Yıl: 2011

Nere Gitsem Kurtulamam…

İnadı tutan damarlardan,Vara-yoğa gelen şamarlardan,Haksız yere azarlardan,Nere gitsem kurtulamam… Vakitsiz öten horozlardan,Boyumca kuyu kazanlardan,Yüze gülen nazarlardan,Nere gitsem kurtulamam… Ufkumu örten dumanlardan,Çıplak koyan tumanlardan,Tanınmaya engel boyalardan,Nere gitsem kurtulamam… Yaklaşınca kaçanlardan,Sırtım sıra yanaşandan,Ardım sıra konuşandan,Nere gitsem kurtulamam… Ruhu tenden soyanlardan,Boş bilinmeze sokanlardan,Yarı yolda koyanlardan,Nere gitsem kurtulamam… Kadınlaşan adamlardan,Adamlaşan kadınlardan,Sahteleşen asıllardan,Nere gitsem kurtulamam… İyiliğe ağıt yakanlardan,Kötülüğe göbek atanlardan,Yas tutup,zil çalanlardan,Nere gitsem kurtulamam… Türlü tezgah kuranlardan,Şeytana çanak tutanlardan,Şefkati sinesinden vuranlardan,Nere gitsem kurtulamam… Yusuf gibi kuyulardan,Eyüp gibi sabırlardan,Bilal gibi sahralardan,Nere gitsem kurtulamam… Sil sil bitmez çamurlardan,Esip giden boranlardan,Gereksizken bedduadan,Nere gitsem kurtulamam… Musallaya uzanmaktan,Topraklara sarılmaktan,Ömrü de çalan son bahardan,Ne yapsam da kurtulamam… 11.04.2011Öznur Yılmaz...

Devamını Oku

Güzel Ahlaktan Vazgeçmemek

Kuran’ı Kerim, insanlar için bir yaşam rehberidir. Yüce Rabbimizin en güzel ahlakı bildirdiği Kuran’ı okumak ve emir ve yasaklarını titizlikle uygulamak her Müslüman’ın görevidir. ‘Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır.’ (Bakara Suresi, 2)Kuran’ı okuyan insanlar bilir ki, Allah kullarına sabırlı olmalarını ve bunda kararlı davranmalarını emreder. Bu tavır insanlar için faydalı sonuçlar doğuran güzel bir ahlak örneğidir aslında. Yaşanan olumsuz olaylarda gösterilen sabır ve tevekkül, olayların büyümesine engel olurken daha güzel sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir. Yaşanan olumsuz olaylarda öfkeye kapılıp, sabırlı davranamamak kişiyi içinden çıkılmaz durumlara sokar çoğu zaman. Karşılaşılan her olayın Allah’ın kontrolünde ve bir sınav dahilinde gerçekleştiğini bilmek ve sabırlı davranmak hem bu dünya için hem ahiret için büyük yarar sağlar insana. Allah pek çok ayetinde ‘sabredin’ derken, sabır gösterenleri de cennetle müjdelemektedir: ‘İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.’ (Furkan Suresi, 75) Aynı zamanda Yüce Rabbimiz, güzel ahlak özelliklerini bildirdiği Kuran’ı Kerim’de, bize yapılan kötülüklere karşı iyilikle cevap vermemizi de emretmiştir: ‘İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.’ (Fussilet Suresi, 34)  Ayetten de anlaşılacağı gibi kötülükleri uzaklaştırmanın en güzel yolu iyilikle davranmaktır. Bu güzel üslup kötülük düşünen insanı bile yumuşatıp düşmanlığı sona erdirebilecek kadar güçlü ve etkili bir davranıştır. Allah kulları...

Devamını Oku

Nefes Alamıyorum

Ruhumun bedenime işkence zamanıNe geldiyse başıma yeniden sevmekle başladı…Unutmak istedim kendimi ve deli kalbimiHani yeminliydim ki sevmeye ve sevgiye Ve sevginin son damlasında yine !!!Aşkın kapısına geri döndümSadece hep ben mi… Acı çekmeye “mahkumum”Yine vuruldum SEVGİ’nin kapısında Bir annenin evladını kaybetmiş gibi…Yüreğim kanıyor üşüyor ruhumun UMUTsuzluğuUmutsuzluk teselli neye yarar..!!!KALBİN ACI CEKTİĞİNDE VE HER NEFESTE ÖLDÜĞÜNDE… Bu Benim son ŞİİRİM VE VEDA ŞİİRİM Ve gercekten nefes...

Devamını Oku

Engelli Vatandaşlarımız

DIŞARI ÇIKTIĞIMIZ İÇİN ÖZÜR DİLERİZ Bu başlığı geçen engelli bir kaç vatandaşımız yazmıştı. Dışarı çıkmakta bile zorlanan arkadaşlarımız dertlerini dile getirmek için böyle bir pankart yazısı yazmışlardı. Bende konu edinmek istedim. Milyonlarca insan var bunların bir çogu da engelli ve yardıma muhtaç insanlardır. Günümüzde bırakın bu insanlara yardım etmeyi onların dışarıya çıkmasına bile sinir olan vatandaşlarımız var.Engelli olmak suç mu? Kim ister ki engelli olmayı onlar da hayatlarını böyle sürdürmek zorunda. Unutmayalım ki hepimiz birer engelli adaylarıyız. Başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum konuyla ilgili bundan bir kaç hafta önceydi halı saha maçına gitmiştik sahanın kenarında bizi izleyen yürüme engellı biri vardı. Maç devam ederken birden bire bir ses hepimizi üzüntüye boğdu. Engelli genç bizlere dönerek ‘ben niye sizin gibi oynayamıyorum bende oynamak istiyorum’ diye haykırdı o an hepimizin gözleri dolmuştu bıraktık maçı öylece engelli arkadaşımızın yanına gittik öyle bir cümle kullandı ki hepimizi aglattı şöyle demişti : ‘Ben oynamasam da olur sizi izlemek bana yetiyor da artıyor bile’  İşte o an anladık kı engelli vatandaşlarımızı sevindirmek o kadar da zor değil. Engelli arkadaşlarımıza yardımcı olabiirsek onların neler başarabileceklerini tahmin etmek hiç de zor olmaz. Basketbolda başarılı, resim yapmada başarılı, çok sayıda arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımıza köstek olmak yerine destek olmalıyız. İmkan verilirse herkes herşeyi başarabilir. Yetkili insanlarımıza ve siyasilerimize sesleniyorum. Lütfen kendinizi engelli arkadaşlarımızın yerine koyunuz ve yapabileceginiz yardımları ona göre yaparsanız hem siz hem biz hem de...

Devamını Oku

Dilsiz Çocuk

Ellerime dokundu elleri,Nasırlı ama çocuksuydu,Gülümsedi, vahşiydi tebessümü ama sevecendi,Gözgöze geldik bir an, kalakaldı, utandı… Çattı kaşlarını anlamsızca, kızdı mıki ne!Halbuki sevmişti beni sanki…Başını önüne eğdi, gözleri dolmuştu,Elllerini ceplerine sakladı, başını kaldırdı,Gözleri mercan mercandı, ağlamaklıydı nazarları,Ağladı ağlayacak derken yeniden güldü,İnci gibiydi dişleri, nasırlı ellerine inat…“Yaşın kaç dedim?”İki elini havaya kaldırdı, bir parmağını içe büktü.Tekrar sordum ve aynı şeyi yaptı…Sonra nasırlı ellerinden en çocuksu olanını,Çocukça bir hareketle bana uzattı,Afalladım ilkin, sonra anladım, cebimdeki bozuklukların tümünü,Avucuna bıraktım.Sevindi, gözlerinin içi güldü, güvercin adımlarla uzaklaştı,Köşeyi dönerken son bir kez daha bana baktı,Yaşından büyüktü bakışı, elleri...

Devamını Oku

Şimdi Seçim Zamanı

İnsanlar su damlaları gibidir aslında. Kimileri daha yere düşer düşmez buharlaşırlar. Çoğu dünyanın coğrafi şekilleri ile bir araya gelir. Dereler nehirler oluştururlar. Üzerinde aktıkları dünyaya şekil bile verebilirler eğer yeterince kalabalıklarsa. Ama aslında sadece dünyanın şekillerinin onlara izin verdiği sınırlarda. Bir tepeyi bile aşamaz kendi başına.Neyse… Kimi çağlayan olur görkemli gürül gürül akar. Kimi ufak göletlerde birikir kimi yerinde sayar çamuru oluşturur.  Onların gözünde tüm bunlar gökyüzünden ilk nereye düştüğüne bağlıdır. Derin vadiler oluşturanlar bunu kendilerinin yaptıklarını sanırlar. Ama kendinden öncekilerin izinden gitmişlerdir sadece. Biraz daha aşındırarak. Denizlerle ve okyanuslarla buluşabilenler amaçlarına ulaşmış sanırlar kendilerini. Ben deniz oldum okyanus oldum der gibi. Ama sadece kalabalığa katılmışlardır. Ve artık “bir su damlası” değildir onların adı. Huzur bulacaklarını zannederler bu kalabalıkta ama sadece kıyıları dövmektir artık tüm böbürlenmeleri. Bir şey yaptım zannederler ama yerçekimidir onları oraya getiren. Her ne kadar akan kendileri olsa da. Sonra da yere düşer düşmez buharlaşanlara özenirler. Keşke hiç akmasaydım diyerek. Ya da buhar olduktan sonra tekrar yağmur olabileceklermiş gibi düşünerek. Aslında bu bir geriye dönüş değildir. Tekrar aynı yere düşmez hiçbiri. Tekrar aynı damlada vücut bulmaz hiçbir atomu. Dünya aynı dünya değildir… aynı damlada vücut bulabilecek olsa bile. O noktada başka bir teselli ile avunabilirler. Ben aktım okyanus oldum, deniz oldum, göl oldum. Akmaya direnenler veya akamayanlar gibi çamur olmadım diye. Anlamazlar… Dünya ordadır… Yerçekimi orda… Güneş orada… Biraz akıllıları da şekil verdiklerini düşünerek avunurlar, denize,...

Devamını Oku

Teşekkürler Zekeriya Öz

31 Mart Perşembe günü Taraf gazetesi, aynı konuda diğer gazetelerden farklı bir manşetle çıktı okurlarının karşısına: “Teşekkürler Zekeriya Öz: Türkiye tarihinde ilk kez cesurca darbecilerden hesap soran Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, dün özel yetkileri kaldırılarak başsavcıvekili yapıldı.”Konuyla ilgili “Bir savcı” başlıklı yazısında Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan şunları yazdı: “Bir ucu devletin derinlerine uzanan, bugün hala devlette, medyada, orduda desteği bulunan bir suç örgütünü ortaya çıkarıp yargıya havale etmek öyle her babayiğidin yapacağı bir iş değil. Evet, Ergenekon’un yakalanıp yargılanması için Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin siyasi iradesini ortaya koyması çok önemli ama gece gündüz demeden işi takip eden, uğraşan, hayatını tehlikeye atan da Savcı Zekeriya Öz’dü. Dün onu bu görevden aldılar… Zekeriya Öz, bu toplumun tarihine çok genç bir yaşta imza atmayı başardı, bugün bir çeşit sürgüne gidiyor ama iki şeyi hiç unutmasın, birisi artık kimse onun adını bu ülkenin hukuk tarihinden silemez. İkincisi onun bu tür büyük hizmetlerini sürdürmesi için daha epeyce fırsatı olacak. Türkiye, onun gibi birinden o kadar da kolay vazgeçemez.” Genelde Zekeriya Öz’ün yaşanan son tartışmaların ardından HSYK tarafından özel yetkileri alınarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine getirildiği düşünülüyor. Kimileri bu durum karşısında Ergenekon sürecinin sekteye uğramasından korktuğu için üzülürken, kimileri de Ergenekon sürecinin eskisi gibi ilerlemeyeceğine ve sekteye uğrayacağına inandığı için seviniyor. Ancak devletin üst kademelerinden yapılan “Ergenekon süreci aynen devam eder” açıklamaları ile Turan Çolakkadı’nın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmesi ve Fikret...

Devamını Oku

"İmamın Ordusu" Ekseninde Yapılan Tartışmalar ve Medya Analizi

24 Mart Perşembe günü gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitabıyla ilgili Zekeriya Öz’ün talebiyle İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince “kitap taslağına el koyma” kararı alındı. Kararda elindeki nüshaları polise teslim etmeyenlerin ‘terör örgütüne yardım ve yataklık suçu’ işlemiş olacakları yazıldı. Karar uyarınca polis, kitabı yayımlayacağı belirtilen İthaki Yayınevine baskın yaptı.Kitabın elektronik ortamdaki taslağı alındı, orijinali silindi. Ve daha sonra da Radikal gazetesi muhabiri Ertuğrul Mavioğlu’nun bilgisayarındaki kitabın nüshasını almak üzere polis, Radikal’e geldi. 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Mart tarihli ‘el koyma’ kararında “İmamın ordusu belgelerinin, henüz basılmadığından kitap niteliğinde olmadığı, şu haliyle ‘örgütsel doküman’ olduğu” yer aldı. Karara göre İstanbul Emniyet Müdürlüğü kitabı inceleyip 49 sayfalık rapor yazdı ve raporda “Kitabın Ergenekon’un talimatlarıyla yazdırıldığı” iddia edildi. Ve deyim yerindeyse kıyamet koptu… Ertesi gün neredeyse tüm gazeteler bu konuyu manşete çekmiş ve birkaç tanesi hariç tüm gazeteler, eleştiri yağmuruna tutmuşlardı bu ‘uygulamayı’ ve ‘uygulamayı uygulayanları’. 25 Mart günkü gazetelere bakalım… Taraf gazetesi, “Ergenekon’da Radikal yanlış: Ahmet Şık soruşturmasının ekseni kayıyor. Şık’ın yazdığı kitabın peşine düşen polis dün Radikal’i bastı. Mahkeme kitaba yayın yasağı koydu ve toplatma kararı aldı.” manşetiyle çıktı ve genel yayın yönetmeni Ahmet Altan şunları yazdı “Şık ve sivil itaatsizlik” başlıklı köşe yazısında: “Ergenekon Davasına, başladığından bu yana en büyük zararı veren Ahmet Şık operasyonunu yapan polislerle savcı için, o kitapta bu kadar önemli ne bulunabilir? Bütün davayı toplumun gözünde değersiz kılmayı göze aldıracak ne yazılmış...

Devamını Oku

Taraf ve Wikileaks Türkiye Belgeleri

Daha önce birçok bilgi ve belge yayınlayan Taraf gazetesi, 17 Mart Perşembe gününden itibaren WikiLeaks Türkiye Belgelerini yayınlamaya başladı. Doğrusu birçok insan gibi ben de WikiLeaks Belgelerinin ortaya ilk çıktığı zamanlarda ülkemiz medyası tarafından yoğun ilgiyle karşılandığını hatırlayarak, Taraf’ın yayınladığı belgelerin de çokça tartışılacağını düşündüm ülkemiz kamuoyunda. Ancak beklediğim gibi olmadı. Belgelerde çok ciddi iddialar, bilgiler olmasına rağmen Cengiz Çandar, Mehmet Barlas gibi bazı köşe yazarları haricinde medya pek itibar etmedi WikiLeaks Türkiye Belgelerine.İşte şimdiye kadar Taraf’ta yayınlanan WikiLeaks Türkiye Belgelerinde nelerin yer aldığını ‘yorumsuz’ olarak veriyorum… -17 Mart Perşembe: Fethullah Gülen için “Türk devletine karşı açık ve yakın bir tehlike değil” diyen ABD yine de uyarıyor: “Nihai niyeti kuşkulu.” -18 Mart: Abdullah Gül başbakanlığındaki hükümet güvenoyu aldıktan 5 gün sonra Irak’ı işgale niyetlenen ABD Başkanı Bush, 2 adamını Türkiye’ye gönderip taleplerini sıralıyor: “Amerikan ve İngiliz askerleri Türkiye’den geçsin ve Türkiye de bizimle savaşa girsin.” -19 Mart: Emniyet, ABD’li diplomatlara verdiği brifingde Ergenekon sanığı Veli Küçük için “Özdemir Sabancı’yı vur emrini verdi, Hrant Dink ve Mustafa Duyar cinayetlerine karıştı, Örgütün üst kademelerinde” diyor. Ayrıca ABD, her taşın altında Ergenekon’un görülmesini ve davanın siyasi manipülasyona açık olmasını eleştiriyor. -20 Mart: Erdoğan’ın henüz başbakan ve hatta milletvekili bile değilken Beyaz Saray ziyaretine ABD Başkanı Bush, Erdoğan’ın Ankara’dan gelen portresini okuyarak hazırlandı: “Karizmatik, otoriter, sempatik, aşırı gururlu, eleştiriyi sevmez.” -21 Mart: “Derin Devletin Tele Yargısı Var: Derin devlet, yargı mensuplarına görüş aktarmak...

Devamını Oku

Dopdolu Bir Mart: Libya, Tatlıses, Sivil İtaatsizlik, Vekilin Polise Tokatı ve TÜSİAD Anayasası…

Mart ayı hızlı başlayan ve hızlı biten, yoğun gündemli bir ay oldu ülkemiz ve dünya için… Japonya’nın 8,9 büyüklüğündeki deprem ve tsunami ile sarsılması…Devrimci Karargâh sanığı Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın, Ergenekon Soruşturması kapsamında Oda TV’de yapılan aramalarda ele geçirilen belgelere ilişkin ifade vermesi ve Ergenekon Terör Örgütü üyeliği suçundan da tutuklanması… Taraf gazetesinin WikiLeaks Türkiye Belgelerini yayınlaması…(Ayrı bir yazının konusu) Ergenekon savcısının emriyle 9 ilde 20 adrese yapılan operasyonda Zirve katliamı emrini vermekle suçlanan Malatya Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Mehmet Ülger ile birlikte 9 kişinin gözaltına alınması… AB, ABD ve Arap Birliği ile BM Genel Sekreteri’nin Paris’teki zirvede aldıkları ‘uçuş yasağına’ rağmen Kaddafi’nin tek taraflı ateşkesi bozarak Bingazi’de sivilleri öldürmesi sonucu birçok ülkenin Libya’ya operasyon başlatmaları… Libya operasyonunda Fransız uçaklarının Libya’yı havadan bombalaması; ABD ve İngiltere savaş gemilerinin ise denizden Libya’ya ‘seyir füzeleri’ fırlatmaları… Hükümetin, Libya ile ilgili Başbakanlık tezkeresini Meclis Başkanlığına sunması, tezkerenin oyçokluğuyla kabul edilmesi ve böylece Türkiye’ye 1 yıl boyunca Libya’da istikrar ve güven ortamının sağlanması çalışmalarına katılma yetkisinin verilmesi…          İzmir’in, Libya Operasyonunda NATO üs komuta karargâhı olması… Türkücü İbrahim Tatlıses’in, Beyaz TV’deki programının ardından vurulması… BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel’in, Şırnak’ın Silopi ilçesindeki Nevruz kutlamaları sırasında Başkomiser Murat Çetiner’e tokat atması… 40. yılını kutlayan TÜSİAD’ın “Yeni anayasada değiştirilemez maddeler olmamalı, Vatandaşlık tanımında Türklük kavramına yer verilmemeli, Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalı, % 10 seçim barajı düşürülmeli, Nüfus kâğıtlarından din hanesi çıkarılmalı”...

Devamını Oku

Menderes mi, Özal mı, Erdoğan mı?

Osmanlı padişahları içerisinde Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman arasından niçin Fatih Sultan Mehmet’in ön plana çıktığını anlatmaya çalıştık. Bu durumu Türkiye Cumhuriyeti için düşündüğümüz de Menderes mi, Özal mı, Erdoğan mı hangisi ön plana çıkan lider olur diye sorumuza devam ettik.Menderes’in, o dönem içerisinde mevcut tek parti yönetim anlayışının dışına çıkarak yaptıkları, bir milattı. Yaptığı işlerin demokratik ve halka yönelik olması çok önemliydi. Böylece halkın desteğini arkasına alan Menderes Başbakanlığa kadar yükselmişti. Devletin yeni yapılanmasında kendisine yer bulamayanlar bu durumu hazmedemediler.   Değişime karşı olanlar, halkın varlığını benimsemeyenler Menderes’in icraatlarına engel olmak için ellerinden geleni yaptılar. Adnan Menderes’in, karşısındaki değişime ayak direyen bu gruba karşı söyledikleri, durumu çok sarih bir şekilde ifade ediyor diye düşünüyorum. Menderes’in ifadeleri aynen şöyle: ”Milletin olan her güzel şeyden birisini dahi benimsemek faziletini gösterdiler mi? Hayır. Aksine olarak her muvaffakiyeti bir felaket, her güzel ve muhteşem eseri bir zarar diye göstermek için nasıl çırpındıklarını milletçe bilmiyor muyuz?” Menderes içinde bulunduğu durumu bu şekilde ifade etmekteydi ve tarih bunları not etmişti. Menderes tek parti anlayışına karşı durmuş, senelerce zorla aslından uzak olarak okutulan ezana son vermiş ve halkın egemen olduğu bir devlet anlayışı için gayret sarf etmiştir. Menderes bu yaptığı icraatlara karşılık idama mahkum edilmiştir. Evet, Türkiye Cumhuriyet’i Başbakanı maalesef idam edilmiştir. Sene 1960. Çok uzak bir zaman değil. İletişimin çok geri olduğu bir zaman hiç değil. Herkesin gözü önünde bir...

Devamını Oku

Banka’dan Kart Aidatı Nasıl Geri Alınır?

Değerli Kullanıcı, Bilindiği gibi; ülkemizdeki milyonlarca banka kullanıcısının alınmasından hoşnut olmadığı, bankaların ise talep hatta şikâyet etmeyenlere geri ödemeye yanaşmadığı bir “KART AİDATI” sorunumuz var. Ben, sadece bu kesintinin “HAKSIZ BİR KESİNTİ” olmasından doğan rahatsızlığımdan dolayı, bunu geri almanın yolunu araştırdım, geri almaya hak kazandım ve kitlelere ulaştığı zaman, bankaların rahatsız olacağı bu yazıyı “KART AİDATINI GERİ ALMAK İSTEYENLER”e yol göstermesi amacıyla kaleme aldım. Aşağıda, yapmanız gerekenleri kısaca izah etmeye çalışacağım.KART AİDATI NEDİR? Kart aidatı; bankaların, kredi kartlarından ve bankamatik kartlarından yıllık ortalama 45 TL (2011) civarında yaptığı ve bahane olarak da hesap işletimi, kart gideri, vs. bahaneleri gösterdiği kesintidir. BANKAYA BAŞVURU Kart aidatını geri almak isteyen vatandaş, ilk önce dilekçe ile banka şubesine başvuruda bulunmak zorundadır. Zaten birçok banka, olumsuz cevaplarının hazır olduğu cevap yazısını önceden hazırlamıştır. Size verdikleri ve içerisinde kart aidatını kesmelerine sebep bahanelerinin bulunduğu “OLUMSUZ CEVAP YAZISI”nı bankadan alınız (Şayet, iade etmeye yanaşmazlar ise). TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURU Aldığınız bu cevap yazısı, bankaya sunduğunuz dilekçe, 2008’den bu yana kart aidatı kesintisinin yansıtıldığı hesap özetleriniz(İlgili bankadan isteyiniz) ile bağlı bulunduğunuz Kaymakamlığın “Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı” na gidiniz. Burada size doldurtulacak başvuru dilekçesine diğer belgeleri de ekleyerek başvurunuzu yapınız. Hakem Heyeti, başvurunuzu değerlendirip, yaklaşık 45 günlük bir süre içerisinde sonuç alır. HÜKÜM Hakem Heyeti, bankayı 4077 Sayılı Yasanın 6. Maddesinde yer alan “Satıcı ve Sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak hazırladığı sözleşmenin iyi niyet kurallarına...

Devamını Oku

Son Nefesim

Bugün yine mutsuzumSen vardın kalbimin derin yerindeUnutmak anıya karışmış bir hüzün gibi Beni öldürüyor bu son nefesim… Bazen haykırmak isterdimSesiminve ruhumun derinliğindeArtık susmak istiyorumAma susmak kafiyesiz; sen olmayınca ruhsuz bedenimde Seni hep sevdim bunu sende biliyordunBiliyorum sende beni seviyorsunİşte gidiyorum var olan deli kalbimleSenle var oldum ; senle gidiyorum; BU SON...

Devamını Oku

Nisan Yağmuru

Öğlen ezanından beri yağıyor. Pencereler su içinde. Kaldırımlar vıcık vıcık, yollar çamur deryası. Yinede kurşuni ağırlığından kurtulamadı gökyüzü. İçi sıkılıyor insanın. Balkonundan gökyüzüne bakıyor biri; ‘’Yağsa da kurtulsak şu gök gürültüsünden’’Gün ilerliyor. İnsanlar şimdi evlerin içinde. Caddeler kalabalık. Saçak boylarından kediler ararsınız, sudan çıkmış fareler gibi bir köşede bekleyenler mi? Ya şu liselere ne demeli? Bu kadar yağmur yağarken romantizm fazla galiba? Şifayı kapacaklar haberleri yok. Manav, boş bir varili saçağın altına koymuş. Az ötede elini bulut yapmış da marulları ıslatıyor. Derken birilerin şemsiyesi ters dönüyor. Ona gülen bir başkasınınkinin de şemsiyesi ters dönüyor… Hızlanıyor yağmur. İstasyon tarafı ‘’ Zikzak’’ ediyor. Sel bazı evlerin eşiklerine kadar yalayıp geçi yor. Yukarı mahalleler bir başka alem. Samsacı mahallesi Karadeniz bölgesi gibi mübarek. Sular şıp şıp akıyor. Kaldırım taşların üzerinden. Bulanıklığı caddeye kadar çıkmış birinin mahcubiyetini andırıyor. İlerliyor. İkiz kulelerin yanından geç ip yukarı kıvrılıyor. Oradan da evin yolunu tutuyor… Kapın eşiklerinde insanlar. Gözlerinde hayret var. Yaz kuraklıklarından sonra sudan korkacaklarına akıllarına gelmiş miydi acaba? Ya oturma odalarına çamur kazıyacakları? Gün ilerliyor. Saatler hala şafak vaktinde. Gökyüzü hala ağırlığından kurtulacak gözükmüyor. Yalnız bu şehirde mi? Hayır. Kurşuni ağırlık her yanda. Küresel dünyanın lagarları nisan yağmurların yükünü çekecek gibi gözükmüyor. Dünyayı sel basacak gibi. Bir tek ördekler...

Devamını Oku

Seçimler…

Ülkemiz bu gün tehlikede değil, gerçek anlamda “işgal” altındadır. Doğu Anadolu ve bilhassa Güney Doğu Anadolu’da Mehmetçik, terörist PKK’nın soysuz, hain ve zavallı saldırıları karşısında onurlu mücadelesine devam etmektedir. Ya biz!? Bizler, özellikle kendi adıma ben, yıllarca “aptal kutusu” tanımlamalarına kulak vermeden, diziler, sözüm ona halkı aydınlatıyoruz programları, Türkçe lügatı 100 kelimeden öteye gitmeyenlerin yaptığı belli olan kadın programları, AB ve ABD adına havlayanların sunduğu akşam haberleri ve birtakım yarışma programları ile uyutulduğumu acıyla fark ediyor ve kendime öfkeleniyorum.3 yaşındaki çocuk istediğini annesine dayatma cesaretini gösterirken ben bu gün 38 yaşında olan ben, Cumhuriyet döneminin meğer son neferlerinden olan öğretmenlerinden ortaokul ve lise eğitimin alan ben, bu duruma karşı çıkmıyor, bir de karşısına geçip izliyordum. Ben de Cumhuriyet Mitingleri’yle ayağa kalkanlardanım. Bu gün fark ediyorum. Ancak çok şeyi bilmediğimi, anlayamadığımı gördükçe uyumak haram, oku ve öğren diyorum. Her okuduğum kelimede, her okuduğum cümlede ve her öğrendiğim olayda bütün bunların 8 senelik AKEPE hükümeti, süresinde olmadığını hayretler içerisinde anlıyorum. 8 senelik AKEPE hükümeti, “yabancılar” diye tabir ettiğimiz, Avrupa ülkeleri, ABD, İsrail gibi ülkelerin esiri değil hizmetlisi olduklarını, ancak bütün bunların ciddi bir özgeçmişe ve buna bağlı olarak yatırımlara sahip olduklarını öğreniyorum. Bütün fotoğrafa belli bir mesafeden baktığımda anlıyorum İngiliz oyunlarını, Ermenilerin palavralarını, ABD’nin alçaklığını ve İsrail’in tüccarlığını. Bu bağlamda ben Meral Çelik, 12 Haziran 2011 seçimlerinde oy vereceğim partiyi belirlemek için belli kıstaslar koymaya karar verdim. Listeyi, düşüncelerimi ifade etmekteki...

Devamını Oku

Ayrılığın Ardından

Gitme sensiz bir hayat düşlemek istemiyorum. Acı veren şarkılarda kaybolmak istemiyorum. Her çift gördüğüm de boğazıma bir şeyler kenetlensin istemiyorum. Seni başkalarıyla hayal etmek ağır gelecek bana. Senden sonra sana benzeyenlerle beraber olacağım. Ya da ben tamamen sana benzeyeceğim. Sabahları uyandığım da varmışsın gibi olacak, elim telefona gidecek mesajının gelmediğini görünce ayrılığın, ilk günkü gibi canımı yakacak tekrar tekrar!”GİTME” elimde varolan herşeyi yoluna dökmeye hazırım. Eğer beni seveceğini kalacağıı bilsem yalvarırım bile. Ne olur gitme senin olan kalbimi kaybetme… Aslında bakma sen böyle söylediğime git… Sensiz de pek ala yaşarım. Tamam kabul belki her gelen mesaja sen diye bakarım. Yediğim ekmeğin yarısını sana vermek isterim ama olmadığını hissedince inadına ben yerim. Belki annesi yeni ölmüş bir çocuğun gülüşleri gibi sahte olur gülüşlerim ama indına gülerim. Hep sen mi vardın ki! Sinemaya bile sensiz giderim inadına. Buda yetmezse oturduğumuz koltuğa otururum belki yalnız olmam birileri olur yanımda ama aklım sende olur… Olsun! Yaşarım bunları ama aklıma takılan şu var aşkımızı yaşamak varken bunca eziyet...

Devamını Oku

Dürüstlükte Kararlı Olmak

Dürüstlükte Kararlı Olmak Koşullar ne olursa olsun, zarar göreceğimizi bilsek de doğru sözden, adaletli davranmaktan vazgeçer miyiz? Hepimiz bu soruyu kendimize soralım… Çok büyük bir hata yapmış olabilirsiniz. İşlediğiniz hatanın açığa çıkmasından ya da birilerinin zarar görmesinden çekinerek içinde bulunduğunuz zor durumdan ufak bir yalanla kurtulmayı mı düşünürsünüz yoksa dürüstlükten ve adaletten ayrılmamayı mı? Allah’a olan bağlılığımız ve O’ndan ne kadar sakındığımız, böyle bir durumda göstereceğimiz ahlakla ortaya çıkar. Ceza almaktan ya da zarar görmekten korkarak yalana başvurmak ancak imanı zayıf ve Allah korkusu noksan olan insanların yapacağı davranışlardır. Dünyevi çıkarı için ahiret hayatını ateşe atan bir insan kolaylıkla yalan söyler ve bu yalanını yeminle destekler. Korku ve endişe, insanı sağlıklı düşünmekten alıkoyar ve cennet ve cehennemin varlığını unutturarak sadece o anı kurtarmaya yöneltir. ‘Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar… İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.’ (Ali İmran Suresi, 77) Bugün mahkemelerde görülen davalara şöyle bir bakarsak tarafların farklı iddialarda bulunduklarına şahit oluruz. İki ayrı iddia demek bir tarafın mutlak yalan söylediği anlamına gelir. Bu kadar kolay yalan söyleyebilen milyonlarca insanın var olması oldukça ürkütücü bir durumdur aslında. Bu karaktere sahip insanlarla aynı iş yerini, aynı evi ya da ortamı paylaştığımızı düşünelim. Böyle bir ortamda güven, bağlılık, sadakat gibi, ilişkilerde olması gereken güzelliklerin asla gerçekleşemeyeceği ortadadır. Allah korkusuna...

Devamını Oku

Edip Cansever Hayatı, Edebi Şahsiyeti ve Şiir Tahlili

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Bodrum’da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul’da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. İlk şiiri 1944’te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini “İkindi Üstü” kitabında topladı.Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951’de “Nokta” dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı “Dirlik Düzenlik” bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957’de yayınlanan “Yerçekimli Karanfil” ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. “Dize işlevini yitirdi” gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. “Nerde Antigone”, “Tragedyalar”, “Çağrılmayan Yakup” bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle...

Devamını Oku

Bedelsiz Ödül, Zahmetsiz Rahmet Olmaz!

Bilecik Üniversitesi … Meslek Yüksekokulu Muhasebe Bölümü öğrencisiyim. Okulum çok güzel. Sayın hocalarım, çok sevdiğimiz ilçenin halkı, komşularımız, arkadaşlarımız… Çok şanslı hissediyorum kendimi bu konuda. Ailemden uzakta olmamın 2. senesi, sevdiklerimden ayrı bir yaşam sürmemin, kendi işimi kendim görmemin. Bazen başımı alıp gitmek istesemde buradan çok şeyimize tanık oldu.Çok sevincimizi, çok üzüntümüzü paylaştı bizimle beraber bu küçük kasaba:) Ne maceralarımızı, ne korkularımızı, ne üzüntülerimizi, ne aşklarımızı, ne çocukluklarımızı gördü. Her şeyimizle bağrına bastı bizi. Bazen buradan sıkılıp lanetler yağdırmamıza rağmen 3 ay sonra buradan ayrılmanın koyacağını adım gibi biliyorum. Üniversite hayatı farklı derlermiş hele bir ailenden uzaklaş. Öyle aynı yerde okumayacaksın… Öğreneceksin dünyanın kaç bucak olduğunu… Canım Türkiye’min sadece memleketimizden ibaret olmadığını ve herkesin kendi hemşerin gibi olmadığını anlayacaksın. Farkına varacaksın büyüdüğünün, sorumluluk aldığının. Elindeki …tl parayı 30 günlük bir periyoda yayıp harcaman gerektiğini, dikkatli kullanmazsan aç kalacağını, mağdur olacağını aklına getirmelisin. En beklemediğin anda yıkılacaktır dünyan. En boş anında yakalayacaktır seni beklemediğin anda gelişen olaylar. Bazen çaresiz kalacaksın bazen sığınacak bir liman arayacaksın kendine bazen de kaçıp gitmek. Tanıdık çehreler arayacaksın etrafında. İki muhabbet yapacak, kendi şivenden kendi insanının ağzıyla, en klasik örneği ise moralin bozuk olduğunda aileni arayacaksın etrafında. Anneni. Sana kollarını açan saçlarını okşayan sıkıntını, derdini kalbinde yaşarcasına dinleyen. Seninle üzülen,  senin üzüntünden kendine pay çıkarıp sevinmeyen… Seni sen olduğun için seven. Babanı  arayacaksın etrafında. Nerde o dağ gibi adam diyeceksin. Beni benden iyi koruyan kollayan....

Devamını Oku

Aşk'la Kalın :)

Aşk: Bazen sevgi, bazen üzüntü, bazen mutluluk, bazen sabır… Onunla geçirdiğim günler neden bu kadar kısa? Akrep, yelkovan neden bu kadar hızlı? Aşk mı benim yaşadığım şey alışkanlık mı? Yitirme korkusu mu tutku mu? Onu seviyorum, ona aşığım derken bile heyecan duymak, titremek, kalbinde hissedercesine onun nefesini uzakta olsa bile hemen yanı başında hissedebilmek…Bazen yalnız kaldığında bile onu düşünerek bu acıyı gidermek… Seni sana, kendi haline bıraktığında onsuz yapamayacağını anlayıp geri dönüp ‘bırakma’ deyipte sarılabilmek… İşte bunları, işte bunları yapabiliyorsan üzgünüm sen aşıksın kalbim! Bazen bir gülüşü bile yetiyorsa kalbini ısıtmaya, onun adını duyduğunda titriyorsa ellerin, kesiliyorsa dizlerin, sesini duyduğunda hiç çarpmadığı kadar çarpıyorsa kalbin, aşk denildiğinde o aklına geliyorsa, onsuz geçen her geceye lanet ediyorsan, sevdiğin şeyleri sıralarken listenin en başında o yer alıyorsa, üzgünüm sen aşıksın kalbim… Onunla her mevsimi yaşarım diyorsan, onunla her mevsim güzelse, o olmadan gülemiyor, o olmadan bir şeye sevinemiyorsan, onsuz dünya boş geliyorsa sana çevrendeki insanları tüm çığlıklarına rağmen göremiyorsan, aşksız dünya olmaz ben sevdiğim olmadan yaşayamam diyorsan ve gün gelip onu senden almaya gelen azraile bile kafa tutmayı planlıyorsan içinden, üzgünüm sen yine aşıksın kalbim. Eee ne duruyorsun? Aşk çalmış işte kapını alsana onu içeriye, koysana kalbinin en kuytu köşesine… Kimse dokunmasın ona, kimse görmesin, kimse öpmesin onu… Hatta hatta kendi gözünden bile sakın onu. Kilitle şimdi kalbinin tüm kapılarını. Bütün sevgini, bütün aşkını ver ona büyüt onu kalbinde… Bir daha...

Devamını Oku

The Pillar: Cooperation In Justice And Home Affairs

The European Union can actually be considered as an umbrella of various treaties. It is basically founded on the European Comminities, supplemented by policy areas and the forms of cooperation that were established by the EU treaty. The additional policy areas are a common foreign and security policy and a policy on police and judical cooperation in criminal matters. All this is usually clarified by means of a pişllar structure, the European Union is a structure supported by three pillars. In the first pillar are the European Communities, in the second, the Common Foreign and Security Policy, and in...

Devamını Oku

Aşık…

Aşık olduğunuz zaman, Hakim olamazsınız duygularınıza. Koruma iç güdüsü kaplar benliğinizi. Kendinizden vazgeçersiniz çoğu zaman. Mutluluk dersiniz, onun mutlu olmasıdır. Üzülmeyi, Ağlamayı ve Yüzündeki bir burukluğu bile yakıştırmazsınız sevdiğinize. Herşeyin en iyisine layıktır, Her güzelliğin başlangıcıdır O.Dünya artık sevdiğiniz olmuştur, Siz ise bir uydu misali pervane olursunuz etrafında. Değmesin, Dokunmasın ona kötülük dersiniz. Ne felaket gelecekse göğüslemeye hazırsınızdır, Yeterki sevdiğinizi teyet geçsin istersiniz. Kimi zaman haberi bile olmaz yaşadığınız sıkıntılardan, çünkü üzülmesini istemezsiniz ve güzellikler ile süslersiniz, Bir nevi pollyannacılık oynarsınız. Mevlana H.z. Dediği gibi “Seven Sevdiği için değişmelidir…” Sözünü rehber edinirsiniz, Sevdiğiniz için her türlü kötü huylarınızdan vazgeçersiniz, doğru tavırlar sergiler her zaman gönlünü hoş tutarsınız. Bazen kötü zamanları olur sevdiğinizin, ki her insanın olur değil mi ?!. Susmak gerekir kimi zaman, Sessizlik hakim olur olaya. Yanlış anlarsınız, Sizi istemediğini düşünürsünüz, üzülürsünüz. Ne var dı, Yanında olsaydım der, Yinede uzaklaşmak istemezsiniz, yanında olmak onunla vakit geçirmek, huysuz olduğu zamanlarda bile aksi tavırlarına göğüs germek istersiniz. Bazen yüzünüze gözünüze bulaştırırsınız, incinmesin derken siz inciten olursunuz. İşte o zamanlar daha bir zorlaşır durumlar, İçinden çıkılmaz bir hal alır. “Sakınan göze çöp batar” misali düzelteyim derken dağıtan taraf olursunuz. Fedakarsınızdır, Verebildiğiniz kadar kendinizden verirsiniz. Sevdiğiniz istediği için değildir bu. Siz Böyle Aşıksınız. Sizin için aşk kendinden vazgeçmek ve sadece onun mutluluğu için yaşamak olduğu içindir. Bu duruma bazen sevdiğiniz bile inanamaz, Sizin insan olmadığınıza dair fikirler oluşur kafasında, Sizi bir meleğe...

Devamını Oku

Eğitimi Yozlaştırma Faaliyetleri

Başında «Millî» kelimesi olan Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan şahıs «Türkiye’ye dışarıdan 40.000 inglizce öğretmeni getireceklerini açıkladı» Türk öğretmenleri görev beklerlerken bu şekilde bir açıklamanın yapılması AKP yöneticilerinin takip ettikleri yanlış uygulamaların tümü hakkında bize bilgi vermektedir.AKP yöneticilerinin bugüne kadar sergiledikleri icraatlar sanki Türkiye’yi problemler içerisine sokmak için yapılıyormuş gibi görünüyor. Bunu stratejik kurumlara yönelik, satma, dış güçlerden talimat alma, yozlaştırma, hizmet dışı alanlara itme, kapatma ve eritme gibi olumsuzluklar içinde açıkça görüyoruz. 12 Eylül 1980 darbesiyle Kenan Evren’in yurt dışında görevlendirilecek din adamları ve öğretmenleri kısa süreli bir eğitim sonrası birer istihbarat elemanı olarak gönderdiğini biliyoruz. Bunun geleceğe dönük...

Devamını Oku

Ayakkabı

Seni sevdiğimi söyledim. Sana tüm kalbimi açtım. Zaman geçti ve birbirimze bağlandığımızı sandım. Evet, yanılmıştım. Ama sana olan sonsuz güvendi belkide seni bende yüce kılan. Yer etmiştin gönlümde, hiç bitmeyecekmiş gibi saf ve temiz olan. Aylarımı sana olan sevgimle yiyip bitirmiştim. Sense benim duygularımı kemirmiştin. *** Zaman ilerledikçe sana daha çok bağlandım. Anlatılmaz bir duyguydu, bir çıkmazdaydım. Seni görünce kalbimin her bir atışı canımı yakıyordu. Çünkü yerinden çıkacakmış gibi güçlü ve hızlı atıyordu. Sen ise bu olanları seyrediyordun. Bana her nasılsa uzaktın. Koşulsuz sevgime karşılık veriyordun sanıyordum. Aslında sadece oynuyordun benimle, hiç çekinmeden, adice… Ben tüm bunları yaşarken sen,...

Devamını Oku

Sahte U'mutluluklar

Selamlar pazartesi gecesinin ders başı yapmamdan bir önceki telaşlı geceden 🙂 2 günlük tatilin nası geçtiğini anlamadan geçip giden günlerden ve her pazar akşamı alışılagelen ne çabuk bitti yaa iyiydi güzeldi yatyıorduk dinleniyorduk gibi muhabbetlerden… Güzel bi cuma, cumartesi, pazar geçirdim. Dolu dolu diyemem ama en azından eğlendik. Özlem’le Yasemin İstanbul’a gittiler. Senem’le kaldık 2 gün boyunca… Cuma günü dışarı çıktık.Hava bahardan kalma,ilkyaz üstü karışık bir şeydi tarif edilmesi mümkün olmayan ve şubat ayında sıcaklığına az rastalanan türden 🙂 Son günlerde gelişen değişmeler şaşırtıcı … Ayşe’nin durumu Senem’in sevgiliisiyle yaşadığı sorunlar, Yasemin’in Serhat’la ayrılması… hepsi üstüste geldi… Dedim ya şaşırtıcıı ve beklenmeyen durumlar bunlar… Önce Ayşe’yi anlatmak istiorumm… Haklı yada haksız hiç bi sıfata yakıştıramadığım. Ya da ne desem ne isim taksam da onu bu durumun içinden en az yara alacak ve içine su serpiştirecek bi şekilde sıyırsam diyorum yapamıyorum. Yok yok tarafsız olmalıyım. Tek taraflı bakmalıyım olaylara. Ayşe’nin evlenmesi, boşanması ve ardıardına gelişen değişik birbirinden farklı olaylar… Kadirin tehditler yağdırması… Ayşe’nin tuncaya yalvarması… En büyüğü en asilsiz, en aciz durumda olmasının sebebi ise tüm masumiyetinin, namusunun, benliğinin zorla elinden alınmasıı… Kötü bi durum istenmeden mağdur olmak ve kendisini istemedğin ayrılık düşünceleri beslediğin kişinin kollarına bırakmak… Onun kollarında direnmek hayata, zorlamak çabalamak kurtulmak için ama başaramamak… Teslim olmak ona… Hislerinin bittiği, kalbinin sahibi olmayan insanın bedenine sahip olması… Tüm bunlar yaşananlara sebep… Avukata saçılan bol sıfırlı paralar… Trenlerde saatlerce...

Devamını Oku

ÖSYM Büroları – 2

ÖSYM büroları listesi çok uzun olduğundan ikiye bölünmüştür. ÖSYM bürolarının devamı için tıklayınız: ÖSYM Büroları-1 ÖSYM büroları arasında arama yapmak için CTRL + F tuş kombinasyonunu kullanabilirsiniz… KARS ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Şaban MARAŞLI Kafkas Üniversitesi Rektörlüğü Kombina Yolu(474)2251176    (474)2251160    (474)2251161 KASTAMONU ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Önder ÇAĞIRAN Kastamonu Üniversitesi Rektörlüğü(366)2801576    (366)2151766 KAYSERİ ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Abdulvahap TAŞTAN Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi(352)4375052    (352)4375052 KAYSERİ/DEVELİ ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Ali İrfan İLBAŞ Erciyes Üniversitesi Seyrani Ziraat Fakültesi(352)4371790    (352)4376209 KIRKLARELİ ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Yrd.Doç.Dr. Sezai ÖZTAŞ Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğü Kültür Merkezi C Blok(288)2129670 Dahili: 133   (288)2129675   (288)2129679 KIRKLARELİ/LÜLEBURGAZ ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Öğr.Gör. İbrahim ÇAKIR Kırklareli Üniversitesi Lüleburgaz M.Y.O.(288)4124817    (288)4128455 KIRŞEHİR ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Yrd.Doç.Dr. Özkan GÖRGÜLÜ Ahi Evran Üniversitesi Mucur M.Y.O.(386)2804044    (386)2804073 KOCAELİ/İZMİT ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Halis AYGÜN Kocaeli Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Umuttepe Merkez Yerleşkesi(262)3031321    (262)3031322    (262)3031323 KOCAELİ/GEBZE ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Adem KILIÇ Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü(262)6051975-76    (262)6411781 KOCAELİ/GÖLCÜK ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Yrd.Doç.Dr Fahrettin ÖVEÇ Kocaeli Üniversitesi Gölcük M.Y.O.(262)4223859    (262)4223857 KOCAELİ/KARAMÜRSEL ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Yrd.Doç.Dr Mehmet Kamil DİLEK Kocaeli Üniversitesi Gazanfer Bilge M.Y.O.(262)4544350    (262)4541078 KOCAELİ/KÖRFEZ ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Doç.Dr. C. Gazi UÇKAN Kocaeli Üniversitesi Hereke Ömer İsmet Uzunyol M.Y.O.(262)5115675    (262)5115676 KONYA ÖSYM BÜROSU (Telefon Numarası ve Adresi)Prof.Dr. Mehmet Emin AYDIN Konya...

Devamını Oku

Sarkozy’nin Çıkışı ve Fransa’nın Çöküşü

Gündemdeki olaylara bakınca dünyada her an enteresan olayların gerçekleştiğine şahit olmaktayız. Bir yerde iç savaş, bir yerde halk ayaklanması, bir yerde deprem ve arkasından gelen tsunami  gibi olaylar. Dünya gündemi ne kadar yoğun değil mi?Gündem yoğunluğu bitince ve sular durulunca şu an kazandığını ve önemli bir güç elde ettiğini zannedenlerden hüsrana uğrayacak olan bir tanesi var ki; o da Nicolas Sarkozy’dir. Tabi ki Sarkozy’e paralel olarak da Fransa. Dışarıdan Türkiye, Libya hadisesinde tutarsız ve kararsız davrandı diyenler kendi tutarsızlıklarını görmek istemiyorlar. Ama bu kendi görmek istemedikleri işleri dünya görmektedir. Nasıl ki Fransız Sarkozy, geçmiş yıllarda Kaddafi ile görüşmelerinde Kaddafi’yi bir diktatör olarak görmediğini söylemiştir. Libya ile ilişkileri geliştirmek için Kaddafi ile görüşmesinde ne yapılması gerekiyorsa yapmıştır. Ama birden ne olduysa Libya lideri Kaddafi bir anda onlar için düşman oluvermiştir. Bunlar bir anda olacak şeyler değil. Şu an her ne kadar ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün öncülük ettiği söylense de garip bir şekilde Fransa’nın çok aktif olma isteği olduğu görülmektedir. Fransa bu durumdan fayda sağlamak istemekte ve kendince bunu da belli ölçülerde başarmış durumda. Ama Fransız Sarkozy’nin göremediği bir gerçek var ki Libya’daki sorunlar çözülmeye başladığında, Libya halkı ve dünya halklarının Fransa’ya  bakışının ne olacağı. Tabi ki bu halklar Fransa’ya olumlu bakacak değiller. Bir ülke ne kadar sıkıntıda olursa olsun sorununu kendi içinde çözmek ister. Her ne olursa olsun dışarıdan ellerin iç işlerine uzatılmasını istemez. Bu da Fransa’ya karşı negatif...

Devamını Oku

Makale Yarışması Sonuçları

*** MAKALE YARIŞMASI SONUÇLARI *** yenimakale.com olarak düzenlemiş olduğumuz ilk makale yarışmasına gösterdiğiniz ilgiden dolayı tüm katılımcılara teşekkür ederiz. Güzel ve keyifli bir yarışma olduğunu umut ediyoruz. Makaleleri değerlendiren değerli jüri üyelerimize de yarışmaya kattıkları değer ve bizlere verdikleri destek için ayrıca teşekkür ederiz. Bugüne kadar gerçekleştirilmiş olan katılımı en yüksek makale yarışmalarından birini gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Toplam 125 makalenin katıldığı yarışmada, 50 makale finale kaldı. İşte jüri üyelerimizin değerlendirmeleri sonucunda ödül kazanan makaleler: 1. Yücel Kayıran’ın Ruhlukta Şiirine Ontik Bir Bakış Denemesi-1 ve Yücel Kayıran’ın Ruhlukta Şiirine Ontik Bir Bakış Denemesi 2 (Murat Kuruş) 2. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanının Çözümlemesi (Edebiyatcı)3. Anne O Zaman Sen Ölsene (Ceyda Gülenç) Yarışmayı kazanan arkadaşlarla iletişime geçilerek ödülleri en kısa zamanda kargolanacaktır. Tüm ödüller yenimakale.com güvencesindedir. 1. JÜRİ DEĞERLENDİRMESİ “makalelerin hepsini büyük bir keyif ve bir o kadar da hayranlıkla okudum.” “yayımlanan yazıların bu denli kaliteli olması beni çok mutlu etti.” “yazılara puan verirken, tek bir açıdan yaklaşmadım, pek çok şeyi göz önünde bulundurdum.* Yazarın dili kullanma gücü, becerisi, ustalığı.* Konuyu açıklarken ayrıntılar, doyuruculuk, zengin örnekler…* Konuyla ilgili kaynaklardan faydalanma.* Dilbilgisi kurallarına uygunluk, noktalama işaretleri, yazım kuralları, düzgün cümleler kurma.* Yazının kompozisyon düzeni, yani “giriş-gelişme-sonuç”.Bunlara benzer daha pek çok şey” “yazılardan gerçekten çok etkilendim. Her biri birbirinden değerli, çok kaliteli, enfes yazılar. Emeği geçen, bu işe gönül veren arkadaşlara teşekkür ediyor, onları can-ı gönülden tebrik ediyorum.” İlk jüri değerlendirmesine göre...

Devamını Oku

Mart

İlkbaharın keşif kolu olan “mart” ayı kazma kürek yakıcı bir ay olarak bilinir. O kısa ama çetin ceviz olan şubat ayından sonra işi gücü hep bizi ısıtmak olan güneş o sıcak yüzünü bu ayda yavaş yavaş gösterip her zaman yaptığı gibi bizi Allah’ın izniyle ısıtmaya çalışır. Tam havalar ısınıyor deyip giydiğimiz elbise sayısında düşüşe geçecekken birkaç yaramaz bulut gökyüzünde belirmeye başlar. İkide bir çocukların hep güler yüzlü olarak resmettikleri güneşin önüne geçip dururlar. Aydınlık dünyamıza küçük karanlıklar düşürürler. Derken o yaramaz bulutların oyunlarını seven başka bulutlar da onların bu sevinç çığlıklarına dayanamayıp geliverirler. Işıl ışıl olan dünyamız bir anda gölgelenmeye başlar. Bulutlar bir araya gelişlerini öyle abartırlar ki seslerinden küçük çocuklar, hatta bazen büyükler bile korkar. Oyunları hem gürültülü hem de bol ışıklı ve sesli olur. Bu havada birkaç yağmur damlasından sonra birden bire kar yağmaya başlar. Güneş görünmez olur. Güneş’in yokluğunu fırsat bilen soğuklar her yeri kaplar. Bazen de hava güllük gülistanlık iken bir sabah uyandığınızda her tarafı karla kaplı buluverirsiniz. Bu tablolar pek hoş olmasalar da hemen her mart ayında yaşanır. Kim bilir belki Dünya’mız öyle kolay kolay bırakılıp gidilecek bir yer olmadığı için kış bir türlü gidemiyor. Mart ayı aracılığı ile içini son bir defa dökmek istiyor. Ben her ne kadar soğuk ve can sıkıcı olsam da “senin süsün olan insanları” evlerine hapsetsem de seni çok seviyorum, seni öyle birden bırakıp gitmek bana acı veriyor, sen...

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet mi, Yavuz Sultan Selim mi, Kanuni Sultan Süleyman mı?

Başlıkta adı geçen padişahlardan sizin gönlünüzde hangisi daha fazla yer etmiştir diye sorsam tabi ki çeşitli cevaplar çıkacaktır. Çünkü herkesin kişisel özellikleri veya yaşantısı sebebiyle kendisine yakın bulacağı kişi değişebilir. İsterseniz tercihlerinizi yorumlarda ifade edebilirsiniz, bu şekilde yazımızı destekleyecek veya negatif anlamda eleştirecek katkılarda bulunabilirsiniz. Ben inanıyorum ki çoğunluk Fatih S. Mehmet diyecektir. Evet, aynen böyle diyecektir. Şimdi neden böyle olduğunu irdeleyelim. Öncelikle şunu söylemek gerek ki Fatih S. Mehmet bir çağ açıp çağ kapayan bir liderdir. Ayrıca dini donanımıyla da Müslümanları etkileme açısından ön plana çıkmaktadır. Aslında Osmanlı padişahlarının birçoğu bu anlamda birbiriyle kıyaslanamaz. Ancak Fatih S. Mehmet Peygamber(S.A.V)’in hadisine mazhar olmuştur. Arap önde gelenlerinden duyduğum (Kamboçyalı) bir ifade aynen şu anlamdaydı. “Ben sizi övmeyeceğim, çünkü siz zaten övülmüşsünüz. Peygamberin övgüsüne mazhar olmuşsunuz, sizi peygamber övmüş.” Bu sözler şu hadise binaen söylenmiştir: “İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” Bu açıdan baktığımızda Fatih Sultan Mehmet ön plana çıkmaktadır. Ama şunu da unutmayalım ki Yavuz Sultan Selim de Mısır seferinde Sina çölünü aşarken bir ara atın üzerinden inmesi ve saygılı bir vaziyette yürümesi üzerine o çöl sıcağında, geçilemeyen çöl topraklarında şaşıran ordu askerleri adına Hasan Can Yavuz’a niçin böyle yaptığını sorar. Yavuz Sultan Selim çok manidar bir cevap verir. “İki cihan sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) önümüzde yaya olarak yürürlerken biz nasıl at üstünde olabiliriz Hasan Can?” Yani böyle bir...

Devamını Oku

Dost Kazığı

İnsanlar neden despot olmak zorunda? Bazen düşünüyorum, neden asık suratlı olurlar diye.Surat asmak kadar itici bir şey yok bence bu hayatta. Çevremdeki insanlara bakıpta yüzlerinde asık bir ifade görmek, onları bende çekilmez kılıyor. Çekemiyorum. Bu insanlar ailemden olsa bile uzak duruyorum…. *** Bilirim ki ailem ve dostlarım bana yüzs astığında geçicidir. Kimseyle küs kalamam , kimseyide üzmek istemem, istesem bile beceremem, ben üzülürüm. Ama bir şaka, özellikle o kadar küçük ve anlamsız bir şaka ki, bunun için insanın karşısındakini ağır bir şekilde kırması, farkında olmasada ruhsal açıdan yaralaması ne kötü… İnsanlar birbirlerini kırmak için bahane mi arar? Yoksa kırdıklarından haberleri olmazda,masum mudurlar? Bu ikisini barındıran insanlar bile tanıdım ben. Çoğu zaman karşısındakini kırıp, üzünce doyumsuz bir zevk alan, adeta beslenen canavarlar tanıdım. Ama hiçbiri benim dostum değildi. Sırlarımı paylaştığım, güvendiğim kişi değildi… *** Eğer bir dostunuz varsa ve ona güvenip her şeyinizi anlatıyorsanız, bugünden itibaren sizlere büyük bir tavsiye olarak sunuyorum ki bunu derhal kesin. Çünkü hiç kimse sonsuza dek sır tutamaz. En büyük sırdaşınız yine kendinizsiniz. İnsanlar bir başkasına kendinden fazla güvenirse, o kişinin yaptığı bir tek hatadan, yine biz kendimizi sorumlu tutarız. Kaçınılmaz bir gerçektir ki insanoğluna bahşedilmiş olan sinir duygusu o kadar acımaz ve anidir ki, neyi nasıl yaralayacağını anlamak zordur. Çözemeden saniyelik gelişir her şey. Birde dostum dersiniz tabii ki. Sonra sadece onunla olmasada, duymamasını istediğiniz insanların yanında, sizin yaptığınız o kadar küçük ve dalga...

Devamını Oku

Yetenek Kimsiniz?

Ben Yetenek Sizsiniz yarışması hakkında bazı şeyleri paylaşacağım. Ben yayınlanan yarışmada Aref Ghafouri’nin 1. olmasını beklerken Sefa Doğanay oldu ortada bir haksızlık olduğunu düşündüğüm için bu cümleleri paylaşmak istedim. Ben sizlerin düşüncesini değiştimek veya benim düşüncelerimi size kabul ettirmek adına bir düşüncem yok. Ben yalnızca öznel bir şekilde bu sözleri kaleme aldım. Açık bir şekilde söylemeliyim ki Yetenek Sizsiniz yarışmasını AREF kazanmalıydı bence.Türkiye ilk defa farklı bir yetenek izledi ve bence çok başarılıydı. Sadece bu son gösterisi için demiyorum bütün gösterileri çok büyüleyiciydi ve çok farklıydı. Gerçektende kısa sürede insanlara kendini hayran bıraktırdı. Ama bizim halkımız hemen altında birşeyler arıyor şu şöyle oldu, bu böyle oldu, bu hileyi yaptı gibi… Bu şekilde düşünen insanlar hiçbir şeyden zevk alamaz ki! Aref çok iyi bir ilizyonist ve işini çok iyi yapıyor kim ne derse desin. Sefa Doğanay iyi bir yetenek ama Türkiye’de böyle yetenekler çok bildiğiniz gibi. Yavuz Seçkin ve İsmail Baki Tuncer, Türkiye’deki pirler olarak görülüyor daha doğrusu ben öyle görüyorum. Aklıma gelen herkesin sesini taklit edebilme yetenekleri var abilerimizin. Ama hakettikleri yerdeler mi acaba?.. Tabiki hayır!.. Halkımız Sefa Doğanay’a bu kadar ilgi gösterdiyse bu abilerimizin TV’deki programlarında neden izleyici kitlesi yüksek değil. E halkımız Sefa Doğanay’a bu kadar alaka gösterdiğine göre bizim Yavuz Seçkin ve İsmail Baki Tuncer’i başımızın üzerinde taşımamız gerekiyor! Neden onlara hakettiği gibi davranılmıyor!.. Üstelik Sefa Doğanay’ın güzel olarak yaptığı kişi sayısı çok az gösterilerinde hep...

Devamını Oku

Bir Resmin Fiyatını Neler Belirliyor?

* İsmi ve konusu olan resim yaklaşık % 30 daha pahalı olabiliyor. Çünkü resmi satın alan kişi, aynı zamanda resmin hikayesini de satın alıyor. Bir olayı, bir kurguyu, anlamlı bir bütünü de satın almış oluyor. Bundan dolayı ismi ve konusu olan resimler daha yüksek fiyatlara satılabiliyor.* Çok dar ve uzun resimler genellikle tercih edilmiyor. Resmin büyüklüğü ise genel olarak fiyatını arttırıyor. Belli bir büyüklükten sonra, fiyat artışı yine var ama artış oranı düşüyor. * Resimin neyin üzerine yapıldığı konusu da çok önemli bir fiyat unsuru. Resim kağıt üzerine yapılmışsa 50 sene sonra problemler çıkabiliyor. Kanvas üzerine yapılmış resimlerin mukavvadan daha pahalıya, mukavvanın da kağıttan daha pahalı olduğu görülmektedir. * Sulu boya, yağlı boya, guaj ve karma tekniklerin kulanımı da resmin fiyatını etkilediği görülüyor. Genel olarak karışık tekniğin resim fiyatını arttırdığı görülüyor. Mürekkeple yapılmış resimlerin diğer tekniklerle çok fiyat farkı olmadığı görülüyor. * Ressamın tarzı oryantalist mi, minimalist mi, dışa vurumcu mu? Toplam kaç resim yapmış? Ölmüş mü, yaşıyor mu? Bunlar önemli. Bir ressamın dönemleri de önemli, sanat eleştirmenlerine göre aynı ressamın bazı eserleri diğerlerinden sanat açısından daha...

Devamını Oku

Finale Kalan 50 Makale (Makale Yarışması)

Compeq Mobile, Anında Teslim ve Var mı Ucuzu sponsorluğunda gerçekleşen makale yarışmasında finale kalan 50 makale aşağıdadır. yenimakale.com olarak makale yarışmasına katılan herkese teşekkür eder, final için başarılar dileriz. Sonuçlar 31.03.2011 tarihinde saat 22:00’da açıklanacaktır. *** MAKALE YARIŞMASI SONUÇLARI *** * Ahmet Haşim’in “Merdiven” Şiirini Somuta Yaklaştırma Denemeleri ve Merdiven Şiiri Tahlili Üzerine – İshak Saka * Yücel Kayıran’ın Ruhlukta Şiirine Ontik Bir Bakış Denemesi-1 ve Yücel Kayıran’ın Ruhlukta Şiirine Ontik Bir Bakış Denemesi 2 – Murat Kuruş * Şiirde İmge – Murat Kuruş * Anne O Zaman Sen Ölsene – Ceyda Gülenç * Padişahların Aileleri, Padişah Dairesine Mensup Kadınlar ve Kadın Efendiler – Hasekiler – Hamza Kılıçaslan * Kadına Şiddete Evet – Mine Gökdoğan * Gayb Üzerine Notlar – Hacı Mehmet İmamoğlu * Ayn, Şın, Kaf… Aşk… – Yasemin Bozkurt * Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanının Çözümlemesi – Edebiyatcı * Fatmagül’ün de Suçu Var, Bizim de… – Yeşim Kader Kızılçelik * Bor Nedir ve Nerede Kullanılır? – Fatih Uysal * Nükleer Silahlanma ve Muhtemel İsrail – İran Savaşı – Alperen Cihan Çetinkaya * Hay, Dilinizi! – Yusuf Eroğlu * Siqaret – Lale Mehralı * Yazı Yazmak – Metin Kayalık * Anlamsız Duygular – Burak Ökten * Ümit Yaşar Oğuzcan Üzerine Bir İnceleme – Edebiyatcı * İşte Bu Kadar Basitti Ölüm Denilen Gerçek – Şafak Özveren * Küreselleşen Dünyada Ulus Devlet Olmak – Musa Tosunoğlu * Kadınlar Günü Kutlanmamalı!...

Devamını Oku

Muhteşem Yasaklar

Disiplin insanoğlunun her zaman ihtiyacı olan temel bir duygu, bir kendini bilme eylemidir. Gerekliliği tartışılmaz, evet’tir. peki gereksiz disiplin? Öğrenci olarak birazdan yazacaklarım şikayetlenme değil, abartma değil. Tamamı ile gerçeklerdir. Okulların yapılma amaçlarından biride, öğrencinin kendini ifade edebilme yetisini kazandırmaktır bence. Burada bir çelişki var işte. Öğrenci kendini ifade edemiyor, çünkü kısıtlanıyor…*Yasaklar kısıtlamalardanda beter üstelik. Gerekli yasaklar konulur ve kabul edilir. Ama gelin görün ki burada “Benim ülkemin insanı bir başka abartıyor” demeden geçmem insanıma saygısızlık olacaktır. Geçen yaşadığım bir olayı anlatayım sizlere. Ders esnasında susadım. Suyumu çıkarttım ve içtim. Buraya kadar sorun yok. Fakat sonrası ilginçtir ki öğretmenim bana feci bir bakış atıyor. Dişler dudakların arkasından sıkılmış vaziyette, gözlerde parlayan ateş. Bu bakışlar ve mimikler karşısına ruhsal olarak bir ezilme yaşıyor insan ister istemez. Şöyle kısık, kendimin bile zor duyacağı bir seste, yarı kambur vaziyette öğretmenime soran bakışlar attım. Söylediği şu oldu. “Benim dersimde su içilmeyecek. Bilmiyordunuz şimdi öğrenmiş oldunuz bir daha olmayacak”. Muhteşem abartılı yasak. Yahu su insanın doğal ihtiyaçlarından biridir. Susuzken benden derste ne gibi mükemmel bir performans bekleyebilirler ki? “Siz artık yetişkin sayılırsınız, sabredin…” Sözüne bitiriyorum zaten. Bunun yaşla ne ilgisi var? Su içmenin öğretmene, arkadaşlarıma ne gibi bir zararı olabilir ki?*Beni en çok düşündüren ve bir başka muhteşem yasağımız olan tuvalet yasağı. Şimdi, insanoğluna istediği zaman bu ihtiyacını erteleyebilme özelliği bahşedilseydi, ya da herhani bir fantastik güce sahip olsaydık, bu yasağa kesinlikle tüm kalbimle...

Devamını Oku

Hayata Bakış

Etrafınızda sürekli söylenen, birşeylerden şikayet eden insanlara mutlaka rastlamışsınızdır. Genelde toplumun her kesiminde bu tür insanların varlığına şahit oluruz. Hatta belki biz de o insanlardan biriyizdir. İşler planladığımız gibi gitmediği zaman verdiğimiz tepkiler, kullandığımız sözler ve aklımızdan geçenler, hayata bakışımızın bir resmidir aslında.Gün içinde yaşadığımız olaylara bakış açımızın ve yaklaşımımızın nasıl olduğunu düşünelim. Sabah kalktığı andan itibaren olumsuz bir ruh haline bürünüp ‘bütün gece hiç uyuyamadım’, ‘bugün canım çok sıkılıyor’, ‘yine aynı şeyler’…vb şikayetlerle sürekli söylenen insanların arasında bizlerde var mıyız acaba? Ya da beklenmedik bir olayla karşılaştığında ‘neden bu benim başıma geldi’ diyenlerden miyiz? Genç bir insanın ölüm haberini duyduğunda ‘çok erken öldü, ölüm ona yakışmadı’ diyenlerden mi? Ya da ‘keşke şöyle yapsaydım böyle olmazdı’ diyenlerden mi? Örnekler daha da fazlalaştırılabilir. Ancak tüm bu tepkilerin altında yatan bir gerçek vardır; ‘Tevekkülsüzlük’. İman,  tüm bu sıkıntı veren duygulardan koparır insanı. Beklenmedik bir olayla karşılaşan imanlı bir insan ‘mutlaka bir hayır vardır’ der ve Allah’a sığınır. Ölüm haberleri bir uyarıdır müminler için. Ölümün aslında çok yakında olduğunun haberi. Ertelenen ibadetlerin insanı kayba uğratacağının haberi. İman etmeyen insanların ahirette kullanacağı kelime ‘keşke’ dir. Onlar dünyada iken keşkelerle dolu bir hayatı zaten yaşayıp öğüt alamayanlardır. Dolayısıyla keşkelerle yaşamak bir mümin özelliği değildir. Çünkü müminler kadere teslimiyetin lüksünü her alanda yaşarlar ve Rablerine tam bir teslimiyetle teslim olurlar. Hayata bakışımız, hayattaki amacımız hepimize farklı duygular yaşatır. Kimi en zor anlarda bile güçlü ve...

Devamını Oku

Yarışma Makaleleri

yenimakale.com olarak Compeq Mobile, Anında Teslim ve Var mı Ucuzu sponsorluğunda gerçekleştirmiş olduğumuz makale yarışmasına gönderilen 125 makale aşağıdadır. Yarışmanın amacı insanları yazmaya ve paylaşmaya teşvik etmektir. Makale yarışmasına katılan arkadaşların bundan sonraki süreçte de siteye ve insanlara katkılarını bekliyoruz. Yazmak bir anlamda sizleri bir anlamda ölümsüz kılar…Aşağıda yer alan 125 makaleden jüriye gönderilmek üzere 50 makale belirlenecek. Bu makalelerin belirlenmesinde göz önüne aldığımız onlarca kriter bulunmaktadır. Finale kalacak olan 50 makalenin belirlenmesinde yenimakale.com yönetimi olarak çok titiz davrandığımızı belirtmek istiyorum. Finale kalan makaleler 21.03.2011 tarihinde yayınlanacaktır. yenimakale.com yönetimi olarak tüm yazarlara başarılar dileriz… İşte Yarışma Makaleleri… Hay, Dilinizi! – Yusuf Eroğlu Qurban: Kimə, Kimi və Nədən? (Kurban: Kime, Kimi ve Neden?) – Lale Mehralı Duz: Qida Yoxsa Zəhər? – Lale Mehralı İlk “Qadın …lar” – Lale Mehralı Siqaret – Lale Mehralı Dünya ve Aşk! – Selma Arslan Yazı Yazmak – Metin Kayalık Ahmet Haşim’in “Merdiven” Şiirini Somuta Yaklaştırma Denemeleri ve Merdiven Şiiri Tahlili Üzerine – İshak Saka Anlamsız Duygular – Burak Ökten Bebeğim Büyüyor – Utku Uysal Hemşire Hanım Serum Akmıyor – Utku Uysal Taciz ve Tecavüz Etmek – Doğan Güneş Sosyal Ağların İnsan Yaşamına Etkisi: Facebook Örneği – Onur Fırçasıgüzel Anlamlı Söz – Atila Emanet Birlikte Bakabilmek – Atila Emanet Ertelenmiş Hayatlar – Serap Taşar Gönüllülük Faaliyetlerinin Önemi ve Kazandırdıkları – Metehan Güngör Panik Atak – Ceyda Yaylacı Kafa Yormanın Kolay Yolları – Yeter Karaer İşte Bu...

Devamını Oku

Ayn, Şın, Kaf… Aşk…

Aşk rahmettir, nimettir.  Kainat’ ın mayası, kalbin anahtarıdır. Aşk, aşka aşık olmak,Geceler dolusu düşünmektir sevdiğini.  Her sabah zifiri karanlığın bir kez daha bittiğini hatırlatmaktır kendine.  Hiçbir duyguyu ertelememek, sevgiyi yarına bırakmamaktır.Aşk vuslata giden yolun vesilesidir.  Bir kere yaşamak bin kere ölmektir. İbadet,  kalp demektir.  Kalbini korkusuzca, riyasızca, kusursuzca savunmak demektir.Aşk, aşkı yardan öğrenmek, onu aşk bilmek demektir.  Aşk hayal kurmak, yaşamak, yaşatmaktır.Pişmektir, yanmaktır, dik kalmaktır.  Aşk hasrettir, özlemdir.  Ansızın ağlamak, ansızın gülmektir.Sokak ortasında kimseye aldırmadan iyiyim çığlıkları atmaktır.  Yıldızlara sevgilinin resmini çizmek,Yıldızları o bilmek, onun sevdiği her şeyi sevmektir.  Aşk çöle inen yağmur damlası gibi toprağın canıdır.Gece yarısı apansız uyanmaktır. Ağlamaktır, gülmektir, O’nu sen ilmektir. Her şeydir.Aşktır alimi ilme meylendiren. Aşıktır onun yokluğunda dua dua onu haykıran.Aşktır avuçlardaki o koca boşluğu dolduran.  Özlemleri mehtaba karıştıran,  hayatı anlamlandıran…Aşk demek ekmek demek, aş demek. Aşk, Rabb’in onu sana müjdelemesi demek.Aşk aleme beşaret olarak gönderilen demek.  Aşk kabul olunası dua  demek.Aşktır duyguların en ekmeli.  Sevdaya  şahit olan kalemlerin adı.Aşktır sevilenin adı, canı. Aşksız kalpler soğuk, kalpler yetim, kalpler sessiz.Aşk duyulan her seste o geldi diye ümitlenmek.  O yokken saatlerin asırlar gibi olması.Gökyüzünden inen her damla adedince susamak sevdiğine.Dilden dökülen dua olmak…Aşk olmasa Kerbela’ ya döner her şey.  Aşk olmasa füsul hazan olur.Aşk sevgili’ ye hitap ederken kelimelerin titremesi,  benliğin titremesidir.Aşk hasreti nakış nakış işlemek gözün değdiği her yere.Her zerre adedince şükretmek Rabb’e. Çaresizliğe onun adıyla çare sunmak.Aşk sevileni yazmaya cüret eden acizin...

Devamını Oku

Komşudaki Açılım

Açılım kelimesi çoğumuz için günümüz de Kürt veya Ermeni sorunu! diye bilinen tartışmaların tanıtıcı kelimesidir. Ülkemizde de ne kadar açıldığımız günlük siyasetten bi haber olmayanlar için malumdur. Ancak komşularımızda böyle bir istek, böyle plan ve en önemlisi hükümet  olarak böyle sarsılmaz bir devlet politikası varmıdır bilinmez. Hepimizin malumudur ki Yunanistan çoğu konuda karşılaştırıldığımız hatta yarıştırıldığımız bir devlettir. Bu yarışların sonucu uluslararası Jürinin de etkisi ile  artık merak edilmeyecek derecede Yunanistan lehinedir. AB turnuvası, Kıbrıs koşusu, Kıta sahanlığı sıçraması hatta baklava yeme ve rakı içme yarışları bile olsa malum Jüri (AB) kimin kazanacağını çok önceden bilme kehanetine sahiptir.Komşumuzun sınırları içinde kalan Batı Trakya bölgesi ki eski adıyla Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi (ilk Türk Cumhuriyetidir. 1913 de 56 gün kadar yaşamış ayrı bayrağı dili hatta marşı olan bir devletti) Yunanistan’ın açılımından hangi hakları kazanmıştır incelemek gerekir. 1923 te yapılan Lozan Barış Konferansı ile nüfus çoğunluğunu (%67) Türkler oluşturduğu için Mübadele kapsamına alınmayan Batı Trakya Türkleri Yunanistan içinde milli olmasada dini azınlık statüsünde yer almış ve hakları anlaşma metinleriyle koruma altında tutulmuştur. Aynı Lozan antlaşması ile Türkiye sınırları içerisinde azınlık statüsünü reddetmiş ve temel hak özgürlükler noktasında tüm vatandaşlarını eşit gördüğünü tüm dünyaya deklere etmiştir. Bu durumda bile düşmanı çatlatacak tarzda yaptığımız açılım planlaması ile olmayan azınlığa olmayan eşitsizlik sebep gösterilerek tanınan yetkiler Yunanistanı geçtiğimiz tek spor dalı olsa gerektir. Zira aynı Yunanistan bugün sınırlarında bulunan Batı Trakya bölgesi Türkleri için bırakın...

Devamını Oku

İzdivaç – î Rtük

“Ama Rock’cıyım herkes bilsin yani” başlıklı video bile size durumu özetlemeye yetecektir aslında bir yerde. Nereye gidiyor insanımız diye. Gördüm ve ağlancak halimize gülüyoruz sözünü kendim canlı bir şekilde mırıldandım. İnsanımızın, kalitemizin nereye gittiğini gördüm. Açıkcası sadece korktum. Bu videonun alında yatanlar sizin iki dakikalık gülümsemeniz olsada birde gelin benim bakış açımdan bakın. Her yönüyle videoyu tarttım, inceledim. Bir kere espiri seviyesi yerlerde. Bu sadece bu program için geçerli değil. Bakınız artık insanlar bir başka insan aşağılanma, hor görülme durumuna gülüyor, kahkahalar atabiliyor…***** Küfür ve bel aşağı espirileri zaten bizim en sevdiklerimizdendir. Alırız kolamızı, çekirdeğimizi ya da her ne çekiyorsa canımız. Keyifle izleriz. Bilmeyiz ki içten içe o anı bekleriz. O espiri gelsede iyi bir gülsek! Gerçek espirinin ne olduğunu bilmeyen yeni bir nesil yetişiyor. Hoş, bundan öncede gerçek espiri tekniğiyle insanları güldüren pek az kişi vardı. Video’ya dönelim. Bayan’ın bu hareketi bende dahil olmak üzere herkesi gülmekten sarstı, tık rekoru kırdı. Sonra yine bir gün internet başında şöyle güncel haberleri incelerken, yeni Rtük kararlarına baktım. Şu dizilerdeki öpüşme sahneleriyle ilgili bir haberdi. Çok detaya inemesemde geç saatlere alınması gerektiğini yazdığını gördüm. Sonra biraz göz gezdirirken esrarengiz bir noktaya denk geldi gözüm. “Türk kültür ve ahlakına aykırı sahneler içerdiğinden” yazıyordu bir dizi hakkında Rtük yorumu. Doğrudur. İçeriyordur dedim kendi kendime. Sonra aklıma bu video geldi. Düşündüm… Bunda ki çelişki aklımı o kadar kurcaladı ki? ***** Türk kültür ve ahlakı...

Devamını Oku

Geç Kalan Buluşma

Hiç bilmediğim duygulara tanıklık etmenin telaşı var yürekte. Yıllar derin bir okadar da anlamlı çizgiler oluşturmuş yüzünde. Hiç hesapta yokken zaman iki farklı hayatı karşılaştıran belki de en büyük düşman.Saçlarının neredeyse tamamı kırlaşmış, yaşlı gözlerle ve yarı mahçup bir ifadeyle karşımda duran bu adam, ilk kez ne hissedeceğimi bilememenin şaşkınlığını yaşatıyor ruhuma. İri gözlerinden süzülen damlalar , yaşadıklarından duyduğu pişmanlığın en ham meyveleri. Bavulumu yerden kaldıramayacak kadar ağırlaşmış bir beden ve suskun gözlerle yanımda yürüyen sanki ilk kez gördüğüm biri. Neydi yıllardır seni burada tutan diye soruyor ağlayan gözlerim? Ne cevap vereceğini bilememenin ezikliği ile yüzüme bakan yabancı biri gibi. Yıllar öyle çok şey götürmüş ki bizden. Vicdan denen duygu omuzlarına ne denli ağır gelmiş olacak ki ruhsuz bedeni yürümekte güçlük çekiyor. Suskunluğun avaz avaz bağırdığı bir hesaplaşma yaşanıyor yaşlı gözlerde. Bakışların sözlerden daha çok şey anlatabildiği başka bir an olamaz. Yaşananların omuzlarımı çökerttiği ağırlığa inat hala tebessüm etmeye çalışıyor kelimelerim. Aslında öyle zor geliyor ki  sana dair kuracağım cümlelerim. Özlemim tarifsiz. Yıllardır herkesten sakladığım duygularım şimdi seninle paylaştığım en büyük yalnızlığım.  Bazen tüm gücüyle bağırmak ister ya insan, içindekileri dökmek, biriktirdiklerini söylemek,geçmişe dair ne varsa dile getirebilmek, işte bu an şimdi  yaşadığım zaman. Dipsiz bir kuyu misali peşimi bırakmıyor anılarım. Düşündükçe ne çok şey yitirmişiz diyorum kendime. Bir sana bakıyorum bir de yaşadıklarına. Değermiydi söyle?Sensiz geçen günlere, ağladığım gecelere, neredesin diye yokluğunda avunduğum sahte sözlere değermiydi? Şimdi geldin...

Devamını Oku

Unutulan Hakikat: Ölüm

Kimine göre ruhun bedenle yollarını ayırmasıdır ölüm, kimine göre Yaradana kavuşmak, kimine göre sil baştan başlamak yaşama, kimine göreyse dünyayla bütün bağını koparması insanın,kimine göre… kimine göre… Herbirimiz haberdarızdır ölümden. Biliriz ki bu dünyaya gelmiş ve gelecek kim varsa geri dönmek için gelmiştir. Yani hepimizin bileti kesilmiştir aslında, gününü ve saatini bilmediğimiz… Kendine dünyayı dost edindiğin bir anda kulağına fısıldar ölüm ve anlarsın ki: yolculuk vakti geldi. Vedalaşmaya bile fırsatın olmayıp giderken bir parçan kalır dünyada senden son hatıra… Birilerimizi son yolculuğuna uğurlayıp da hatıralarıyla avunmadıkça pek gelmez aklımıza ölüm. Bilmem, belki yakıştıramadığımızdan ölümü kendimize, belki gençliğin verdiği teselli, belki anıldıkça geride korku bırakması… Belki de bir çocuğun oyuna dalıp eve gitmeyi unutması gibi, dünyeviliğe dalıp ölümün varlığını unutmamız.. Yaşıyoruz ama sebeb-i hilkatimiz akıllardan silinmiş, beşeriyete defalarca galibiyet duygusu yaşatılmış vaziyette yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama lahzaların kıymetini bilmeden yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama dünya en kıymetli oluyor gözümüzde Kısacası, HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞIYORUZ.. VAKİT VARKEN Gün gelecek Kapanacak sevgi ile bakan gözlerin Ve duracak heyecanla atan kalbin Solan bir çiçek bile daha canlı olacak senden Çürümeye mahkum olacak artık bedenin… Duyamayacaksın seni çağıran sesleri Duysan bile çaresizsin,onlar duymayacaklar seni Ve zamanında söyleyemediğin onca sözcük Hapsolacak karanlığa,çıkmayacak geri…...

Devamını Oku

Nerdesin Meleğim

İnsan hayatta en çok ne ister? İyi bir iş sahibi olmak, ev sahibi olmak, zengin olmak mı? Bense sadece anne olmak istedim. Bunun önemini, özlemini, içimde yaşadığım fırtınaları ancak benim gibi bu yolda mücadele eden anlar. Yedi yıl oldu mücadelemi başlayalı. Her tedavi yeni bir başlangıç, yeni bir umut oldu. Arkadaşlarımın birer, ikişer çocukları oldu. Okula başladılar. Onlarla ilgili hayalleri hedefleri oldu. Benim ise sadece,  hayallerimde, rüyalarımda, kaldı. O doktor bu hastane derken maddi ve manevi gücüm kalmadı. En son tüp bebek dediler. Heyecanla başladım tedaviye. Her gün yediğim iğneler, her gün kan aldırmalar, muayeneler hiç biri ama hiç biri zor gelmemişti bana. Belki inanmayacaksınız ama zevkle heyecanla devam etti bu süreç. Sonunda hayalime, özlemime kavuşmak vardı ya, yeter ki olsun ben her şeye katlanmaya hazırdım. O sıralarda bir arkadaşımda hamileydi. Hayal kuruyorduk olursa arkadaş olurlar diye. O büyük gün gelip çattı. Eşimle dualarla heyecanla çıktık evden. Embriyo transveri yapıldı. Artık on dört gün bekleme süresi kalmıştı. Geçmek bilmiyor saniyeler bile ilerlemiyordu sanki. Kalbimin atışı hiç dinmiyordu heyecandan. Hamile miyim diye düşünmediğim bir an dahi olmadı. Sonra bir sabah uyandığımda yoklardı artık. Dünya durmuş, her şey anlamını anlamını yitirmişti sanki. Sadece sabır ver Allahım diye dua ettim. Taktir Allah’ındı çünkü. Yapacak bir şey yok. Elinden gelen bir şey yok çünkü. Milyoner bile olsan faydası yok. Parayla satın alınacak bir şey değil bu. Öyle zor ki bu duyguları,yaşamak. Yaşamayan kimse...

Devamını Oku

İnsan İlişkilerinde Paradigma

Günümüzde paradigma, kişiler arası uyumsuzluğun açıklanmasında sık sık karşılaşlaştığımız popüler kavramlardan birisi haline geldi. Kaynağını Yunanca’dan alan bu sözcük henüz Türkçe’ye özleştirilemediği için sözlüklerde net bir paradigma tanımına ulaşmak mümkün olmuyor. Yine de en genel anlamda paradigmayı şu şekilde tanımlandırabiliriz: ”Paradigma, bireyin iç ve dış dünyasını yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgülü ve dinamik düşünsel sistem ve düzenektir.”  Dünya’ya nasıl bir gözlükle baktığımızdır, görüş alanımız, yaşamı algılama biçimimizdir Paradigma.İnsan sayısı kadar Paradigma ile karşılaşmak mümkündür. Çünkü her insan farklı bir açıdan bakar iç ve dış dünyasına. Bu yüzden de bireyler arası uyumsuzluklar baş gösterir. Sonrasında ise ”Beni anlamıyor…”, ”Ben haklıyım…” gibi isyankar ifadelerle karşılaşılır. Eşler arası uyumsuzlukların, arkadaş ilişkilerinde baş gösteren hararetli tartışmaların, hatta ebeveyn-çocuk arasındaki sürtüşmelerin de ana kaynağı her bireyin farklı paradigmaya sahip olmasıdır aslında. Çünkü her bireyin olayları algılama biçimi farklıdır. Oysaki sürtüşmeler başlamadan önce bireyler gözlüklerini birbirlerine ödünç olarak verebilseler, birbirlerini anlamaları elbette ki bu kadar karmaşık bir hal almaz. Geçmişte yaşadığımız ama hâla bilinçaltımızın derinliklerinde bastırdığımız olaylar, ilgilendiğimiz alanlar, mesleğimiz, yaşadığımız çevrenin kültürel özellikleri, ekonomik durumumuz, ihtiyaçlarımız, kazancımız, okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film… ve sayısını çoğaltacağımız bir çok etken tarafından paradigmamız şekillenir. Ne kadar geniş bir paradigmaya sahip olursak ve olayları algılarken ne kadar farklı bakış açısı alternatifleri üretirsek çevremizle uyuşum sürecimizde o kadar az sorun yaşarız. Uyumlu ilişkiler kurabilmemiz için gözlüklerimizin çerçevesini kaldırmaya ihtiyacımız...

Devamını Oku

Murat Çıtak

1981 Aksaray doğumlu olan Murat Çıtak. İlk, orta ve lise öğrenimi Aksaray’da almıştır. Yüksek Öğrenimini 1998-2003 yılları arasında Onsekiz Mart Üniversitesinde Tarih Öğretmenliğini bitirerek tamamlamıştır. Tarihçi sıfatıyla öğretim hayatına devam eden ÇITAK, halen ikinci Üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde okumaktadır. 2009 yılında kısa adı ATAM olarak bilinen ve Emrullah Tören Başkanlığında kurulan, Altaydan Tunaya Bilim, Kültür ve Sanat Araştırma Merkezinin kurucu üyeliğini üstlenmiştir. Aynı isimle 2010 Ocak ayında çıkartılan derginin genel yayın yönetmeliğini üstlenmiştir. Osmanlıca ve Arapça bilen yazarın değişik dergilerde Tarih ve siyaset üzerine yazıları yayınlanmıştır.BÜYÜK ÜLKÜSÜ: Türk Dünyası’nın tarihte bir çok kez gerçekleştiridiği gibi Birliğini tekrar kurması ve Birleşik Türk Devletleri adıyla oluşturabilecek bir işbirliği ve savunma paktının Türkiye liderliğinde kurulmasıdır. Türk’ün tüm coğrafyalarının Bağımsızlığına kavuşması ve bu uğurda her Türk evladının azim ve imanlı olması en büyük dileğimdir… Makaleler * Değişen İsimler ve Değişmeyen Planlar Üzerine* Siyasetin Empati Zorunluluğu* Türk(süz) Dış Politikası ve Doğu Türkistan…* Zaman Sürecinde Türk Milliyetçiliği* Türk Kültür Değişimi* Komşudaki...

Devamını Oku

Nükleer Silahlanma ve Muhtemel İsrail – İran Savaşı

Günümüzde ABD, İran’a nükleer enerji kullandığı için birçok yaptırımlarda bulunuyor ve savaşla tehdit ediyor. Fakat ilginçtir ki 1957 yılında İran’ı bu nükleer çalışmalar konusunda desteklemiş, onu cesaretlendirmiş, hatta 1958 yılında Uluslararası Nükleer Enerji Ajansına ABD göstermiş olduğu kendi istek ve desteğiyle üye olmasını sağlamıştır.1968 yılına gelindiğinde İran’daki ilk reaktör ABD tarafından Tahran Üniversitesin kuruldu. İran 1970’de NUCLEAR NON_PROLIFERATION (nükleer silahların yayılması) anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma gereği Uluslararası Atom Enerji Ajansına vermesi gereken periyodik bilgileri eksik ilettiği için bu gün ABD tarafından nükleer bomba yapmakla suçlanan İran; 1973 petrol krizinden büyük gelir elde etmiş ve 20 adet, 20 bin megavatlık...

Devamını Oku

İsrail’in Asimetrik Savaşları ve İran

21. yüzyıl savaşlarının çoğu asimetrik çatışmalar olacaktır. Asimetrik savaş güçsüz olan askeri birliklerin daha güçlü olan askeri birliklere karşı yürüttüğü Gayri Nizami Harp unsurlarından oluşur. Özellikle İsrail’e karşı Arap-Fars saldırganlığı ortada iken İsrail’in bunlara karşı asimetrik çatışma yaratarak önlem aldıkları kuvvetle muhtemeldir. Yani aslında detaylı bakıldığında İsrail, İran, Suudi Arabistan hatta Suriye bir mücadele içinde değildir. Onların karşısında somut olarak İsrail yoktur !İsrail’in ya da Küresel Gücün kontrolündeki asimetrik çatışma için ortaya çıkarılmış antagonistleri vardır ; Hizbullah, Hamas, El-Fetih vs. Nitekim ABD, Kosova Kurtuluş Ordusunu, Sudan’daki iç savaşta Hıristiyan ve animist savaşçıları, Irak’taki Baas Rejimi karşıtı grupları desteklerken tam da bu bahsettiğimiz şeyi yani asimetrik savaşı yaratmak istemişti. Belki de 1979’dan beri bunun farkında olan İran,hazır ABD, Afganistan’ı da halletmişken artık karşısında antagonistleri değil gerçek gücü görmek istiyor ve nükleer programa devam ederek bu sayede uluslararası somut yaptırımları da önlemiş oluyor. Ama elinde nükleer programı bulunmayan ülkeler İran kadar şanslı değil nitekim bunların meyvesini son 1 aydır isyanlarla alıyorlar tabi acı meyveler diyebiliriz. Antagonistlerden kurtulamayan bu ülkeler kısa ve seviyesi düşük ama yoğun saldırılar aldılar ve güçlenmeleri bu sayede engellendi ABD’ye karşı mı hayır tabi Ortadoğu’da kendine müttefik arayan İsrail’e karşı. Bu saldırılar sayesinde çeşitli insan gruplarının tutum ve görüşleri değiştirildi. Ve belki de bu yolla günümüz isyanlarına zemin yaratıldı … Hizbullah’la düşük yoğunluklu çatışma halinde olan İsrail ise asimetrik savaş tekniklerini çok iyi bildiğinden bu durumu lehine çevirip...

Devamını Oku

Domino'nun galibi ; 'Küresel Pers'in Mollaları'

‘Kerkük’e Brüksel Modeli’ manşetlerinin boşuna atılmadığı ortada. NATO güdümlü bir merkez oluşturulması beklenilen Kerkük’teki şii ve sünni kavgasınının da Anglo-Sakson Hasan Sabbahlara nasıl yaracağı görülmeyecek bir gerçek değil. Tabi ki bunu tarih gösterecektir. Ve tam bu noktada şu soruyu soruyoruz belki de kendimize Ortadoğu’da bütün iktidarlar bir bir devrilip, isyanlar bastırılamazken neden İran’ın böyle bir sorunu yok,İran’ı farklı kılan ne?İran; İslami bir ülkedir ama ‘Şii’ bir ülkedir ve Şii Mezhebi, İslam içerisinde çeşitli Batıni kolları ile hayli farklı bir konumdadır. İsrail’in İran’la ‘can düşmanı’ olduğu gibi kati ve sert cümleler; Uluslararası politikayı, stratejik duruşları ve o ülkelerdeki odak akımları yok sayıp göz ardı etmekte steril bir dış politika yaklaşımı olmaktadır. Şiilik bünyesindeki kollar; İslam’ın diğer kolları tarafından ciddi suçlama ve tehditlere maruz kalmakta, bu olay basit bir mezhep ayrılığından öte ciddi ayrışmalara dönüşmektedir. Bunu bir örnekle somutlaştıracak olursak; El-Kaide’nin ideologlarından, Bin Ladin’in sağ kolu ve Suudi Arabistan sorumlusu Yusuf El-Ayeri; ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Haziran 2003’te yayınlanan ‘Bağdat’ın Düşmesinden Sonra Irak ve Arap Yarımadasının Geleceği’ isimli kitabının basımından üç ay sonra Suudi güvenlik birimlerince öldürülmüştür. Ayeri’nin özelliği; Şiileri ‘Haçlılar ve Siyonistlerle İşbirliği ’ ve onların 5.kol faaliyetlerini yürütmekle suçlamaktır. Irak’taki direnişe destek veren Ebu Musab El-Zerkavi’de; Şiiler için ‘çok tanrılı’ gibi ifadeler kullanmakla kalmayıp; Sistani için ‘Yahudi Dönmesi’ ifadesini kullanmıştır. Şiiliği; İslam mezhepleri arasında bu tarz suçlamalara konu eden yapısı; özellikle bazı kollarının ezoterik yapısıdır. İmamlık kurumunun; Tanrı ile...

Devamını Oku

Günlük Yaşamda Sosyal Ağlar

Sosyal ağların günlük yaşama olan etkileri sayılamayacak kadar çok olsa da biz, iki ana başlık altında ele almaya çalışacağız. Sosyal ağlar, kimilerine göre olumsuz kimilerine göre de olumlu etkilere sahiptir günlük yaşamda. Bir kısım, insan ilişkileri ve çevre kazanımı hususunda olumlu etkilere sahip olduğu, diğer bir kısım ise günlük yaşamda sosyal ilişkilere zarar verdiği, kişisel arkadaşlıklara nifak tohumu ektiği yönünde fikir beyân etmektedir.Sosyal ağ sitelerinin günlük yaşamda bireylere sağladığı kazanımları ele alalım… Bu fikri savunanlar, internet platformunda sosyal ağlar sayesinde insan ilişkilerinin geliştiği tezini öne sürmektedirler. Kısacası; sanal dahi olsa edinilen arkadaşlıklar, sohbet ve kendini ifade etme yetisinin gelişmesine sebep olmaktadır. İlk etapta sanal olan ifade kabiliyetini gerçek hayata yansıtma konusunda zorluklar yaşansa da, bu engeli zihinlerinde aşabilen kişilerin günlük yaşamda kendilerini ifade etme hususunda daha başarılı oldukları öne sürülmektedir. Ayrıca sosyal ağlar sayesinde edinilen arkadaşlıkların büyük bir kısmı samimiyetten uzak olsa da, az da olsa “gerçek arkadaşlıklar” kuran kişi sayısı da azımsanamayacak seviyede… Edinilen bu arkadaşlıklar günlük yaşama da yansıdığında çevre kazanımı da gerçekleşmiş olmaktadır. Öte yandan sosyal ağ sitelerinin günlük yaşama olumsuz etkileri bulunduğunu iddia edenler de yok değil… Şimdi de bu zararları gözden geçirelim. Sosyal ağlar sayesinde edinilen arkadaşlıkların büyük bir kısmı sanal ortamda kaldığı, yalnızca internet üzerinden görüşüldüğü ve samimiyetten uzak, sığ arkadaşlıklar olduğu, bu düzeysiz arkadaşlık ilişkileri için günün büyük bir bölümünün vakfedildiği düşünüldüğünde, günlük yaşamda sosyalleşmeye çok zaman kalmadığı da âşikar. İşte bu...

Devamını Oku

OK'ye BYE BYE

“La lengua de una nación pierde, todo se pierde.” Tahmin edebiliyorum, birçok kişi şu an ne demek istediğimi anlamadı. Farklı dilde söylenmiş bir söz, bir cümle. İnsanların birbirini anlamasında, anlaşılmada en önemli araç dildir. Nesillerin devamı, kültürel ve sosyal değerlerin aktarımı için vazgeçilmez bir kaynaktır dil. Konfüçyüs’e sormuşlar:– Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ilk olarak ne yapardınız? Büyük düşünür şöyle karşılık verir: “Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.” ve dinleyenlerin meraklı bakışları karşısında sözlerine devam eder: “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Büyük düşünürün de belirttiği gibi, bir milleti ayakta tutan, devamlılığını sağlayan her şeyden önce gelen dilidir. Türk toplumu kültürüne, dinine, gelenek ve göreneklerine önem veren bir millettir. Yüzyıllardır, Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren bu değerlerine sahip çıkmış, bu uğurda can vermiş ve almıştır. Bizim milletimiz için bu değerler bu kadar önemliyken, bunların büyüklerden küçüklere, yeni nesillere aktarımı da o kadar büyük önem arz etmektedir. Bu durumda da sahneye dil çıkmaktadır. Neredeyse bu görevi tek başına üstlenmektedir. Günümüz Türkçesine olan itibar günden güne azalmaktadır. Türk Dil Kurumu, Dil derneği, üniversite bünyesinde çalışma gösteren topluluklar ve kuruluşlar vb. birimler Türkçenin önemi, güzelliği, kolay...

Devamını Oku