otuz beş kişi. Havadan yoğun bombardıman sonucu parçalanmış otuz beş insan bedeni. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda bunun yanlış istihbarattan kaynaklanan bir olay olduğunu kolaylıkla anlayabiliyoruz. Şu an AKP’yi bu durumdan dolayı suçlayacak kadar sığ düşünmüyorum.Aslında kimseyi suçlamaya niyetim yok. Sadece yanlışı doğruya çevirmek için en doğru gün olan Cuma gününün ne için heba edildiğini sormak istiyorum? “Ne yanlışı? Ortada yanlış yok” diyecek birinin olduğunu sanmıyorum. “Kürt eşittir terörist. Yanlış onlara karşı doğru olur. Her Kürt ölümü hak eder” cümlesini kullanacak birinin yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede var olacağını da sanmıyorum. Hüseyin Çelik dün yapması gerekeni yapmıştır. Bu onun hükümet adına gerçekleştirmesi gereken görevidir. “Suçluların cezalandırılacağı, örtbas etmenin söz konusu bile olmayacağını söyledi” Hüseyin Çelik kişisel olarak samimi olabilir. Fakat bugün samimiyeti göstermenin, kardeşliği kanıtlamanın gerektirdiği vazife (belki de Hüseyin Çelik’e rağmen) gerçekleştirilmemiştir. Sadece bu durum devlet kademesinde geçerli değildir. Durum alt kademe olan halkta da aynıdır. İki saattir bahsettiğim  yanlışı doğruya çevirme gününde neler yapılabilirdi? Nasıl olacaktı da ülkede tek beden yaratılacak, dinin etnisiteden öne çıkması sağlanacaktı? Anlatayım da dinleyin. Eğer biz kardeşsek; – Devletin alt ve üst kademesi bugün bir basın açıklaması yayınlar ve Cuma gününün dinimiz için önemini vurgular ve otuz beş Müslüman kardeşimiz için üzüntülerini samimi olarak ifade edebilirlerdi. – Otuz beş insanın cenazelerine devlet erkanı tam kadro katılabilir, hatta askeriye de bir çelenk gönderebilirdi. –...

Devamını Oku

Ayakkabı Boyacılığı Can Çekişiyor; Eskiler Bu İşi Sevda Olarak Görüyor

Onun adı, Necmettin Kılıvan. Erzincan ‘Dörtyol’da ayakkabı boyacılığı yapıyor. Ayakkabı boyacısı dediysek, öyle basit bir sandık, bir iskemle ya da kutu ile iş yapan birisini düşünmeyin. O, işini sevdayla bütünleştiren bir boyacı. Özellikle Cuma günleri dört yoldaki köşesinde; mahalli giysili, kibar ve güler yüzlü bu insanın; boya sandığının da motiflerle süslü olması, sandığında rengârenk boyaların bulunduğu kavanozların yer alması, insanların ilgisini çekiyor.50 yıldır aynı yerde aynı işi yapan Necmettin Kılıvan, şu an 63 yaşında. 6 çocuğunu helal kazançla büyüten ve meslek sahibi yapan Kılıvan, kazancıyla mütevazı bir de ev almış. Helal kazanç bereketlidir. Her şeye yeter diyen Kılıvan, “Ayakkabı boyacılığı mesleği maalesef bitiyor. Hazır boyalar çıktı meslek öldü. Vatandaş hazır boyanın ayakkabının ömrünü bitirdiğini bilmiyor. Ayrıca çatlatıyor da. Estetik ve görünüm olarak da güzel olmuyor.” Kılıvan; cilaya karıştırdığı özel bir ilaçla ayakkabının derisinin yıpranmasını önlüyor; yıpranan ve kırışan deriyi de sağlamlaştırıyor. Kılıvan’ın özel müşterileri, önceden bildiriyorlar ve bir anlamda randevu alıyorlar. Hayatında gördüğü en ilginç olayı hatırlayarak bizimle paylaşıyor. 55 yıllık meslek hayatımda böyle bir uygulamayı ilk ve son defa yaşadım diyen Kılıvan “Her Çarşamba okula gidiyordum. Öğretmen, öğrenci ve gelen misafirlerin ayakkabılarını ücretsiz boyuyordum. Bunu gören insanlar da şaşkınlık yaşıyor ama anlayınca farklı ve güzel olduğunu görüp okul müdürüne teşekkür ediyorlar. Bu uygulama diğer kurumlarca da uygulansa bizim bu mesleğimiz ölmezdi. 2008 yılında görev yapan okul müdürümüze teşekkür ederim.” diyerek okula da ciddi bir katkımın olduğunu söylerdi müdür...

Devamını Oku

Melih Gökçek, Öğrencilerden Ne istiyor? Beyaz TV, Bu Kadar Parayı Nerden Buluyor?

Erden ÖZKANT Melih Gökçek, bir milletvekili veya Bakan mı? Hayır… Melih Gökçek bir sanatçı mı? Hayır… Melih Gökçek bir sporcu mu? Hayır…Melih Gökçek kim? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı… Peki ama Melih Gökçek, niçin birçok siyasetçiden ve sanatçıdan bile daha çok tanınıyor? Niçin daha fazla konuşuyor? Kendisini ilgilendirmeyen konularda bile niye konuşma ihtiyacı hissediyor? Melih Gökçek, Ankara’yı dünya standartlarında bir şehir mi yapmış? Hayır… Bitirmesi gereken metro çalışmalarını mı bitirmiş? Hayır… Melih Gökçek, ne yapmış? Oğluna bir Beyaz Tv armağan etmiş, bir de spor kulübü… Spor kulübünü biraz ağızlarına burunlarına bulaştırdılar gerçi… Peki ya Beyaz Tv? Bu kanal, bu kadar parayı nerden buluyor? Nasıl bu kadar Türkiye’nin tanınmış yüzlerine program yaptırabiliyor? Birçok ünlü ismi nasıl bir arada barındırabiliyor? Nasıl bu ünlü isimlere evler, arabalar verebiliyor? Her bir halttan anlayan Rasim Ozan Kütahyalı, Ahmet Çakar ve Ömer Çavuşoğlu’nun sözde spor programında çocuğu olan bir kadın gazeteci hakkında nasıl bu kadar pervasız laflar edilmesine izin verebiliyor? Ayrıca… Bu Melih Gökçek öğrencilerden ne istiyor? Ankara’da otobüslerin büyük çoğunluğuna ve metrolara kartla biniliyor. Ama öyle İstanbul’daki, Konya’daki veya Kayseri’deki gibi değil bu kartlar. Çünkü o illerde kartlar doldurulur. Ama Ankara’da 5’lik, 10’luk şeklinde olarak satılır. 10’luk kart 10 kez kullanıldıktan sonra atılır. Ama en önemli sorun şu: İndirimli kartı olabilmek için her kart alındığında ve her kart basıldığında mesela öğrenci isen metrodaki görevliye ve güvenlikçiye paso gösterilmek zorunda. Gökçek, her yıl belli zamanlarda bu...

Devamını Oku

Sözde Soykırımı İnkara Ceza

Eskiden biz cihana hükmediyorduk, bir mektupla Avrupa krallarını hapislerden kurtarıyorduk  biz güçlü idik, Avrupa ise ortaçağ karanlığında engizisyonlarla uğraşıyordu.. Eskiden biz onları denetliyorduk, şimdi onlar bizi denetliyor.“Salavat kuvvete göredir” derler. Sözde soykırımı inkara, hapis ve adli para cezası,  “ilk çağlarda bile böyle bir ceza yok”. Medeniyetler beşiği diye kendini sunan Avrupanın “Tek dişi kalmış canavar” olduğunu anlatmak için ortacağa bile gitmeye gerek yok. Ruanda: 700 bin insanın Fransız askerleri tarafından katli.Cezayir: Tam iki milyon müslümanın gaz odalarında zehirlenmesi, fırınlarda yakılması, kurşuna dizilmesi. Ruandaya, Cezayire de gitmeye gerek yok. Maraş’a gidelim. Gaziantep’e gidelim, Adana’ya, Şanlıurfa’ya, Ermenilerle birlikte müslüman Türk’e yapılan katliamlara…Tabi bizden derslerini Sütçü İmamdan, Şahinbeyden, Karayılandan ve isimsiz binlerce kahramandan aldılar ama hala derslerini ezber edememişler. Batının kendisiyle, kendi tarihiyle Yüzleşmesini istemek boşuna, Batı kendi yüzüyle yüzleşemez. Çünkü; “iki yüzlüler”.Hangi yüzüyle yüzleşecekler? Canavar yüzüyle mi, insan yüzüyle mi? – İfade özgürlüklerinden anladıkları İslamın Peygamberine hakaret etme özgürlüğüdür.– İfade özgürlüklerinden anladıkları Türkiye’nin bölünmesine yönelik tüm düşünceleridir.– İfade özgürlüğünden anladıkları Türklüğün ve İslamın aşağılanmasıdır. Evet.Tarihte güçlü olduğunuz zaman Krallara taç giydiren ülke, güçsüz olduğu zamanlarda kendi tarihine bile yabancıların burnunu sokmasına izin vermiş. Fransız meclisinde bunlar olurken bizim oylarımızla seçilen milletvekillerimiz ne yapıyor?Beklenen ve olması gereken Tüm partilerin birleşip Fransaya gerekli cevabı vermesi değil mi?Türk kamuoyu Fransız meclisinin saçma kararına tepkileri çığ gibi büyütürken, onların böyle bir derdinin olmadığı ortaya çıkıyor, on bir gün tatile çıkmadan mecliste alınan son karar; Milletvekili...

Devamını Oku

Bir Projem Var-2 (Ilımlı İslam)

Proje Koordinatörü: Ömer DaşdanProje Konusu: Camilerde Hocaları PapazlaştırmaProje Sponsorları: Vatikan, Fetullah GülenProje Hikayesi: Efendim, geçen gün “Allah katında tek din İslamdır” ayetinin AB’nin isteği üzerine hutbelerden kaldırıldığını öğrendim. Bende ülkemin AB’ne girmesi için önemli bir projeyle sizlere katkıda bulunmayı düşündüm.Tuvalette (affedersiniz) hacetimi giderirken aklıma Ilımlı İslam geldi. Neyse hikayeyi uzatmayalım. Oradan da bu proje aklıma yerleşiverdi. Proje Yapım Aşamaları: Alıştırma; 1- Öncelikle Diyanet’le işbirliği çerçevesinde camilere mum ve siyah cübbeler dağıtılacak. 2- Hocalar için sakal uzatma zorunluluğu getirilecek 3- Sakal standatları kesinlikle papazlarınki kadar olacak, buna muhalif olan hocalar Müslümanlıktan afaroz edilecek. 4- Cuma hutbelerinde Ilımlı İslam anlatılacak Geliştirme; 1- Diyanet İşleri tarafından “Elele Cennete” sloganıyla etkinlikler düzenlenecek. 2- Etkinlik içeriği tarafsız bir kurul tarafından belirlenecek. 3- Etkinliklerin gerçekleştirildiği tarihler kutsal günlere denk düşerse hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün kutsal günler her dinin temsilcisi tarafından kutlanacak. 4- Üçüncü maddenin tam olarak anlaşılması için bir örnek vermek istiyorum. Örneğin; etkinliklerin düzenlendiği günlerin içinde bir Müslüman kutsal günü olan Cuma var. Peki, o gün sadece Müslümanlar mı Cuma Namazı kılacak? Kesinlikle Hayır! Cuma Namazı hep beraber kılınacak. Ya Cuma günü aynı zamanda 31 Aralık’a denk gelirse ne olacak? İşte Ilımlı İslam burada devreye giriyor. Hocalar Cuma Namazı’nın ardından yılbaşı hazırlıklarına başlayacaklar. Kendi aralarında hindi parası toplayacak ve evde güzelce pişirecekler. Bu arada onlara gönderilen siyah cüppeler vardı ya işte onlarıda o gün giyecek ve Hristiyan arkadaşlarıyla saat on ikiye on iki saniye...

Devamını Oku

Ön Yargıları Yıkalım

2011–2012 eğitim döneminin ilk yarısını bitirmek üzeriyiz yeni ümitlerle. 3 Ocakta da YGS başvuruları başlayacak. Ümit, insanın kendine güven duyması, kendiyle barışık yaşaması ile mümkündür. Günümüzde insanlar hayatın girdabında yaşadığı sıkıntıları unutamamakta ve hep başarısız olacağım düşüncesiyle bir iş yapamamaktadır.Yapmamız gereken başarısızlıklardan ders çıkarmak olmalı. Başarılı gördüğümüz insanların hayatları incelendiğinde görülecektir ki başarılı oluncaya kadar birçok kez başarısızlıkla karşı karşıya kalmışlardır. Pes etme yerine üzerine üzerine gitmişler ve başarıyı ancak öyle yakalamışlardır. Şu bir gerçektir ki; sıkıntısı, derdi, ıstırabı olmayan bir insanın ne kendisini ne de toplumu değiştirme projesi olabilir. İnsan hayatında önemli dönüm noktalarından biri olan YGS’ye 3 ay kaldı. Bir açıdan bakıldığında bu sınavla geleceğinizi satın alacaksınız. Zaferlere çiçekli yollardan gidilmediği hakikatini unutmadan çalışmanız şarttır. Başarı, sıkıntıları göğüsleyenlerindir. Başarının elde edilmesinin en önemli şartı da inanmaktır.” İnanmak, başarının yarısıdır.” denilmesi de bundandır. Fransız kahraman Jean Dark “Bütün zaferler öncelikle insanın zihninde kazanılır.” der. Buna örnek olması açısından Roger Bannister’in hayatı bize çok şey öğretecektir. Roger Bannister bir atlettir. Bu atlet, 1 mili 4 dakikanın altında koşarak bir ilke imza atmış 1954 yılında. Senelerce bu mesafe koşulmasına rağmen geçilememiştir. Hatta insanın metabolizmasının buna imkân vermediği konuşulmaya başlanmıştır bile. Fakat Roger Bannister bu mesafeyi geçeceğine o kadar inanmıştır ki hep bununla yatar kalkar olmuştur. İlk defa 3,59 koşarak bu ön yargıyı ortadan kaldıran Bannister’den sonra aynı yıl tam 37 kişi daha 4 dakikanın altına inmiştir. Senelerce 4 dakikanın altına...

Devamını Oku

Ne Çabuk Büyüdük… Geçmişe Dönüp Bakabılmek İçin Okuyun Olur mu?

Yeni yıl, +1 demektir; – 1’in varlığının farkında olmak koşuluyla. Bir adım daha uzaklaşırken ilk nefesten, bir adım daha yaklaşmaktır son nefese… Bazıları için, 29 yaşındayım demek için son şanstır, ya da çok mübahmışçasına beklenen ‘’18’’  sevdasına kavuşmaktır.Yıl sonları, her daim hüzünlüdür benim için. Yaşamayı doyasıya sevmemden midir bilinmez; bir artan tecrübem, bir artan yaşanmışlıklarım ya da artacak diğer özelliklerim, umrumda değil. Her yıl başında olduğu gibi, hüzün  var içimde; Çünkü; okumam gereken tarih kitapları bir sayfa daha kalınlaşacak; tüm satırları aklımda da olsa, 90 lı yılların şarkıları daha da uzaklaşacak zihnimden; daha bir ‘’abi’’ olacağım, hatalarım daha affedilmez olacak ; en önemlisi 1 sayfa daha eksilecek ömrümden… 2012’ye giriyoruz. Oysaki geçen sene 2002’ye girmiştik diye hatırlıyorum. Aradaki 10 sene nasıl geçti; inanın hatırlamıyorum. Saate bakarsan zaman geçmez derler ya; oturup uzun uzun saate bakasım var; seneye 2013’e değil; 2002’ye giresim var. Bilseydim bu kadar çabuk geçeceğini zamanın, hep saate bakardım; bir an önce sabah olsun istediğim için erkenden uyuduğum gecelerde, uyumayıp saate bakardım. Çok mu hüzünlü başladık dersiniz yazıya? Katılmıyorum. Çünkü ; ’’Bir şey size ne kadar uzaksa; hüznü de o kadar yakındır.’’ (dgknnsnc) Uzaktır bize; Kimsenin evinde bilgisayar olmadığı için, herkesin  saat 4’te dışarıya çıktığı yaz akşamları. Hatırlarım, mahallede 4 tane futbol sahası vardı; abilerimiz dört sahayı da doldurduğu için; bize yine, 2 taştan kale yapıp, daracık bir yerde oynamak kalırdı. Şimdi mi? Gol atmak, klavyenini ‘’d’’...

Devamını Oku

Siz Fransa’ya Bakadurun! Biz Daha Kendimize Kıyak Zam Yapcaz!

Erden ÖZKANT Tam cambaza bak cambaza durumu… Fransa Ulusal Meclisi’nde 1915 olaylarının reddinin cezalandırılmasını öneren yasa teklifi kabul edildi.Türkiye ayağa kalktı. Medya, misyonunu unuttu ve Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın pazartesi günkü yazısında da dile getirdiği gibi üslubunu çok bozdu. “Manyaklar”, “azgınlar” manşetleri atıldı. Milliyetçi damar kabartıldı. Bir taşla iki kuş vurma hesabı devreye girdi. Tabii medyanın içinde daha üsluplu ve soğukkanlı yaklaşanlar da yok değildi olaya. İşte onların yazılarından da anlaşıldığı gibi, bu yasa aslında Türkiye’deki insanları pek ilgilendirmiyor. Bir insan Türkiye’de “1915 olayları soykırımdır” da diyebilir, “1915 olayları soykırım değildir” de diyebilir. Yani Fransa’daki yasanın çıkması, Türkiye’dekileri pek de ilgilendirmiyor. Ancak Fransa’daki bir insan, “1915 olayları soykırım değildir” derse hapı yutuyor. Yani Türkiye’deki 70 milyonun ayağa kalkmasını gerektirecek bir durum yok ortada. Sorun bakalım etrafınızdakilere “Fransa’daki yasa neyi öngörüyor ve cezası ne?” diye. Cevap bulamazsınız kolay kolay. Çünkü cevabı medya bile yazmadı! Hangi gazetede gördünüz “Yasa şunları getiriyor ve cezası şu” diye? Yok… Böyle bir medyanın olduğu ülkede tabii ki “cambaza bak” durumları da kaçınılmaz oluyor. Sanki milletvekillerinin çok da umrundaydı bu yasa! Sanki milletvekilleri “Soykırım yoktur” demek için taa Fransa’ya mı gidecek? Onları da ilgilendiren bir durum olmadığı için insanlar milliyetçi duygularla kandırıldıktan sonra kıyak bir zam geçti TBMM’den. Ama bu zam vatandaş için değildi. Vekillerin kendileriyle ilgiliydi. Zira milletvekilleri insanların Fransa’ya odaklandığı saatlerde, Fransa’yı bahane edip TBMM’den gece yarısı “yangından mal kaçırır” gibi...

Devamını Oku

Çok Yaşayan Bilmez Çok Gezen Bilir

Çok Yaşayan Bilmez Çok Gezen Bilir Atasözünün Anlamı Açıklaması Nedir? Bilgi, insanın yaşıyla alakalı değildir. Genç biri, yaşlı birinden daha bilgili olabilir. Çok gezen insanlar için daha bilgili denilmesinin nedeni, bu insanların bulunduğu ortamı değiştirmeleri, farklı insanlar, farklı iklimler, farklı kültürler ve dilleri keşfetmelerinden kaynaklanır.Bir odada olduğunuzu düşünürseniz, görüp görebileceğiniz sadece dört duvardır. Ancak balkona çıktığınızda o dört duvarın dışında koskoca bir dünyanın olduğunu farkedeceksiniz. İnsan hayali gördükleriyle sınırlıdır, hiç görmediğiniz bir şeyi hayal edemezsiniz. Bu nedenle çok gezmeli, farklı insanlar ve kültürleri görmeliyiz. Bu bilgi dağarcığınızı geliştirecektir.   * Atasözleri* Atasözleri ve Anlamları* Atasözleri ve Anlamları (C...

Devamını Oku

Çabuk Parlayan Çabuk Söner

Çabuk Parlayan Çabuk Söner Atasözünün Anlamı Açıklaması Nedir? Kısa zamanda meydana gelen önemli gelişmeler maalesef aynı hızla değer kaybedebilir. Bunun nedeni meydana gelen gelişmenin hazırlıksız, plansız ve emek harcanmadan olmasıdır. Tıpkı bir balon gibi boş büyümelerde havasını çabuk kaybeder ve söner. Yeterli bilgi birikimi olmayan bir kişi şans eseri önemli bir mevkiye yükselebilir. Ancak o görevin niteliklerini taşımadığından dolayı kısa zamanda görevinden alınacak ya da daha basit bir göreve getirilecektir.   * Atasözleri* Atasözleri ve Anlamları* Atasözleri ve Anlamları (C...

Devamını Oku

Aydın Menderes’ten Kim Özür Dileyecek?

Erden ÖZKANT 1960 darbesinde idam edilen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede önceki gün 65 yaşında hayatını kaybetti.Gerek Adnan Menderes’in hayatı ile ilgili gerek Aydın Menderes’in hayatı ile ilgili okunabilecek çok sayıda yazı ve haber çıktı gazetelerde. Ancak benim yazmak istediğim farklı. Daha doğrusu sormak istediğim sorular farklı: Aydın Menderes’ten de özür dilenecek mi? Peki ama bu özrü kim dileyecek? Zira… Aydın Menderes, henüz 14 yaşında iken babası, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bakanlarıyla birlikte idam edildi. Aydın Menderes babasız büyüdü… Sevinçlerini, üzüntülerini babasıyla yaşayamadı… Gençliğini babasıyla yaşayamadı… Sevgilisini babasıyla tanıştıramadı… Başarılarını babasına gösteremedi… Babasına, “Bak senin yolunda yürüyorum” diyemedi… Çünkü o henüz 14 yaşındayken, babasını darbeciler idam ettiler… Aslında darbeciler, bir tek Aydın’ın babasını değil, bu ülkenin başbakanını idam ettiler, edebildiler… Demokrasiyi idam ettiler, halkın iradesini idam ettiler… Ama halk, sesini bile çıkaramadı Adnan Menderes’i çok sevdiği halde… Sadece çocuklarına Adnan ismini koyabildiler yıllarca o kadar… Bir de bazı cadde ve sokak isimlerine… Ve şimdi, yıllar sonra Aydın Menderes’in cenazesine sahip çıktılar. Çünkü Aydın Menderes, Adnan Menderes’in emanetiydi bu ülkeye ve insanlarına. Aydın Menderes, babasının yanına gitti. Peki ama ondan da özür dilenecek mi? Peki ama bu özür, kimden gelecek? Birileri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Dersim katliamı için özür dilediğinde yerlerinden fırlamıştı. Olsun… Onlar, yerlerinden fırlamaya devam etsinler. Çünkü gördükleri gibi, özür dilenecek daha çok olay var… Çünkü gördükleri gibi, özür dilenmesi gereken daha...

Devamını Oku

Komik Yazılı Soruları ve Cevapları

Öğrencilik gerçekten stresli bir iş. Sürekli ders çalış, ödev yap, sınavlara hazırlan… Bu senelerce sürüyor. Bu stresi aşabilen, sınavın önüne geçmeyi başarabilen öğrencilerde yok değil. İşte bu öğrencilerden birkaçının yazılı sorularına verdiği komik cevaplar sizi kahkahalara boğacak.Her öğrencinin en az bir defa yapması gereken bir iş diye düşünüyorum 🙂 1. Felsefe dersinin sınavında, öğrencinin soruya verdiği cevap sizi gülmekten öldürecek :)) 2. Öğretmenine zeka testi uygulayan akıllı öğrenci (eşleştirme) 3. X’i bulmanın en kolay yolu 🙂 4. Normal başlayan işlemler gittikçe karmaşık hale geliyor, sonuç = cinnet SİZDE KOMİK YAZILI SORULARINA YORUM YAZARAK ÖRNEKLER...

Devamını Oku

Facebook Hesabınız Çalınmasın!

7’den 70’e herkesin kullanmış olduğu Facebook’u artık daha güvenli kullanabilirsiniz. Facebook hesabı çalınanlar için facebook çok fazla bir şey yapamıyordu. Hesabınızı geri almak gerçekten çok zor. 10 bin, 100 bin hatta milyonluk facebook gruplarınız olabilir. Bunlar ve kişisel bilgilerinizde aynı zamanda tehdit altında. Peki bunu önlemenin, facebook’u daha güvenli kullanmanın bir yolu var mı? Evet, artık var.Facebook’ta bir mobil numara tanımlayarak, facebook’a başka bir bilgisayar üzerinden giriş yapmak istediğinizde cep numaranıza gelen onay koduyla hesabınıza giriş yapabilirsiniz. Belli bilgisayarları ev, iş vb. belirleyip, bunlar dışında başka bir bilgisayardan hesabınıza giriş yapmak istenildiğinde mobil onay kodunu girmeleri zorunlu hale gelecek....

Devamını Oku

II. Meşrutiyet Dönemi Şiirimiz ve Şiir Kitapları

GİRİŞ Her açıdan büyük bir kargaşanın, karışıklığın yaşandığı II. Meşrutiyet (1908-1923) dönemi edebî açıdan da o güne kadar görülmemiş bir hareketliliğin yaşandığı dönem olarak edebiyat tarihlerinde yerini alır.Bu karışıklık ve hareketliliğin en yoğun olarak tezahür ettiği edebî tür ise “şiir”dir. Fecr-i Âti ve Milli Edebiyat cereyanlarının etkinliği yanında Nâyilik ve Nev-Yunânîlik gibi farklı şiir hareketleri de bu dönemde “milli” bir şiir oluşturma çabalarının örnekleridir. Fecr-i Âti’nin dağılmasının hemen ardından ve önce “dil”de millileşme çabasıyla başlayan Milli Edebiyat cereyanı 1914’ten sonra şiir alanında da aynı amaçla çalışmalara başlar. Fakat bu, aynı zamanda büyük tartışmaların da başlangıcı olur. Ziyâ Gökâlp “hece” ile şiir yazılması için ciddi şekilde çalışır. Bir taraftan kendisi bu tür şiirler yazan edip diğer taraftan da genç şairleri bu yönde etkilemeye başlar. Bir yanda böyle bir cephe oluşurken diğer yanda “şiir şekilden ibaret değil” diyen ve şiirlerini “aruz”la yazmakta ısrar eden şairlerden oluşan başka bir cephe de dikkat çekmeye başlar. Mehmet Âkif, Yahyâ Kemâl, Ahmet Hâşim, Cenap Şehâbeddin gibi büyük şahsiyetler bu isimlerdendir. Tartışmalar şekille sınırlı kalmıyor “millilik” anlayışında da sorunlar yaşanıyordu. Milli olmayı dille sınırlayanlar, “esas millilik Osmanlıya dönüştür” diyenler, daha ileri gidip bunu Yunus Emre, Mevlana gibi isimlerin eserlerindeki mistik duygularda arayanlar karmaşanın oluşmasına etki eden gruplardan bazılarını oluşturuyorlardı. İşte böylesine karışık ve hareketli bir dönemde şiir, çeşitli merhalelerden geçecek ve Türk şiiri, belki de en verimli dönemini yaşamış olacaktı. * II. MEŞRUTİYET’E KADARKİ DÖNEMDE TÜRK...

Devamını Oku

Şiirde Yeni Bir Anlayış: “Milli Edebiyat”

Milli Edebiyat’ı, kendinden önceki ve belki kendinden sonraki edebi topluluklardan ayıran en büyük özellik, ilk başta bir “dil” hareketi olarak ortaya çıkmasıdır. Dönemin siyasi durumunun da etkisiyle bir “milli şuur” ortaya çıkmış, bu ilk olarak dili millileştirme eğilimiyle kendini göstermiştir.Ziyâ Gökâlp ve Ömer Seyfettin gibi önemli ediplerin başını çektiği bu anlayış Fecr-i Âti’nin dağılması üzerine ve hatta Fecr-i Âti’nin ferdiyetçi bakışına bir tepki olarak 1915 sonrası şiirde de bu yönde bir gayret başlatmıştır. Dil hareketi ile başlayan bu akımın şiire getireceği ilk yenilik elbette dilde sadeleşme olacaktı. O zamana kadar Halk şiiri ve Tekke şiirinde var olan “hece” vezni artık aydınların da rağbet gösterdiği bir vezin olmalıydı. Türkiye Türkçesine uygun olmadığı düşünülen “aruz” ise şiirimizden uzaklaştırılmalıydı. İşte, genç şairler tarafından şiirin millileştirilmesi bu şekilde algılanmış, bu fikri ortaya atanların asıl amaçları yolundan, neredeyse, sapmıştı. 1. Millileşme Çabasının Şiire Yansıması Önce bir dil hareketi olarak ortaya çıkan Milli Edebiyat’ta, şiir dilinde değişikliğe gidilmesi kaçınılmazdı. Ziyâ Gökâlp ve Ömer Seyfettin’in önderliğini yaptığı “yeni lisan” yanlıları dilimizdeki Acem ve Arap etkisinin azaltılması, şiirlerimizin sâfî Türkçe ile yazılması gerektiğini söylüyorlardı. Ziyâ Gökâlp önce kendisi bu yönde eserler vermeye başlıyor, sonra da genç şairleri bu yönde hareket etmeleri noktasında uyarıyordu. “Güzel dil Türkçe bize,Başka dil gece bize.İstanbul konuşmasıEn saf, en ince bize. Lisanda sayılır özHerkesin bildiği söz.Mânâsı anlaşılanLûgate atmadan göz. Uydurma söz yapmayız,Yapma yola sapmayız,Türkçeleşmiş Türkçedir;Eski köke tapmayız. Açık sözle kalmalı,Fikre ışık salmalı;Müteradif sözlerdenTürkçesini...

Devamını Oku

Şiirde Yeni Dönem: “Fecr-i Âti”

II. Meşrutiyet’in ilanından, daha doğru bir ifadeyle, Kânûn-i Esâsî’nin yürürlüğe girmesiyle Meşrutiyet’in yeniden ilan edilmesinden sonra bir kısım şiir sevenler Edebiyât-ı Cedide şairlerinin sessizliğine bir tepki olarak yeni bir anlayış ortaya koyarlar.Beyannâmelerinde kendilerini Fecr-i Âti olarak adlandıran ve içinde Edebiyât-ı Cedide şairlerinden Celâl Sâhir ve dönemin genç şairleri Ahmet Hâşim, Fuad Köprülü gibi isimlerin de bulunduğu bu topluluk, asıl çıkışın Edebiyat-ı Cedide şairlerince yapılması gerektiğini fakat onlardan bir hamle gelmeyince buna mecbur kaldıklarını ifade ederler. Bu konuyla ilgili olarak Nihad Sami Banarlı’nın Fuad Köprülü’den aktardığı ve edibin Servet-i Fünun dergisinde yayınlanan makalesindeki şu ifadeler Fecr-i Âti’nin çıkışını açıklar niteliktedir: “Düşünülmelidir ki, Edebiyât-ı Cedide’den sonra hürriyet ilan edilmiş ve yeni sanat eserlerinin meydana gelmesini icap ettirecek şartlar ve sebepler hasıl olmuştur. İlk nazarda bu yeni şartlar dahilinde yapılacak yeni edebi hareketlerin Edebiyât-ı Cedide üstadları tarafından yapılması lazım geldiği akla geliyorsa da, işte onlar, hürriyetin ilanından beri susuyorlar. … Biz onların artık bir hareket yapmak durumunda olmadıklarına kâani olarak yeni hareketin nesl-i âhir tarafından yapılması gerektiğine inandık. … Bu yeni edebiyatı vücuda getireceklerin kalemleri hiç şüphesiz ki, eski neslin miraslarına sahiptir. Ancak, bazılarının söylediği gibi nesl-i âhir eski neslin istihâlesi değildir. Ve mutlaka değişmiş bir tarafı vardır.” (Banarlı, 1971: 1094-1095) Sonraları eskinin devamı olmakla ve Servet-i Fünûnculardan farklı bir şey yapmamakla suçlanacak olan bu –büyük oranda- şiir topluluğu Fuad Köprülü’nün dediği gibi bir değişiklik yapabilecek miydi? İşte bu soruya cevap olması...

Devamını Oku

II. Meşrutiyet’e Kadarki Dönemde Türk Şiiri

Türk edebiyatında edebî toplulukların veya edebî faaliyetlerin başarısı/etkisi genellikle “şiir”le ölçülmüştür. Hatta denilebilir ki, Türk toplumunda edebiyat denilince akla ilk, manzum eserler gelir.İşte toplumumuzda edebî anlamda böylesi bir öneme haiz olan şiir, II. Meşrutiyet dönemine gelinceye kadar türlü merhalelerden geçmiş, türlü tartışmaların odak noktası olmuştur. Saray ve çevresindeki aydınlar arasında, İran ve Arap edebiyatlarının ciddi etkisiyle, teşekkül eden Divan şiiri ve 17. yüzyıl sonlarına doğru başlayan mahallileşme hareketi sonucu tekrardan gün yüzüne çıkan, eski önemine yaklaşan Halk şiiri arasındaki ilişki, bu merhalelerin ilki sayılabilir. 17. yüzyıla kadar şiir, aruz vezni ile yazılan, Arapça ve Farsça terkiplerin hâkim olduğu ve ancak yüksek zümrenin anlayabildiği bir edebi türdü. Nedim’le başlayan mahallileşme hareketi ile yabancı etkilerden kurtarılmaya çalışılan şiirimiz, bu hareketin başarılı denebilecek sonuçları ve Halk şairine ve şiirine olan ilginin tekrar canlanması sayesinde 17. yüzyılı Halk şiirinin en parlak dönemi haline getirmiştir. Yine Tanzimat döneminde bir başka edebi çaba edebiyat tarihimizde yerini alır. Şinâsi, Ziyâ Paşa ve Nâmık Kemâl’in başını çektiği bu hareket yeni bir şiir dili gayretine girer. Şinâsi’nin Avrupa dönüşünde başladığı “sâfî Türkçe” çabası, ne yazık ki, istediği başarıya ulaşamamıştır. “Eşek ile Tilki, “Arı ile Sivrisinek” gibi bazı manzumelerinde ve bazı müfred şiirlerinde konuşma diline yaklaşsa da ifadeyi kuruluktan kurtaramamıştır. “Koyamam kargayı bülbül yerineÇiçek açmış dikeni gül yerine” “Kişiye her işi a’la görünürKuzguna yavrusu anka görünür” (Akyüz, 1986: 20) Ziyâ Paşa yazdığı birkaç heceli şiirleri dışında eskiye bağlı kalmış,...

Devamını Oku

İnsan Olmanın Meclis Hali

Arkadaşım koşarak yanıma geldi. Nefes nefese kalmıştı. “Ne oldu kardeşim? Ne için bu kadar telaşlısın” dedim. “Çabuk televizyonu aç” dedi. “Ne televizyonu neler oluyor? Demeye kalmadan hızla kumandayı kaptı, televizyonu açtı. “Vallahi de billahi de yanlış görmemişim” diyerek bas bas bağırıyordu. Onun bağırışları ilgimi çekti, ben de hızla televizyona döndüm.Allah’ım bu çocuk beni mi kandırıyordu. Hayır, bu olamazdı. Biri uyduyla oynamış olmalıydı. Teknoloji ilerlediğine göre yapmışlardır bir numara. Bir süre sonra sağlıklı düşünmeye başladım. Hemen gözlerimi yıkamak üzere lavaboya gittim. Güzelce gözlerimde kalan kirleri temizledikten sonra odaya girdim. Hala eller havadaydı. dtp, mhp, akp, chp, bağımsızlar, bağımlılar hepsi tek bir vücut olmuş, bir kişi bile elini yere indirmemişti. Bütün eller havadaydı. “Kıyamet mi koptu Ali” dedim. Ali dışarıya baktı. Daha sonra bana baktı. “Ali şükürler olsun ki doğru sonunda yanlışı yok etti. Meclistekiler birbirlerine boş muhalefet havaları atmadan tek vücut halinde halk için çalışıyorlar” dedim. Ali yüzüme Kurtuluş Savaşı’ndan şerefle çıkmış halkımın çocuğu gibi baktı. İkimizde havaya uçacaktık. “Uçmadan şu meclisi azıcık daha izleyelim” dedik. Oylamanın sonunda işin rengi ortaya çıktı. Meğerse bizim “keserler” (babamın sözü) kendi maaşlarındaki artışlar, emekli aylıkları yani kısaca kendileri için bütün olmuşlar. Sosyalistler, Ilımlı İslamcılar, Kürt Halkı’nın Savunucuları bir araya tek bir şey için gelmişti. Tek bir şey için insan sıfatına bürünmüşlerdi. Vay anasını ya! Ulan paranın adamı insanlıktan çıkardığını duymuştum da, beş dakikalık da olsa insan yaptığını hiç...

Devamını Oku

Tıklayarak Para Kazanmak İster misiniz?

Son zamanlarda içerisinde ki ilginç başlıklarla internet kullanıcılarının dikkatini çekmeye çalışan siteler çoğalmaktalar. Kullanıcıların arama motorlarında, yaptıkları aramalarda  konuyla yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmamasına rağmen bu siteler çıkmakta. Öyle bir boyuta gelmiş ki  dini bir arama yaptığınızda bile “para kazanmanın yolları, kilolarınızdan kurtulun, iki günde İngilizce konuşmaya başlayın” gibi manasız başlıklar altında siteler ekrana gelmekte.Siteler insanların merak duygularını kabartacak başlıklar altında reklamlar yayınlamakta ve bu reklamlardan büyük paralar kazanmaktalar. Bu büyük paraları insanları aldatarak kazanan siteler günlük tıklanma rekoru kırmakta. Arkadaşlarımdan Ferhat’ta bu sitelere aldananlardan sadece birisi. Sitelerde ki reklamları tıklayarak ayda 1500 TL kazanacağını sanıyor. Öyle bir inanmış (inandırmışlar) ki yaptığı işi çok ciddiye alıyor ve üç günlük kazancı olan 2,75 $’ı arttırmaya çalışıyor. – Ferhat ayda 1500 TL kazanacaksın değil mi? – Evet abi – Peki, sen matematik bilen adamsın aylık 1500 TL kazanmak için günlük ne kadar kazanmak lazım? – Elli lira abi – 50 TL nerde 2,75 $ nerde Ferhat yapma Allah aşkına seni keklemişler. – Abi bu katlanarak gidiyor – Öyle ise Ferhat neden herkes okuyor veya iş bulmaya çalışıyor, rahatlıkla reklamları tıklayarak para kazanacaklarını bilmiyorlar mı? – Abi amma uzattın ay sonu görüşürüz – Görüşürüz Ferhat Ferhat’ın tabii ay sonu kazandığı 16,27 $ belli bir limitin altında kaldığı için başkaları gibi oda parasını alamadı. Site ise reklamlarda kazandığı paralarla arama motorlarında ismini ilk sıralara taşıdı. Bu iş böyle bir dönence haline gelir mi...

Devamını Oku

Uydurulan Din, İndirilen Din…

Mainz, 16.12.2011   Yeryüzünün en kadim hakikatlerinden birisi olan „hikmet“, varlιğι var edenin var ettiği yerden okumaktιr. Yaratan bir şeyi nerede murâd ettiyse onu orda bιrakmaktιr. Onu yerinden etmeye teşebbüs etmek ise zulümdür. Kâinatι insan, insanι da kendisi için var etmiştir yüce Allah…Allah, bütün kâinatι insanιn emrine amâde kιlmιş ve ondan sadece ve sadece kendisine „kul“ olmasιnι istemiştir. Hiç bir şeye ihtiyacι olmayan Allah insandan sadece kendisine kul olmasιnι isterken bunu da insan için istemiştir. Zira yarattιğι bu türü „akιl ve irâde“ ile donatan Allah onun mayasιna „kul“ olmayι kodlamιştιr. Dolayιsιyla Allaha kul olmayι kibrine yediremiyenler ya eşya`ya, ya atalarιna, ya hemcinslerine yahutta nefislerine kul olcaklardιr. Bugün memleketimizde „müslümanlιk“ miras yoluyla tevârüs ettiği için envâi çesit inanç türleri geliştirmiş insanlara rastlamak mümkün. Dinin kaynağιndan uzak kalmιş bulunan insanlarιmιzιn “din“ konusundaki hassasiyetleri ise takdire şayândιr. Ne var ki bu tam anlamιyla „kitapsιz“ bir dindarlιk. Yani dini kaynağιndan öğrenme gibi bir azim ve kararlιlιk yok. Bu konudaki derin cehâlet ne yazιk ki sadece halkιmιzda değil, hoca diye insanlarιn önünde duranlar da en az onlar kadar câhil. Üstelik onlar cahil olduklarιnι kabul de etmiyorlar. Tabi böylesine münbit bir arazi olunca mâneviyat dünyasιndaki boş arazileri ucuza kapatιp, parsel parsel satmaya kalkιşan „din mafyalarι“ ortaya çιkιyor. Böylesi mafya babalarι ruhsat gâilesi taşιmayan „gecekondu“ derdine düşmüş müşteri bulmak ta hiç de zorlanmιyorlar. Dinin- imanιn da ruhsatι mι olur demeyin sakιn. Evet kitaba uyan din „ruhsatlι”,...

Devamını Oku

Köyler Göç Veriyor

Köyden kente göç her gün artarak devam ediyor. Geçenlerde Erzincan iline bir ziyaret gerçekleştirdim. Bu ziyarette Kemah ilçesine de gittim. Orada çok güzel mesirelikler, tarihi evler, kale ve Melik Gazi türbesi gibi gezilecek görülecek yerler mevcut.Kemah’ın soğukpınar mahallesi de göç veren ve bu göçe bağlı olarak viraneye dönen bir yer konumunda. Burada 1908 yılında yapılan soğukpınar mahallesi soğukpınar camisi de cemaatsizlikten yıkılmaya yüz tutmuş durumda. 1978-1981 yılları arasında Soğukpınar camisinde imam hatip olarak görev yapan Sıddık Başpınar eski günleri yaşama adına gittiği camide “hey gidi eski günler” deyip uzaklara dalarak “O yıllarda burası kalabalık bir mahalle idi. 80’li yılların sonunda burada yaşayan kimse kalmayınca Diyanet de kadroyu aldı. Cami imamsız mahalle de ıssız bir hale girdi. Burada 3.5 yıl görev yaptım. Mütedeyyin bir cemaati vardı. Ramazanlarda her akşam bir farklı evde iftarlar açılırdı. Kalabalık bir şekilde teravihler kılınırdı. Şu an 27 yıl öncesini yaşıyorum. Eskiyi hatırladıkça gözlerim doluyor. Şimdi ise camiyi ve mahalleyi garip gördüm. Allah rahmet eylesin Boynu kalın İbrahim Usta, Gıldırik Nurettin Usta’nın bu camide emekleri çoktu. Kabenin örtüsü’nün parçası ve Sakal-ı Şerif vardı bu camide.” diyerek göç nedeniyle terk edilen buna benzer yüzlerce köy, mahalle ve camiler gerçeğine parmak basıyordu. Yaptığım araştırmada Erzincan’daki 11 köyde kimsenin yaşamadığını gördüm. Köyler sahipsizdi. Kimsenin kalmadığı köylerden başka köylerde nüfus da azalmıştı. Mesela Kemaliye Köyleri 49,  Refahiye köyleri 53, Merkez köylerde ise ortalama 230 kişi yaşamakta. En kalabalık üç köy...

Devamını Oku

Maç İzlenimleri

Dün akşam Fenerbahçe-Trabzonspor maçını izlemek için üniversitenin az ilerisindeki kafeye gittim. İçeri girdiğim anda küçük bir ayrıntı dikkatimi çekti. Kafeteryayı ikiye bölmüşler, hangi takımın taraftarıysanız o bölüme oturuyorsunuz. “Ne var ki bunda? Anlattığın metodu  her kafeterya işletmecisi uyguluyor” diyeceğinizi çok iyi biliyorum.Efendim, kusura bakmayınız. Haklı olduğunuz konusunda size katılıyorum. Fakat; insan yine de üzülüyor. “Sen de üzülmek için kendine mesele arıyorsun” demeden önce bir dakikanızı ayırıp beni dinlerseniz sevinirim. Saygınız için teşekkürler. Kurtuluş Savaşı’nda aynı safta ölüme giden, camide aynı safta Allah’ın önünde eğilen halkımız bir top için neden kümelere bölünüyor. Toplumu bu şekilde ayrıştırmak ileride tamiri olmayacak sorunlara gebe değil midir? “Arkadaş! Sen evine git, yazını yaz, bu konulara karışma. Biz bir top için gruplara bölünelim, birbirimize ağıza alınmayacak sözler söyleyelim ve sonra maç bitince dağılalım. Bunlar hayatın zevkleri güzel kardeşim. Sen bizi anlayamayacak kadar uzaylı olmuşsun” diyecekler mutlaka aranızdan çıkacaktır. Abarttığımı çok iyi biliyorum. Bu yazarlığın en önemli inceliğidir. Konuları abartarak yazacak, toplumun ilgisini çekeceksin. İlginizi çekebilmek için küçük bir örnek vermek istiyorum. Trabzonlu yaşlı bir amca hacca gidiyor. Hac görevini ifa ederken “Bize Her Yer Trabzon” yazısıyla fotoğraf çektiriyor. “Bunda ne var” demeyin. Lütfen, olayların derinine inin. Bugün fanatik olan ve ayrı bölümlerde oturan taraftarlar, yarın aşırılıkla Kabe’de “Bize Her Yer Trabzon” yazısını alıp fotoğraf çektirirler, diğer gün takımlar dinleri, başkanlar Allahları olur ve dini için mücadele etmeyen insanlarımız takımları için kan dökerler. Sayın büyüklerim (artık...

Devamını Oku

Ülkem İçin Bir Projem Var?

Harika bir projem var. Kimsenin artı maliyet yapmasına gerek yok. Her şey üniversitenin içinde olup bitecek. Ne biz yorulacağız, ne de profesörlerimiz gelip bize ders anlatma eziyetine katlanacaklar. Tamam, lafı uzatmıyorum. Kısa ve net cümlelerle projemi sizlere anlatıyorum.Proje Adı: İstihdam İçin Öğrenci-Üniversite Elele Proje Sahibi: Ömer Daşdan Proje ev sahibi: Karadeniz Teknik Üniversitesi Proje Konusu: Üniversiteleri Marka Haline Getirirken İçi Boşaltılan Üniversite Öğrencilerini Hayata Kazandırma Yapılması Gerekenler: 1– Öncelikle her gün git gel yaptırılarak boşuna günleri heba edilen gençlerimizin ders saatleri en aza indirilecek. 2– Derslerin aşağıya çekilmesi gerçekleştirilirken girdiği ders başına ekstra alan profesörler mağdur edilmeyecek. (Daha detaylı açıklama yedinci maddede yazmaktadır.) 3– Her öğrenciye üniversite içinde kendi alanına göre iş imkanı verilecek. 4– Yanlış anlaşılmalara neden olmamak için “kendi alanı” terimini biraz daha açmak isterim. Örneğin Kimya Bölümü öğrencileri binanın çok çürük olmasından dolayı tamir işlerinde çalışabilirler. Makine Mühendisleri Sanayi ile bağlantılı çalışmayla yıkama-yağlama işlerinde, Fizik bölümü, koordinasyon şeklinde, zaten kedilerden başka gelen-giden olmadığı için yıkılacak. Onun yerine KTÜ dışından bir televizyon tamircisiyle anlaşılarak oraya küçük bir televizyoncu açılacak. Gerekli çırak-kalfa çalışmaları yapılarak fizik öğrencileri televizyon tamircisi olarak yerleştirilecek. Yarın, gelip “Ömer herkes kendi alanına göre çalışacak Adamlar bizi acayip işlere soktu” demeyin diye bunları anlatıyoruz. 5– Öğrenciler için istihdam sağlanırken üniversite ve yerli halkın bütçesi kesinlikle unutulmayacak. Öğrencilerin işe yerleşme işlemi bittikten sonra maaşlarından yüzde yirmi-otuz arasında ÜTV (Üniversite Tüketim Vergisi), İKV (İl Kalkındırma Vergisi) kesilecek....

Devamını Oku

Kişisel Gelişim Kitapları

Tarihin her döneminde insanlar için uğraşılması gereken açlık, sefalet, korku ve doğal afetler gibi özel nedenler ortaya çıkmıştır. Bu sorunları toplumlar içinde dallara ayırırsak önümüze büyük bir ağaç meydana çıkmaktadır.İnsanlar bu zorlukları aşmak için yeni teknikler geliştirmişler, bu teknikleri uygulayarak diğer insanlara da yön vermişlerdir. Milenyum çağının en büyük sorunlarından biriside insanların günlük hayatın stresinde boğularak kaybolmasıdır. İnsanlar toplumda daha iyi bir yer edinebilmek için kendilerini geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bunun için insanlar kişisel gelişim sağlayan kurslara psikologlara ve çok fazla kişi tarafından yazılan kişisel gelişim kitaplarına yönelmişlerdir. Çok fazla sayıda diyorum çünkü piyasada o kadar fazla kişisel gelişim kitabı var ki sanki her eline kağıt kalem alan bu kitaplardan yazıyor. Bu kitaplar birbirinin aynısı olabiliyor veya çok farklı görüşler içerebiliyorlar. Kitaplar tamamen yazarın dünyaya olan bakış açısını yansıttığı için kişinin üzerinde ki etkisi birkaç gün içerisinde kayboluyor veya kalıcı psikolojik rahatsızlıklara bile sebep verebiliyor. Bir kitapta, başarı için insanların üzerine basılması gerektiği yazılırken diğer kitapta sevgi ve hoşgörü bir başka kitapta ise kendine güven gibi terimler yer almaktadır. Peki bu kitapları yazan yazarlar bu işin eğitimini almışlarsa bu farklılıklar niye? İki kere iki dört etmez mi? Şöyle bir yaklaşım sergileyebilirsiniz ‘kişilerin sorunları farklılıklar gösterdiği için bu kitaplarda farklı’. Öyleyse bu kitapları okuyanlar için, bir kullanma talimatı olmalı veya yazarla irtibatı ( okura, yazar okuyabilirsin diye birebir izin verecek ) sağlanmalıdır. Günümüz insanları kişisel gelişim kitaplarından fazla bu işin ehli...

Devamını Oku

Taraf Gazetesi de Abonelik Sistemine Geçiyor

Erden ÖZKANT Yıllardır Zaman gazetesinin uyguladığı abonelik sistemine artık Taraf gazetesi de geçiyor.İnternet aboneliği de bulunan Taraf, aşağıdaki ilan ile abonelik sistemine geçtiğinin ilanını veriyor. Gazetenin etkisi biliniyor. Farklı düşünce ve inanışa sahip olanların ve hatta hangi gazete ve televizyonda çalışırsa çalışsın demokrasiden yana olan gazetecilerin bile Taraf’a duydukları sevgi ve saygıları da… Gazetenin, Türkiye demokrasi tarihine yaptığı katkı da… Ergenekon, Balyoz, Kafe, AKP ve Gülen’i Bitirme Planı gibi belgeleri yayınlayarak nasıl bir orduya sahip olduğumuzu, haberimiz olmadan ne türlü badireler atlattığımızı ortaya çıkardı Taraf. Hala daha gerçekleri ortaya çıkarmaya devam ediyor. Örneğin… Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın, PKK’lıların bulunduğu yer...

Devamını Oku

Mevlana'yı Şov İçin Kullananlar ve Ben

Yazarlıkla alakalı hiçbir isteğim yoktu. Hani malzeme toplamak, yazacak bir şeyler bularak popülaritemi artırmak amacı gütmeden, sadece içe dönük maneviyatımı geliştirici arayışlar içerisindeydim.  Bir anda karşıma bir poster çıktı. İlgi çekici puntolarla Mevlana’nın 738. Ölüm Yıldönümü Sebebiyle Cuma günü saat 19:00’da ***’nde bir etkinlik düzenleneceği yazıyordu.Biraz daha dikkatli bakınca etkinliğin ana karakterinin Mevlana’nın anlatımını üstlenmiş olan, çok satılan kitapların yazarı … (isim vermek yok) olduğunu görebildim. “Allah’ın sevgili kuluymuşum” dedim kendi kendime. Bu programa katılırsam kesinlikle maneviyatımda bir hareketlenme olabilirdi. Cuma gününü dört gözle beklemeye başladım. Bu arada programın yararlılığını düşünerek arkadaşlarımı, dostlarımı, yani kısacası tanıdığım herkese programdan bahsediyor, onları Cuma günü etkinliğe katılma konusunda ikna ediyordum. Bu kadar güzel bir program olacağına göre tanıdıklarımın katılmasını istememde bir yanlış görmüyordum. Neyse konuyu fazla uzatmayalım. Dört gözle beklediğim o gün geldi. Akşam olmasını sabırsızlıkla bekledim. Küçük bir çocuk gibi, en güzel kıyafetlerimi giyerek saat altı civarı, etkinliğin düzenleneceği ***’nin önüne geldim. Çok uzun bir kuyruk vardı. Halkın bu kadar faydalı bir etkinliğe ilgi göstermesi mutluluğuma yeni eklentiler yaptı. Utanmasam, bir çocuk gibi zıplayacak, hoplayacak ve mutluluğumu dünyaya haykıracaktım. Ben hayal dünyamda çocukluğumu yaşarken, biraz önce katıldığım kuyruk büyük bir hızla ***’ye doğru ilerlemeye başladı. Kaynak yapanların sinirimi bozmasına izin vermeden, usulca koridoru geçtim ve salona ulaştım. Oturacak bir yer aramaya başladım. Ben yer ararken, millet koltukları kapıyor bir koltuk kapan beş kişi için beş koltuk rezerve ediyordu. Yani yanındaki koltukları...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Ekim 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz.1. HEDİYE : Yunus Albaf, Ekim 2011’de en çok okunan makale sahibi olarak 8GB USB bellek kazanmıştır. 2. HEDİYE : 15.11.2011 – 15.12.2011 tarihleri arasında yayımlanan makalelerden “Biz Kaybettik Onlar Buldu, Keloğlan’da Caillou Oldu! – (Semra Demir)” isimli makale, yönetim tarafından ayın en iyi makalesi seçilmiş ve Semra Hanım 8GB USB bellek kazanmıştır. *** 15.12.2011 – 15.01.2013 tarihleri arasında yönetim tarafından seçilecek, “ayın en iyi makalesi” sahibine yine 8GB USB bellek hediye edilecektir. Sonuçlar 16.01.2013 tarihinde “En Çok Okunan Makaleler (Kasım 2011)”in duyurulmasıyla açıklanacaktır. *** EN ÇOK OKUNAN MAKALELER (EKİM 2011) 1. LCD Ekran Değiştirilmesi – (Yunus Albaf) – 18.10.112. Acı, Vurdumduymazlık ve Depreme Bile Sevinebilen Vicdansızlar – (Erden Özkant) – 24.10.113. Demokrasi Üzerine – (CEM KEYSAN) – 27.10.114. Rutkay Aziz’in Altın Portakal’da Yaptığı Çelişkili Konuşma ve… – (Erden Özkant) – 11.10.115. Fatiha Tefsirinden Kalbe Gelenler – (Ali Sekülü) – 13.10.116. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Şık” Romanı – (Bülent Sakça) – 30.10.117. Atatürk Mezardan Kalkacak ve Hepinizin… – (Erden Özkant) – 12.10.118. Şehit Annesine Mektup – (Ömer Daşdan) – 24.10.119. Tehlikeli Sözler – (Ömer Daşdan) – 21.10.1110. Gün Olur Hesap Döner – (Öznur Yılmaz Kirenci) – 19.10.11 * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirmeye alınmamıştır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi kapsamaktadır.* Sıralamaya bir yazarın en fazla 3 yazısı...

Devamını Oku

Hayat Kısa, Çay Söylede İçelim Biz, İçki Günah…

Düşünüyorum, Sen yoksun.Önceleri seviyorum sadece,Sonra bir özlemektir alıp gidiyor başını,Alışkanlık diye bir şey icad ediyor gavur kalbim,Çok geçmeden dost sesleri karışıyor araya ;”Unut ulan artık !”Yok abi diyorum, yok…Unutmanın işi gücü var, uğramaz benim akla,Sırada milyonlarca dert var,Aşka kim vakit ayırır ki,Annesini kaybetti şurda ki çocuk,Onun acısı geçsin bir, benimde sıram gelir elbet… – Hayat kısa, çay söylede içelim biz, içki günah. Bahar...

Devamını Oku

Pardon, Siz Objektif miydiniz?

İnsan olmanın rezilliğini yaşıyoruz bu günlerde. Bertaraf olmak istediğiniz zaman bile farkında olmadan bir taraf içerisine çekiliyorsunuz. Çoğunluğun kararına uymazsanız hain ilan edilirsiniz, uyarsanız yandaş ve yalaka.Hep bir şeylere dahil olma çabasında olan insanların hakkınızda verdiği yargısız hükme çaresiz boyun eğiyorsunuz bir süre sonra. İstediğiniz kadar çabalayın, çamura batmış insanlarla iletişim kurduğunuz zaman dokunmadığınızda bile üzerinize sıçrıyor. Objektif olarak kalmak imkansızlaşıyor git gide ve ne yazık ki elinizde olmadan gelişiyor olaylar. Dinlemeyeceksiniz kimseyi, diğerleri tarafından desteklenmeyen düşüncelerden haberdar olmanız, sizi bir tercih yapmanız konusundaki düşüncelere itiyor. Tarafını belirlemiş karşıt iki grubun arasında bir köprü olursanız ya yanacaksınız ya da seçiminizi yapacaksınızdır. Eğer hala objektif olma konusunda ısrarcıysanız çoğunluğun kararıyla yakılıp yıkılan köprü olarak geçeceksinizdir tarihe. Aynı çoğunluk sizi kurallara uyduğunuz müddetçe dost, uymadığınız zamanda hain ilan eden topluluktur. Demem o ki kabul görmek için ya hain olun ya yandaş ve yalaka. Aksi halde insanlığınızdan ve sadakatinizden şüphe duyulur hale geliyorsunuz… Bahar...

Devamını Oku

Olup Bitenler 5

Ali Sekülü Acaba hiç boyuma posuma bakmadan şöyle bir sistem geliştirmeyi hayal etsem mi? İnsanların vücudunu idare eden sistemleri az çok düşünebiliyoruz. Gerçi üretilen fıkralarla bu konuda bile kafamız karışmaya başladı ama biz yine de aldanmayalım.Kendini sıkarak bütün organları iflasın eşiğine getiren ve bu sebeple de müdür ben olmalıyım diye diğer organları tehdit eden anüs idareci olamaz. Olsa da ortalığı ne götürür, bu konuda çok tecrübeler yaşanmıştır. Bir nebze çok ciddi belki de sıkıcı ortamdan biraz uzaklaşalım diye bu satırları ilave ettim. Af ola. Evet, insanların vücudunu idare eden sistemleri az çok düşünebiliyoruz. Bunları daha önce bu kitapta da geçen beyin ve kalp diye düşünebiliriz. Diğer bütün organlar, bu iki organın emir ve yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmektedir. Örneğin hırsızlığı uygun gören bir beyin ve bunu onaylayacak vicdan seviyesindeki bir kalbin emrindeki el işini o istikamette yapacaktır. Tam aksi bir hal düşünüldüğünde ise yardımlaşma ve önce sen olgunluğuna, temizliğine ve inceliğine ulaşan idareci organların emri ile hareket eden el ise kimsesiz öğrencinin başını okşayıp, onun okul masraflarına ortak olacaktır. Bu durum da duygularımızın kaynağı kalp ve aklımızın, mantığımızın kaynağı beyni idareci olarak değerlendirdiğimize göre, diğer organları da onların emrinde hareket ediyorlar diye değerlendirebiliriz. Bir ülkenin işleyiş tarzı ile bir insanın yaşayış tarzı elbette bire bir olmayacaktır. Ama yapılan teşbihle de çok şey çıkarılabilir. Bu yoldan hareketle, ülkelerin idaresinde de kalp ve beyin gibi yönetim organları olacağı açıktır. Hem bu yönetim...

Devamını Oku

Olup Bitenler 4

Ali Sekülü Artık sanki sorduğum ve cevabını beni ve benim gibileri aydınlatabilecek insanlardan alabilinceye kadar, kendi kendime cevaplar aradığım soruların dışındayız. Sorular üreterek sıkıntıların temel sebeplerini aramış gibiydim. Belki o soruların tatmin edici cevaplarının hayata geçtiğini görmek şu anda irdelediğim bütün problemleri çözebilecektir.Yani sivrisineklerle uğraşmak yerine top yekûn bataklığı kurutmak olurdu. Ama bataklık kurutuluncaya kadar da sivrisineklerin işkencesini çekmek oldukça zordur. Onlarla mücadeleye devam etmek için sebep oldukları sorunları görmek gerekiyor. Yinelemek istiyorum gerçek çözüm bataklığı kurutmakla özdeşleştirebileceğimiz, cahilliği ve şarlatanlığı yok edici tedbirler almaktır. Cahilliği ve şarlatanlığı yok edinceye kadarda, bunların sebep olduğu sorunları görüp teşhis etmek ve fert bazında bile olsa mütemadiyen mücadele etmektir. Ülkemizde yaşayan insan kesimlerine bir nebze göz gezdirdiğimizde sorunların belki küçücük bir kısmını görebilme basireti gösterebilmekteyiz. Bu satırlarımla da okuyucu olmaktan ileriye geçip de asla ciddi bir yazar olamayacak olan ben bile bir şeyler görebiliyorsam herkes denemeli diyorum. Sana mı kaldı diye soranlar olursa, çözüm için çok geniş yetkiler bizlerde olmasa da sorunları görebilme hakkımız olabilmeli diyorum. Yukarıda biraz işsizlerden birazda çocuklarımızdan sohbetler ettik. Emeklilerimiz den de bahsetsek mi! Ne dersiniz? Emekliler artık çocuklarına vaktiyle ne kadar şerefli meslekler yaptıklarını söylemeye utanıyorlar. Durum bundan ibarettir. Ne fazlaca konuşulabilecek durumları vardır nede artık üretime katkıları olmadıkları için hatırlanmaya gerek vardır. Artık hiçbir şey üretmedikleri için aslında oy haklarını da ellerinden alıp tamamen layığını bulmalarını sağlamalıyız.   Onlar hakkında yapılan işler kadar konuştuk yeter. Ama inşallah...

Devamını Oku

Olup Bitenler 3

Ali Sekülü Eğitim konusu üzerinde de bana göre farklı olduğunu düşündüğüm bir açıdan bakılması gerekmektedir. Düşüncelerimi açtığımda bana, “Biz onları sen doğmadan önce, ansiklopedilere yazmıştık.” diyeceklerdir. Ama benim elimde fazlaca bana kendini kanıtlamış kaynak olmadığından kullandığım kaynak ekseri yakın çevremdir. Çevremdeki gül kokulu çocuklarımızı incelediğimde hazin sonuçlar maalesef gözlerimi doldurmaktadır.Lise son döneme gelene kadar “ağaç yaşken eğilir“ atasözümüzün gereği hiç cidden bir meslek öğrenmiş çocuklarımıza rastlayamıyorum. Onlarda örneğin söz konusu tıp olduğunda asla doktorluk dışında herhangi bir mesleği gururlarına yediremiyorlar. Bir radyoloji teknikeri olmayı akıllarından bile geçirmiyorlar. Hedefin nedir sorusuna “Tıp“ diye cevap veren bir çocuğumuza “Hemşirelik mi?“ diye sorsanız, programlanmadığı bu diyalogda şok olurdu. Ama hedefine yaklaştıkça işin aslının böyle olmadığını anlamaya başlayan bebeğiniz büyük bir depresyon içinde en sonun da “ tıp olsun da nasıl olursa olsun “ düşüncesiyle ambulans şoförlüğüne bile talip olsa da ulaşamayabiliyor. Benim burada anlatmak istediğim olayın özü şudur. Lütfen çocuklarımızın beynini en kutsal şey üniversite okumakmış gibi doldurmayalım. Okumazsan yanarsın nidaları ile onları kandırarak bir meslek sahibi olmalarını önlemeyelim. Yüksek okul okumanın dışındaki bütün diğer işlerinde en az yüksek okul okumak kadar yüce olduğu gerçeğini onlara öğretelim. Özel dershanelerin daha az para kazanmalarından hiç korkmadan. Ama sanat ve sanatçılara verilen değer ya da verilmeyen değer ve destek velileri aksi yöne doğru yönlendirmektedir. Çocuklarımızın yüksek ve ulvi olduğuna inandıkları şeylerin peşinden gitmeleri kesinlikle doğrudur. Ama çocuklarımız yetkili ağızlardan her şeyin yerli yerinde ulvi...

Devamını Oku

Olup Bitenler 2

Ali Sekülü Sağlam bir vatandaş olabilmek için kimsenin beni aldatamaması gerekli. Bunun içinde tarihimi, coğrafyamı, siyaseti ve belki de hiç duymadığım bazı başka bilimleri yeteri kadar bilmeliyim. Analitik düşünmeyi, doğru karar vermeyi, sağlam sezgilere sahip olup onlara güvenmeyi öğrenmeliyim.Daha önemlisi yurdumu paylaştığım bütün insanlar bu şekilde olmalı. Ben mucizevî bir şekilde kendimi yetiştirsem bile insanların top yekûn bu seviyeye gelmeleri gerektiğini anlamaları için, yetişmiş insanların bir araya gelerek belli bir plan dâhilinde doğruları ortaya koymaları ve insanlarımıza öğrenmeleri gerektiğini öğretmeleri gerekmektedir. Çünkü benim bulunduğum yerde birçok insan bana ne, ben ne anlarım deyip geçmektedirler. Oysa yanlış bile olsa ufak referanslarla kıyaslamalar yaparak bende varım diyemezler mi? Artık, Ahmet nasıl yapıyorsa bende öyle yapayım, Ahmet hiç yanılmaz, o doğrudur, dürüsttür, bilgilidir demenin bile gelişmişlik sayılabileceği bir ortama doğru sürükleniyoruz. Öyle ya bilmem ne yapacağımı bilmiyorum demekten daha iyidir, “ en kötü karar, kararsızlıktan iyidir “ gereği. İstatistiksel sonuçlara bakıldığında bir önceki paragrafta geçen cümlelerimin hiç de doğru olduğu görülmemektedir. Okuma yazma oranlarının süratle yükselmekte olduğunu iş ve işçi bulma kurumunda ki kuyruklarda diplomalı bekleyenlerdeki artıştan okuyabilirsiniz. Ama bu okumuş işsiz insanların ve okuyamamış işsizlerin beyinleri sürekli olarak “ Bir fitne dokuz büyüye bedeldir “ cümlesinden okunabileceği gibi işsizlikle türeyen fitnelerle süratle beyinleri sislenmektedir. Üstelik işsizlik ve yarın ekmek bulamama, bulsa da doyamama kaygısı sebebiyle binlerce fitne beyinlerde üreyerek istila etmektedir. Buna rağmen her konunun çözümü bulunmuş gibi Allah rızkını verir...

Devamını Oku

Olup Bitenler 1

Ali Sekülü Ülkesi olan hiçbir insan asla acınacak durumda değildir. Şartlarımız her zaman güzeldir. Bizi tuzağa düşüren bir şeyler olduğuna kesinlikle inanıyorum. Sanki birileri beni açlık, sefalet vesaire gibi muhtemel felaketlerin korkuları ile düşünmekten alıkoyuyor. Çevremdekiler de benden pek farklı sayılmazlar.Yalnız onların için de gerçekten bu kötü olayları yaşayanlar ve korkularımıza dayanak noktası olanlar var. Sonuçta onlarda acınacak durumda değiller. Herkes kendine biçilen hayatı yaşıyor. Sadece nasıl daha güzel bir yaşamı yaşamalıyız sorusunu öğrenebilmeliyiz. Düşünmemizi mi engelliyorlar? Biz mi düşünmeyi bilmiyoruz? Yoksa bize düşünmeyi öğretebilecek olanlar görevlerini mi yapmıyorlar? Fırsat buldukça internete farkındalık, akıl, beyin, alt beyin gibi anahtar kelimeler sunarak, çeşitli konuları araştırmaya başlamıştım. Geçmişte yaşadıklarımı, düşündüklerimi çek etmeye çalıştım. Bir ezber vardı. Genel bir ezber ve bunların bozulması gerekiyordu. Ne olursa olsun. Battığım bataklıkta oyalanıp kalmamak için yeri geldiğin de tüm inançlarımı tüm doğrularımı cesaretle sorgulayabilmeliydim. Ne için? Gerçek hayatı, değerli bir bilim adamımızın isimlendirdiği oral-anal arası sindirim sisteminin dışına taşıyabilmek için. Ailem bana bir takım doğrulardan bahsetmiş, sonra biraz çevre, biraz okul onun üzerine bir şeyler katmış. Artık yaşam için gerekli temel ve ayrıntılı bütün felsefeleri, inançları, maneviyatı nasıl olsa en doğru şekilde almıştık. Şimdi bunları sorgulamaya hiç gerek yoktu. Artık bundan sonra geriye kalan sadece paraya ulaşmaktı. Hem sorgulamak ta çok günahtır değil mi? Tabi ki kazanmalıyım, ama yetişmemiş bir kafa ile ne kazanabilirim? Ne kadar kazanabilirim? Ne kadar fayda sağlarım? Yukarıda sıraladığım ve sıralayamadığım...

Devamını Oku

Batι Neden Batacak!!!

Mainz, 12.12.2011   Bugünlerde refahdan başι dönen Avrupa ülkelerinde „kriz“ den geçilmiyor. Önce birliğin şιmarιk çocuğu Yunanistan iflas ettiğini duyurdu, ardιndan İtalya`da hükümet devrildi. Sιrada Portekiz ve İspanyanιn olduğu söyleniyor. Euro havzasιnda yeniden bir toparlanma için „Merkozy“ A.Ş tarafιndan toplantι üstüne toplantι yapιlιyor. Avrupa`da baş gösteren bu „ekonomik“ krizin „siyasal krize“ yol açabileceği de konuşuluyor.Tamam, bunlarιn hepsi vakιa. Fakat bence sadece Avrupa`da değil bütün batι da çok daha önemli bir “kriz” yaşanιyor. Bunun adιnι doğru koymak gerekir. Esasen bu ne ekonomik ne de siyasal bir krizdir, dahasι daha derin bir krizdir. Bu kriz bir uygarlιk, bir insan hatta bir „insanlιk“ krizidir. Bu sorunlar bugün değilse yarιn zaten ortaya çιkacaktι. Zira tabii-fιtri yasalarιn gereği bu böyledir. Allahιn varlιk için koyduğu yasalara müdahâle etmenin mutlaka bir karşιlιğι vardιr. Zira Allah imhâl (süre vermek) eder ama asla ihmâl etmez. Batι Allahιn varlιğa koyduğu yasalarla oynamaya kalkιştιğι için bugün „insan“ krizi ile karşι karşιya kalmιştιr. Şimdi batι uygarlιğιnιn, başkalarιnιn felâketi üzerinden yükseltmiş olduklarι kendi saâdetlerinin neden kιsa sayιlabilecek bir zaman diliminde tükenmekte olduğu üzerinde durmaya çalιşalιm: Batι, insana yanlιş ya da yamuk bir tasavvur ile baktι. 1- Meselâ insanι kafadan günahkâr ilân etti. Madem ki Adem günah işlemiştir, o halde bütün insanlar günahkârdιr diyerek insanι aşağιladι. Oysa insan günahkâr doğmazdι ve kimse de kimsenin günahιnι yüklenmezdi. Ancak Tanrιnιn yetkilerini elinde toplayan kilisenin bu „ilkgünah“ konusunu kazanç kapιsι haline getirdiği biliniyordu. Bu yolla insan...

Devamını Oku

Gerçek Öğretilerden Gerçek Menfaat

Ali Sekülü İçinde yaşadığım toplum neden bir araya gelmiştir? Bu toplumu bir arada tutan dinamikler tesadüf müdür? Eğer tesadüf değilse, bu dinamikler değişmekte midir? Değişiyorlarsa, bu değişim gelişim midir? Erozyon mudur? Değişmiyorlarsa, değişmeli midir? Ne kadar? Nereye doğru?Benim şahsi isteklerim nelerdir? Benim şahsi isteklerimin topluma faydası var mıdır? Bütün isteklerimin topluma faydalı olması başka bir deyişle benim isteklerimin toplumun istekleri olması mümkün müdür? Ben bütün soruların cevaplarının en son soruda düğümlendiğine inanıyorum. Bütün isteklerimin topluma faydalı olması başka bir deyişle benim isteklerimin toplumun istekleri olması mümkün müdür? İşte can alıcı sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Hikâye bu ya! Vaktiyle bir talip, sofi olmaya ve Hak yolunda ilerleyerek yaratanını tanımaya niyetlenir. Çıktığı yolun gereği ilk yapılması gerekenleri tamamladıktan sonra iki gözü kapalı kendini dinlemeye geçecektir. Emirdir bunu taklidi de olsa yapacaktır. Yola giren herkese kendi iç sesini dinlemesi için çalışması emredilmektedir. Yeni derviş çok saf herkesin içinden gelen sesler ile sohbet ettiğini düşünerek yüksek bir inançla gözlerini kapar. Bir süre sonra yüksek sesle “ benim istediklerim olsun diye ” der. Bir süre daha oturduktan sonra tebessüm ederek kalkar. Yanında olan birkaç kişi çok şaşkındır. Olup biteni sorarlar. Derki: İçimdeki sesi dinliyordum birden Ses bana “ Sen bu yola neden girdin? ” diye sordu. Bende “ benim istediklerim olsun diye ” şeklinde cevap verdim. Ses ” senin isteklerin olmaz! Benim isteklerim olur ” dedi. Bir süre hiç cevap vermeden boynumu büktüm. Bana...

Devamını Oku

Kadın Cinayetleri Ne Zaman Son Bulacak!

Yasalar ağır cezalar verirse caydırıcı ola biliri mi? asırlar boyu gelişen yanlış düşünce ve inançlar ortadan kalka bilir mi, kadını insan değil de erkeğin malı olarak gören bu yanlış düşünce ortadan kalkmalı! Cinayetlerin gerçek sebepleri nelerdir! Günümüzde hala otoriteler bu cinayetlerin sebebini ortaya çıkaramıyor veya caydırıcı tek cümle söylemiyor, çünkü otoriteyi elinde tutanlar bu cinayetleri hala hak görüyor, suç işleyen ölmeli mantığına sahipler. Bu düşünceye sahip olanlar çoğunlukta olmalı aksini iddia eden varsa bana izah etmeli, neden bu öldürmeler, dayak atmalar, erkeklerimiz neden bu hakkı kendinde bulur!Bir toplumda cehalet varsa cinayetler bitmez! Sizce töre cinayetleri, insanlık için gereklimi? Hiç sanmıyorum, bütün bunlar geri kalmışlığın belirtisidir, yani cehaletin kanıtıdır.Kadın olmak zordur, birde okuryazar değilse durum daha da vahimdir. Kendi haklarını savunamadığı gibi, gelecek nesilleri de kör bırakır. Ne kendi haklarını bilir, nede hem cinslerine hak tanırlar, kendi çektiği sıkıntıların, ugradıgı haksızlıkların bedelini yeni nesillere ödetir, hayat onlar için zordur, mutlu olmayan kadın mutluluk vermez. Kadın bilinenden çok daha zekidir, sadece toplum kadını baskılar ve kopleknksli, takıntılı birer insan haline getirir. Kadınların bir kısmı çok konuşan yapıya sahiptir, bazıları içe kapanır. Çok konuşanı sevilmez, az konuşanı makbuldür, herkesin egosuna hitap eder, çünkü kadın konuşmuyor ise haddini biliyordur, konuşan dayağı ve hertürlü eziyeti hak etmiş sayılır. Ben bunları yaşamış biri olarak yazıyorum tahmin değildir.Okulu 4.sınıfta bıraktırılıp evlendirildim, hayat boyu bunun acısını yaşadım lakin okumayı hiç bırakmadım, ama yazı yazmayı unuttum, köyden şehre...

Devamını Oku

Otuz Üç den Çıktım Yola

Belki de kendisine sorular sorulduğun da cehaletinin ortaya çıkmasından korkan sahte âlimler gelmiştir. Sahtekârlıktan kaynaklanan cehalet, bir şeylere cevap verememek değil her şeyi bilmediğinin ortaya çıkmasının korkusudur, diye düşünüyorum. Her şeyi bildiği iddiası ile cehalet makamından şarlatanlığa soyunanlar, hiç eksik olmamıştır. Böylece de bilhassa asil sorularla başlayan güzel dinimiz soru sorulamaz bir tabular karargâhına dönüşmüştür, kimi zaman ve yerlerde.Oysa peygamberimiz, efendimizin kendisine Allah için sorulan soruları övgüyle karşıladığı bilinmektedir. Tabi ki kötü maksatlı ya da maksadını aşan sorular konumuza dâhil değildir. Ayrıca sohbet ortamın da süregelen bir muhabbet akışını lüzumlu, lüzumsuz bir soru ile bölünmesini de uygun bulmadığım gibi...

Devamını Oku

Latife Sünnet midir?

Ali Sekülü Zaman, zaman latife yapmaktan hoşlandığını söylerler, yüce peygamberimizin. Bu vesileyle de dillerde anlatılan hadiselerden bir tanesi bize şöyle anlatılır.Peygamber efendimiz, çok yaşlanmış hanımefendiler efendisi, sahabelik şerefine nail olmuş bir annemizle sohbet halindedir. Mübarek annemiz; Allahın resulüne çok yaşlı olduğu için bir türlü Allah’a ve Resulüne layık olabilecek ameller işleyemediğinden yakınmaktadır. Annem Sen, bilinmez meşhurun, sır küpü aziz varlık!Kendi övülmüş iken, seni övmüş Peygamber.En sevgili Nebi’nin, o eşsiz fedakârlık,Sıfatı canın olmuş, kokunsa miski amber.                                             Muammer Bilim Tabi bizler, o annemizin her ne kadar ismi ben cahil tarafından bilinmese de, yüksek bir şahsiyet olduğunu biliyoruz. Çünkü yüce peygamberimizin nazar ve eğitimlerinden geçme şerefine nail olmuştur. Ne kadar büyük şükür ve ameller içinde olsa da “ Tevazu fetih eder, Fettah babını ”  kelamının aslına nail olarak, yokluk penceresinden baktığına inanıyoruz. “ Ben bir koca karıyım, benim neyim olabilir ki kocaman Allah için, benim bu yaşlı bedenimle yaptığım amel ve ibadetler bir işe yarar mı ki? ” şeklindeki düşünceleri; Ancak miraçta “ Habibim ( En Sevgili kulum ve peygamberim ) bana ne ile geldin? ” hitap ve sorusuna, güzeller güzelinin; “ Ya! Rabbim sana sende olmayanla geldim. Yokluğumla geldim, aczimle geldim, noksanlarımla geldim ” cevabını, gönül şehrine kazımış, nakış etmiş böyle bir sultanın, sahabe annemizin dilinden dökülebilirdi. Allah’a ve Resulüne layık olabilecek ameller işleyemediğinden yakınan annemize peygamber efendimizin verdiği cevap ise “ Anne sen bu yaşında cennete giremezsin ” olmuştur....

Devamını Oku

Hurafeden Uzak Kuran Dini

Kuran’dan uzak yaşayan insanların, hayatlarının her anında yanılgılara ve hatalara sürüklenme ihtimali çok yüksektir. Çünkü bu tür insanların olaylara bakışı, toplumun değer yargıları ile sınırlıdır. Din konusunda konuşurken bile, Kuran’dan ziyade kulaktan dolma bilgilerle ve geleneksel değer yargıları ile bilgi verirler. Kuran’da bildirilen hükümleri görmezden gelerek atalarının dinine uyarlar ve şirk içinde yaşarlar.Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170) Hurafeler dinini yaşayan bu insanlar ‘İslam şiddeti ve öldürmeyi emreder, kadını ezer, Müslüman olmayana düşman olur… ’ gibi telkinlerle insanları zehirlerler. İnkâr eden çoğu insan da, Kuran bilgisi olmayan, hurafeleri din diye yaşayan ve tebliğ eden kişilerin İslam’ı temsil ettiğini düşündükleri için onların yaptığı her şeyi İslam dininin gerekleri zannederler. …Hurafeleri kabul edenlerin oluşturduğu din, yaşanması ve uygulanması zor olduğundan pek çok insan dünya hayatının çekici süsüne dalmış, ayrıntılarla içinden çıkılmaz bir hal alan dinden uzaklaşmış ve böylece İslam’a büyük zarar verilmiştir. Kuran’la alakası olmayan uygulamaları mecbur kılan, Allah’ın haram kılmadığını haram sayan insanların dine verdiği zarar tartışmasız çok büyüktür. Allah kullarına zorluk dilemediği halde insanlar her ibadeti zorlaştırmış; bu yüzden namaz, oruç, abdest gibi çok önemli ibadetler dahi insanlar tarafından terk edilmiştir. …Ancak son yıllarda, cehaletin ve bilgisizliğin dine verdiği bu zararın, Allah’ın izniyle artık son bulmaya başladığını açıkça görmekteyiz. İnsanların hurafelerden sıyrılıp...

Devamını Oku

Balarısı

Beş yüz derde deva besin üretirKimya’yı geç; elifi bile bilmez.İşçi doğar, yaşar, ömrü bitirirVefakârdır; işi bir çile bilmez Yeterince larva, yeterince mum,Özenle işlenmiş ince ince mum.Koza, petek olur gerekince mumYaptığı içgüdüsüyle bile bilmez. Şaşsın âlimler kovandaki düzeneEn az on bin canlının iş bölümüne.İçtenlikle uyarlar disiplineEvrim teorisinde dile gelmez Anlatsa ne; balda ki kristalizeŞüphe düşüyor bazen içimize.Ürettiği yiyecek bir mucizeDürüsttür, cesurdur hiç hile bilmez. Uçan fabrika küçük, narın yapıNe mühendis var, ne işçi, ne kapı.Tek ona takılmıştır bal lakabıTesadüfü asla vesile bilmez. Huzur dolu yaşam mücadelesiYarım gram bal yakar Kilometresi.Ayettınde anlatır Nahl süresiTeori bu gerçeği sile bilmez. Işık olup geçer sanki hektarı.Bin beş yüz defa yapar bu tekrarıArayıp bulur sevdiği nektarıHer çiçek çiçektir; gül, lale bilmez. O küçük vücutta o performansı.En doğal halidir havayla dansı.Teoriye vermez bir tespit şansıTeorisyen düşüne bile bilmez. Ömrünce doğaya en çok yararlıAzimli, bilinçli, kesin kararlı..Sabırlı, uyumlu, hep istikrarlıBereket, bolluktur eksile bilmez. Doğadaki şifa için aracı,Tütsüden geliyor korkuyla, acı.Savunmadır iğnesinde amacıİnsanı sokmayı, bir çile bilmez. Ne ödül alırdı insan olsaydı.Rakipsiz kalırdı insan olsaydıBelki şımarırdı insan olsaydıYirmi milyon yıldır değişme bilmez Aslında yaptığı işlem çok basitMayadır nektara enzimli asit.Çiçeğine göre bal çeşit çeşitTadına bakmayı düşüne bilmez. Kovanda örnektir sosyal hayatıFarklı mucize petekte sanatı.Eşsizdir besinin kokusu, tadıOrhan ne yazsa anlata...

Devamını Oku

Simitçiler, Çöpçüler ve Arsızlar

Bazen çok üzülüyorum. İçimden ağlamak geliyor. Ağlamak isterken, boğazımda tarif edemeyeceğim değişiklikler oluyor. Gözyaşlarımı engellemek için sanki boğazım bana karşı mücadele veriyor. Sonunda da başarılı oluyor, ağlayamıyorum. Beni bu hale getiren bir aşk acısı, ihanet vb. kesinlikle değildir.Dünyada bunların dışında hangi büyük sarsıntı insanı bu hale getirir. Üzüntüsü doruklara ulaşır ve gözyaşları bile acıyı anlatmaya yeterli olmadıklarını bilir ve geri kaçıverirler. Ağlamayı beceremiyorsam, acıyı paylaşmayı becerebilirim. Belki bu şekilde acımda sizlere dağılarak benim üstümde yük olmaktan vazgeçer. Dinleyin bakalım. Geçen gün ikinci üniversite kaydımı yaptırmak için erkenden uyandım. Gözlerimdeki uykunun emarelerini yok ederek hızla dışarı çıktım. Sabahın güzel ve işveli meltemi yüzüme vuruyor, sabah neşeme neşe katıyordu. “Bugün her şey çok güzel gidecek” dedim kendi kendime. Otobüse binmek için hantal vücudumu yavaş yavaş üniversiteye doğru sürüklüyordum. İçimde oluşan tatlı telaşı vücuduma işkence yapmak için kullanıyordum. Rampayı hızla çıktım. Kampüse doğru yaklaştığım sırada yağmur başladı. Yağmurun ritmiyle birleşen acıkma isyanlarını bastırmaya ve hızla otobüs durağına gitmeye çalışıyordum. Her zamanki gibi açlığıma yenik düştüm. İki kat elbise giymesine rağmen sabah soğuğuna dişlerini sıkarak katlanmaya çalışan simitçinin yanına geldim. Yüzünde yağmurun ıslak damlacıkları ve soğuğun acımasız varlığı dans ediyordu. Sabahtan akşama kadar soğuğun doruğunda iki simit satıp ailesine ekmek götürebilmek için çabalayan Simitçi H.’den üç simit aldım. Adamcağız soğuğun insanda yarattığı uyuşukluğa prim vermeden, beklenmeyecek atiklikle eldivenlerini çıkarıverdi. Eldivenleri kendine sığınak yapan eller bir anda soğukla karşılaşınca simitleri sarıp bana verinceye kadar...

Devamını Oku

Kabiliyet Yoksa Neylesin Mürşidi, İster ise Olsun Muhammed Hazreti

Çalıştığım odanın kilidi için en az bir tane yedek anahtar yaptırmam gerekiyordu. Anahtarı aldım ve bir anahtarcı ustasına gittim. Ertesi gün yeni anahtarımı kullanamadığım gerekçesi ile tekrar anahtarcıdaydım.– Hayırlı işler, kolay gelsin. – Sağ ol, ne vardı? – Ustam, dün bir anahtar yaptırdım ama sanırım bir sorun var gibi! – Ne sorunu?   – Bilmiyorum, kilidi açamadım. – Bak kardeşim, ben on yedi yıldır anahtar yapıyorum, sen açamamışsındır. – Bak usta, bende kırk dört yaşındayım yaklaşık otuz sekiz yıldır kapı açıyorum. Bak şu anahtara! Neyse, bu defa denediğimde anahtar çalıştı. Usta on yedi yıllık maharetini bu sefer lütfetmişti. Tabi benim kırk dört yılın içinde hangi noktadan başladığına tam emin olamadığım uzmanlık alanım olan kapı açma sanatımda unutulmamalı. Bizler kapıları açmasını bilmeseydik, hiçbir anahtarcının sanatı hiçbir işe yaramazdı. Aslında her şey bir uzman, usta vasıtası ile hayatımıza girmektedir. Gerçek olan hiçbir uzman bize tutulmuş balıkları sunmamaktadır. Uzmanlar bize balık tutmanın yollarını öğretirler ve kalplerin anahtarı gibi, her şeyin anahtarını verirler. Artık bundan sonrası size kalmıştır. Verilen anahtarları kullanmaktaki maharetinize! Evet, çok iyi bir anahtar ustasının elinden çıkan anahtarlar var. Bu gün kaç tane kapının açılıp açılmadığını fark bile edemiyoruz. Öyle ki bize teslim edilen anahtarların çoğunun ne işe yaradığını bilip merak bile edemiyoruz. Belki de bundan da vahim olanı, elimizde aslının anahtar olduğunu bilmediğimiz nesneleri zincir gibi sallayıp geziyoruz. Bir çocuk saflığıyla diyorum, alalım anahtarlarımızı deneyelim, nereye uyacak? Belki bir...

Devamını Oku

Resim Çizmek

Aramızda resim çizenler olabilir birazda onlardan bahsedelim; Resim çizmek ustalık ister genellikle resim çizemeyen çocuklar fazla uğraşmazlar resimlerle. Çünkü kendilerine güvenmezler. Ressamlar bile küçükken resim çizemeyen ama büyüdükten sonra çok iyi resim çizebilen insanlardır.Çocuklar resimlerini bazen “paint” ile çizebiliyorlar ama çok da iyi olduğu söylenemez. Ben küçükken iyi resim çizerdim ama büyüdükten sonra fazla uğraşmadım ve sonucunda güzel resim çizemiyorum. Bazen insanlar derler ki doğuştan yetenekli ama ben bunlara katılmıyorum çünkü her insan çok güzel resim çizebilir. Kendisini geliştirdikten sonra neden olmasın. Özellikle ben ağaçları gerçekten çok iyi çizerdim herkes bana çizdirirdi. Sizlere tavsiyem resimleriniz çok iyi ise kendinizi geliştirin. Ünlü ressam Leonardo Da Vinci eserleri herkesi büyülüyor siz neden güzel çizemezsiniz ki sizin onlardan ne farkınız var önemli olan kendini geliştirrebilmek. İşte size bazı taktikler;1-) Azimli ve sabırlı olmalısın2-) Kendine güvenmelisin3-) İstekli olmalısın4-) Her şeye inat kendini geliştirmelisin5-) Resim taktiklerini anlayabilmelisin İşte bunları bildikten sonra neden güzel çizemezsiniz ki? Önemli olan yukarıdaki 5 maddeyi uygulayabilmek. Ama ben sizlere güveniyorum yapabilirsiniz özgüveniniz olsun yeter. Ünlü ressamlar bile resime başlamadan önce kendilerine güvenip çiziyorlar. Resim çizmek emek ister. Herkesin kendi yetenekleri vardır eğer siz bu yeteneklerinizi keşfederseniz hayat size güler her yolda başarılı olursunuz. Resimler genelde 3b dediğimiz karakalemle çiziliyor sizlerde bunlarla çizin, uçlu kalemleri tavsiye etmiyorum. İnşallah yazılarımı beğenmişsinizdir. İnşallah hayatınızda başarılı olursunuz kendi yeteneklerinizi keşfedersiniz. Yazımı beğenmişseniz ne mutlu bana inşallah beğenmişsinizdir. Unutmayın resim çizmek için kendinize güvenmelisiniz....

Devamını Oku

Amerikan Askerine Mektup

Sevgili Coni, seni ve senin zihniyetini hiç sevmediğimi çok iyi bilirsin. “Beni sevmiyorsan ne için bana mektup yazıyorsun?” diyeceksin biliyorum. Ne yapayım Coni? Koskocaman ülkede bir kişiye bile derdimi anlatamadım, o kadar yalnız kaldım ki en son çare sen geldin aklıma.Beni yalnızlığa mahkûm eden, her defasında söylemek istediğim fakat “vatan haini” sloganlarıyla yarıda kesilen derdimi bir de sana anlatayım. Belki sen anlarsın, daha sonra da halkıma anlatırsın. İthal zihniyet devreye girince, eminim ki insanlar farklı bir bakış açısı sergileyecekler. Her gün sokakta gördükleri kendilerinden birinin sözleri pek cazip gelmiyor olsa gerek. Neyse fazla uzatmadan konuya gireyim. Senin zamanını almak istemem. Sevgili Coni, ben vicdani rettin  ülkemin demokraside, insan haklarında bir basamak atlayabilmesi için gerekli olduğunu söylüyorum.  Ben şu cümleyi söyledikten sonra bir kişi bile düşüncelerimi sonuna kadar dinlemiyor. Hemen ağzıma bir kilit vurmaya çalışıyorlar. “Vatan borcunun retti mi olur. Sen vatan haini misin” diyorlar. Daha sonra “Bak! Karşı komşunun tek oğlu askere gitti. Çok zor durumda kaldılar. Eve bakacak kimse kalmadı. Yine de aile bir kez olsun şikâyet etmedi” diyerek beni susturmaya çalışıyorlar. Susturamadıkları ilk dakika ağzımdaki tüm cümleleri suratlarına boşaltıyorum. Ne mi söylüyorum? “Kardeşim evde yaşanan sefaleti gurur duyacak bir tablo olarak göstermek yerine ne için sefaleti önlemeye çalışmıyorsunuz? Örneğin; askere gelen her bireyin ailesine belli bir miktar para bağlayabilir ve bu sorunu çözebilirsiniz.” diyorum. Ne dedin? Sizin oralarda asker olmak isteyen her bireye maaş mı veriliyor? Devlet...

Devamını Oku

Siyaset Numaraları (Şike Yasası: Aziz'i Kurtarma Operasyonu)

Siyasetçiler fırsat buldukları her dakika kendine yeni oy vericiler katmak için çaba gösterirler. Dersim Olaylarını kaşımalarının tek sebebi budur. Bugünlerde Dersim’in yerini “Şikecileri Kurtarma Yasası” aldı. Baktılar ki futbola Dersim’den daha fazla değer veriliyor, şike skandalları üzerinden yeni bir oyun kurdular. Oyunun karakterleri diğer oyunlardan farklı değil. Aslında bu oyunda diğerleri gibi kandırmaca oyunu. Baştan  başlayarak bu oyunu kendi gözümüzle aktarmaya çalışalım.Öncelikle hükümetimiz halkın gözünde itibarını artırmak için, şike yaptığı alenen ortada olan kişileri içeri tıkıverdi. Toplumumuz “Vay be! Ülkeye adalet geldi. Bu hükümet diğerleri gibi değil” cümlesini hayatına yerleştiriverdi. Yani istedikleri oldu. Halkın gözünde bir basamak daha yükseldiler. Günlerce içerdekilere tek bir söz hakkı tanımadan yaygaralar koparıldı. Avrupa’dan bile Şike Operasyonu’na destek geldi. Daha sonra mı ne oldu? Ortalık birazcık sakinleşince “Yahu kardeşim biz ne yapıyoruz? İçerdekiler bildiğimiz gariban halk değil ki. Bunları içerde tutmanın mutlaka bizlere zararı olur. Hele hele Aziz Yıldırım için kesinlikle bir şeyler yapmalıyız.”  Dediklerine yüzde yüz eminim. Eee kardeşim içerde tuttuğun hakkını aramayı bilmeyen halk değil ki, sadece elinde sepetiyle limon sattığı için zabıtalar tarafından öldüresiye dövülen Limoncu Hasan hiç değil. Yani kolay lokma değil ki yutasın. Hemen gizliden geri vites yapıverdiler. Nasıl olduğunu anlamadan, süratli bir biçimde şike yasasında yeni değişiklikleri öngören yasa taslağı ortaya çıkıverdi. CHP, AKP ve diğerleri şikeden en çok zarar gören Fenerbahçe’nin oy potansiyelini düşünerek yasa taslağına destek verdiler. Şimdi içinizden biri “Şamil Tayyar ve Abdullah Gül’ü unutuyorsun”...

Devamını Oku

Ayet El-Kürsi ve Anlamı

                                             Ayet’l-Kürsi Okunuşu BismillâhirrahmânirrahimAllahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.                                           Ayet’l-Kürsi Anlamı (Manası) Allah’tan başka İlah yokturDiridir, Kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.                                           Ayet’l-Kürsi Okunuşu (Video)                                              Kunut Duaları için tıklayınız …                                      ...

Devamını Oku