Yıl: 2011

YGS Şoku

Bu seneki YGS sınavı ve sonrasında yaşananlar… Ve önümüzdeki günlerde çoğu gazetelerde göreceğimiz yazılar: Sınava girmeden neler yiyip içilir? Bir önceki akşamın menüsü hatta bir haftalık menü ne olmalıdır? Bir önceki akşam kaçta yatılır? Sınav sabahı neler yemek gerekir? Bir gün önce gezmeli mi yoksa evde mi vakit geçirmeli? Anne ve babalar çocuklarına karşı nasıl tavır takınmalı? Bunun gibi sorulara cevap veren sayfa sayfa, sütun sütun yazılar…Sınav sonucu açıklanana kadar ecel teri döken bu seneki şanssız çocuklar düşük puanlarını öğrenince kahroldular. İtiraz edenlerin puanları 125’ten 400 küsürlere çıkabildi. Akşam vakti evlerine telefon edilerek özür dilendi. Öğrenciler yürüdüler, toplantı yaptılar, protesto ettiler, sınıflara girmediler hatta okullarından atıldılar. Şu anda ikinci sınav tarihi hızla yaklaşıyor. Yaşadıkları şoku atlatamayan öğrenci sayısı çok. Sınavın iptali edilmesi büyük bir ihtimalle sözkonusu değil. Onlara büyük bir moral lazım. Her gün çıkacak yok şifre, yok istifa, yok iptal edilecek haberleri değil. Yaşadıkları şoktan sonra zaten yeteri kadar çökmüş olan moralleri hızla düzeltilmeli. Sözkonusu sınav hakkında son nokta konulmalıdır. Kendisi başlıbaşına bir stres olan YGS sınavı bir de bu seneki sorunlarla stres yumağı haline gelmiştir. Atatürk’ün vatanımızı emanet ettiği ülkemizin geleceği gençlerimiz aklı selimle hareket ederek baharı da kale almadan her şeye kulaklarını tıkamalı normal bir sınav süreci geçirecekmişcesine derslerine odaklanmalıdır. Burada görev okullarına ve dershanelerine düşüyor. Anne baba “çocuğum sınava girecek” diye nasıl her zamankinden çok onu el üstünde tutuyorsa okul ve dershane bunu bir kaç...

Devamını Oku

Kibarlık Budalası "Moliere"

Molière, “Kibarlık Budalası” (Le Bourgeois Gentilhomme) adlı oyununu 1670’te sahneye koymuştur. Kral XIV. Louis’nin isteği üzerine bale-oyun olarak tasarlanan eser, beş perdelik bir komedidir. Oyunun orijinal adı, Le Bourgeois Gentilhomme’dur. Gentilhomme, “gentillesse” sözcüğünden gelir. Gentillesse sözcüğü, “doğuştan gelen soyluluk değil, seçerek, inanarak benimsenmiş bir soyluluk” demektir. Molière döneminde ise, “ince, kibar davranış, hareketlerdeki zarafet, zihnin ince, entelektüel yeteneklerini gösterme” anlamına gelir.Kibarlık Budalası Oyununun Konusu Molière, Kibarlık Budalası adlı oyununda, kaderin bir cilvesiyle burjuva olarak dünyaya gelmiş olan bir adamın, kibarlığı öğrenerek soylular sınıfına geçmek hayaliyle tuhaf heveslere kapılmasını, bu uğurda müzik, dans, kılıç, felsefe dersleri almasını, kibarlık ve soyluluk...

Devamını Oku

Fethi Naci ve Eleştirmenliği

Hayatı Eleştirmen ve yazar Fethi Naci (İsmail Naci Kalpakçıoğlu), 3 Nisan 1927 tarihinde Giresun’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Giresun ve Erzurum’da tamamlayan Naci, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu.Gençliğinde 1,5 ay cezaevinde kaldı. Kurucuları arasında bulunduğu Yüksek Tahsil Gençlik Derneği yöneticiliğinden dolayı 1951 yılında tutuklanan Naci, 1,5 ay kadar Sultanahmet Cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi. Uzun süre İstanbul’da bir fabrikada muhasebecilik yapan Naci, 1965 yılı Nisan ayında görevine son verilince Gerçek Yayınevini kurdu. O tarihten sonra yazarlık ve yayımcılık yapan Fethi Naci, Cumhuriyet gazetesinin haftalık kitap ekindeki eleştiri yazılarını sürdürüyordu. Çok sevdiği babaannesinin ölümü üzerine kaleme aldığı ilk yazısı 1943 yılında Erzurum gazetesinde yayımlanan Naci’nin Behçet Necatigil’in ilk kitabı “Kapalı Çarşı” üzerine yaptığı ilk eleştiri yazısı, 1945–46 kışında Aksu dergisinde yayımlandı. 1960’ın en beğenilen eleştirmeni 1953’te babasının adını kendi adına ekleyerek, “Fethi Naci” adıyla yazmaya Naci, Dost dergisinin düzenlediği soruşturmada 1960’ın en beğenilen eleştirmeni seçildi. 1962 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne giren Fethi Naci, Vatan Gazetesi ve Sosyal Adalet dergisinde siyasal yazılar yazdı. Partiyle ilişkisi kesildikten sonra aynı doğrultudaki yazılarını Yön’de ve bir süre yönetimine katıldığı Ant dergisinde sürdüren Naci, 1968’de siyasal yazılarına son vererek “100 Soruda” dizisini çıkarmaya başlayarak edebiyata kesin dönüş yaptı. Yazar, ilk yapıtıyla toplumcu sanatın ilkelerini koymaya çalışan ve bilimsel bir tutumu benimseyen bir eleştirmen olarak tanındı. Eleştirmen ve yazar Fethi Naci (İsmail Naci Kalpakçıoğlu), 23 Temmuz 2008 günü İstanbul Cihangir’deki evinde sabaha karşı vefat...

Devamını Oku

Anneler Gününüz Kutlu Olsun

‘Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır…’ (Lokman Suresi, 14) Zorlukla geçen dokuz ayın sonunda dünyaya gelen bebek, vicdan ve merhamet sahibi her insan için çok değerli ve dikkatle korunması gereken bir güzelliktir. Allah’ın bahşettiği bu güzel ve değerli emaneti pek çok anne dikkatle korur. Beslenmesinden eğitimine kadar her konuda elinden geleni yapar. Karşılık beklemeksizin yapılan fedakârlıklar bir annenin en önemli özelliğidir. Anneyi anne yapan, Allah’ın ilham ettiği merhamet duygusudur. Merhamet duygusundan yoksun bir insan ne çevresindeki insanlara ne de evladına sevgiyle yaklaşamaz. Öyle anneler vardır ki bu değerli emaneti gerektiği gibi koruyamaz, hatta çeşitli eziyetlere maruz bırakarak ‘kendi çocuklarını’ psikolojik açıdan tahrip ederler. Bu tür anneler sadece evlatlarının hayatını altüst etmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumun yapısında da derin yaralar açarak suçların artmasına neden olurlar. Sağlıklı bir ortamda, sağlıklı ilişkiler içinde büyümeyen bir çocuğun, normal ve sağlıklı davranması zordur. Yüce Rabbimiz kullarına, güzel ve huzurlu yaşama ulaştıracak anahtarı Kuran’da açıkça bildirmiştir. …”Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin” … (Bakara Suresi, 83) Bazı anne babalar çocukları dine ve Allah’a yöneldiği için rahatsız olup onları Allah yolunda yaşamaktan alıkoymak ister. Bu durumda Yüce Rabbimiz bu tür anne ve babalara itaat edilmemesi gerektiğini bildirmiştir: Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar,...

Devamını Oku

Bozuk Zihniyetli Avrupa

Dünya savaşlarında, soğuk savaş yıllarında, Afganistan, Vietnam, Irak ve son olarak Libya olayında Avrupa’nın haçlı zihniyetinin hiç bozulmadığı belli oldu. Aslında tarihe baktığımızda bu zihniyetin hiç bozulmadan sürekli devam ettiği görülür. Fakat Avrupalı siyasetçiler son yüzyılda bunu hiç saklamamışlar ve bir ülkenin dış politikasının yayılmacı olmazsa hedefe ulaşamayacağını akademik alanlarda dile getirmişlerdir.Bu fikrin ne kadar uygulamaya konulduğu ortadadır. Eskiden beri kök salan, 18. ve 19. yüzyılda sömürge hareketleriyle devam eden, 1. ve 2. Dünya Savaşlarında en kanlı dönemini yaşayan,soğuk savaş yıllarında diplomatik cepheler oluşturan iki yüzlü Avrupa zihniyeti kendinden bekleneni halen yapmaktadır. Osmanlıyla İttifak Devletleri arasında bulunan Almanların, 1. Dünya savaşında İngilizlerin Kudüs’ü almasıyla Kudüs Müslümanların elinden alındı diye sevinmesi iki yüzlülüğe çok güzel bir örnektir. Medeniyetler Çatışması tezininde asıl hedefi bu düzeni meşrulaştırmaya çalışmaktır. 2. Dünya savaşından sonra kanlı ellerini Afganistan ve Vietnam’a geçiren sömürge devletleri şimdi kendinden bekleneni Libya üzerinde uygulamaya başlamıştır.Görünen o ki batılı siyasetçiler tarihte insanların rüyalarını süsleyen Dünya hakimiyeti düşüncesinde yeni bir çığır açmışlardır. Artık güçlü devletlerin birbirleriyle savaşması kalkmış, mazlumun üzerine kim daha önce bomba atarsa ve kim bomba atana destek verirse o daha güçlüdür anlayışı ortaya çıkmıştır. Dünyanın yeniden amacı sömürge olmayan,mazlumun hiç korkmadan yardım isteyebileceği,yardım ederken amacı orayı sömürgeleştirmek olmayan bir süper güce ihtiyacı vardır. Bu devlet ortaya çıkarsa adı ne olursa olsun örnek aldığı yegane medeniyet Osmanlı...

Devamını Oku

Anneler Günü

Bir anneler günü daha geldi… Cennet, ayağının altında olan annelerimizin günü… Aklım ise çocukluğuma gitti… Anneler günü geldiğinde, sabah erkenden kalkıp, annemi uyandırdığım ve yanağına bir öpücük kondurup “Anneler günün kutlu olsun anneciğim” dediğim aklıma geldi… Ona aldığım hediyeleri, “Anneler günün kutlu olsun anneciğim” deyip verirkenki heyecanlanmam aklıma geldi… Sizlerin de aklına gelmiyor mu bunlar? Geçmiyor mu gözünüzden sizin de o eski günler, hatıralar? Duygulandığınız olmuyor mu? Gözleriniz dolmuyor mu? Kabul etmiyor musunuz annelerin yerinin ayrı olduğunu? Babaların da çok sevildiğini ama annelerin yerinin apayrı olduğunu… Tabii bir de annelerini kaybetmiş olanlar var… Buruk geçen anneler günü… “Keşke annem hayatta olsaydı” diye başlayan cümleler… Bence, keşke dememek için annelerimize bu özel günde “Onları çok ama çok sevdiğimizi” söyleyelim. Onlara “iyi ki varsınız” diyelim. Doğrusu annelerimizi, babalarımızı ve sevdiklerimizi yılın hiçbir zamanı unutmamalıyız ancak en azından bu özel günleri, yoğun iş tempomuzun arasında unutmayalım ve madem böyle özel günlerimiz var, o halde bu özel günleri bir şekilde değerlendirelim. Uzakta olanlar bir telefon etseler, yakında olanlar yanlarına gidip ellerini öpseler, hayır dualarını alsalar… Anneleri hayatını kaybetmiş olanlar, anneleri için dualar okusalar… Huzurevlerindeki anne- babalar unutulmasalar… Hatta bizi dünyaya getiren bu iki özel insan, anneler ve babalar, bir kenara atılır gibi huzurevlerine filan bırakılmasalar, unutulmasalar oralarda… Neyse… Ben de, benden çok uzakta olan annemin “anneler gününü” buradan kutluyorum. Çoğu yazımı okumayan annem, belki bu yazımı okur da “Oğlum uzaklardan yazısıyla anneler günümü...

Devamını Oku

Çılgın Başbakan'ın Çılgın Projesi ve Tepkiler

Başbakan Tayyip Erdoğan, ‘çılgın proje’sini 27 Nisan’da açıkladı. Projeyi açıklamadan önce “İnsan, âlemde hayal ettiği kadar yaşar. F. Sultan Mehmet, Alparslan hayal etmişlerdi. Hayal, gerçeğe atılmış bir tohumdur. Bütün büyük zaferlerin temelinde hayaller vardır. Biz kardeşliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın hayalini kurduk… Açıklayacağım proje, şahsımın olduğu kadar yüzlerce yıl önceki yöneticilerin de projesidir. Aynı zamanda bir enerji ve ulaştırma projesidir.” dedi ve ardından projesini açıkladı: KanalİstanbulKanalİstanbul ile İstanbul’da iki yarımada ve bir ada olacak. Projeyle boğaz trafiği rahatlayacak. İstanbul, içinden iki deniz geçen bir şehir olacak. Türkiye’nin en büyük havalimanı kanal bölgesinde yapılacak. İstanbul’un Avrupa yakasında, Karadeniz ve Marmara arasında 45- 50 km’lik su kanalı açılarak yeni bir Boğaz oluşturulacak. Kanalın derinliği 25 m., genişliği ise 145- 150 m. olacak. Proje ile İstanbul yeni bir çehre kazanacak. Siyasiler projeye nasıl tepkiler verdiler? CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu “İçinde insan unsuru yok. Bu memleketin çılgın adamlara değil düşünen adamlara ihtiyacı var.” derken MHP, projeye olumlu yaklaştı. BDP ise “ Başbakan, Kürt sorununu çözeceğim diyeli 8 yıl geçti.” diyerek çılgın projenin uzun bir süre alacağına işaret etti. 28 Nisan günü gazeteler ve yazarların gündemi de Kanalİstanbul idi… Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan: “Osmanlı’dan beri hayali kurulan projeyi gerçekleştirmek üzere harekete geçme cesaretini Başbakan Erdoğan gösterdi. Bu ihtiraslı cesaret, Erdoğan’ın kişiliğine uygun düştüğü kadar, bize Türkiye’nin nerelere geldiğini de gösteriyor.” Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Erdal Şafak: “İçinden iki deniz geçen, bir...

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu: A…

Sayıştay üyesi Necla Eroğlu’nun ‘protokol hatası’ denilerek Meclis locasından çıkartılması ve olayı muhafazakâr medyanın “Dışarı çıkarılma sebebi başörtüsü zannedildi” şeklinde vermesi…İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde ALES’e giren bazı adaylara ‘hatalı basılmış kitapçıkların’ dağıtılması… CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Zonguldak mitinginde Başbakan’a yönelik “Yakınlarıma çıkar sağladığımı ispat edersen eyvallah. İspat edemezsen, adımı yolsuzlukla anarsan a… gerisini söylemeyeyim” demesi ve bu sözleri, muhafazakâr medyanın 1. sayfada büyükçe vermesine karşın diğer basın yayın organlarının görmezlikten gelmesi… Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunun 49. yıldönümü dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nde düzenlenen törende Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın “Anayasa ve yasalar ne zaman patlayacağı belli olmayan mayınlarla dolu. Katılımcı ve yeni bir anayasa kaçınılmaz.” demesi… Balyoz’un B Planının, Eskişehir’deki emekli Albay Hakan Büyük’ün evinde çıkması… HSYK’nın, Kenan Evren’in yargılanması talebiyle iddianame hazırladığı için ihraç edilen eski Savcı Sacit Kayasu’ya hukukçu kimliğini iade etmesi… 2007’de Diyarbakır’da askerlik yaparken, birliğini izinsiz terk ettiği gerekçesiyle komutanı yüzbaşı tarafından askerde ‘Disko Cezası’ diye tabir edilen 7 gün oda hapsine çarptırılan Ersin Pulatlı’nın AİHM davasını kazanması ve AİHM’nin “Hak ihlali var” diyerek Türkiye’yi 9500 Avro tazminata mahkûm etmesi… MHP Genel Başkan Yardımcısı Recai Yıldırım ile Kırşehir 1. sıra adayı Genel Başkanı Yardımcısı Metin Çobanoğlu’nun iki kadınla birlikte görüldüğü kasetin internette yayınlanması, görüntülerdeki iki ismin Alevilere ve sağ seçmene hakaretler etmesi ve ardından iki ismin istifa etmeleri… Tartışmalı YGS sonuçlarının açıklanması ve sınav sonuçlarındaki hataların ortaya çıkması… Taraf gazetesinin 30 Nisan’da “Balyoz Yasası Başbakan’dan” manşetiyle verdiği haberle Eskişehir’de...

Devamını Oku

Fikret

Eğitim fakültesini okuduğum yıllarda eğitim hep teoride kalmıştı. Hiçbir hocam sahaya indiğimizde nelerle karşılaşacağımız konusunda en ufak bir bilgi vermemişti/verememişti. Aldığımız eğitimin ne kadar içi boş olduğunu anladım.Bugün 3 senelik meslek hayatımda en zor anlardan birini yaşadım. Masum yüzlü, tertemiz kalpli, öğretmenlerinin gözdesi ama aynı zamanda yaşının gerektiğinden daha olgun, soğuktan elleri çatlamış, yüzünde olgun bir insanın bakışları bulunan Fikret okuldan alınıp çoban diye bir başka aileye tabiri caizse kiralanmıştı. İçimin yandığını hissettim, hayretler içinde kaldım, söyleyecek bir söz bulamadım. Nasıl olurda bir aile üç kuruş para için çocuğunun geleceğini koyunlara teslim ederdi? Nasıl olur Fikret’in geleceği bir koyun sürüsünün ardına bırakılırdı? Ne yapacağımı bilemedim. Bir öğrencimin geleceğinin engellenmesine mi? İnsanlığın ayaklar altına alındığına mı? Bir ailenin nasıl bu kadar cahil olduğuna mı? Öğretmenlerin bu konuda çaresiz kalışına mı? Neye üzüleceğimi şaşırdım… Ama çaresizlik yakışmaz bize. Şimdi bir karar aldım. Yarın gideceğim Fikret’in evine ve diyeceğimki ”Fikret al çantanı düş önüme hadi...

Devamını Oku

Vesayetçi Demokrasi mi?

Seçimlere az bir süre kala gündemimizin siyasi partilerin ve yöneticilerinin dillerinden düşürmedikleri. Özgürlük, daha fazla demokrasi… Her siyasi partinin kendine göre ideolojilerine göre özgürlük tanımları ve vaadi var. Fakat dikkatimi çeken yıllar yılı seçimler olmuş birileri başa gelmiş ülkeyi yönetmişler ve gitmişler ama kendi fikrimi söylemem gerekirse insanımız ne seçim biliyor ne kendini yönetmeyi…Geçenlerde haberlerde aydınımızın bir tanesi ”cüzdan seçmeni” ifadesi kullanmıştı başka bir ülkenin seçmenlerinden için… Bu söylemden sonra ülkemize şöyle bir döndüm baktım sadece ideolojiler kemikleşmiş düşüncelerle insanlarımız başa geçiyor ve böyle düşünen seçmen tarafından seçiliyorlar… Ülkemiz yıllardan beri gelişmekte olan bir ülke… Bu konudan rahatsızız güya milletçe… Hep gelişmeyi ilerlemeyi bekleriz başa geçenlerden… Oysa yıllardan beri kimler geldi kimler geçti… Hiç kimse bize süper güç olma vaadinde bulunmadı… Klasik vaadde bulunup milletin daha çok zayıf karnı olan idellojilerle yönetildi bu ülke… Tabi ki ideolojiler olmalı ama ülkemizdeki gibi kemikleşmiş babadan oğula geçer gibi hiç değişmeyen vesayet sistemiyle yönetilen bir demokrasi var adeta ülkemizde… Ülkemizdeki demokrasinin tanımı budur bence… Bilmiyorum aklı başına geldi mi milletimizin ama… Şu akıllara gelmiyor… Herkes kendisi için kendisine birşeyler katma için geçiyor başa… Ama akıllı seçmen olabilirsek… Ne sağ ne sol ne muhafazakar dinlemeden sadece ve sadece ideolojileri ikinci plana atarak ülke kazanıyor mu? Ülke ilerliyor mu? Yaşam standartlarımız yükseliyor mu? Siyaset denilen yalan dolan dolu kirli işten hem insanlarımız hem de ülkemizi kazanabiliyor mu? Kriterlerimiz bu olmalı bilinçli ve geleceğini sağlıklı...

Devamını Oku

Torba Yasa (Vergi Affı) Süresi Uzatıldı

Kamuoyunda ‘Torba Yasa’ olarak bilinen 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılacak başvuru ve ödeme süreleri 30 Nisan 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2011/1713 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bir ay uzatıldı. Ancak bu uzatma, bazı ödeme sürelerini kapsamıyor.VERGİ BORÇLARI Yargı aşamasında olan ihtilaflı (kesinleşmemiş) vergi ve cezalar için, 2 Mayıs 2011 olan başvuru süresi 31 Mayıs 2011 Salı gününe (bu tarih dahil) kadar, ilk taksit ödeme süresi ise 30 Haziran 2011 Perşembe gününe kadar (bu süre dahil)...

Devamını Oku

21. Yüzyıl Pazarlama Stratejisi

Şirketiniz için hangisi daha karlı Geleneksel Pazarlama mı? Yoksa Gerilla mı? ÖNSÖZ Makaleme ilginç bir örneklemesiyle başlamak istiyorum. Şimdi oturduğunuz yerde bu makaleyi bir çıktı alın ve koltuğunuza yaslanın. “Ufak bir işyeri var mobilya satıyor. Etrafında ondan çok daha büyük mobilya mağazaları var. Bir yanındaki mağaza kocaman mağazanın tümünü kapsayan devasa bir afiş asmış “% 60 indirim!” diğer yanındaki ondan da büyük “yüzde 75 indirim!” ve ortadaki gerillanın ise ne bu kadar indirimi yapacak, ne de bu kadar büyük bir afiş yapacak bütçesi yok. Oda tam ortaya kapısının üzerine şunu yazmış “ANA GİRİŞ”. İşte 21. Yüzyılın pazarlama stratejisi GERİLLA ruhu budur. Daha önce yazmış olduğum makalelerimde hep bir pazarlamacı gözüyle müşteriye ne şekilde yaklaşabileceğimizi onun yerine kendimizi koyarak nasıl bir süreç izleyebileceğimizle ilgili yazmıştım. Şimdi ise bunu bir adım öne götürüp bu sürece nasıl hazırlanmamız gerektiği ve son olarakta nasıl bir Gerilla pazarlamacı olabileceğimizi vurgulamak istemekteyim. GİRİŞ Bilgi ve teknoloji çağı olarak adlandırılan 21. Yüzyılda toplumsal değişim ve gelişim işletme alanındaki gelişmelerle Pazar ve Pazarlama dengelerini de farklılaştırmaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte tüketiciler sürekli yeni marka ve ürünlerle karşılaşmakta ve her alanda değişik kalite, fiyat ve çeşitli alternatifi yakalayabilmektedirler. Günümüzde işletmeler, farklılaşan ve çeşitlenen rekabet ortamı içerisinde medya üzerinden tek kanaldan geniş kitlelere ulaşmak düşünüldüğü kadar kolay olmamaktadır. Tüm bu şartlar göz önüne alındığında işletmelerin başarılı olması ve ayakta kalabilmesi için çok fazla üretime değil, müşteriyi kazanma ve müşteriyi sadık...

Devamını Oku

Google +1 Buton (Beğen)

Google, sosyal ağ çerçevesinde Google arama sonuçlarına ve ilerleyen zamanlarda site sayfalarınıza Facebook “Beğen” tarzı +1 simgesi koymayı düşünüyor. İşin mantığında Google arama sonuçlarını iyileştirmek ve Google sosyal ağını genişletmek yatıyor.Örneğin Google’da arama yaptırdığınızda arama sonuçlarında ana başlıkların yanında bu +1 simgesini göreceksiniz. Eğer Google hesabınıza giriş yapmış iseniz herhangi bir sitenin yanındaki +1 simgesine tıklayabileceksiniz. Bu tıklama ilgili arama sonucuna fayda sağlar mı? Google’ın söylediğine göre bu +1 ilgili arama sonucuna artı değer katacaktır. Ancak şahsi fikrim bunun arama sonuçlarını direk olarak etkilemeyeceği yönünde. Çünkü Google arama sonuçlarını oluştururken 100 veya 1000 ya da binlerce kritere göre değerlendirme...

Devamını Oku

Ferrari’sini Satan Bilge, imiş

“Geleceğe yönelik gerçek cömertlik, şu an mevcut olan her şeyden vazgeçmeyi içerir.” Alber Camu… Yeni bir başlangıçtan mı söz ediyor, yoksa geçmişte yaşananların önemsizliğini mi anlatmaya çalışıyor? Geçmişimiz, daha önce geleceğimiz değil miydi? Beğenmediğimiz bir geleceği geçmiş olarak ardımızda bırakıp yeni bir gelecek sürme vaadini düşündüğümde aklıma ilk gelen “umut fakirin ekmeği oluyor”.Yani bu felsefenin önemli bir vazgeçişle, azılı bir katil ya da bencil bir yobaz da olsanız, hatta mutluluktan uçsanız bile geleceğinizi kurmak adına gerçek cömertliğe ulaşmanın yolu, sahip olduklarınızı bırakın. İşte kurtuluş. Alber Camu’yu tanımamakla birlikte, neden söylendiği anlaşılmamış cümlelerin, sırf kendi çıkarları için en uygun yere konulup insanlara karşı kendilerine destekçi olarak kullanmaları bence çok yanlış. Öyle yanlış ki, mutluluğun sırrı, kendi gerçek özünü bulduğunu söyleyen insanların başka insanların cümlelerine ihtiyaçları olmamalı. Ki cümleyi tekrar incelersek, bu gün gelecek için yaptıklarımız, yarın olduğunda dün de kalmıyor mu? Öyleyse şu an – sözdeki gibi- mevcut olanlardan vazgeçip gelecek için cömertçe geçmişimizden vazgeçmek saçmalık boyutunda hayallerimizin ütopyaya dönüşmesi demek olmuyor mu? Ki bence, Alber Camu – kitapta bahsedildiği üzere- insanı insan yapan şeylerin parasıyla sahip oldukları, olmadığını ve bu sözü söylerken kişinin mal varlığından vazgeçmesi gerektiğini söylediğini hiç sanmıyorum. Para buğdayın yerini almış bir araç sadece. Paranın kölesi olan insanların sayısı bir avuç oldukları belli, onca insan aç yatarken, hatta aç yatabileceği bir yer bulamazken… Kitabın ilk yazılı sayfası oldukça ilginç, önemli kişiliklerin övgü dolu cümleleriyle başlıyor. Ve...

Devamını Oku

Düş'ün

Şimdi bir dağ evinde olmak isterdim. Hani, vardır ya hayallerde; dağın yamacında çam ağaçlarının nefesleri arasında kurulmuş bir de küçük umut akar kenarından.. Tatlıdır umudun suyu, orada balıklar ağlamaz. Çam ağaçlarının nefesinde kuşlar, kanat açarlar gökyüzüne. Çeşit çeşit rengarenk çiçekler vardır, hemen yerde otların arasında, gülümserler gözleriyle.Yağmur yağmışsa toprağın soluğu gelir burnuna, buram buram kokar hayat. Hayat, her yerde. Mevsimlerden baharsa; karıncalar uyanmış, düğün hazırlıklarına başlamışlardır çoktan. Sincaplar yerden fındık fıstık toplarlar, bir ceylan su içer küçük umuttan. Yağmurdan sonra mantarlar da çıkarır başlarını yeryüzüne. Ve doğa canlanır.. Mevsimlerden kışsa eğer, uyur her şey çam ağaçları dışında. Toprağa ve her şeye giydirmiştir gökyüzü beyaz giysisini. Ölümün sessizliği yaşanır canlanmak adına. Kelimeler kısır, anlatmaya yetmez. Korktuğumuz ölüm bile yaşar oralarda. İşte, tam böyle bir manzaraya kurulmuş bir dağ evinde olmak vardı ya! Küçük ama büyük umutlara açılan kapısı, tek odası ve samanlardan yapılmış yer yatağı.. işte, böyle bir dağ evinde olmak! Orada kışsa, ocakta odunlar çıtır çıtır yanarken üstünde kahve suyu hazırlardım kendime. Belki de sıcak bir tarhana çorbası. Dışarıda kar tutam tutam yağarken ben sevinirdim bencilce; “yollar kapanmıştır” der, ruhumla da yaşardım manzaramı. Ocağın başında bir de türkü tuttururdum kendimce. Geceleyin dolunaya haykıran kurtlar bile korkutmazdı beni. Doğanın sessiz çığlıklarıyla ben geceyi yaşardım. Sonra, penceremden sızan güneşe”hırsız” der, kızardım gecemi çaldı diye. Kapardım gözlerimi samandan yatakta rüyalarımda devam ederdim geceyi yaşamaya.. Orada yazsa, bir yağmur isterdim gökyüzünden. Sessiz bir...

Devamını Oku

Edep Artık Azıcık Edep

Edep artık azıcık edep,Edeptir en büyük nimet. Adeta bir derya edeptir edep,Bu deryada amelle kulaç atmak gerek. İnsanın zineti edeptir edep,Onu nefsinin hevasından korumak gerek. Haya, iffet ve saygı hepsi edep,Bu rahmetten biran nasiplenmek gerek. Arz-ı Endam ederse eski edep,Senin halin ne olur düşündün mü acep. Adab-ı Muaşeret görmedin mi edeptir edep,Edip olmayan neyler kaydıyla mukayyed. Ediptir dedim durdum divanına,Yanılmışım derim ki edb-i edib’a. Senin edeple tanıştığın güne dikkat et,Belki kalmaz edep çiçeğindeki tek kara benek. Edep Ya Hu artık edep,Edeptir ki ne büyük...

Devamını Oku

Kopyalanmayan Korumalı PDF Dosyalarını Kopyalama

İnsanın başına gelmeden bilinmiyor tabiki. PDF dosyasını açıyorsunuz, bir bölümü lazım size kopyalamanız gerekiyor, seçip kopyala diyeceksiniz ama olmuyor. Yazıyı görüyorsunuz, seçebiliyorsunuz ama kopyalayamıyorsunuz bir türlü. Bu durumda olan arkadaşlar eğer gmail hesapları varsa çok kısa sürede bu sorunun üstesinden gelebilirler. Şöyle ki:* Önce gmail e-posta adresinizi açıyorsunuz,* Korumalı olan dosyayı kendi e-posta adresinize yolluyorsunuz,* Gelen maili açtığınızda altta dosyanın sağında “Görüntüle” linkine tıklıyorsunuz,* Google docs sayfası açıldığında sol üstte yer alan “Wiev” kısmından “Plain HTML”ye tıklıyorsunuz. Artık korumalı PDF dosyalarını rahatlıkla kopyalabilirsiniz. İyi...

Devamını Oku

“Martı” Bir Kitap Tanıtımı

Okuyun hayatınız değişsin… “MARTI” isimli kitabın yazarı Richard BACH’ tır. Eserin tanıtımından önce kısaca yazarı tanımamızın faydalı olacağını düşünüyorum. Richard BACH 27 Mart 1889’da Almanya’da doğdu. 1913’te ilk hikaye kitabını çıkarır. 13 Aralık 1974’te İtalya’da’ ölür. Kendisi aynı zamanda bir tıp doktorudur. Çağının en büyük belası olan vebaya karşı o zamanın şartları altında büyük başarı göstermiştir. Kitap hikaye (öykü) türünde yazılmış olup, sürükleyici bir üsluba sahiptir. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin sıkılmadan, rahatlıkla okuyabilecekleri kitap, aynı zamanda görsel öğelerle de süslenmiştir. Martı Jonathan’ın hayata atılışını anlatan bir hikaye kitabı. Bir martının isteklerini yerine getirme mücadelesinin anlatıldığı mükemmel bir eser Martı Jonathan, diğer martılardan daha yükseklere uçmayı, daha derinlere dalıp, en leziz balıkları avlamayı hedeflemiştir kendine. Ve her seferinde de bunu gerçekleştirip kendisine daha yüksek, daha derin hedefler seçmiştir. Richard Bach, herkesin bir hedefinin olması gerektiğini ve her seferinde bir öncekinden daha iyi hedefler seçmemiz gerektiğini, mutluluğumuzun bu olduğunu anlatmaya çalışmıştır. “Martı”, bir kuşun hiçbir şeyin onu caydıramadığı o devirde zorluklarla mücadele etmesini; hiç düşmemeyi değil, her düştüğümüzde ayaklarımızı daha sıkı basarak ayağa kalkabilmeyi öğretiyor bize. Hangi ortamda olursak olalım, cehaletimizi kırıp, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabileceğimizi, kendimizi gerçekleştirebileceğimizi ve böylece özgür olabileceğimizi anlatıyor “Martı” bize. “Martı”, yaşamın gerçek anlamını arayan ve bulmaya çalışan, idealleri olan insanlara, hedeflerine nasıl ulaşacaklarına dair yol gösteriyor. Hedeflerimize ulaşabilmemiz ve ortaya çıkan sonuçtan haz alabilmemiz için, durmadan çalışıp çabalamamız gerektiğini ve başarıyı tırnaklarımızla kazıyarak elde...

Devamını Oku

Divan Edebiyatı Üzerine

Dil, insanların duygu ve düşüncelerini yazılı ve sözlü olarak ifade etmeleri, karşılıklı iletişim kurmalarıdır. Dil, bir milleti millet yapan, onu başka milletlerden ayıran en önemli unsurlardan birisidir. Dil olmadan düşünce gelişmez. Dilin, kültürün ve edebiyatın olmadığı bir yerde köklü bir medeniyet de olmaz.   Konfüçyus’a sormuşlar: ‘‘Bir ülkeyi yönetmek için çağrıldığınızda, ilk yapacağınız iş ne olurdu? Konfüçyüs şöyle cevap vermiş: “Hiç şüphesiz ki öncelikle dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken sözler, işler iyi yapılamaz. Görevler gereğince yapılmazsa, adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Dilimizin, edebiyatımızın ve kültürümüzün en önemli bir parçası da Divân Edebiyatı’dır. Divân Edebiyatı’nı gelecek kuşaklara sevdirerek onun zengin ses, ahenk, dil, ifade ve üslubunu, hayal gücünü, düşünce örgüsünü, sanat anlayışını göstermek ve Divân Edebiyatı’nın bu özelliklerinden ilham alarak bugünkü edebiyatımızı da ihmal etmeden edebiyatımıza yön vermemiz elzemdir.   Kendi diliyle, kendi kültürel değerleriyle yoğrulmayan kuşaklar, kültür yozlaşmasına maruz kalırlar. Geçmişten ilham alamayan nesiller, geleceklerini tayin etmekte zorlanırlar ve zamanla kendi öz benliklerine, kendi öz değerlerine yabancılaşarak, yabancı kültürlerin etkisi altında kalırlar. Bu da gelecek nesillerin kültürel değerlerimizle olan bağlarını koparmasına sebep olur. Yahya Kemal Beyatlı’nın tabiriyle terakkînin şartı ‘‘Kökü mazide olan bir âti olabilmektir.’’ Dolayısıyla edebiyatına, tarihine, mazideki kültürel değerlerine sahip çıkamayan...

Devamını Oku

İnsan ve Nisyan

Zaman nasıl da geçiyor farkında değil insan. Acaba aranızda ortaokul birinci sınıftayken neler yaptığını, nasıl bir çocuk olduğunu düşünen var mı? “Nasıl bir çocuktum ya” edasıyla. Yoksa yarın hangi faturayı ödeyeceğimizi mi düşünüyoruz. Ya da hangi işi nasıl yapsam diye mi. Geleceğimizi düşünürken geçmişimizi ne kadar hatırlıyoruz? Geçmişimizi unutmadan geleceğe ışık tutabiliyor muyuz?Hangi köyde doğduk. Hangi toprak evin içinde. Ebesi bile olmayan köyün yaşlı kadınlarının elinde. Şu an geldiğimiz noktada nereden nereye geldiğimizi kaçımız görebiliyoruz. Ha belki aramızda şehirde dünyaya gelmiş, çok lüks bir hayat yaşayanlar da vardır. Elbette onlar da kendilerine bahşedilen güzellikleri düşünüp bulundukları durumun kıymetini anlamaya çalışabilirler. Köyden kente göçün sonuçları neler kazandırdı bizlere. Yoksa neler kaybettirdi mi demeliyim! Tabi ki bunlar her şey kötü gidiyor tarzında yaklaşımlar değil. Sadece kendimizi sorgulama mekanizmalarımızın çalışıp çalışmadığını kontrol edebilmek. Bir hafta sonuydu. Memleketimde o hafta sonu için köye gitmemiz icap etmişti. Tabi ki büyükleri ziyaret etmekti maksat. Ama nasılsa ziyaretten bulduğum bir fırsatta bahçede bulmuştum kendimi. İlkbaharın tüm güzelliği bahçeyi süslemişti. Sonra, bir an bulduğum bir ağaç takozun üstüne oturdum. Karıncaları izlerken toprağı farkettim. Evet toprak bana bakıyordu ben de ona. Sonra toprağa bu kadar yakın olunca toprağa dokunayım ve üzerimdeki negatif enerjiyi boşaltayım dedim kendi kendime. Sonra düşündüm de, en son ne zaman toprağa dokunmuştum. Aslım topraktı ama toprağı unutmuştum. Vay be! Dedim. Beton yığınların içinde topraktan çok uzak olmuştum.  Aslında koca koca beton yığınlarının beni ne...

Devamını Oku

Dil ve Kültür Üzerine…

Bir milleti millet yapan, onu başka milletlerden ayıran, olmazsa olmaz unsurların en başında dil, kültür ve edebiyat gelir.  Kendi diline, kültürüne, edebiyatına ve tarihine sahip çıkamayan milletler hiçbir zaman geleceklerine yön veremezler ve tarihin akışı içerisinde kaybolup giderler.Biz mevcudiyetimizi sürdürmek istiyorsak her bir karesi zaferlerle dolu, ihtişamlı tarihimizden ilham alarak, geleceğimize yön vermek zorundayız. Aksi takdirde zaman ve şartlar bize yön verecek ve tarihten ibret almadığımız için tarih tekerrür edecektir. Muharrem Ergin, dili tarif ederken şunları ifade eder; Dil, bir milletin diğer milletlerden farklı olan terennümü ve konuşmasıdır. Dil, bir milletin ses dünyasıdır. Sesler kâinattaki hayat tezahürüdür, kainatı kendisine göre seslendirmesi, kainatı ve hayatı kendisine göre adlandırması, ona kendi damgasını vurmasıdır. Her millet, her milli cemiyet kâinatı, duygu ve düşünceleri, meramları ayrı şekilde seslendirmiş, ayrı şekilde ifade etmiştir. (Ergin, 2002, s. 24) Ergin burada, bir milleti diğer milletlerden ayıran en önemli unsurun dil olduğunu ifade etmiş ve her milletin kendine özgü bir dil anlayışının olduğunu, duygu ve düşüncelerini bu dil anlayışına göre ifade ettiğini vurgulayarak her milletin dil zevkinin ayrı olduğunu ifade etmiştir. Dil, düşüncenin aynasıdır. Onun için dil,bir milletin düşünce sistemini gösterir. İnsan dil ile düşünür. Bir dil, onu kullanan milletin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, o milletin fertlerinin zihninin nasıl çalıştığını ortaya koyar; milli düşünce tarzını aksettirir. (Ergin, 2002, s. 24) Ergin, kültürün tanımını da şu şekilde yapmaktadır: … Kültür, milli hayat tezahürlerinin heyeti umumiyesi, bir milli değerler...

Devamını Oku

Seçim Günleri

Çıktı yine, çığırtkanlar meydanaKim bilir, ne vaatler yağdıracaklarBirliğe dinamit, koyan koyanaMilleti millete, kırdıracaklar. Gelin ağalar, gelin beyler, el ele verinKandırmayın bu milleti, yaralar derinYıllar yılı, bu meydanlar, ne yalanlar dinledi,Size güvenen millet, yıllar yılı inlediler. Savurmayın yalanları, yankılanmasın namelerGelen soydu, giden soydu, halk yalana doyduNeleri vaat etmediniz, verilecek söz mü kaldı?Bu halka, ne söylediyseniz, sorgusuz inandı. Bir sözünüz, diğerini hiç tutmazAttığınız lokmaları, bazıları hiç yutmazNe söylerseniz söyleyin, vaatten öteye gitmezTarihlere poz yapıp, oynuyorsunuz. Ne gözünüz doydu, ne sözünüz bittiVerilen sözler buharlaştı, semaya gittiBu milletin, Sabrı yok, oldubittiSizin yalanlarınız, hiç bitmiyor ki....

Devamını Oku

Kaoslar Artıyor Günümüzde

Kaoslar artıyor her günümüzdeSabırlar bitiyor hüzün’ümüzde.Sorgu yeri mahşer, az önümüzdeMüslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Üç ihlâsı bırak, Vel Asr’ı oku.Atomdan nazik iman denen doku.Bilimsel boyutta şeytanın oku.Müslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Beyin kanaması, yüksek tansiyonYoğun bakımda olur hayatın son.Kul haksız gün geçir sen ol şampiyonMüslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Ayet,hadis için haramdır faiz.,Kimi müftü görür faizi caiz.Bir haram, haramdır olur mu azizMüslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Sersemleşti kurşun adres sormuyorBazen canlı bomba tek can vurmuyorMusluman bile sözunde durmyor.Müslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Düşündük mü nedir, niçindir hayat.Biz kimiz, kimindir sonsuz kâinatRuh, beden, canlı ruh işte hakikatMüslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu Aslan sütü gibi süt sulanıyorMal hırsıyla akıllar bulanıyor.Şeytan, İkra’sızlığı kullanıyor.Müslüman Kur’andan çok uzak oldu-Hayatta, ölümde bir tuzak oldu Devridir kuzunun kurtla gezmesi.Kurtuluş özeti Veda Hutbesi.Bugün, yarındır Kur’an ‘ın gayesiMüslüman Kur’andan çok uzak olduHayatta, ölümde bir tuzak oldu ORHAN...

Devamını Oku

Çocuğum Kayboldu!

Ülkemizin kanayan yaralarından biri son zamanlarda sıkça görülen ‘kadın cinayetleri’, diğeri ise kayıp çocuklar… Aşağıda bu kanayan yaramızla alakalı bazı bilgiler, sayılar var. Bu sayılar, TBMM’de kurulan kayıp ve mağdur çocuklarla ilgili araştırma komisyonu raporundan…Kayıp çocukların yaklaşık üçte ikisini kız çocukları oluşturuyor… Kayıp müracaatları ilkbaharda artıyor… Kayıp ihbarı yapılan çocukların yaklaşık yarısı ilk 15 gün içinde bulunuyor… Kayıp ihbarı yapılan çocukların yaklaşık üçte ikisi 15- 19; üçte biri 10- 14; % 5’i de 0- 9 yaş arasında… Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) bağlı kuruluşlarda yaşayan kayıp çocukların oranı % 15… Türkiye genelinde 2 binin üzerinde çocuk halen kayıp. Rapora göre çocuklar, evlenme vaadiyle, fuhuş amacıyla, uyuşturucu işinde kullanmak için, dilendirmek için, insan ticareti amaçlı kandırılıyor. Türkiye’de kayıp çocukların illere göre dağılımında ise İstanbul 261 çocukla birinci; Ankara 180 çocukla ikinci; Bursa ise 93 çocukla üçüncü sırada yer alıyor. Peki dünyada… Britanya’da 140 bin kayıp çocuk var. Belçika’da günde 5 çocuk kayboluyor. Yani tüm dünyada kanayan bir yara ‘kayıp çocuklar’… Aman aileler dikkat! Erden...

Devamını Oku

Bir, İki, Üç, Dört… Oley!

12 Haziran genel seçimleri için belirlenen aday listelerinde CHP’nin, Ergenekon sanıkları Başkent Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı Merhum Başbakan Bülent Ecevit’in ismiyle özdeşleşen Zonguldak’tan, gazeteci Mustafa Balbay’ı İzmir’den, ATO (Ankara Ticaret Odası) eski başkanı Sinan Aygün’ü Ankara’dan, Erzincan eski Başsavcısı ve Erzincan Ergenekonu’nun 2 numaralı sanığı İlhan Cihaner’i ise Denizli’den aday göstermesi tartışma yarattı.Denizli 2. sıra adayını kontenjana ayıran CHP’nin önerilerini YSK iki kez iptal edince, CHP de Erzurum’daki Ergenekon soruşturmasının tutuksuz sanığı Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’i Denizli ikinci sıradan aday gösterdi. Ve tartışmaların fitili de ateşlenmiş oldu. Cihaner’in adaylığının belirlendiği günün akşamında Denizli’de birçok insan sokaklara çıktı ve Cihaner’i Denizli’den aday olarak görmek istemediklerini haykırdılar. Fakat bir diğer grup ise Cihaner’i 20 Nisan Çarşamba günü Denizli Çardak Havaalanından konvoy eşliğinde Denizli merkeze getirerek adeta ‘gövde gösterisi’ yaptılar. Darbecilikle suçlanan isimlerin aday gösterilmeleri elbette ‘Ergenekon davasını’ destekleyen kesimden CHP’ye oy kazandırmaz ancak ‘Ergenekon davasının’ “muhalifleri susturmak amaçlı yürütülen bir dava olduğunu” savunan kesimden CHP’ye oy kazandırır. Tartışmaların fitilini ateşleyen Cihaner… 27 Ekim 2009’da Erzincan Çatalarmut Köyü mevkiindeki Gönye Baraj Gölü’nde suların çekilmesiyle birlikte cep telefonu ve sim kartıyla beraber onlarca mühimmat bulundu. Bulunan bu el bombaları ve mühimmatla ilgili Erzincan’da bazı Jandarma ve MİT personelleri tutuklandı. Soruşturma gittikçe derinleşti ve Cihaner ile beraber 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk de soruşturmaya dâhil edildiler. Cihaner, Erzincan’da Ergenekon’un “İrtica ile Mücadele Eylem Planını” uyguladığı gerekçesiyle tutuklandı Ergenekon kapsamında...

Devamını Oku

Yaşananların Hesabını YSK Verebilecek mi?

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), bir vatandaşın (Bu arada bu vatandaş Sabih Kanadoğlu gibi adammış! Çünkü ihbarcının detaylara ve anayasaya olan hâkimiyeti bunu gösteriyor.) ihbarı üzerine yaptığı inceleme sonucunda BDP’nin desteklediği 7 isim dâhil 12 bağımsız adayın ‘eski mahkûmiyetlerini’ gerekçe göstererek, milletvekili olma yeterliliği taşımadıklarına karar verdi. Bu isimler arasında halen milletvekili olan Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ile İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de bulunuyor. Diğer isimler ise şöyle: Salih Yıldız, İsa Gürbüz, Ertuğrul Kürkçü, Leyla Zana, Hatip Dicle, Şerafettin Efe, Nezir Sincan, Harun Özcan ve Abdullah Kızılay.YSK kararının ardından başta İstanbul ve Diyarbakır olmak üzere birçok ilde olaylar çıktı, bu çıkan olaylarda birçok araba ve işyeri zarar gördü, birçok insan yaralandı, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde İbrahim Oruç hayatını kaybetti, Batman’da bir polis memuru 3 kurşunla vuruldu, Van’da bir banka şubesi atılan molotofkokteyller sonucunda içindeki müşterileri ve çalışanlarıyla beraber alev içinde kaldı. YSK, TCK reformunu, “Yasak infazla biter” diyen 53. maddeyi görmezden geldi. Yıllar önce aynı şeyle suçlanan Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’den Kürkçü aday olamazken, Önder aday oldu. YSK, Anayasa’nın 76. maddesine sığınıyordu kararında. Oysa 2007’de de Anayasa’nın bu maddesi vardı. Ancak YSK’nın yasakladığı kimi isimler, 2007 seçimlerinde Meclis’e girmişlerdi. YSK’nın verdiği ‘ilk kararla’ ilgili olarak kim ne dedi? YSK kararının ardından medyanın büyük bir çoğunluğu uzun süredir ilk kez bir konu üzerinde birlik oldu ve “YSK bu karardan biran önce vazgeçmeli” dedi kimi uyarılarda bulunarak.    Radikal gazetesi yazarı...

Devamını Oku

Alex'in Adı Ne Olsun?

Şırnak’ta düğün yapılan bir mahallenin yakınından geçen polis aracının taşlanmasıyla çıkan olaylarda, polisin attığı gaz bombalarından birinin 20 aylık Elif bebeğin başını yaralaması… 18 Nisan Pazartesi günü Sabah gazetesinin “Büyük Davalara Rüşvet Konseyi” manşetiyle avukatlar, hâkimler, üst düzey memurlardan oluşan ve rüşvetle sanıkları beraat ettiren ‘gizli konseyin’ ortaya çıkarıldığını duyurması…Aynı gün Ressam Bedri Baykam’ın bıçaklanması, Baykam’ın bıçaklanmasından sonra hiçbir sürücünün hastaneye götürmek için Baykam’ı arabasına almaması ve bıçaklayan kişinin ‘manik depresif’ çıkması…( Bu arada caddede, sokakta gezerken her an birisi bıçaklayabilir ve bıçaklayan kişi ‘manik depresif’ çıkabilir. Biz ya hastanede ya da ‘öbür tarafta’ oluruz, bıçaklayan kişi de ‘raporlu’ olduğu için elini kolunu sallaya sallaya dışarıda gezer!) Aynı günün akşamında YSK’nın “7’si BDP’li 12 bağımsız isme Meclis yolunu kapattığını” duyurması, ülkemizde ortalığın karışması ve sonunda YSK’nın kararından geri dönmesi… (Ayrı bir yazının konusu) 19 Nisan günü Radikal gazetesi yazarı Cüneyt Özdemir’in “Medyanın bir bölümü bu liseli eylemlerini Ergenekon’a bağlayacaklar ama 17 yaşındaki çocuklara bile Ergenekoncu demeye çekindikleri için ‘gizli bir el’in bütün bu öğrencileri yönlendirdiğini iddia ediyorlar. Bu ‘gizli el’ olarak TKP’yi göstereni de var, Ergenekoncu diyeni de… Durun liselileri sokağa döken gizli eli açıklayayım. O gizli elin adı Facebook… Hükümete karşı olan herkesin ve her eylemin Ergenekoncu ilan edildiği yeni Türkiye’de yakın bir zamanda malum gizli el Facebook da kendini Silivri Cezaevi’nde bulur mu bulur” demesi ve Özdemir’in yazısının bir başka ara başlığında ise oyuncu Tarık Akan’ın “12...

Devamını Oku

Adını Feriyha Koydular Kaderi Değişmedi

Dizi oldukça enteresan konular işliyor, ülkenin gerçek yüzü bu. Toplum ve Aileler çocukları disiplinli ve saygılı olmak adına yalancı olmaya zorluyorlar. Bu kız şimdi gerçekten yalancımı kim suçlu ona bu kadar yalanı söyleten nedenler nedir?Gerçek anlamıyla bilen var mı? hiç sanmıyorum. Aile gerçekten çocuğunu tanıya bilse onu baş tacı yapardı kendi çıkarını düşünmeden arkadaşına yardım etti başına gelecekleri biliyordu bence. Oysa bu kız hayatı o kadar tanıyor ki ne pahasına olursa olsun hem kendine saygı duyulsun istiyor hem de saygı duyuyor. Öte yandan kendinden başkasını önemsemeyen saygısı olmayan, hayatın öbür yüzü olan yukarıdakiler. Kendi başarısızlık acısını zayıf olandan çıkara biliyor, başarıyı maddi yönden kendinden güçsüz olana layık görmüyor, oysa feriyha manevi olarak diğerlerinden kat, kat güçlü duruyor. Evde başına gelecekleri bildiği halde arkadaşlarını satmıyor. Kendi çıkarı uğruna, en yakın arkadaşını sata bilenlerin karşısında hiç şansı yoktu, lakin o yinede, şansını zorlayarak aşkından ve onurundan caymadı. Kırgınlıkları diğerlerinden daha ağır yaşıyor. Çünkü kalbinde hileye yer yok sadece şanssız doğduğu için hakkı yok sayılıyor diğerlerinin yaşadığı hayatı o yaşayamaz sayılıyor. Bu ülkenin, genel anlayışı bu olmaktan nasıl kurtulmalı bilemiyorum, ama kurtulmalı, ikilem insanlık onurunu zedeliyor insanı kişiliksiz ve zayıf bırakıyor. Ve ikili oynamaya itiyor, suç kimin şimdi feriyhayı yargılayıp asalımı? Böyle olmamalıydı, bize bu ülkede eşitlikler sağlanması için çok geçerli yasalar getirildi ta ATATÜRK gününden bu yana, lakin doğru eğitim verilmiyor tüm hakla, kendini kurtaran diğerlerini yadsıyor ötekileştiriyor. Sınıflandırıyor, insanlık onuru...

Devamını Oku

Satışta Fark Yaratmak

Dışa açık ekonomiye geçtiğimiz 80 li yıllarda, Doğu Karadeniz’ in küçük bir sahil kasabasında babam bir restoran işletirdi. Ben ilk defa “müşteri” nin kim olduğunu, ne istediğini, satışın ne olduğunu ve nasıl yapılabileceğini o dönemde öğrenmeye başladım.On iki yaşında bir çocuk açısından genel bir tanımlama yaptığımda müşteri, bizim ekmek paramızdı. Pazarlama açısından bizim için müşteri tanımı ise, bize kar sağlayacak, gelir düzeyi yüksek, deniz mahsullerini seven ve en önemlisi karnı aç olan yetişkinlerdi. Ben okul zamanı her hafta sonunda, her ara tatilde ve her yaz tatilinde yaşımın elvermemesi nedeniyle sadece öğlen saatlerimi orada geçirirdim. Öğlen yemeğinden önce, çok iyi geçindiğim usta ve kalfalardan mönüleri alır, çevre iş yerlerine gider sayardım. Yine bir öğlen vakti iş yerlerini gezerken, meydanda, bir seyahat acentesinin içi tursit dolu otobüsünü gördüm ve koşarak yanlarına gittim. İlk hedefim onlara “Hello” diyebilmek, ve tabiki onları restoranımıza gelmeleri için ikna etmekti. Heyecanla otobüsün kapısının açılmasını beklerken turistlere sevinç ve ilgi ile el sallıyordum, malum o dönemde küçük bir kasabada yaşıyorsun ve bu sık rastlanan bir tablo değildi. Otobüsten önce Türkçe konuşan rehberler indiler ve ben yanlarına gidip selam verdim, tabi diğer taraftan da otobüsün içine doğru gülücükler atıp el sallıyordum. Rehberlerden birisi bana civarda döner-şiş-kebap tarzı yemek yiyebilecekleri bir yer sordular. Bu soru beni yıkmıştı ama ben yine de şansımı denemek istedim ve bu bölgede iyi döner yemek istiyorsanız, rotanızı değiştirip 80 km iç kesime gitmeniz lazım dedim ve hemen ekledim. Neden bizim balık restoranımıza gelmiyorsunuz ? Akabinde, “Hem size özel...

Devamını Oku

Baharı Bekledim, Kış Oldu Aşk

Bahar yüzlüydü aşklarımYedi renkti, sevdalarım, sınırsızdıKartallar kadar, yüksekten uçardı,Yüce gönüllüydü, benim Aşklarım. Yaz ayları kadar, sarı sıcaktıAğustos’u aratmadı, yandı yüreğim!Buz gibi, soğuk yürekliydi, sevdiklerimKaryağdı başıma, yaz ortasında. Kuşlar kadar özgürdü, aşklarımKara kış kadar, hüzünlüydü, bu yürekİlkbaharın tadındaydı, ümitlerimSon baharı, kucakladı kollarım. Hey vefasız aşk, seni neyleyim!Son Baharın hüznüsün, yaz sıcağındaKış poyrazları kadar, hoyratsın!Yıkıntılar arasında, kaldı yüreğim....

Devamını Oku

Suriye’den Dünya Kamuoyuna Yansımayanlar

Arap dünyasındaki yönetim anlayışına halkın göstediği direnç üst düzeyde kendini göstermeye başladığında bu direncin benzer yapıdaki yerlere sirayet edeceği aşikardı. Mısır bir anda dünya kamuoyunun gündeminde buldu kendini. Halkın istekleri Mübarek’in nezdinde gereken yeri bulmuyordu. Değişim zor görünüyordu. Böyle bir ortamda en önemli hale gelen unsur asker unsuruydu. Yani aslında kilit nokta; askerin ne tavır göstereceğiydi. Mısır’da yaşanan olaylar adeta Suriye’de yaşanacakların habercisiydi. Suriye’de halkın gösterileri başlamazdan evvel Esad yönetimi reformlar yapacağını açıkladı. Ama ne zaman ve nasıl yapacağı hakkında herhangi bir bilgi yoktu. Bu nedenle halk isteklerini her geçen gün daha yüksek sesle duyurmaya başladı. Anlaşılamayan entrikalar dönüyordu devletin zirvesinde. Yönetim uzun süredir tutuklu olanların serbest bırakılacağını açıkladı. Çok geçmeden, bu açıklamanın hemen arkasından birkaç saat önceki açıklamaya düzeltme gelmişti. “Biz serbest bırakıyoruz demedik, serbest bırakmayı düşünüyoruz dedik.” Bu durum yönetimdeki anlaşmazlığın açık bir göstergesiydi. Söylenen o ki Beşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad değişime hiç tahmmül edemiyordu. Mahir Esad askeri gücü elinde tutuyordu. Dolayısıyla güç onun elindeyken Beşar Esad’a da kafa tutabiliyor ve istediği gibi at koşturabiliyor. Yaklaşık bir hafta önce ortaya çıkan Suriye İstihabarat’ına ait bilgiler Suriye’de değişimi isteyen halk kitlelerinin eline düşmüştü. Bu belgelerde Suriye’de ki durumu biraz olsun gerçekçi bir şekilde görebilmeyi sağlayacak veriler bulunmaktaydı. Arapça metinden çevirerek bilgileri verelim. Hazırlanan belgelerde 3 ana madde üzerinden detaylara girilmiş. Burada detay maddelerden önemli olanları ve 3 ana maddeyi verelim. 3 ana madde ile alınan önlemler güvenlik,...

Devamını Oku

The Effects of the Social Media over the Elections

Introduction Technology is developing by the time so hugely through the history and it is providing many contributions to the human life.  One of the important technological innovations is internet and also the most effective one is internet about the people’s daily life. In addition internet changes our routines, traditions, wishes or many things. Namely if we look at the technology from the outside, it effects human life in terms of positive or negative. Nowadays, people can reach much information only how click a button on their computer thanks to the internet. In addition people can go to the all corners of the world by the mediation of vertiginous internet and they can see all of the places on over the world. Developments which force our imagination are gained with the rapid development of electronic technology and using in daily life. As a result of the technological products is much cheaper, society passed from a structure which is given only to people who get the chance to use it, to an order which everyone can use. Moreover communication facilities are increased extraordinarily. Thus, the millions of people have many possibilities which they can bring their individual capabilities in the foreground began to produce in every sphere. Much information are begun to share by the wide communication networks. Internet is a great synergy system which will be effective over the...

Devamını Oku

Bugün 23 Nisan, Herşeyimiz Tastamam

Bugün önünden geçtiğim bir ilkokulun bahçesinde 23 Nisan gösteri provası yapılıyordu. 8-9 yaşlarında, ellerinde rafyadan kırmızı-beyaz püsküllerle –ponpon diyemiyorum çok daha az hacimlilerdi çünkü- senkronizasyon tutturmaya çalışan çocuklar alışılmış bir görüntü. Çocukları senkronize hareket etmeye niye bu kadar zorlarlar o da ayrı bir konu…Beni asıl etkileyen fondaki müzik oldu. Bir takım anlamsız çocuk şarkıları ya da bayan şarkıcıların söylediği ve özellikle minik kızların diline yapışan saçma sözlerle bezeli şarkılara da alışmıştık. Ama burada Tarkan çalıyordu. Uyuşturucu kullandığı sağır sultanın kulağına ulaşmış megastarımızın çocuklara iyi bir örnek olamayacağı gösteriyi hazırlayan öğretmen tarafından sanıyorum es geçilmiş. Hadi bir noktaya kadar tamam deyip bilgisizlik, düşüncesizlik deyip geçiştirelim. Peki, o şarkı sözlerine ne demeli? “Her şeyim tastamam, yazlığım, kışlığım, bi de yanına yakıştığım…” Bazı televizyon programlarında çocuklara kanto yaptırma, yaşlarına uygun olmayan şarkılar söyletme gibi durumlar reyting uğruna yapılıyor. Bunlara izin veren anne-baba sayısının da az olduğunu sanıyordum. Ta ki bu görüntüye kadar… Ortada para pul yokken bu çocuklar sıradan birilerinin, sıradan çocukları olarak böyle bir şarkı eşliğinde neden püskül sallıyorlardı? Çocukluğumun 23 nisan törenlerinin hemen hemen hepsi aklımdadır. Hatta 19 mayıs gösteri şarkıları bile ezberimdedir. Pek çok kişi için de bu durumun geçerli olduğunu sanıyorum. Bu çocukları düşünüyorum da bu şarkının beyinlerine nasıl kazındığını, nereleri etkilediğini –kimse kabul etmeyecek bu söylediğimi ama- hayatlarını ne derece etkileyeceğini… Basit bir şarkıdan nerelere gittin demeyin sakın. Basit bir sınıf piyesi, küçücük bir törende iki satır...

Devamını Oku

İntihara Yakın

Hiç ben olup benim gibi baktınız mı saate lütfen terse dön diye? Ben yaşlanmaktan korkan bir insanım ya siz? Daha kısa pantolonlarla gezerken tanıdım ikinci sevgilimi. O zaman anlamıştım ki büyümüştüm ve büyümek bana haz veriyordu. Senelerin hızlı geçmesini diliyordum. Bir saniyelik yıllar arzuluyor uzun süreli sevişmeler diliyordum … Artık kısa pantolonlarımdan kurtulmuş, yeni bir döneme girmiştim. Okul bitmiş sizli bizli, beyli hanımlı hayatlara dalmıştım. Koşmaktan ne sevgiliyi fark ede biliyordum, nede aileyi… Kendim için yaşıyordum. Ta ki ne zaman mı anladım? Hayatımı yalnızlığa mahkum edişimi. Saatin tersine akma isteğimi. Azrail denen melekle ilk tanışmam da anladım. Artık durmam, hatta zamanı durdurmam… Başa sara bilirsem eğer mutlu anları yeniden tekrar tekrar sarmam gerektiğini. İlk sevgilimin benim kollarımda son nefesini verişini gördüğümde öğrendim. Siz ilk sevgilinizin adını hatırlıyor musunuz? Ben çok net hatırlıyorum ve her adı aklıma geldiğinde gözlerim yaşla doluyor. Onunla yaşananları anlatamam size ve de onunla ilgili duygularımı; ama size ilk sevgilimin adını fısıldaya bilirim anne… ilk sevgiyi tattırdın minicik kalbime, ilk nefesimi aldım senin ellerinde, ilk öpücüğümü senin güzel dudaklarından, ilk kez sen öptün alnımdan, ilk kez sen öğretin bana düştükten sonra tekrar kalkmasını ve bir sonraki adımı daha dikkatli atmasını. Sen yardımcı oldun ağladığımda göz yaşımı değil herkesin bakmaya dahi tiksindiği burnumu silmeme. Ben temiz ve de uslu bir çocuk değildim ama sen sabırlı bir sevgiliydin ve de ömrünün sonuna kadar en büyük sevdandım. Sen benim...

Devamını Oku

Kıyamet Kopacak

Kaç git buralardan, Umutlarını da sevdalarını da almadan, Emin ol gidişin yanına kar kalacak, Burda gönüller puslu, aşklar yaralı, Aşıklar derbeder, ağladı ağlayacak, Git diyorum sana be adam, durma! Görmüyor musun gözlerde nem var, Az sonra kirpiklerde kıyamet kopacak. Çek git buralardan, Kendini al, yarınlarını bırak, Emin ol ardından ağlayanın olmayacak, Burda vefa yok, insanlık ölmüş, İnsanlar gidişini kıskanacak, Git diyorum sana be herif, hadi git! Görmüyor musun kalplerde kılıçlar çekilmiş, Az sonra gönüllerde kıyamet kopacak. *** Git, ne olursun git!Git de kurtar gençliğini, Yoksa bu kalış, senin akıbetin...

Devamını Oku

Şiir Dilinde Ses Yinelemeleri

Şiir dilinde yer alan müzikal ögelerden en önemlilerinden birisi “ses yinelemeleri”dir. Uyak ile beraber ses yinelemeleri, şiirin müzikal yapısını oluşturur. Şiir dilinde gerek uyaklardan faydalanma, gerekse dize içerisindeki ses yinelemelerini kullanmadan amaç, metin akılda kalıcı olmasını sağlama ve dinleyende, okuyanda müzikal bir zevk uyandırmadır.Şiir dilinde aliterasyon adı verilen ses yinelemesinin geçmişi Eski Yunan ve Roma’ya kadar uzanır. Başlangıçta, sözcüklerin önseslerindeki eşlik için kullanılmıştır. Sonradan türleri ve bu türlerle ilgili çeşitli terimleri belirlenmiştir. Bugün de eskiden olduğu gibi, şiir dilinde ses yinelemeleri üzerinde uzun uzadıya durulmakta, özellikle birçok araştırıcı, şiirlerdeki belli seslerdeki sıklık sorununa dikkati çekerek bu ses sıklıklarıyla şiirin içeriği arasında bir bağlantı kurmaya çalışmaktadır. Aliterasyon, Türk şiiri incelemelerinde genellikle “aynı dize içinde belli seslerin yinelenmesi” olarak anlaşılmaktadır. Halk şiirinden Servet-i Fünun akımına, oradan yeni şiire değin her dönem ve türde bu ses yinelemesine başvurulduğu görülür. Bugüne kadar gerek dünya yazınında, gerekse Türk şiirini inceleyen çalışmalarda şiirde yer alan sözcüklerin, yansıtılmak istenen konu ya da olaya, duygu ya da imgeye uygun düşen seslerden seçildiğine ilişkin yargı ve gözlemlere yer verildiği görülür. Hatta stilistik çalışmalarında, Batıda, bu alanda geliştirilmiş yöntemler de vardır. Bu yöntemlerden kimisinde şiirde geçen ünlüler temel alınmakta, kimisinde hem ünlü, hem ünsüzler sayısal incelemeye tabi tutulmaktadır. Dildeki göstergeler, toplumdan topluma değişen ve her dilbirliğinin kendi ses düzeni içinden seslerle oluşturduğu nedensiz birimlerdir ve gösterdikleri kavramlarla aralarında, nesnelerin niteliğine uyan bir ses ilişkisi yoktur. Aynı dil içinde kullanılan...

Devamını Oku

Şiir Dilinde Deyim Aktarmaları / Eğretileme / Metafor

Şiir geçmişinin belki de en kadim sanatlarından birisi olan deyim aktarmaları, eski ismiyle “istiare”, “aralarında uzak yakın ilgi (benzerlik, işlev ilgisi, yakınlığı) bulunan iki şey arasında bir benzetme yoluyla ilişki kurarak birinin adını ötekine aktarma eğilimi sonucunda oluşan dil olayı”dır.Deyim aktarmasının günümüzdeki karşılığı “eğretileme” ve “metafor”dur. Metafor terimi, Latince ve Grekçe “metafora” kökünden gelir; meta: öte, aşırı; pherein: taşımak, yüklenmek. Yani “öteye taşımak” anlamında bir birleşik addır metafor. Bizler bugün onu bir söz sanatı olarak tanıyor, kullanıyor ve yorumluyoruz. Sözcüklerin ya da sözcük öbeklerinin ölçünlü, sıradan, birebir anlamlarından yapılan her sapma, dinleyenin veya okuyanın imgelem gücünde bir yorumlama, çağrışım, anıştırma alanı açıyor demektir. Eğretileme, söz sanatları arasında benzetme türlerinden biridir; ama dinleyenin ya da okuyanın imgelem zenginliğine çok daha geniş bir alan bırakan bir benzetmedir. Neyin neye benzetildiğini, ne ölçüde ve hangi nedenle benzetildiğini dinleyen ya da okuyan kendisi keşfetmek zorundadır; ama bu zorlu keşif ona büyük bir zevk verir, düş gücünü devreye sokma, zenginleştirme deneyimi sağlar. Bu da en üst düzeyde renkli, üstü kapalı, sezgisel, yaratıcı, “düşsel”, duygusal, derinlikli iletişim demektir. Geçmişi eski retorik alana kadar uzanan ve Aristoteles’te de anıldığını gördüğümüz deyim aktarması, bugüne değin yazın ve şiir incelemelerinde olduğu gibi dilbilim kaynaklarında da sık sık sözü edilen bir söz sanatıdır. Aristoteles’in Poetica’sında onu, “bir sözcüğe, kendi özel anlamının dışında, başka bir anlam verilmesidir” biçiminde tanımlamakta, türlerini göstererek örneklerini vermekteydi. Onun örneğin “orantıya göre mecaz” adını verdiği...

Devamını Oku

Reşat Nuri’nin Tiyatroculuğu

Reşat Nuri 1909’dan itibaren tiyatro ile ilgilenir. Sadece metin üzerinde durmaz, sahne faaliyetleri ve oyunculuk konusunda da yazar. Tiyatroyu ciddiye aldığı, bu yazılardan görülmektedir. Sanatta gerçeklik konusu ile sanat- ahlâk, sanat- ilim ilişkisini işlediği yazılarında sanat âleminin tartışmaktan hiç vazgeçmediği bu konuları işler, örnekler verir. O, Boileau’nun ‘hakikat bazen hakikate gayr-i müşabih görünür’ tarifini beğenir. Tiyatrodaki hakikati bulup çıkartmak okuyucuya veya seyirciye düşmektedir. Tiyatro ‘sanattan başka bir ahlâk kaidesini neşr ile kendini mükellef görmemelidir’ görüşünü benimsemektedir. Çünkü güzellik kendi başına bir değerdir. Fakat “ahlâka doğrudan doğruya yahut dolayısıyla hizmet etmesine bir mâni yoktur” der ve Tanzimat yazarlarının ısrarla savundukları tiyatronun yararının pek de doğru olmadığını, ahlâkı düzeltmek için tiyatrodan mucize beklemenin boşluğunu belirtir. Bu tür eleştirilerin II. Meşrutiyet sonrası canlanan tiyatroyu her amaç için kullanma furyasının bir tepkisi olarak görmek ne kadar mümkünse yazarın tiyatro anlayışının tezli eserden yana olmadığı şeklinde yorumlamak da mümkündür. Reşat Nuri tiyatrodan “hoşa gitmesini” bekler. Bu da iki şekilde olur. Ya insanlığın ebedî konularını işler ya da dönemin heyecanını besler. İkinciye örnek olarak Çanakkale Savaşı sırasında bir subayın bir casusu öldürmesinin halkın ne kadar hoşuna gittiğini, eseri sevdirdiğini anlattıktan sonra bu eser şimdi sahneye konsa “o vakitki heyecan ve hararet ile karşılanmaz. Çünkü Uçurum zamanın ruhuyla olan alâkalardan bir kısmını kaybetmiştir” der. Bu bir gerçeği çok çarpıcı olarak ifade eden makale Çanakkale Savaşı’ndan sadece üç yıl sonra yazılmıştır ve savaş havası hâlâ devam etmektedir....

Devamını Oku

Yeni Rotamız Okyanuslar Ötesi

Bu ülkede bunları görecek miydi? 41 kere maşallah dememek elde değil, 41 yıl sonra enflasyonun yüzde 4‘ün altında kalmasına. Herkes bugünlere şaşkın şaşkın bakarken küçük dilini yutanlar mı ararsın, biri beni çimdiklesen mi diyeni;çünkü bu gözler, bir gecede rakamları okurken  zorlandığı faizleri, batan bir sürü bankayı, devletin istikrarı da ne oluyormuş deyip kitapçık fırlatan keşmekeşleri gördü; ama neyse ki onlar mazinin derin kıtalarına gömülüp gitti.Dahası mı? Rekor büyümelere imza atan bir Türkiye var karşımızda, hem de enflasyonu düşürme başarısıyla. Hannover Fuarındakiler bile şaşkındı. Nasıl olur da Türkler tüm alanları kapladı diye. Birbirlerine bakakaldılar ne oluyoruz diye; ama fazla düşünmesinler geleceğin dünyasını Türkiye’nin alacağı kararlar belirleyecek. Bu münbit toprakların civanmert Anadolu insanı ve temsilcileri, ülkede istikrar dünyada rekor büyüklükte ekonomi sloganıyla bu yola çıktı. 2007 e-muhtıra, 2008 kapatma davası, 2009 küresel kriz hükümet yetkililerini ve vefalı Anadolu halkını yıldıramaz. Dünyada devletler muvazenesindeki yerimizi alana kadar da kimse ufkumuzu daraltamaz. 2002 den bu yana yıllık ortalama büyümeyle okyanuslara açılan bu gemiyi kimse küçük görüp taka görmesin ve göremeyecekte. Harici ve dahili dalgalar, boşuna uğraşmasınlar bu ihtişamlı gemiyi karaya oturtamazlar. Ülkeler limanlarında yer hazırlasın, genel müdürler-ceolar rıhtımlarda karşılasın, kredi derecelendirme kuruluşları at gözlüksüz baksın, ’’büyüdükte ne oldu, rakamlarla da oynanmış,bunda da bir şifre var mı acaba ‘’diyenlerde el sallasın, bunu duyanlar da yanlış anlamasın yeni rotamız okyanuslar...

Devamını Oku

Wikileaks Belgelerinde Bir 'Koç'

Taraf gazetesi, WikiLeaks Türkiye Belgelerini yayınlamaya devam ediyor… 6 Nisan: ABD’li diplomatlara, 12 Haziran seçimleri için tahminini söyleyen Mustafa Koç’a göre AKP parlamentodaki çoğunluğunu yitirecek, AKP- MHP ya da CHP- MHP koalisyonu olabilir: “AKP, 2011 parlamento seçimlerinde 2009 yerel seçimlerinde olduğundan daha kötü performans gösterecek ve iktisadi krizi iyi yönetememesi nedeniyle çoğunluğunu bile yitirebilecek…Koalisyon demokrasinin yararı için gerekli olabilir.” Ayrıca Koç’a göre IMF yardım etmezse, özel sektör 20 milyar dolarlık borcunu döndüremez. (Koç, medyada geniş bir şekilde yer bulan bu Wikileaks belgesini doğruladı ama Taraf’ın haberini “kasıtlı bulduğunu” söyledi. Ayrıca Koç, “şartlar değişti, AKP 1. olur” dedi.) 7 Nisan: Genelkurmay, 19 Mart 2009’da yabancı elçilik görevlilerine brifing verip “Çözüm için af dâhil her seçenek masada” demiş. 8 Nisan: ABD Dışişleri: “Genelkurmay ve ordunun diğer birimleri, mesela Deniz Kuvvetleri, Ergenekon’a ne kadar bulaştı? Asker ile AKP arasında müzakere var mı? Erdoğan bu soruşturmayı dizginlemek isteyebilir mi?” sorularının cevaplarını istemiş. 9 Nisan: Habertürk gazetesi genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı yıllarca çalıştığı Aydın Doğan ve grubu için : “Doğan Grubu hırsız. Türkiye’de kimse Doğan için ağlamayacaktır” demiş. 10 Nisan: Amerikan belgelerine göre askerin 27 Nisan e- muhtırasına cevap olarak Cemil Çiçek’in bir gün sonra okuduğu hükümet bildirisini kaleme alan kişi Abdullah Gül’dü: “AKP’yi demokratik açıdan ahlaklı yolu seçmeye ve Çiçek’in 28 Nisan’daki açıklamasına yansıyan çizgiyi izlemeye ikna eden Başbakan değil, bu açıklamayı kaleme aldığı belirtilen Gül oldu.” 11 Nisan: 2007’deki cumhurbaşkanlığı krizi...

Devamını Oku

Başbakan Erdoğan'ın Strasbourg Konuşması

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kuruluna hitap eden Başbakan Tayyip Erdoğan’a, ‘İmamın Ordusu’ kitabının yazarı Ahmet Şık’ın tutuklanması, azınlıkların ibadet olanaklarına ulaşımı ve % 10 seçim barajı gibi konularda soruların sorulması sırasında Erdoğan’ın sert cevaplar vermesi gündemin ‘bir numaralı’ sırasına oturdu. Kimileri Erdoğan’ın konuşmasını “İkinci One Minute” diye yorumlayarak alkışladı kimileri ise “Bu konuşmanın yeri orası değildi” diyerek eleştirdi.‘İmamın Ordusu’ kitabıyla ilgili “Bombayı kullanmak da malzemeleri kullanmak da suçtur” diyen Erdoğan, azınlıklarla ilgili soru yönelten Fransız Parlamenter Muriel Marland- Millitello’ya “Zannediyorum arkadaşımız Fransız mı? Ama Türkiye’ye de Fransız.” şeklinde cevap verdi. % 10 seçim barajı konusunda ise “Düşürülmesi gerekirse halkımızla müzakeresini yaparız ama onu size soracak değiliz.” dedi. Önce bazı bilgileri vermek gerek… 1) Avrupa Konseyi demek Avrupa Birliği (AB) demek değildir.2) Türkiye, Avrupa Konseyinin kurucu üyelerinden birisidir.3) AKP’nin büyük ölçüde yararlandığı Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin istişare organı durumundadır.4) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) Avrupa Konseyinin bir kuruluşudur.5) Uzun zamandan beri ‘ilk kez’ AKPM başkanlığını Türkiye’den bir milletvekili, AKP Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu üsteniyor. Bu bilgilerin ardından konuyla ilgili 2 yazıdan kısa bir bölüm… Birinci yazı, 14 Nisan’da Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan’ın “Avrupa’ya Türk kalmak” başlıklı yazısı: “Erdoğan’dan daha etkileyici, daha ağırbaşlı, daha kapsamlı, demokrasi açısından daha ikna edici bir performans beklerdim. Ama bana sorarsanız, Fransız temsilciye ‘siz Türkiye’ye Fransız kalmışsınız’ diyen Başbakan’ın asıl kendisi Avrupa’ya Türk kaldı. Erdoğan konuşmasını neredeyse tümüyle ‘siz- biz’...

Devamını Oku

AİHM'nin Verdiği Kararlarla Birlikte 'Hayata Dönüş' Yolunda Şifre İddialarının Kabul Edilmesi ve Aday Listeleri

Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Yargıç Orhan Gazi Ertekin’in, mahkemenin 24 Mart günü aldığı “Ahmet Şık’ın ‘İmamın Ordusu’ adlı kitabına el konulması” kararı için 3 Nisan Pazar günü Radikal 2’deki “24 Mart Muhtırası” başlıklı yazısında “Mahkeme, sadece Ahmet Şık’ın özgürlüğünü değil, bütün toplumun siyasal özgürlüğünü, neyi okuyup neyi okumayacağımızı da keyfince tayin etme yetkisine sahip olduğunu ilan etmekten çekinmedi…Yapmamız gereken şey, bugüne kadarki muhtıralara verdiğimiz cevabı yenilemek ve ona karşı direnmektir” demesi; bu yazının ardından Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz’ün “Demokrat Yargıç Ertekin demokrasiyi savunmasız bıraktı” başlıklı bir yazı kaleme alması ve daha sonra bu yazıya cevap olarak 17 Nisan Pazar günü Ertekin’in, Radikal 2’de “Militan demokrasinin yeni militanları” başlıklı bir yazı yazıp, yazısında Osman Can’ı ‘eski arkadaşı’ olarak nitelendirip “Yeni Vural Savaş” olarak tanımlaması ve böylelikle kimi demokratlar arasında bazı ayrılıkların ortaya çıkması… Enflasyonun, 3.99 ile son 41 yılın en düşük düzeyinde çıkması… Radikal gazetesinin Bayrampaşa Cezaevinde 12 tutuklunun öldüğü, 55 kişinin yaralandığı “Hayata Dönüş Operasyonu”na ilişkin 11 yıl boyunca saklanan Tufan adlı ‘müdahale planını’ yayınlamasıyla yıllardır “kamera kaydı yok” diyen askerin operasyonu görüntüye aldığı gerçeğinin ve ayrıca Jandarmanın, operasyona katılanların isimlerini ‘bilmediği gerekçesiyle’ savcıya vermemesinin aksine operasyona katılanların isimlerini bildiği gerçeğinin ortaya çıkması… Ve operasyonla ilgili olarak gazetelerin 20 Aralık 2000’de attıkları manşetlerin akıllara gelmesi: Hürriyet: “Devlet girdi”; Sabah: “Kendilerini ateşe verdiler”; Milliyet: “Sahte oruç, kanlı iftar”; Zaman: “Sahur operasyonu”… AİHM’nin, Samsun’un 19 Mayıs ilçesine bağlı Yörükler beldesinde,...

Devamını Oku

Haftanın "En"leri ve Olayı…

Ayın en çok ses getiren kitabı: Birçok bilgi ve fotoğrafı ilk kez kamuoyuna sunan Erzincanlı gazeteci Kemal Özdemir’in “Ergenekon Fay Hattında Erzincan” adlı kitabı…Haftanın olayı: Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kuruluna hitap eden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın azınlıklarla ilgili soru yönelten Fransız Parlamenter Muriel Marland- Millitello’ya “Zannediyorum arkadaşımız Fransız mı? Ama Türkiye’ye de Fransız.” şeklinde; % 10 seçim barajı konusunda ise “Düşürülmesi gerekirse halkımızla müzakeresini yaparız ama onu size soracak değiliz.” demesi… Aday listelerinin en garip olayı: Denizli 2. sıra adayını kontenjana ayıran CHP’nin önerilerini, YSK iki kez iptal edince CHP’nin, Erzurum’daki Ergenekon soruşturmasının tutuksuz sanığı Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’i Denizli ikinci sıradan aday göstermesi… Haftanın köşe yazısı: Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan’ın 15 Nisan günü yayınlanan “Sen ki…” başlıklı edebi yazısı: “Kılıç şakırtılarını, top seslerini, en güzel şarkıları, en içten ayinleri bu topraklarda duydun. Nasrettin’le güldün, Şeyh Bedrettin’le ağladın. Zındık şeyhülislamlar, gizlice ibadet eden günahkârlar gördün. Yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven bir geçmişten geldin. Sen, bu tarihin çocuğusun. Meydan okumak yakışmaz sana. Sen, meydan okunacak olansın. Övünmek yakışmaz sana. Sen, övülecek olansın. Sen, ‘toprak vatanım, nev-i beşer milletim’ diyen şairin çocuğusun. Dünya senin vatanın, insanlar senin milletin. Dininle, dilinle, inancınla, tevekkülünle, bu dünyanın kulu ve efendisisin, ne başkasını kendinden, ne kendini başkasından ayırırsın. Sen ki bu geçmişin çocuğusun… Hüzün kadar vakar yaraşır sana, tevekkül kadar tevazu yaraşır. Sen ki bu geçmişin çocuğusun, ne başını eğersin, ne...

Devamını Oku

Sarmaşık ve Aşkı

Sarmaşık, toprağa düştüğü andan itibaren, sarılacak bir kök arar. Tıpkı; biz insanlar bir kordonla bağlanırız yaşama, o ise köklerle. Sarmaşığın tek amacı vardır, aşık olmak. Ve o, ilk gördü şeye aşık  olur, sarılır hiç bırakmayacak gibi.Bir anda büyür, zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, anlamak da istemez. Ama bizler, zamanı telef ederek geçiriyoruz çoğu zaman. Belki hiç birimiz sarmaşık kadar olamadık. Yolu zor geldi ya da basit gördük. Faklı şeyler peşinde koştuk durmadan, yılmadan, bıkmadan. Bitmek tükenmek bilmeyen iştahımız, istemediğimiz şeyleri getirdi koydu hayatımızın ortasına. Ama bir gerçek var insanın hayatında, belki tek gerçek; Aşk… Utanma duygusu kalkar ortadan, sevgin aklını kör eder, düşüncelerin onun etrafında dolanır durmadan, seni sarar adeta sarmaşık gibi. Aşkı arzularsın hem de bırakmayacak gibi. Yıllardır aradığın kişi yanı başında da olabilir senden uzakta nefes almaya da çalışabilir. O da seni bekler, biliyordur bir gün senin onu bulacağını er ya da geç, senin kendisine ulaşacağını bilir, hisseder, bekler… Onu bulduğunda, karışında beyaz bir kelebek misali kanatlarını açmanı bekler, senin masumiyetine, sevgine, aşkına güvenerek seni bahçesine davet eder cömert şekilde. Tüm benligi ile seni ister. Karşılığını bekler, sadakatini ister senden masumiyetine leke sürmeden, kendisine dokunulmasını ister ama kirletilmeden… Zaten aşkın en sihirli hali odur. Toprağa düştü, filizleniyor aşk. İlk yağmuru bekler sarıp sarmalamak için tıpkı sarmaşık gibi. O tüm benliği ile sarar sevdiğini, dallarıyla, budaklarıyla… Can acıtan budakları ile sevdiğine dokunulmasını istemez canını acıtır yabacıların, derki sana; bu...

Devamını Oku

Küfürden Küf Tutmuş Siyaset…

Yazıya nereden başlayacağımı bilemiyorum ama bu yazıdan sonra bir kısmı en yakınlarım olan birçok kişiden tepki alacağımı gayet iyi biliyorum. Ama olsun… Vicdanımı dinlemekten sıkıldım ve içimde sızlanan Müslümanlık bilincimin verdiği dürtü ile Vira Bismillah diyerek oturdum, evimde oluşturduğum yazma-okuma köşeme…Evet, ruhumu çok derinden yaralayan bazı gerçekleri sizlerle paylaşmayı görev bildim kendime, belki de düşmeden haddime… Hani son zamanlarda mı desem yoksa yıllarda mı karar veremedim yaşadığımız siyasi çatışmalardan ve psikolojik baskılarından konuşalım birazda. Size de rahatsızlık vermiyor mu bazı söylemlerim yıkıcılığı, kırıcılığı ve sizleri Müslüman bile görmediklerini tekrar tekrar dile getiren o siyasi parti fanatiklerinin bu fütursuzca tutumları? Yazımın başında da belirttiğim gibi, yakın çevremde çok olmasa dahi bir elin parmakları adedince var bu tiplerden. Başlarda ne de çok yaralardı beni ve öfkemden deliye dönerdim de yüzüm ala al, mora mor olurdu onları dinlerken. Ama susmayı tercih ederdim neden mi? Gazali’nin de söylediği gibi “Cahillerle tartışmaya girmeyin, ben hiç yenemedim” sözü aklıma geldi geldi yuttum tüm sitemlerimi. Bu, sözüm ona mücahid kimseler ise suskunluğumuzu onların engin bilgilerine!!! olan saygımızdan yahut onaylamamızdan kaynaklandığını sanarak daha da alevli sürdürdüler saldırılarını. Oysa yine Mevlana’nın “Edepli edebinden susar, edepsiz de onu ben susturdum zanneder” sözünün yansıması, işte tam bu noktada söylenecek en güzel sözlerdendir. Bir süre siyasi bir partinin ilçe sekreterliğini yapmış biri olarak, siyaseti az-çok, yakından-uzaktan analiz etme gibi bir fırsatım olduğundan dolayı, işte bu tarz yaklaşımların siyasi psikolojisi her zaman...

Devamını Oku

Mutlu Bir Lider Olmaya Giden Yol

Bizler hayatımızın sonuna kadar istemli ya da istemsiz olarak bir çok şey öğreniyor, öğretiyoruz. Bunların sonucunda mutlu ya da mutsuz oluyoruz. Genel çerçeveden baktığımızda, bilinçli olarak öğrendiklerimiz ve öğrettiklerimiz bizleri mutlu ediyor. O zaman nasıl mutlu olurum sorusunun cevabını verirken de çok fazla düşünmemek lazım.İnsan, hayatına bir yön vemediyse, ilgisini çekmeyen şeyleri öğrenmek zorundadır. Biz buna hayatın dikenli yollarında yürümeye çalışmak  diyebiliriz.  Aslında ortada diken değil, bilgiyi almamakta (öğrenmemekte) direnme vardır. Bu durum insanın aslında ne istedigini bilmediği durumlarda, hedefsiz ve amaçsız yürürken ortaya çıkıyor.   Bilgiyi almak için (öğrenmek için) bir çaba  sözkonusu olduğunda ise, dikenli yol kendini bir gelincik tarlasına birakacaktir. Burada hedef, ne başarı ne de mutluluktur. Burada mutluluk zaten o yol üzerindedir. Her yeni projeyi aldığında, üzerinde çalıştığında ve bitirdiğinde zaten başarılı ve mutlu olursun. Burada öğrendiklerin seni bir sonraki projeyi almana güdüler, ve bir sonrakini. Her yeni proje, daha büyük organizasyon gerektirecek, organize etmeyi öğreneceksin; daha büyük bütçeler gerektirecek, risk almayı öğreneceksin; daha çok kişi gerektirecek, öğretmeyi ve ikna etmeyi öğreneceksin. Öğretmeyi  ve ikna etmeyi iyi öğrendiğinde ise, iyi bir lider olacaksın.   Aile hayatında da, Sosyal hayatında da bu böyledir. Karşına çıkan her insan sana birşeyler öğretecek, evlilik ve eşin sana birşeyler öğretecek. Ve sonunda bir bebeğin olduğunda öğretmeye başlayacaksın. Hiç bir zaman “ben yolun sonunda mutlu olacağım”, ya da “başarılı olacağım” amaç olmamalıdır. Amaç, çizdiğin yol üzerinde çok çalışmak, hedef ise “sürekli öğrenerek kendini geliştirmek ve çok geniş vizyon sahibi olmak” olmalıdır. İşte bu aralıkta...

Devamını Oku

Emaneti Hediye Edebilmek

Hayat o kadar hızla akıp gider ki, dur diyebilmek imkansızdır. Yakalayabilmek, ona ayak uydurabilmek kolay değildir. Kişilerin hayatı, toplumların hayatı, ünlülerin hayatı… Kim ki, geçmişte kaldıysa hayatı kolayca yazılır çizilir, ne kadarı bize ulaşmışsa. Ne kadarını görmüş, duymuş ve anlamışsak…Belki de ne kadarını araştırmışsak. İnsanoğlunun hayatı bir asır bile değilken, bazen asırlarca onu anar ondan bahsederiz. Onların yaşamları bize hep rehber olmuştur. Örnek alırız. İlginçtir ki, bu dünya hayatını ve nimetini çok sevenler ve onlar için hayatını ortaya koyanlar hiç hayırla anılmamıştır. Ya firavun gibi lanetlenmiştir, ya da hitler gibi kötülenmiştir. Yunus Emre gibi Mevlana gibi kendini bu dünyadan soyutlamaya çalışanlar ise günümüze kadar tüm dünyada hoşgörü ve sevgi ile anılmış yüzlerde tatlı bir tebessüm oluşturmuşlardır. Hepsinin ortak özelliği ise sonraki nesle bıraktıkları miras olmuş hiç şüphesiz. İlk peygamber Hz. Adem’in oğullarından Kabil kardeşi Habil’i öldürünce miras kalmış cinayet biz insanlara. Ama o mirası kim emanet olarak almak isterse o almış. Çilelerin en büyüklerinden birisini yaşayan Hz. İsa, çarmıha gerilirken, “Tanrım onlar bilmiyorlar, bilseler seni, sonra da severlerdi beni” demiş ve gerek insan sevgisini ve gerekse Tanrı sevgisini emanet olarak bırakmış. Ama zaman acımasız çıkmış. Nice dev yapıtlar rüzgar ve su aşındırmasıyla değil de süreklilik esasıyla yıkılırmış. Ve zaman geçtikçe nice büyük insanların hayatlarına mal olan büyük simgeleri de zamanla erimiş. Ünlü kişileri unutturmamak için adına şenlikler, anma törenleri yapılmış ancak bu çalışmalar cılız bir mücadele olmaktan öteye gidememiş....

Devamını Oku

Satranç Tahtasındaki Hayat

Hayatı genellemelerle doldurursanız daha kolaylaşır, daha az şey beklersiniz her şeyden, daha çok şaşırtırlar sizi böylece … Hayatı hafife alırsanız size ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Onun için onu yenene kadar söylediklerine kulak verin eğer yeterince iyi olduğunuza inanırsanız hayatla satranç masasına oturun. Eğer yenerseniz nazikçe elini sıkın ve ağırbaşlı, mütevazı hayatınıza geri dönün.Yenilirseniz en baştan başlamalı bu sefer suçlu bir çocuk gibi hayatın gölgesinde ilerlemelisiniz, ta ki hayatın şahını devirene kadar. Bu döngüde ilerleyin, başarının efendisi olun, hayatı büyük yüzüklü elinizle tutuğunuz bir kadeh şarapla eş değer kıvama getirirsiniz. Başarı ağzınızda mayhoş ama güçlü bir tat bırakır o zaman. Aynada kendinize başınızı biraz yukarı kaldırıp uzun uzun bakarsınız işte başardım ben dercesine… Toy yıllarınıza, ezildiğiniz yıllara geri dönersiniz, bu zamanlarda bakın kim güçlü dersiniz kendi kendinize… Zihninizde yankılanır bu sözcükler, etrafınıza bakarsınız sizi üzen kimseyi göremezsiniz, sizi kullanan, sizi aşağılayan kimse kalmamıştır artık orada… Süslü kırmızı perdelerle kaplı odanızda, altın varaklı aynanıza bakarken kimse görmez yüzünüzdeki acı ifadeyi… Belki de kalmıştır eskiden kalan birileri hani sizden borç isteyip özür dileyen, kekeme gibi konuşan eskiden zulumkar olan adam vardı ya,işte o sizin 5 kat aşağınızda şimdi .. Üstüne basıyorsunuz onun, gücünüzle evet yaptınız siz başardınız, hayatı yendiniz siz… En güçlü sizsiniz… Bir sorun var neden tek başına oturuyorsunuz? Neden iki tane altın varaklı aynanız yok odanızda? Bu yüzden mi yalnız kendi yansımanıza bakıyorsunuz? Hayır demedik mi size hayatı yendiğinizde...

Devamını Oku

Rhd. Palustris Bakterisinin Melas Kullanarak Ürettiği Biyohidrojen Veriminin Araştırılması

BİLİMSEL ARAŞTIRMA PLANI Araştırma Konusu: Bu çalışmada günümüzde giderek önemi artan, enerji verimi yüksek, çevre dostu ve alternatif bir yakıt olan hidrojen gazının bakteriyel (rhodopseudomonas palustris) ortamda, melas (Şeker Pancarı Atığı) kullanılarak üretim verimi incelenmiştir. Neden Alternatif Enerji Kaynakları? Dünyanın en önemli birincil enerji kaynağı petroldür. Petrolü, %25 ile kömür, % 20 ile doğalgaz % 7 ile nükleer ve %14 ile yenilenebilir enerji kaynakları izlemektedir. Ana  enerji  kaynağı  petrol,  giderek  azalmaktadır.  Buna  ek  olarak,  fosil  kaynakların  kullanımı sonucu  oluşan  hava  kirliliği  ve  devamında  oluşan  iklim  değişikliği  gibi  artan  çevresel  sorunlardan dolayı, tüm dünyada atmosfere daha az karbondioksit salan, fosil...

Devamını Oku

Emanete Sahip Çıkabilmek

“Ey Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?” diye sormuştu karşısında üzgün ama dimdik ayakta duran o mübarek kadın. Belli ki, bu soruyu saatlerce gözyaşları içerisinde ama insanoğlunun aklının ve ilminin alamayacağı metanetiyle sormak için hem düşünmüş hem de beklemişti.Emaneti geri vermek… İşte can alıcı nokta da buradaydı. “Benim diye sahiplenmemek… Oysa henüz bir yaşına bile girmemiş bebek sabah Ebu Talha’nın elinde gülücükler saçıyordu. Bir tabut bile gerektirmeyen bir olay… Yarın toprağa verilecek bir bebek için gözyaşlarından önce onun bir emanet olduğunu düşünebilmek ve ona göre hareket edebilmek… Ne büyük bir imtihan… Mü’minunsuresinin “Onlar, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.”ayeti sanki Ebu Talha ve eşine hitap ediyor. Sabretmek ve Allah’ın emirlerini yerine getirebilmek. Ne büyük bir fırsat… İmtihan ve fırsat… İmtihanı fırsat bilmek ve bu çetin sınavı kazanabilmek… o mübarek eşler gibiBakara suresindeki “İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.” ayetine mazhar olabilmek ne kadar güzel olsa gerek. Zamanında Avrupalılar, başları belaya girdiklerinde dostum dediği müttefiklere değildüşmanım dediği Osmanlılar’a toprak da emanet etmiş, mal da, namus da… Kutsal zamanlarda olduğu gibi. Kutsal zamanlarda efendilerin efendisi vardı. O mübareklerin en mübareğinin arkadaşları, eşleri vardı. Çocukları vardı. Hepsi emanetti. Birer birer de gitti elinden, avucundan. Amcası Hz. Hamza’nın şehadeti karşısında yıkılmış, halini görünce de gözyaşlarını tutamamıştı. Yine üç aylık oğlu İbrahim’i elleriyle toprağa gömünce aynı gözyaşlarını yine durduramamıştı. İki...

Devamını Oku