Yıl: 2011

Ölümün Hayatı-1

Tarih ölümün hayatına çok defalar şahitlik etmiştir. Birçok devlet ölümüyle birlikte hayat bulmuştur tarih sahnesinde. Buna sayısız örnekler sıralayabiliriz. Aynı şekilde tarihte devlet adamları ölümleriyle birlikte hayat bulmuşlardır. Ölümü göze alarak korkmadan ilerleyerek hayat sahnesinde etkili olmuşlardır. Nasıl mı dersiniz?Tarihte ve hazır zamanda ortada olan bir gerçek var ki tarihte doğrular ve yanlışlar değişmektedir ve kim tarihin doğru olan yerinde durursa tarihe adını altın harflerle yazdıracaktır. Yani sürekli değişen dünyaya ayak uydurabilen bir tarih anlayışına sahip olabilemek demek tarihi doğru okumak demektir. Sebepler dairesinde devlet adamları ve devletler yerinde ve zamanında doğru hamleleri yapabilirlerse yaşam sürelerini uzatmış olurlar. Yakın tarihimizden örnekler verecek olursak tarihte birbirine ezeli düşman olan Fransa-Almanya şu an ittifak içindedirler. Evet azılı düşmanlar dost olmuşlardır. Birbirleriyle savaşmanın anlamının olmadığını gören bu devletler zor da olsa ittifak edecek noktaları bulmuşlar ve ittifak etmişlerdir. Çıkarları gereği belki bir dönem azılı düşmandılar şimdi ise can-ciğer kuzu sarması. Türkiye açısından olaylara bakarsak yüzyıllardır beraber yaşadığımız insanlarla birer birer düşman olmaya başlamışız. Özellikle 1900’lü yıllardan sonra etrafımızdaki hemen hemen tüm devletlerle ciddi sıkıntılar yaşamışız ve bunun bedelini de sürekli olarak ödemek durumunda kalmışız. Özellikle hem  ticari ilişkiler hem insani ilişkiler anlamında aynı coğrafyanın kardeş insanları birbirlerini düşman bellemişler. Yıkmak kolay olduğu için araya düşmanlık sokmak dış güçler için zor olmamış. Ama bir süre bir çok devlet adamımız bu düşmanlığın bize zarar verdiğini bile görememiş. Kurtuluş Savaşı’nı kazanmışız ama bu coğrafyadan soyutlanarak....

Devamını Oku

Parasız Eğitim İstedikleri İçin Tutuklanan Öğrencilerin; Hayatlarını Kazanırlarken Hayatlarını Kaybedenlerin Ülkesi…

Erden ÖZKANT Türkiye, garip bir ülke gerçekten. O kadar garip ki hırsızlık ve yolsuzluk yapanların, magandaların, katillerin, tacizcilerin ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaştıkları ama sırf “parasız eğitim istiyoruz” pankartı açtıkları için öğrencilerin aylarca tutuklu oldukları bir ülke…Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz… Tüzer ve Yılmaz, 14 Mart 2010 tarihinde İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlenen Roman Açılımı Çalıştayı’nda Başbakan Erdoğan’ın konuşma yaptığı sırada ‘Parasız eğitim istiyoruz alacağız‘ yazılı pankart açınca gözaltına alındılar ve sonrasında da tutuklandılar. 19 ay sonra geçtiğimiz perşembe günü serbest bırakıldılar. Bu iki üniversite öğrencisinin, yalnızca parasız eğitim talebini dile getirmeleri nedeniyle “yasadışı örgüt üyeliğinden” yargılanmaları birçok gazeteci ve yazarın gündemine girmişti. Tabii ki bazı gazeteler ve yazarlar, bu öğrencileri görmezden geldiler. Herhalde onlara göre bu iki öğrenci de Ergenekoncu idi. Günümüzde hükümet aleyhine eylem yapan, hükümet aleyhine bir şeyler yazan ve Ergenekon Davası’nı eleştirenler Ergenekoncu sayılıyor ya… Onlara göre muhakkak bu öğrenciler de Ergenekoncudur! Tutuklu öğrenciler raporu Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi tarafından cezaevinde tutuklu bulunan öğrencilere yönelik hazırlanan rapor açıklandı geçtiğimiz günlerde. ÇHD İstanbul Şube Sekreteri Avukat Güçlü Sevimli, İstanbul genelinde yaptıkları çalışmada, 89 öğrencinin tutuklu olduğunu, bu sayının yurt genelinde 500’ü bulduğunu kaydetti. Sevimli, “Öğrencilerin parasız eğitim, harç ücretleri, halk için eğitim gibi talepleri de ifade özgürlüğü kapsamı içerisindedir. Ancak siyaset kurumunun yargı eliyle oluşturduğu baskı ile öğrencilerde bu kapsamın içinden alınmış terörle mücadele yasasını düzenleyen TCK 220 ve 314. madde ile 3713...

Devamını Oku

Fatiha Tefsirinden Kalbe Gelenler

Diyanet tefsiri; Fatiha Suresindeki kendine nimet verilenler tanımlaması için bize tarihe bakmayı önermektedir. Nimet verilenleri tarih sayfalarında arayıp, onları incelememizi ve nasıl bir yaşam ve sona ulaştıklarını tahayyül ederek onları anlamamızı önermektedir. 1 Fatiha Suresi 7 –  Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil! (Diyanet meali) 7 – Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir baş­ka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslâm yalnızca Allah kitabında böyle buyur­duğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilâhî irşadı reddedenle­rin tecrübeleri de doğru yolun İslâm olduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dö­nüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır. Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenâb-ı Hakk’a meydan okuyanlarda gö­rülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların “hıristiyanlar”, ilâhî gazaba uğrayanların da “yahudiler” olarak açıklanması,[1] yalnızca zaman ve mekân itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır. Müslim’in rivayet ettiği bir kutsî hadiste[2] Allah Teâlâ’nın, “Namazı (Fatiha’yi) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum diledi­ğini alacaktır” buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (na­mazda Fâtiha’yı okurken) “Hamd âlemlerin rabbi Allah’a mahsustur” deyince Al­lah, “Kulum bana hamdetti” buyurur. Kul “rahman ve rahim” deyince Allah, “Ku­lum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliği­mi dile...

Devamını Oku

10. Sınıf Sağlık Psikolojisi Dersi Yıllık Planı

2011-2012 10. Sınıf sağlık psikolojisi dersi yıllık planı indir, 2011-2012 yıllık planları, 10. sınıf sağlık psikolojisi yıllık planı indir, 10. sınıf sağlık psikolojisi ünitelendirilmiş yıllık plan download, en yeni yıllık planları artık yenimakale.com ‘da…* Planlarla ilgili herhangi bir sorun yaşarsanız yorum yazarak bize bilgi verebilirsiniz. Editör arkadaşlar en kısa zamanda sorunu çözecektir. * 10. Sınıf sağlık psikolojisi yıllık planları her sene yeni planlarla değiştirilecek ve yine bu sayfadan planlara ulaşabileceksiniz. 10. SINIF SAĞLIK PSİKOLOJİSİ DERSİ YILLIK PLANLARI * 2011-2012 10. Sınıf Sağlık Psikolojisi Dersi Yıllık Planı İlgili Dosyalar: * MEB İş Günü Takvimi, Çalışma Takvimi * 10. Sınıf Yıllık...

Devamını Oku

Atatürk Mezardan Kalkacak ve Hepinizin…

Erden ÖZKANT Geçenlerde Rutkay Aziz’in Altın Portakal’da yaptığı konuşmayı yazmış, hem o konuşmaya hem de Altın Portakal’daki isimlere dikkat çekmiştim. O yazımı doğrular nitelikte bir olay yaşandı Antalya’da. Kişiler farklıydı gerçi ama ne de olsa yoktu onların pek de birbirlerinden farkları…Bu sefer ki kahramanımız İlyas Salman! Antalya Atatürk Havaalanı bahçesinde Altın Portakal töreni dolayısıyla İstanbul’dan gelecek konukları almak için bekleyenler arasında İlyas Salman ile aynı mekanda bulunan Cübbeli Ahmet Hoca da olunca ortalık karışmış. Altın Portakal’ın konuklarından Salman, meslektaşlarını havaalanında karşılayan Antalyalı sanatçı Sümer Tilmaç’a, oğluna söz verdiği için alkolü bıraktığını anlatırken Hoca çıkış yapmış içerden. Hoca’yı görür görmez Salman’ın sigortaları atmış ve “Döverim ben bu adamı” diye söylenmeye başlamış. Yanındakiler, Salman’ın koluna girip Hoca’nın menzilinden uzaklaştırmışlar. Ama asıl olanlar daha sonra olmuş. Sanatçılara tahsis edilen VIP araçlardan bir tanesi görünmüş. Ve Salman, gelen aracın kendisine tahsis edilen minibüs olduğunu sanıp, şoför mahalline kurulmuş ve Hoca yüzünden kabaran öfkesini bastırmak için bir de sigara yakmış. Hoca, alanda onca otomobil varken gelip, Salman’ın sigara içtiği VIP minibüse binmiş. Hem de çarşaflı bir kadın ve korumalarıyla! Gelen VIP araç, Salman’ı otele götürecek minibüsle aynı model ve renkte olunca ekip, minibüsleri karıştırmış ve sonra arkadan gelen asıl minibüse bindirmek için Salman’ı indirmiş. Salman, minibüsten indikten sonra parmağıyla işaret ettiği Hoca ve yanındakilere şöyle demiş: “Atatürk mezardan kalkacak ve hepinizin …” Hatırladınız mı Ergenekon Operasyonları sırasında da bu türden cümleler duyuyorduk. Yahu Atatürk,...

Devamını Oku

Ulaş(ama)mak

“En iyi baharat açlık, en iyi uyku yorgunluktur” diyor, Geothe. İstekler, arzular ve ihtiyaçlar gözümüzde güzelleştiriyor her şeyi. Bir şeyi gözde yapmak,  aranır yapmak istiyorsan ona hasret kalmalı, onsuzluğu yaşamalı, sahip olduğunda ise en büyük lüksün o olmalı ki en büyük mutluluğun sıradan bildiğimiz bir yemeği yemek ya da sıradan bir anı yaşamak olsun.Gençler için en kıymetli olan şey iş ve para iken ihtiyarlar için en kıymetli şey zaman ve sağlıktır. Çünkü iki durumda da bahsettiğimiz şeyler çok az bulunur. Bulunduğu durumun kıymetini bilen de yok denecek kadar azdır. Çoğu şey maalesef yerinde ve zamanında yapılamaz sanki dünya böyle bir şeye izin vermeyecekmiş gibidir ve öyle de olur. Hep bir aksilik bitiverir yanımızda, aksilikler hayatımızın bir parçasıdır çünkü ve bu daha doğru bir yaşamdır biz insanlara göre. Hep böyle süregelmiştir  yaşam. Alışılagelmiş düzen bozulamaz ve hiçbir iş yerinde ve zamanında yapılamaz. Hep ayrılıklar ve farklılıklar vardır her zaman ve her mekanda. O yüzden farklılıkları bilmeli ve o pencereden bakabilmeliyiz. Sızlanıp,  öfkelenmek yerine,  var olan sıkıntının bizi hangi güzelliğe ulaştırabileceğini düşünmeliyiz. Bazen bir şeye karşı emellerinin olması güzeldir,  zira bu sevinmen için sana oynanan güzel bir oyundur.  Sen ona kavuştuğunda yaşayacağın mutluluğu  bilsen daha da isterdin  emellerine uzun bir süre ulaşmamayı. Sen de bilirdin en büyük aşkın kavuşamamak olduğunu. Çünkü kavuşamadığın her şey gözünde en büyük hazinedir....

Devamını Oku

Matematik Kulübü

Matematik Kulübü yıllık planı, yönetmeliği, yıllık çalışma planı dosya ve dökümanlarını aşağıdaki bağlantıları tıklayarak indirebilirsiniz. Matematik Kulübü DosyalarıMatematik Kulübü Yıllık PlanıMatematik Kulübü Çalışma TakvimiMatematik Kulübü Tutanağı Yorum sizden, hizmet bizden. Lütfen yorum yazarak katkı...

Devamını Oku

Rutkay Aziz’in Altın Portakal’da Yaptığı Çelişkili Konuşma ve…

Erden ÖZKANT Antalya’daki “Altın Portakal Film Festivali”nde yılların sanatçısı Rutkay Aziz’e “Sanatta sosyal sorumluluk” ödülü verildi. Ödülünü almak için kürsüye çıkan Aziz, yaptığı konuşmada kendisine ödül verenlere teşekkür etti, siyasi iktidarı eleştirdi, Şili’deki öğrenciler üzerinden devrimi övdü.Ve konuşması salonda bulunanlar tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Aziz, şunları söyledi: “Umarım faşizm ve darbe döneminden geçen ülkelerin sinemacıları da bu örneği kendi ülkelerinde paylaşırlar. Dilerim bu ödülü hak etmişimdir. Ola ki moda deyimle ‘bir döneklik’ olursa, bu verdiğiniz ödülü özgürce geri alma hakkına sahipsiniz. Gerçek sanatçılar ülkesinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Benim ülkemde tanık olduğum, hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma girişiminin hızla yol aldığı, parasız eğitim pankartı açan öğrenci arkadaşımın 16 ay hapis yatması… Dünyanın hiçbir ülkesinde kadın, çocuk bu kadar tacize, cinayete maruz kalmıyor. Dünyanın gerçeği, savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü… Sinema, Şarlo’nun dediği gibi bir barış sanatıdır ve kendi içindeki barış niteliğini koruyarak dünyaya katkı sağlayacaktır.” Rutkay Aziz ne kadar doğru konuştu diye düşündüm. Çünkü bu konuşmayı yıllarca bu ülkedeki sanatçılar yapamadılar. Çünkü bu konuşmanın yapılabileceği ortam, AKP iktidarı döneminde oluştu.   Aziz’in çelişkileri… Rutkay Aziz, darbelerin bu ülkeye ettiklerinden söz ediyor, film yarışmalarının ödüllerinin 30 yıl sonra sahiplerini bulduğunu söylüyor, bunu tüm dünyaya örnek gösteriyor. Ama görmüyor daha doğrusu görmek istemiyor tüm bunların AKP iktidarında olduğunu. Görmek istemiyor o şikayet ettiği darbecilerden hesabın yine AKP iktidarı ve yandaş diye tanımlanan medya tarafından sorulduğunu. Görmek istemiyor ‘adaletsiz...

Devamını Oku

Ümitsizlik Üzerine…

Şuan yazdığım yazıyla alakalı hiçbir fikrim yok. Ne kadar uzun olur, devam edebilir miyim, güzel olur mu? Yoksa saçma sapan bir şey mi çıkacak ortaya… diye düşünmeye başladım. Hatta en önemlisi de başlığı yazmış olmama rağmen altını neyle dolduracağımı dahi bilmiyorum. İşte şimdi geldi aklıma. Haydi başlayalım… Birçok insanın içinde garip bir düşünce vardır. Ya da bu düşünce tam bir işe başlanacağı zaman çıkagelir. O an her şeyi alt üst eder. Sizin en heyecanlı, yapmakta kararlı, bir o kadar da arzulu olduğunuz bir zamanda… Belki de sizin için ilham perilerinin havada uçuştuğu anlardır. Ama yapacak bir şey yoktur… Elinizden...

Devamını Oku

Habertürk Gazetesi, O Fotoğraf ve Duyarsız Bir Toplum…

Erden ÖZKANT 7 Ekim Cuma günü sabah, gazeteleri okurken Habertürk gazetesinin sürmanşeti dikkatimi çekti. Gazete, “Kadına şiddette son nokta” sürmanşetli haberinde Manisalı 2 çocuk annesi Şefika Etik’in kocası tarafından bıçaklanmış üstsüz fotoğrafını yayınlamıştı. Fotoğrafı görünce kısa bir şaşkınlık geçirdim.Bu fotoğraf, böyle mi yayınlanmalıydı? Yanımda bulunan foto muhabirimize fotoğrafı gösterdim. “Ben böyle bir fotoğrafı haber konusu yapmam” dedi ve bir tahminde bulundu: “Altaylı böyle fotoğrafları daha önce de yayınlamış olan bir genel yayın yönetmeni. Büyük ihtimalle kadına şiddet konusuna dikkat çekmek için bu fotoğrafı yayınlamıştır” Ben ise hala bu fotoğrafın buzlanmadan bu şekilde yayınlanıp yayınlanamayacağını düşünüyordum. Haber ve medya sitelerine baktım. Gazeteye sert eleştiriler gelmişti anında. Ertesi gün birkaç gazete 1. sayfadan Habertürk’ü eleştirmişti. Birçok köşe yazarı, o fotoğrafı eleştiren yazılar yazmıştı. Hatta gazetenin kendi köşe yazarlarından bile bu fotoğrafa tepki vardı. Bazı köşe yazarları, Fatih Altaylı’yı istifaya çağırıyordu. Altaylı ise cumartesi günü kendisini savunuyordu “Rahatsız oldunuz değil mi” başlıklı yazısında: “Görün istedim. Görün ve anlayın. Görün ve bir şeyler yapın. Görün ve bu kadınları koruyun istedim. Görün. Kafanızı çevirmeyin. Kadınlarımıza yapılanlar bunlar. Keşke morarmış bir gözle kurtulsalar bu şiddetten. Ama kurtulamıyorlar. Farkına varın. Kızın. Öfkelenin. Sövün, küfredin. Bana da küfredin. Ama birisi buna dur desin. Sahtekâr olmayın. Bana ettiğiniz küfürler vicdanlarınızı temizlemeye yetecekse ne güzel. Ama o fotoğraf kafanızda yer etsin. O fotoğrafı basan, bastıran benim. Ama nedeni ben değilim. Nedeni sizlersiniz. Bana kızmakla bu işin çözüleceğini zannedenler.” Yani...

Devamını Oku

Bu da Benim Günüm

Yıllar önce bugün, bir ağustos sıcağında almışım ilk nefesimi… Bir yandan Kızını kucağına alacak olmanın sevincini yaşarken annem, bir yandanda o zamanda hayırlı bir evlat yetiştirmenin endişesinide, yüzünde bir utanç olmamın korkusunuda ekleyip sancısına, getirmiş beni dünyaya…Bazen düşünüyorum da karanlığa direnişim bundan galiba. Hayırlı bir evlat olma uğraşım, her gözyaşına, her sevince, hHerkese, her şeye yetişmeye çalışmam, karanlıkta bir mum olmaya çabalamam bundan belki de… ßazen yoruyor benide… Herkese yetişmek iyi güzelde, yoruyor tüm sorularımı, sıkıntılarımı saklamak kendime… Bu seneye biraz yorgun giriyorum ama her şeye rağmen mutluyum yinede. Mutluyum çünkü rabbim beni dilemiş ve yaratmış… Çünkü nefes alabiliyorum… Yürüyebiliyorum etrafımdaki güzellikleri görebiliyorum… Konuşabiliyorum… Mutluyum çünkü geçen her senemde RABBİM in adı varmış… Boş geçirmemişim yıllarımı. Çok büyük hatalar yapmamışım, ailemi utandırmamışım, Kötü bir insan olmamışım… Kimse bana seni sevmiyorum dememiş… Ağlayana bir omuz olabilmişim. İyiki varsın sözünü duyabilmişim… Duaların içinde yer alabilmişim… Mutluyum çünkü bir AİLEM var. Canım dediğim canlarım, beni benden çok seven DOSTLARIM var… Geceden beri susmayan telefonum, mesajlar, yazılar, sarılmalar, kokulu öpücükler, süprizler, küçücük ağızlardan iyiki doğdun ablacım sözleri, büyüklerden yeni bir yaş için nasihatler… Evet bugün ben doğdum ve evet bugün ben büyüyorum… Yaşarken öğrendiklerimle demlene demlene… Gülüpte geçmeyi öğrenerek büyüyorum. Aslında en büyük acının ölüm, en büyük mutluluğun doğan masum bir bebek olduğunu anlayarak büyüyorum ve binlerce kez rabbime şükrediyorum… Her ne kadar sıkıntılar yaşamış olsamda sevdiklerimle olduğum için mutluyum ve herkese mutlu...

Devamını Oku

Öğretmen-Öğrenci Sohbeti

– Başarılı ol– Başarı ne demek?– Zengin olmak– Zenginlik ne demek*– Parasal güç – O zaman sorunlarım çözülecek mi?– Bütün sorunların çözülecek– Emin misin?– Evet– Tolstoy başarılı mı?– Kim o?– Hani şu malikanesi olan adam– Zenginse başarılı– Yani parası varsa– Evet– Çok zengin– Ondan iyisi yok ye beleş yat beleş.– Nasıl öldü biliyor musun?– Yoo– Düşündü, bunalıma girdi, yalnızlaştı, sıradanlıktan kurtuldu.– Eee– Sonra bunalıma girdi.– Zengin adam nasıl bunalıma girer?– Parayı terk etti.– Ondan bunalıma girmiştir– Bunalıma girdikten sonra parayı terk etti.– Ne aptal adammış kardeşim. Çöplerde sürünerek ölmüştür.– Cenazesi kalabalıkmış. Ölürken birçok kişi yanında olmuş.– Parasız birinin– Öyle– Parasız adamın cenazesinde ne işim var?– Düşüncelerine saygı için– Onu bunu bırakta sevgili hocam. Bu adam senin başarı kriteri saydığın şeye sahipti. Sana göre sorunsuzdu. Sorunu yoksa ne için bunalıma girdi? Senin de söylediğin gibi parasız adamın cenazesinde kalabalığın ne işi vardı?– Orasını okulda öğretmediler.– Öğrenince gel yanıma. Seninle biraz tolstoy konuşuruz. Şu kariyer zırvalıklarını bir kenara bırakırız. Olur mu?– İlgi duymuyorum bu adama. Hem kafamı karıştırmaya hiç niyetim yok. Kafam karışırsa biliyorum ki işim elimden gidecek.  Parasız ben neylerim. Neyse ben konferansa geç kaldım. Bugün yardımcı doçentlik sunumum var. Eee yükseldikçe para gelecek. Para geldikçe huzur gelecek. Hadi görüşürüz.– Görüşürüz sevgili...

Devamını Oku

Başbakan Erdoğan ve İki Damla…

Erden ÖZKANT Kimsenin yazamadığı ve yazacağını da pek zannetmediğim harika bir yazı yazdı Taraf genel yayın yönetmeni Ahmet Altan, Başbakan Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan’ın vefatıyla ilgili. 9 Ekim Pazar günü yayınlanan “İki damla” başlıklı yazısının son kısmında şunları yazıyordu Altan: “Her cenaze, annesini kaybeden her çocuk sana hep aynı ‘tekliği’ hatırlatır.Hayatın parçaladığı ne varsa sana biraz manasız gelir. Bilirsin ki tekten gelir teke gidersin. Anlarsın ki ikisinin arasındaki manasızlıklara çok kapılmamak gerekir. Bunları öğrenirsin ama kederle öğrenirsin, bir daha iyileşmeyecek bir kederle, büyük bir kudretin ruhuna vurduğu mühürlü bir kederle. Hayat düşman etse de ölümün kardeş ettiğini bilirsin. O iki damla gözyaşını gördüm. Her şey silindi aklımdan. Erdoğan değildi artık o, annesi nasıl çağırıyorsa oydu, ya Recep’ti, ya Tayyip’ti, bir çocuktu. Hayata ve parçalanmışlıklara yarın yeniden dönecek olsak da o anda bana bir kardeş gibi gözüktü, ona annesini daha önce kaybetmiş, o kederi daha önce yaşamış biri, ölüm sıralamasındaki bir abisi olarak usulca dokunarak, ‘geçecek’ demek istedim, ‘izi hep kalacak ama geçecek.’ Tarihin içinde aynı acıyı defalarca yaşayan, ırksız, milliyetsiz, cinsiyetsiz, rütbesiz milyarlarca kardeşlerdendik o anda. Tanrı’nın sonsuz gücü, kazanmanın düşman ettiklerini, kaybetmenin kardeşliğine o iki damla gözyaşıyla döndürebiliyor işte. İçin titreyip, ‘başın sağolsun’ diyorsun.” Geçtiğimiz cuma günü vefat eden ve ertesi günü son yolculuğuna uğurlanan annesini Fatih Camiisi’ne götüren cenaze aracında bulunan ve annesinin tabutunu omuzlayan Başbakan Erdoğan’ın, cenaze namazını kıldıran Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez...

Devamını Oku

Ahırlar ve Üniversiteler

Ahırda Yaşayanlar, * Düşünmez * Sorgulamaz * Araştırmaz * Yargılamaz * Karnını doyurabilmek için arkadaşlarına yapılan haksızlığa ses çıkarmaz* Dili çobanın dili, demokrasisi çobanın otu paylaştırma insiyatifidir. * Aşkları, sevdaları yoktur * Sevgiliye kendi paylarından düşenden asla vermezler * Sevgili dediğimize bakmayın, onlar için sevgili bir basamak yükselme aracıdır. Kıdemli ahır sakinleri için ayrı bir parantez açmak gerek. Neden mi? Çünkü; * Onlar kendi menfaatlerini sağlamak için ırkdaşlarına yalan söylerler * Bu ahırda demokrasi var derler * Ahırcıbaşı bizi düşünüyor derler * Ahır mezunu olduğunuzda yüksek maaşla işe başlayacaksınız derler * Bu ahırda çalışarak istediğin mevkiye gelirsin derler * Yalanları karşılığında biraz fazla ot yerler * Kendi çocukları ahır sakini olunca hatalarını fark ederler * Çünkü aynı tarifenin çocuklarına da uygulandığını görürler Neyse uzatmaya gerek yok. Burada kesiyorum yazıyı. Erken yatıp dinlenmem lazım. Bu dönem ahırda pardon dilim sürçtü üniversitede sınavlar hayli zor olacak. Kendinize iyi...

Devamını Oku

Makaleye Resim Eklemek ve Resim Özellikleri

Google, bir makaleye değer verirken çok fazla miktarda kriteri gözönüne almaktadır. Bu kriterleri ve önem değerlerini diğer yazılarımda sizinle paylaşacağım. Makaleye resim ekleme, Google’ın içeriklerde önem verdiği konulardan biridir. Daha fazla ziyaretçi için evrensel dil olan resimi makalelerinizde kullanabilirsiniz.Resim her ne kadar önemli olsa da, Google resim özelliklerini bilememektedir. Google’ın bununla ilgili yürüttüğü çalışmalar var. Mesela resim renkleri, yüz tanıma, insanları ayırma, eşyaları ayırma vb. Ancak resmi anlama gibi bir yeteneği yok 🙂 Resmi ne kadar anlayabilir? Resmi bizim ona söylediğimiz kadar anlayabilir ve o şekilde değerlendirebilir. Kendi değerlendirme kriterleri de var tabiki. Mesela resmin boyutu. Resim ne kadar büyükse, resime o kadar değer vermektedir. Ancak resim boyutunun, sayfanın açılış hızını etkileyecek derecede yüksek olması ise yazınızın değerine zarar vermektedir. Burada size tavsiyem orta yolu bulmanız, büyük boyutlu resimlerden kaçınmanız olacaktır. Çünkü yazının değeri, içerik değeri, resimin değerinden daha önemlidir. Yavaş açılan bir sayfayı Google’da sevmez, ziyaretçilerde sevmez. Google, resim adını okuyabilir. Resim adı, Google görsellerde resmin daha iyi sıralarda çıkması için son derece önemlidir. Örneğin “29 Ekim Resimleri” konusunda bir içeriğiniz olduğunda, içerikteki resimleri adlandırırken resimlere şu şekilde linkler vermeniz, onların arama sonuçlarında çok daha iyi sıralarda çıkmalarını sağlayacaktır: 29 Ekim, 29 Ekim resim, 29 Ekim resimleri, cumhuriyet bayramı, cumhuriyet bayramı resimleri vb. Bunlar resime isim olmaktan çok açıklama olur. Resimleri eklerken açıklama kısmına bunlar girilebilir. Resimi isimlendirirken ise Türkçe karakter kullanmamanız gerekir. Açıklamasına “29 Ekim resimleri” yazacağınız...

Devamını Oku

Ülkelerin Barkod Kodları

BARKOD NEDİR? Barkod; değişik kalınlıktaki dik çizgi ve boşluklardan oluşan ve verinin otomatik olarak ve hatasız bir biçimde başka bir ortama aktarılması için kullanılan bir yöntemdir. Barkod, değişik kalınlıktaki çizgilerden ve bu çizgiler arasındaki boşluklardan oluşur.Barkod ile stok kodu, seri numarası, personel kodu gibi bilgilerin gösterilmesi sağlanabilir. Barkod, barkod alfabesi (barcode symbology) denilen ve barkodun içerdiği çizgi ve boşlukların neye göre basılacağını belirleyen kurallara göre basılmaktadır. Barkodlar 0-9 arası rakamları, alfabedeki karakterleri ve bazı özel karakterleri (*, -, / vb.) içerebilirler. Bir çok barkod alfabesi vardır. Bu alfabelerden bazıları sadece rakamları içerirken bazılarıda hem rakamları hem de özel karakterleri içerirler. Buna göre değişik barkod standartları ortaya çıkmaktadır. ÜLKELERİN BARKOD KODLARI * Türkiye Barkod Kodu : 869 * Almanya Barkod Kodu : 400-440* Amerika – Kanada Barkod Kodu : 00-13* Arjantin Barkod Kodu : 779* Avusturalya Barkod Kodu : 93* Avusturya Barkod Kodu : 90-91* Azerbeycan Barkod Kodu : 476 * Belçika – Lüksemburg Barkod Kodları : 54* Bolivya Barkod Kodu : 777* Brezilya Barkod Kodu : 789 * Cezayir Barkod Kodu : 613* Çek Cumhuriyeti Barkod Kodu : 859 * Çin Barkod Kodu : 690-692 * Danimarka Barkod Kodu : 570* Dominik Cumhuriyeti Barkod Kodu : 746 * Ekvator Barkod Kodu : 786* Endonezya Barkod Kodu : 899* Ermenistan Barkod Kodu : 485* Estonya Barkod Kodu : 474 * Fas Barkod Kodu : 611* Filipinler Barkod Kodu : 480*...

Devamını Oku

Dağların Arkasında Kavuşmak…

Yolların kaderidir gözyaşı. Her bir tanesi ayrı anlamlar ve nedenler taşır içinde. Ya hüzünden ya sevinçten ya da tanımlanamayan sebeplerden… Dikkat ettiyseniz de hep bozkırlarla dağların birleştiği yerlere akar gözyaşları. Nefes alan şeylerdense sarı ve kahverengi daha samimi gelir gözyaşlarımızı paylaşmak için. Hostesin ‘’ne alırdıınız’’ sesi ile irkilseniz de cevap bellidir aslında ‘’kahve lütfen!’’ kahverenginin sizin gözyaşlarını kucaklamasından sonra daha bir yakın olmak istersiniz kahvenin rengine…Gün geceye dönerken arabadaki sessizlik sizi herkesin uyuduğu kanaatine vardırsa da bu tamamen bencilliğinizdendir. Aynı arabadaki insanlar kaderdaştırlar. Kaderleri belki birlikte ölmek kadar bile önemli olabilecekse de asıl kaderleri aynı anda kavuşacak olmakır ya da aynı anda aynı kilometrelerde uzaklaşmak sevdiklerine. O yüzden basabilirsin otobüsün küçük ışığını yakan düğmeye, merak etme, kimse uyumuyor… Tabi katlanabilecekseniz hüzününüzü paylaşmaya çalışan yan koltuğa… Büyük olasılıkla ‘’Bugün de hava çok sıcak’’ diyecektir. Tahmin ettiğim üzere de siyasete getirir konuyu sonra bir yolunu bulup tekrar kapaırsın ışığı… Yolu 2’ye bölmek için çizmiş çizgiler, şimdi sizi 2’ ye bölüyor öyle değil mi?Ama yalnız değilsiniz sonsuzluğa yuvarlanan 0 lar kadar çok geride kalan çizgiler hem de yalnızca sizi değil şuan beni de ayırıyor 2’ye… Anlayacağınız yoldayım… Ankara’dan Sivas’a… Serenadın yazarı gibi hissettim kendimi, belimde bir ağrı, iki büklüm olmuş belim ama klavyeye kararlı basan parmaklarımla hostesin getirdiği kahverengi kahvemi yudumluyorum. En sevmediğim anda sıra… Boğuk bir sesle ‘25 dakika konaklayacağımız mola yerine gelmiş bulunmaktayız değerli eşyalarınızı yanınıza almanız önemle rica olunur’’...

Devamını Oku

Askeri Vesayet ve İsrail İlişkilerimiz

Mainz, 08.09.2011   Öncelikle İsrail devleti üzerine bazı hatırlatmalar da bulunalım: İsrail, dünyanın dört bir yanından getirilmiş “Yahudi” kitleler tarafından oluşturulmuş suni bir toplumdan oluşan ve başkalarının topraklarını işgal ederek varlıĝını sürdürmekte olan bir devlet.İsrail, Birleşmiş Milletler kararıyla kurulmuş bir devlet olmasına raĝmen BM tarafından kendi aleyhine olan hiç bir kararı sallamayan tek devlet. İsrail, kutsal kitap öĝretilerine muhteşem bir uyumla yönetilen tek „Şeriat“ devleti. İsrail, dünyada mevcut yaklaşık 192 ülke arasından sınırları belli olmayan ve habire işgal yoluyla genişlemekte olan tek devlet. İsrail, kendi içinde demokrasi olmakla beraber dış dünya sözkonusu olunca her gelenin azılı bir „Diktatöre“ dönüştüĝü tek numune devlet. İsrail, herkesi düşman kabul edip habire „Paranoya“ üreten tek devlet. İsrail, kendi menfaatleri sözkonusu olduĝunda uluslararası hukuku hiçe sayan adeta gücü kutsayan bir „Eşkiya“ devlet. İsrail, kendisini sadece Filistin topraklarının deĝil doĝu Akdenizin de tek sahibi sayan külhanbeyi görünümünde bir devlet. İsrail, Araplar arasına özenle yerleştirilmiş batının ileri karakolu hüviyetinde bir devlet. İsrail, varlıĝını ve ikbalini daha çok kan ve gözyaşına borçlu olan bir devlet. İsrail, batı sayesinde azametli bir „Savaş Makinesi“ ne dönüştürülmüş ucube bir devlet. Bunları çoĝaltmak mümkün, ancak bu kadarı ile iktifa edelim. En sonunda işi korsanlıĝa kadar vardırmış olan bir avuç yahudiden oluşan bu eşkiya devletin en belirgin özelliĝi kuşkusuz hukuk ve sınır tanımaz oluşudur. Belki yeri deĝil ama teşbihte hata olmaz, domuz etinin bizim itikadımızdaki kesin yasaklıĝı sadece domuzun etinden ibaret deĝildir....

Devamını Oku

12 Eylül ve Biz

12 Eylül faşizmine ülkesini mahkûm edecek zihniyetin ithal mal olduğu konusunda kuşkularım artmıştı. Bir gün içinde kontrol altına alınan, silahların sustuğu yaşamın normale döndüğü ülkede hiçbir iktidar  dış güçlerin desteği olmadan bu başarıyı elde edemezdi. Tersten düşünürsek, dış güçlerle işbirliği yaparak yarattıkları kaosu kaldırmaları karşılığında ülkenin bağımsızlığı bir darbe ile onların eline verilmişte olabilirdi.Amerika’nın Soğuk Savaş dönemi ve daha sonraki yıllarda kendi dışında olanlara karşı uyguladığı yozlaştırma programlarının bir ürünü de 12 Eylül olamaz mı? Nereden mi çıkardım şimdi bunu? Ben söylemiyorum ki bunları. Bu konuda Amerikan Dilbilimci Noam Chomsky’nin sözlerine kulak verelim: “Ancak plancılar, ABD’nin muhalefeti ve halk hareketlerini kontrol altında tutmak için eninde sonunda güce, eğer olanaklıysa, yerel güvenlik güçlerine dayanmak zorunda kalacağını açıkça kabul etmişlerdir. ABD’nin belli başlı vaatleri yalnızca ordu ve devlet terörüne kalıcı bağlılığı değil, aynı zamanda demokrasiye (halkın kamusal işlere katılması anlamında) düşmanlığını da açığa çıkartmaktadır, bu ABD’nin Üçüncü Dünya’daki belli başlı politikalarının çarpıcı bir özelliğidir.”(1) Kısacası, ordu+Amerika=12 Eylül desek doğru olmaz mı? Peki, Amerika’nın bu işte karı ne? Türkiye’de darbe olursa ne olur? Hele hele ABD’nin istediği Amerikancılar darbe yaparsa ne olur? İstedikleri gibi at koşturamazlar mı ülkemizde? Demokratik bir ülke yerine ipleri sıkı sıkı Amerikan urganıyla bağlanmış ülkeyi hangi kapitalist zihniyet ister ki? Bağımsızlık zihniyetinin uyanışına karşı darbeci bir zihniyeti tabii ki destekleyecektir Amerika. Eski ABD Genel Başkan Yardımcılarından Hamprey’e kulak verelim: “Askeri bakımdan, önemi barutun keşfi ile kıyaslanabilecek yeni ve...

Devamını Oku

Oltadaki Balık Türkiye-1

Bizim gibi ülkelerdeki sosyal gelişmeler, doğal olarak, siyasal nitelik kazanacağından, Soğuk Savaş döneminin her aşamasında sistem, azgelişmiş ülkelerdeki sosyal ve siyasal değişim rüzgârlarını daha başlangıcında kendisine doğrultulmuş silah olarak görmektedir. Sistemin mantığına göre, değişim giderek bağımsızlık eğiliminin artırılmasına(1) ve ulusal kurtuluş hareketine dönüşecektir.Bu nedenle, emperyalizmin mantığında ‘ulusal kurtuluş hareketleri, barutun icadından sonra ortaya çıkan en tehlikeli silah sayılmıştır.” ABD Başkan Yardımcılarından Hamprey’in, 1965 yılında, Harp Okulu’nda yaptığı konuşmadan aktaracağım şu satırlar, bu görüşün kanıtlarından biridir. “Askeri bakımdan, önemli barutun keşfi ile kıyaslanabilecek yeni ve en cüretkâr saldırı biçimiyle karşı karşıyayız. Ulusal kurtuluş savaşlarından söz ediyorum. Bu yeni ve karmaşık harp biçimi, güvenliğimiz için belli başlı bir tehlike oluşturmuştur.”(2) ABD için bu, sisteme karşı dolaylı saldırıdan da öte, daha başlangıcında önlenmesi gereken bir tehlikedir. Çünkü sistemin güvenliği doğrudan tehlikeye atar. Bu tehlike, “C1- Counter Insurgency” teorisi olarak adlandırılmıştır. Teori, ulusal kurtuluş savaşlarını önlemek için geliştirilmiş sivil ve askeri teknik bilgilerden oluşur. CIA, Amerika’nın ve “kanatları altındaki ülkelerin”(3) polis ve askerlerine, bu kuramın uygulanması için, devrimci devinimlere karşı savaşım taktikleri öğretir.(4) 1- a. Bu yapıta adını veren Rockfeller Raporu’ndaki değerlendirmeye bakınız. b- Ayrıca ABD’li Dilbilimci Prof. Dr. Noam Chomsky’ye göre : “ABD için ‘daha zayıf düşmanlar’ sadece tek bir tehdit oluşturuyor: Bu, bağımsızlık tehdididir ve asla hoş görülemez. ABD kendisiyle danışıldığı sürece en kanlı zorbayı destekler. Hizmet işlevlerini terk ettikleri takdirde Üçüncü Dünya demokratlarını safdışı bırakmaya uğraşır. Bunun hesabının belgeleri ve...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Temmuz 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Temmuz 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Hilal Cebeci, Panpiş ve Bursa’daki Sahte Şeyh (Erden Özkant)2. Ayşe Özyılmazel & Ali Taran Düğünü (Erden Özkant)3. T.C. Mevzuatı Çerçevesinde Paylaşım Amaçlı Çevrimiçi Uygulamaların Hukuki Durumu (Dinç Şanver)4. Çocukluğum (Selin Aygün)5. Evlerde Rutubet ve Küf Oluşumunu Nasıl Önleriz? (Gökmen Yücel)6. Başörtülüsün Sen Başörtülü Kal! (Erden Özkant)7. Adalet Peşinde (Sinem Saçkan)8. Ramazan Niçin Gelir!!! (Ömer Erdem)9. Kişisel Gelişim ve Yolculuk (Merve Dönerçark)10. İlk Keşkem (Gizem Uzun) * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirmeye alınmamıştır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

Çözüm İslam Birliği

Geçmiş… Açlık ve sefaletle mücadele eden Somali’nin İslamiyet’le tanışması Mekkeli müşriklerden kaçan Müslümanların Habeşistan’a göç etmesiyle başladı. İngiltere’nin sömürgesi haline geldikten sonra savaşlar, açlık, salgın hastalıklar ve çeşitli felaketlerle mücadele etmek zorunda kalan Somali halkı, 1984 te İngilizlerin kuzey Somali’yi, 1987 de İtalyanların güney Somali’yi işgal etmesiyledaha da zor bir hayat yaşamaya başladı. Baskı, zulüm, şiddet… 1960 da bağımsızlığını kazanan Somali’de, 1969 yılında darbe ile iktidarı ele geçiren Tümgeneral Muhammed SiadBarre parlamentoyu dağıttı. Kurmaya çalıştığı sosyalist düzenin önündeki en büyük engelin İslam Dini olduğunu düşündüğü için İslami tüm yayınları, kitap ve gazeteleri kapattı. Karşı çıkan Müslümanları idam ettirdi. Sonrasında iç çatışmalar, ölümler ve zulüm devam etti Somali’de… Bugün… Yaklaşık 9 milyon nüfusa sahip Somali’de açlık ve sefalet halen devam etmekte ve çocuklar ölüme terk edilmektedir. İnsanlık adına kabul edilemez olan bu duruma öncelikle Müslüman âleminin sessiz kalmaması ve kalıcı çözümler üretmesi şarttır. Son günlerde sürdürülen yardım organizasyonları, insanımızın bu konularda ne kadar duyarlıbir millet olduğunu açıkça göstermiştir. Hiçbir karşılık ve menfaat beklemeden ihtiyaç içinde olan insanlara sadece yardım edebilmek amacıyla ellerinden geleni yaptıklarına hepimiz şahit olduk, oluyoruz. Ancak şu gerçeği unutmayalım; yaptığımız yardımlar bu büyük yaranın iyileşmesi için yeterli değildir ve olmayacaktır. Ramazan ayının bitimiyle birlikte, belki birkaç ay içinde Somali gerçeğini tıpkı geçmişte unuttuğumuz gibi yine unutacağız. Ve orada yaşananlar biz habersizken aynen devam edecektir… Peki çözüm nedir? Allah Kuran’da,“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan; Yoksulu doyurmayı...

Devamını Oku

Sorgulamasyon-2

Bu kez dünyanın soru dolu yaşamıyla alakalı değildir sorularım. Sorgulamanın katmanı yükseldiği için, cümleleri özenle seçip kullanmalıyım. Manevi dünyanın gizemli hayatıyla alakalı sorularım var sizler için. İnşallah açık ve net derdimi anlatabilirim. Neyse bir deneyelim bakalım.Allahu Teala ilk insan olan Hz. Âdem’i yaratırken melekleriyle küçük bir münakaşaya girmiş. Melekler ne için insan gibi dünyada kan dökecek varlıkları yarattığını, bu insanların dünyada kaos yaratabileceğini ifade etmişler. Allahu Teala da bunun üzerine dünyevi bazı cisimleri göstererek melekleri küçük bir sınavdan geçirmiş. Onlar dünyevi cisimlerin isimlerini bilemeyince Adem’e dönmüş ve onu aynı sınava tabii tutmuş. Hz. Adem sınavı başarıyla geçmiş. Bunun üzerine Allahu Teala kainatta gaybı  sadece kendisinin bilebileceğini belirtmiş. Daha sonra Hz. Âdem’e secde etmeleri talimatını vermiş. Bütün melekler secde ederken, İblis secde etmek istememiş. Kibrine yenik düşmüş. Şimdi konuya vakıf olduğunuza göre sorularımı sıralayabilirim. 1- Melekler özgür iradeli yaratıklar değildir. İyi ve kötünün sorgulamasını yapamazlar. Zaten yapabilseler insan hüviyetinde olurlar. İçlerinden bir tanesi nasıl oluyor da insana ait olan kibir niteliğine sahip oluyor. 2- Özellikle İblis’in bu durumu kabullenememesinin nedeni nedir? 3-Birçok melek vardır. Onlara belli özellikleri kazandıran da Allah’tır. İblis’in sorgulama içine girmesini sağlayan da o özellikleri veren değil midir? Kısacası İblis yaptıklarından dolayı suçlu...

Devamını Oku

Bir Göçebe Günlüğü

Ben bir göçebeyimUmudu yaşamlara at arabasıyla taşıyanYaşamını yeni yüzyılın hızlı karabasanlarıyla mücadele ederek geçirenKaybettiği tek şey madde olanManevi akımlarla gövdelerde filizlenenÜlküler uğruna dünyaya canını verenBir göçebeyim benİnsanlar beni anlayamazAnlama ihtimali olanlar benimle tanışacak kadar uzun yaşamazBilirsin, düşünenler çok fazla dünya eziyetine dayanamazHepsi gider, bana kalır aynalarGözlerim her zaman onlarla beraber parlarAh benimle yolculuk eden yorgun aynalarGöçebenin dertlerine ortak olan sessiz yaşamlarBeni bana dost eden sevgili aynalarGöçebenin tek mal varlığı puslu dünyalarBir göçebeyim benKoskocaman yeryüzünde bir noktaya sığamayanGerçeği bildiği için kendinden nefret edenİnsanların olmadığı her köşeye durmadan koşanBilginin yozlaştırılarak sunulduğu dünyaya karşı duranBir göçebeyim benAdalete aşık olanDünyada topraktan çok manaya tapanKöpeklere uşaklık yapmak yerine kuru ekmeğe talim edenEşitliğe candan bağlı olanYaşadığı her günü eziyet olarak görenKoskocaman yalnız ve yitik bir göçebeyimMısralarının sonunu arayan, dizelere noktayı bir türlü koyamayanBir...

Devamını Oku

Sorgulamasyon-1

Ne için yaşıyoruz? Evet çok basit fakat içinden çıkılamayacak kadar karışık bir soru. Her şeyin basit bir döngüyle devam ettiği bir dünyada misyonumuz nedir? Varlığımız kimin faydası için gayretle çalışıyor? Başımızı yastığa koyduğumuzda amacımızı düşünüyor muyuz? Amaçtan kastım, sabah kalkıp profesyonel canlılara hizmet etmek ya da kendi bedenimizi biraz daha et yığınına çevirmek için yediğimiz yarısı katkı maddeli olan ürünler değildir. İktidar yalakalığı için doğru olmayanları savunmak, yanlışı doğruya çevirmek için son gayret çabalamakta değildir. Kaç kişi varlığının diğer varlıkları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için yaratıldığını bilir? Bir elin parmaklarını geçmeyeceğine eminim.Örneğin; arkadaşınızla gezerken yolda küçük bir tinerci gördünüz. Arkadaşınızın kolundan çekip oradan uzaklaştırır mısınız? “Sen benim yaratılma amacımsın” deyip çocuğu bir çorbacıya mı götürürsünüz ya da ülkemin yüzde doksanının yaptığı gibi üç maymunu oynayıp yolunuza devam mı edersiniz? “Babamın oğlu mu kardeşim? Her koyun kendi bacağından asılır” dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle biz koyun değiliz. Daha doğrusu ben koyun olmadığımı düşünüyorum. Eğer koyun olsaydım, sorgusuz sualsiz çobanın peşinde koşardım. Ölüm fermanıma uygun davranır, çobanım nerede ölmemi emrederse orada ölürdüm. Koyunlardan bize sirayet eden bir nokta görebildiniz mi? Kesinlikle ben göremedim. Neyse ne diyorduk. Koyun olmadığımızı kanıtladığıma göre, atasözünü lügatimizden çıkarabilir. Kolonyalist yaşamlara özenip hayatımızı birilerinin üstüne kurmak belli bir süreden sonra sahte bizleri yaratabilir. Bu nedenle gördüğümüz yanlışların üstüne makyaj yapıp sokağa salmak yerine bütün samimiyetimizle onların elinden tutmalı ve yaşamlarını sürdürebilme imkânı tanımalıyız. Eğer içten bir duruşla,...

Devamını Oku

Spora Nükte İle Bakmak

SPOR SAĞLIĞA ZARARLIDIR Ülkemiz dünyadaki en genç nüfuslardan birine sahip olsa da bunu savunma alanında veya işgücünde birer avantaj olarak görmekteyiz. Bu gençlerin birer sporcu olabileceği açıkçası pek de aklımıza gelmez. Sanırım bunda babalarımızın ”benim oğlum okuyacak doktor olacak” sözünün büyük payı var. Ya da annelerimizin ”aman çocuğum, ne basketi, otur dersini çalış” nasihatlarının. Bu klişelerin nedeni ise, ülkemizin çok da gelişmiş olmamasından dolayı, ebeveynlerimizin en kısa yoldan meslek sahibi olmamızı istemeleri, çocuklarını futbol sahalarındansa, üniversite sıralarında görmeyi hayal etmeleridir. Ee malum bizler de Afrikalılar gibi doğuştan atlet ya da Amerikalılar, Litvanyalılar gibi doğuştan basketçi, Japonlar gibi de savunma sporcuları olarak doğmayınca da haliyle kaybolup gidiyoruz spor camiasında.Mesela biz Wimbeldon’da Federerle sevindik, Sharapova’nın bacakları ihtişamlı geldi bize; Şampiyonlar Ligi finalinde hep Barcelonayı tutmak zorunda kaldık belki de, Formula 1’i İstanbul’a getirdik de bizden birini göremedik şampanyalar içinde, Bizler euro ligde final-four’da bir Efes’i izledik o da içki adıymış, Anadolu efes oldu artık. Tiger Woods dünyanın en zenginiymiş de öyle duyduk golfün adını. Millet birbirine kılıç sallarken, 3. dünya savaşı çıktı sandık adı eskrimmiş. Masa tenisini hep Japonlar gibi oynuyoruz sandık ama raket delikmiş. Bir dünya 3.’sü olduk futbolda, herkesin saçlar Ümit Davala; sonra dedik bunun gerisi gelir o da son dünya kupamızdı belki, kim bilir? Ian Thorpe’u izledik yüzerken, düşündük ben koşarak geçermiyim diye? Millet 100 metreyi 10 saniyenin altında koşarken biz de şehir içinde 100’le giden arabanın yarattığı...

Devamını Oku

Komünist İmamdan Alıntılar

“Karın kimi yeri kalın, kimi yeri ufaldı. Yükseklerde kar kalmadı. Enginlere tepe tepe doldurdu. Demek ki yaşamda böyle. İnsanın yeri yükseldikçe karı azalıyor. Alçaldıkça karı derinleşiyor. Demem şu ki kendi alçaldıkça parası çoğalıyor.”“Namusla para ataşla su gibidir, yan yana mümkünü yoktur bulunmazlar. Bir insan ya namuslu ya paralı olur.” “Evet iyi dinleyin. Tam iki cins, iki sınıf vardır. Bir çalıştıran, iki çalışan. Evet o kadar. Yani yiyenler ve üretenler var. Bunun dışında hiçbir şey yoktur. Gerisi fasariyadır. Gerisini sizin gibi enayileri, böyle birbirine düşürmek için ağalar, krallar, papazlar kısacası boynu kalınlar uydurmuşlardır. “İspanya iç savaşlarında, ağa ve hükümet güçlerine karşı savaşan halk cephesinin hemen gerisinde, boş kovan toplayan aç kadınlar vardı. Bunlar ölüme meydan dolaşırlardı. Dahası bir kez boş kovan toplayan aç bir kadının, bir halk cephesi savaşçısını dövdüğü dillere destandı. Niçin boş duruyorsun, neden ateş etmiyorsun diye dövmüş, Çünkü boş kovanları, götürüp, bakır hurdacısına atarak, çoluk çoğuna ekmek parası çıkartacaktı. Haydi ateş et, öldür ki boş kovan çıksın diyordu kadın, aç kadınlar…   Komünist İmam Yazar: Hasan Kıyafet Say:...

Devamını Oku

Şehitlik, Ganimet

İnsanlığa şehitliği hediye edenler, insanları yurt savunması halinde, şehitliğe davet ederken, muharebe alanlarında kendileri de hazır bulunarak, şehit ya da gazi unvanını almaya çalışırlarmış. Savaş sonunda, düşmanın canımızı, malımızı ele geçirmek için kullandığı bütün araç, gereç, silah, teçhizat ve ikmal kaynaklarının tamamı, çeşitli tazminatlarla birlikte ganimet olarak, uygun şartlarda pay edilirmiş.Yukarıda yazdıklarımız ideali oluşturmaktadır. Ancak tarih içinde bu durumun dışına çıkıldığı olaylar sayılamayacak kadar çoktur. Aynen yazdığımız gibi veya biz yanlış ve eksik yazmışsak bile olması gerektiği gibi oluşmuş savaşlar belki de diğerlerinin yanında yok nispetinde bile kalabilir. Zaman içinde değişim gösteren bu durum sonucunda muharebe alanlarına ya da şehit listelerine göz attığınızda, sizi şehitliğe davet edenlere ait isimlerin sülaleleri dâhil yine neredeyse yok nispetinde olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca “Ganimet” kavramının da yine bazılarına görece gelişim, çoğuna göreyse lüzumsuz bir değişim olarak tamamen ve sadece “Savaş ekonomisi” kavramının en son yeni ve gizli anlamıyla yer değiştirdiği gözlenmektedir. Savaş ekonomisi kavramıysa, şehit ve gazi adayları tarafından incelendiğinde, durumun “ Ne için ölüyorum? ” sorusuna cevap verebilmekten oldukça uzaklaştığını gösteriyor. Savaş halinin sürdürülmesi veya ateşkeslerle ara verilmesi, maddi kazançlar yanında siyasi bir kaynakta oluşturuyor gibi...

Devamını Oku

Kuzguna Leş Vermek Yok, Devleti Baş Edeceksin

Dede! Yine mi geldin? Hoş geldin sefalar verdinBu gün yine çok şıksın, sen buna alışıksınKafes olmuş bedene, zor gelir hep dedene,Yine şükretmek lazım o bedeni var edene. Şu ten kuşu gezer, konar hevesleGülşen ağlar, bülbül ağlar kafeste,Nefs gidip de, Ruh gelmezse nefeste,Düşer yolcu ağır, ağır aheste. Derdi kazan sen hele, gel burada derman ara,Aslın sana yoldaş olsun, aslına burhan ara,Çıkart benliğin aradan, bekliyor bak yaradan,Nefsine geçit verme katline ferman ara. Seni elinden tutup daim mutlu edecek,Zannetme ki sana ev, arabalar verecek,Gam toprağını dertle yoğurmuş amma,Bir seherde ansızın gönle Tulu edecek. Dede, gittiğinden beri, gece, gündüz avare,Kâh toprak misali miskinim serde,Kâh sular gibi, coşkun seferde,Tekbirimi alsan da cenazemi kıldırsan,Şad olmayı görsünler şu avare bedende. Vatan olmuştur beden, Ruh ve nefsine,Kalbinde hüküm sürer, kuzgun senin bahtına,Yâri görseydi kuzgun, bülbül olurdu amma,Önce davet edeceksin, padişahı tahtına. Oğlum bak dedene, yoldaş oldu bu dert bana,Bu dert ile bulduk onu, oldu devlet bu dert bana,Benliğindeki putları, yaparsan tacın başa,Kuzgun gelir oturur, vücut denen taşa. Taş gibi bir bedeni, ne edip neyleyeceksin,Karaları sürünüp, derdini eyleyeceksin,Çek kılıcı hünkârın, vuruş Allah aşkına,Kuzguna leş vermek yok, devleti baş edeceksin,Aşkın sana olsun Burak, kısmeti var edeceksin.                                                        ...

Devamını Oku

Şimdi Taraf’a Sahip Çıkma Zamanı

Erden ÖZKANT 4 yıl önce Ahmet Altan kaptanlığında “Düşünmek Taraf olmaktır” sloganıyla yayın hayatına başlayan; çoğu, Mehmet Baransu imzalı, başta Ergenekon ve Balyoz davaları olmak üzere birçok belge ve bilgi yayınlayan; Türkiye’nin çetelerden ve kirlerinden arınmasına büyük yardımcı olan Taraf gazetesi, halka açılıyor. Yani hisseleri borsada işlem gören gazeteler kervanına Taraf da katılıyor.Taraf Gazetecilik, halka açılma amacıyla esas sözleşmesinin tadiline giderek 75 milyon TL tavan ile kayıtlı sermaye sistemine geçiş için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvurdu. SPK da gazetenin başvurusuna “uygun” kararı verdi. Şimdi iş, zenginlere düşüyor. Tabii şimdiye kadar Taraf’a reklam vermeye bile korkan, ordu yandaşı veya AKP yandaşı zenginlere değil. Asıl iş, demokrasinin yanında yer almaktan gocunmayan; ordunun siyasetten elini ayağını çekmesini isteyen; AKP’nin de yanlışlarının olabileceğini kabul eden; Türkiye’nin Ergenekon’dan ve her türlü çeteden arındırılmasını isteyen zenginlere düşüyor. Bakın, Gazeteciler.com nasıl bir çağrıda bulunmuş: “Daha demokrat, daha gelişmiş, daha sivil, daha özgür ve gerçek Avrupalı bir Türkiye için TARAFLI olun…” Ben de bu yeni sezonda, okurları Taraf’a destek olmaya çağırıyorum. Gazeteyi isteyen bayiiden alabilir, isteyen ise gazetenin internet sayfasına abone olabilir. Zengin demokratların, Taraf’tan hisse satın alarak bu gazetenin uzun bir süre daha ülkemizde gazetecilik yapmasını umuyor ve uyarıyorum: Unutmayalım ki “bitaraf” olan “bertaraf” olur… Tarihin altın sayfalarına adlarını yazdıran Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Mehmet Baransu, Lale Kemal ile diğer muhabir ve çalışanların yanlarına, zengin demokratlar da adlarını yazdırabilirler… Bence güzel bir...

Devamını Oku

Türkiye-İsrail İlişkileri

Son günlerde Türkiye-İsrail arasında yaşanan olaylar hem iki ülkenin geleceği hem de Ortadoğu’nun geleceği açısından önemli. Bu yaşananlardan çıkacak sonuç bu coğrafyada yaşanan kaderin sebepleri olmaya namzet.En son yaşananlardan ve Mavi Marmara olayından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail Devleti’nden beklentilerini yerinde ve zamanında dile getirmesi ve söylediklerinin arkasında durması süreci Türkiye açısından olumlu bir gelişme olarak görülmektedir. Davutoğlu’nun ciddi tarih tecrübesi ve dış ilişkilerde tam anlamıyla olması gereken yerde durması Türkiye’nin elini güçlendiren en büyük etken. Çünkü Davutoğlu işini yaparken iki düşünen bir söyleyen ve tarihi süreçleri iyi okuyabilen bir insan. Söylediklerinin de sonuna kadar arkasında durabilen siyasetin ucuz laflarına düşmeyen her zaman ağırbaşlılığını ve edebli olmasını bilen bir siyaset adamı. Zannediyorum ki tarihin sürecini yaşanılan yerlerde görerek tecrübe etmiş bir tarihçi. Şimdi Davutoğlu faktörünü ortaya koyduktan sonra Türkiye-İsrail ilişkilerideki faktörleri ele alalım. PKK, Askeri anlaşmalar, Amerika, Batı, Türkiye’nin istikrarsızlığı, Arap coğrafyasındaki Batı ve İsrail etkinliği(özellikle Mısır), Türkiye’de asker-hükümet arasındaki ciddi fikir ayrılıkları ve askerlerin ülkeyi korumaktan ziyade darbe amaçlı çalışmaları İsrail’i Türkiye karşısında daha güçlü pozisyonda tutuyordu. Pkk’ya eskiden açıktan yardım edebilen ülkelerin çıkarları gereği Pkk’yı satması kendilerince girdikleri mücadelede Barzani ve Talabani’nin ikiyüzlü ülkelerin gerçek yüzlerini görmeleri İsrail’in Pkk kozunu zayıflatmıştır. Ama tabi ki bu zayıflama yeterli düzeyde olamamıştır. Ayrıca son zamanlarda yaşanan olaylardan sebep bu nasıl bir zayıflama diyenler olabilir ama bu köşeye sıkışan birinin durumdan kurtulmak için daha az gücüyle daha etkili işler yapmaya çalışmasına benzer...

Devamını Oku

Özgürlük Hikayeleri

İnsanlar çok garip canlılardır. Yaşadıkları her günün kendilerine ait olduğunu sanırlar. Özgür olduklarını, toplumda belli bir statüye sahip olduklarını düşünmeleri insanların acınacak yaratıklar olduğunun kanıtı değil midir? Günlerce hayatını belli bir maaşa endekslemiş bir insanın bir araba sahibi olduğunda gerinerek “ Evet ben aldım. Bunu da ben başardım” demesi olayın derinliğini görememesinden kaynaklanmaktadır.Örneğin; kalemi kuvvetli olduğu için bir gazetede yüksek maaşla çalıştığını sanan yazarın, asgari ücretle yaşayan ve üç çocuk yapması öğütlenen bir ailenin, sosyalizmi Amerikan kanallarında savunan bir sosyalistin durumu da örnek olarak verilebilir. Bu insanlar toplumun belli mevkilerinde belli kalıplarla yaşamaya mahkûm edilmişlerdir. Yani ortada özgürlük filan yoktur. Tiraj artırmaktan başka bir işe yaramayan yazar örneğin; Trabzon’da Kürtçe bir yazı kaleme alsa ya da asgari ücretli kardeşim “Yeter artık üç çocuk yap diyorsunuz. İkisi şehit birisi ayakkabı boyacısı oluyor. Biz enayi miyiz?” derse sadece bir gün sonra neler olur? Ben size söyleyeyim mi ne olur? Yazılarıyla ün yapmış yazar bir anda bütün varlığını kaybeder. Asgari ücretli gariban zaten sahip olduğu tek şey olan üç kuruşluk işten olur. Nitekim, insanoğlu hiçbir vakit karşısındakinin özgürlüğüne izin vermeyi istememiştir. Çatışmasız esaret içinde insanların ağzına bir lokma ekmek atar ki kaybedecek bir şeyleri olsun. Kaybedecek bir şeyleri olsun ki ses çıkarmasın. Kedilerin boğabileceği yeni aslanlar yetişsin. Yetişen bu esir aslanlar mı ne olacak? Eee oyunun oynanabilmesi için mutlaka piyonda gereklidir. Piyonlar olacak ki oyun başlayabilsin. Bazılar üç piyon, bazıları altı piyon...

Devamını Oku

Yaşa!

Çekinme, tut nasırlı ellerimdenHiç bırakmayacakmışcasına sımsıkıÖp çatlak dudaklarımdan, gözlerini kapamadanBakışların utandırmasın beni amaSev beni, karşılık beklemeden sev Seviş benimle kan ter içinde kalana değinYaşa, deniz misali özgürce ve sonsuzYaşa, her şeye rağmen yaşamaya değerYaşa, çocuk gözlerinle beni umarsızcaTabi; aşka cesaretin varsa...

Devamını Oku

Unutmak

Keşke tüm acılarımızı unutturacak bir iksir olsa… Onu içtiğimiz anda yaşadığımız tüm acıları unutsak… İlk aldatılışımızı, yalnız kalışlarımızı, kendimizi değersiz hissettiğimiz zamanları… Hepsini unutsak bir daha hatırlamamak üzere…Bu öyle bir iksir olsun ki, sevip sevilmediğimiz anlara ağlamayı bırakıp, bu yaralarımızı geçmişe gömebilelim… Kan ter içinde uyanmayalım rüyalarımızdan. Sürekli aklımızın bir köşesinde eski aşklarımız olmasın. Artık keşke demeyelim mesela… Yaşadığımız şeyler canımızı yaktığı anda unutalım. Üzülmeye, ağlamaya; vaktimiz, fırsatımız olmasın… Mesela sevgilimizle boğazda ilk kahvaltımızı unutalım. İlk öpüşünü, ilk bakışını, ilk dokunuşunu, ilk kez elimizi tutuşunu, ilk kucaklaşmamızı… Ve daha önemlisi, ilk ayrılığımızı… Öyle bir gün gelsin ki yıllardır ağlamadığımızı fark edelim, ağlamayı unutmuş olalım… Öylesine güçlü bir iksir olsun ki, mutluluktan bile ağlamayalım… Ya da bunları boş verip,  hep mutlu olacağımız bir iksirin hayalini kuralım. Karşımıza hep iyi insanlar çıkaran, mutsuzluğa, keşkelere izin vermeyen… Aksine bizi hep iyiki’lerle karşılayan bir hayat sunan… Zor… Mutlu olmak, unutmaya çalışmak zor…  Öyle anlar gelir ki, artık bizi ne bir iksir kurtarır ne de işe yaramayan terapiler… Bir zaman sonra kendimizi boş umutlarla avutmayı bırakırız… Mesela aklımıza ilk gelen, bizi terk edip giden eski aşkımız olur… Başta kabullenemeyiz, onu geri kazanmak için varımızı yoğumuzu ortaya koyarız sanki suçluymuşuz gibi… Çok zaman geçer çok çaba harcarız. Ama hiçbir şey onu geri getirmez. Hep suçu kendimizde ararız o kutsaldır bizim için… Gidenin o olmasına rağmen ona toz kondurmayız, o hiç hatalı olamaz… Sadece kendimizi mahvederiz....

Devamını Oku

Bir Milyon Tiraj Nasıl Olur

Televizyonlara çıkıp gövde gösterisi yapıyorlar. “Bir milyon tiraj nasıl olurmuş” diyerek böbürleniyorlar. Ben size anlatayım nasıl bir gazete bir milyon tiraj yapar. – Eğer gazete bir örgüte aitse ve örgütün gazeteyi alma sebebi okumak değil finans desteği vermekse, – İnsanlara karşı dini demagoji aleti olarak kullanıyorsa,– Çocuklarımızın biriktirdiği harçlıklarını gazete almak için kullanıyorsa, – Allah’a inancı aldığın gazete sayısına göre ölçüyorsa, – Toplumun belli bir kesimini kandırıyor, çocuklarını maşa olarak kullanıyor ve her birini mecburi gazete abonesi yapıyorsa, – George Bush ve küçük Türk Bush destek veriyorsa, – Hükümetin desteğiyle belediyeleri bile örgütün propagandası için kullanıyorsa, – Halkı örgütten olanlar ve olmayanlar olarak fişliyor ve daha sonra düşman olarak gördüklerini bertaraf ediyorsa, – Muhalifleri hapishaneye, yandaşları meclise gönderiyorsa, – Köylere gönderdiği elemanlar sayesinde köylüye sadece kendi kanallarını izletiyorsa, – Halkı hak için değil, örgüt için seviyorsa, – Toplumun yoksul kesimini bilinçsizleştirmek için devletin yayın organlarını kullanıyor, karşı ataklara karşı sözde hukuk gösterileriyle  kitapları toplatıyorsa, Bir milyonda olur. Bir milyarda olur. Böyle giderse vallahi ülkede tek malum gazete bile kalabilir. Sonra, gelsin kasetler, gelsin ağlayan sözde cennetlikler. Not: Halkı, Hak için sevmek lazım. Hak için halkı seversen bölmek için uğraşmazsın. Camilerde kendini örgütünü belli bir safta toplayıp cenneti bunlara veremezsin. Ağlayarak, zırlayarak da olmaz bu iş. Hele yoksul üniversite öğrencilerini ucuz yurtlarla kandırarak asla öğretilemez İslamiyet. Zaten bunların amacı dini öğretmek midir? Bundan da kuşkum var. Kuşkudan da ilerisi var...

Devamını Oku

Masumiyet Karinesi

Öncelikle ifade etmeliyim ki bu konuyu işleyip işlememek konusunda büyük kararsızlık yaşadım. Sürekli okuyucum olan 4-5 arkadaşıma sorduğumda ”masumiyet karinesi” nin çok duyulmasına rağmen bilinmediğini fark ettim. Hukuki alt yapımın henüz çok zayıf olması beni yazma konusunda endişelendirse de hiçbir fikre sahip olmayan insanlara, en azından bu konu hakkında bir pencere açabilmenin faydalı olacağı düşüncesi ile yazmaya karar verdim.Aslında masumiyet karinesi Roma Hukuku’na kadar uzanan bir kavram. Ancak Türk kamuoyunun önüne bu aralar çok fazla çıkma sebebi; göz önündeki olaylarda tarafların sıksık bu kavramdan bahsetmeleridir. Gerek ergenokon gerek denizfeneri gerek de Fenerbahçe spor klübünün başında dolanan şike iddiaları ile birlikte en güncel terimlerden biri haline geldi ”masumiyet karinesi”. Peki nedir bu kavramın tam manası? Açıklamaya çalışırken sosyal bilimlerin en temel tanımlama metodlarından olan unsurlara ayırma yöntemini kullanacağım, yani ilk sorumuz: Masum nedir? karine nedir? Masum: Arapça’da suçsuz, günahsız anlamına gelir. Karine: ip ucu, belirti anlamına gelmektedir. Hukukta karine: Tersi ispat edilene kadar gecerli sayilan hukuki kural. BU DOĞRULTUDA MASUMİYET KARİNESİ DE: BİR KİMSENİN AKSİ İSPATLANINCAYA KADAR MASUM SAYILMASIDIR. Evrensel hukuk kurallarına göre, bir kişinin masum olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur; kişinin suçluluğunun kanıtlanamamış olması yeterlidir. Bunun için masumiyet karinesinin temelini, hukukta hüküm giydirmenin, yalnızca iddia edilen suçların kanıtlanmasıyla mümkün olduğu gerçeği oluşturur. Bu da hüküm giyememiş bir kimsenin suçlu olarak lanse edilmeyeceği ilkesini; yani masumiyet karinesini doğurur. Dip not olarak açıklayacak olursam hüküm giymiş sayılabilmeniz için hakim kararı ile suçunuzun...

Devamını Oku

Sınavdan Korkmayın!

YGS, LYS, SSSS’CİLERE… Değerli arkadaşlarım bu yazıya ihtiyaç vardı. Çünkü hiç beklemediğim insanlardan saçma sapan sorular duyuyorum. 2 saat çalışsam ilk 2000’e girer miyim? Sence ayda bir kere dışarı çıkıp gezsem olur mu? Arkadaşlarımla haftada bir kere buluşsam kazanmama etki eder mi? Sence Söke’den Ankara Hukuk kazanırlır mı? (Bu arada bu soruyu da bana soruyor :)))Yani arkadaşlar inanın yaptığımız işin ehli değiliz. Evet harıl harıl çalışıyoruz ama kimse ne yaptıgını, neden çalıştıgını, ne kadar çalışması gerektiğini bilmiyor. O kadar büyütüyorsunuz ki önünüzdeki sınavı ya da bazılarınız o kadar çok küçük görüyorki, adam 2 saat çalışarak derece yapacağını falan sanıyor. Şimdi ben size bildiklerimi anlatayım, siz inanmak isterseniz inanın. Birkere unutmamak lazım, her bireyin hedefleri, kapasitesi, sınavı kaldırma gücü çok farklıdır. Yani herkesin başarıya ulaşmak için harcaması gereken emek, birbirinden farklı değerlededir. O yüzden ben çok zekiyim, bir okuduğumu hemen anlarım, 1 soru çözünce o soruyu bir daha unutmam diyen arkadaşlar, hemen yazıdan ayrılsın; çünkü bu yazı onlar için değil benim gibi orta zekalı 2 elli, 2 kollu insanlar için. Öncelikle mesele kendinin farkında olmakta. Ne diğer insanları küçük görecek ne de kendini küçülteceksin. Çünkü bir insan hangi liseye giderse gitsin kaç saat özel ders alırsa alsın sınav başladığında herkesin kağıdı boştur. Herkes 0 net ile başlar yarışa. Yani önemli olan lisede geçirdiğiniz 4 yıl dan ziyade 160 dakikada göstereceğiniz performanstır. Peki 160 dakikanın güzel olması için ne yapmak gerek?...

Devamını Oku

Farklı Bir Yöntemle… Özlemek…

ÖZLEM İLE ÖZLÜYORUM ÖZLEDİĞİM GÜNLERİ… Özlemek olmasaydı daha çok severdim dünyayı; sanki daha bir mutlu verirdim nefesimi. Boğazıma düğümlenmezdi bazen şarkılar, ne bileyim sanki hiç üzülmezdim özlemeler olmasaydı…Çözümü arıyorum… Delice sevmek istiyorum bir şeyleri ama; sonra özlerim diye korkuyorum.Papatyayı koklamak istiyorum lakin bir daha koklayamayacağımı düşünmek delirtiyor beni.Ben de hep var olan şeyleri seviyorum; yıldız oluyor bazen bu, bazen de güneş, kimi zaman bulutları seviyorum kaybetmeyeceğimi bilerekten…Yağmurları kokluyorum ben; en sevdiğim koku yağmur. Ne de olsa bulut varsa yağmurdan ümit kesilmez diyorum… Bakmaya korkuyorum gözlerine herkesin; gözlerini kırparken bir daha açılmaz diyeKoparamıyorum gülleri; toprak bir daha bana vermez onu  diyeBen de şairin dediği gibi; gökyüzü ile çatıların birleştiği yerlere bakıyorumUmutlarımı koparıyorum, ne de olsa, ben var oldukça yeni umutlar yeşerir içimde, biliyorum Hayal edemiyorum ölmeyi; hayal ederken ölmekten korkuyorum.Rüyaları seviyorum ben; rüya göremesem de tekrar; hayat bir rüya biliyorumDağlara tırmanamıyorum; zirveye varırım da yol biter diye korkuyorumSenin, mavi göklere uzanan gözlerine tırmanıyorum; gökyüzünün sonu hiç gelmez biliyorum Kalbimi, çürümüş dirseklerimi falan hiç benimsemiyorum, kullanıyorum onları sadeceHayallerimdeki var olanları seviyorum ben; onlar kalp gibi yarı yolda bırakmaz, biliyorumMısraları sevmiyorum, aşağıya indikçe bitecek, biliyorum.Ben şairin kalemini seviyorum,onda sözcükler bitmez, o mısralar gibi sona ermez biliyorum… Şiirler hayalleri anlatır bazen; ama düz yazı ciddi bir müessesedir. Evet yalan söylemedim, sevdiğim şeyleri kaybetmekten çok korkuyorum. Ama bir gün gelip onları kaybettiğimde, onlara bu satırları okuyacağım.Onları kaybetmenin acısına, hayallerine daha çok sevdiğim şeyler olduğunu...

Devamını Oku

Benim Sevgili 19 Yaşım

Bu ara Facebook’ta çok izlenen bir video var. Belli yaşın üstündeki insanlar: ”dear sixteen years old me” yani benim sevgili 16 yaşım diyerek, geçmişlerine hitap ediyorlar. Tavsiye ederim izleyin. Cilt kanserine yakalanmamak için önemli uyarılar yapıyorlar. Bugün ben de buna benzer bir şey yapmaya çalışacağım. Tek farkı ben 19 yaşından, 70 yaşına gideceğim, oradan 19 yaşıma hitap edeceğim. Anlıyacağınız 70 yaşımdayım artık ve diyorum ki ”dear nineteen years old me” Benim sevgili 19 yaşım…70 Yaşın kederi var üzerimde, dünya rekoru kırsam daha bi 40 sene yaşarım. Da o 40 sene ne işe yarar ki benim sevgili 19 yaşım. Senin gibi bakabilirmiyim dünyaya. Düşebilir miyim en güzel kızların peşine. Alay edebilirmiyim ölümle? Yıldızları da sayamıyorum artık, binli rakamlardan sonra gelip gidiyor kafam. Yağmur benim için çeşmeden akan su kadar anlamlı, ben senin gibi koşamıyorum yağmurda. Düşemem çamura, toprağı alıp elime tüm hıncımla sıkamam, çünkü korkumdur artık benim toprak… Elma şekeri yemek istiyorum ben de, 19 yaşındaki gibi merdivenlerden koşarak çıkmayı. Eğilip yerden çiçek toplamayı istiyorum ama olmuyor, yapamıyorum. Şu televizyonun başında geçti ömrüm. Bizim zamanımızda evlilik programları vardı, oturur onları izlerdik. Şimdi de gökyüzünde yapıyorlar o programları. İşte yine izliyorum ben de, keşke o zamanlar izlemeseydim diyorum. Oysa o programlarla aynı saatte, hayatın başka bir güzelliği de başlıyordu. Bak hala televizyon var; ama o güzellikleri bulamıyorum. Biliyormusun benim sevgili 19 yaşım? Artık 1 yaprağı yarım saatte okuyabiliyorum. Oysa senin için...

Devamını Oku

Anayasal Bir Problem: 66. Madde

66. MADDE ÜZERİNE ”Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür…” Maddenin devamı olmakla birlikte gerek halk arasında gerek doktrinde sıkıntı yararan boyutu esas olarak bu cümledir.Öncelikle maddenin özüne girip incelemeye çalıştığımız zaman buradaki Türklük tanımının hangi pencereden baktığınıza bağlı olarak etnisite, sosyolojik ve hukuki bazda algılanabileceği görülmektedir. Eğer sosyolojik ya da hukuki olarak algılarsanız pek de bir sorun yoktur; yani buradaki kasıt ırktan ziyade hukuksal bir bağlılıktır. Yani devlet sınırları dışında Kürt yine Kürt, Gürcü yine Gürcü Çerkez de Çerkezdir. Ancak bu sadece bir kesimin görüşüdür. Diğer bir kesim ise ciddi manada buradaki ”Türk” ifadesinin etnik bir çağrışım yarattığını ve anayasanın Türk vatandaşı olan bireye Türklüğü dikta ettiğini iddia etmektedir. 82 Anayasamızın genel problemi de bu aslında. 2. maddeden başlayın, 66. maddeden 83. maddeye heryerinde gerek şekli bakımdan gerekse içerik bakımından büyük karmaşalar yaşanmaktadır. Yani normlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan ve tüm hukuk normlarının meşruiyetini aldığı anayasamız bu karmaşalar yüzünden halk düzeyinde bir meşruiyet kazanamamaktadır. Aslına bakıldığında anayasalar halkın bütününü kucaklamaladır. Yani siyasal düzenin de üstünde yer alıp bütün insanların ortak iradesi sonucunda oluşmaladır. Ülkemizde 73 farklı milletin yaşadığını düşünürsek ve eğer bu milletler 66. maddeyi etnisite bazında değerlendirirse ve Türklüğü bir dikta olarak hissederse anayasamız halk tabanında meşruiyetini kaybetmiş demektir. Eğer bu madde kalacaksa da tıpkı 1. madde açıklığında, önü arkası belli bir hale getirilmelidir. Yani mühendisinden anayasa hukukçusuna kadar herkes maddeyi okuduğunda aynı anlamı çıkarmalıdır....

Devamını Oku

Berfin İle Kardelen

Aynı toprakların, aynı fidanından nefes bulan çiçeğin adıdır kardelen ile berfin… 2’si aynı çiçeği de temsil etse İzmir berfine yabancıdır, Hakkari kardelene… Kaderleri ortaktır, güneşi gördükleri an canlarından olurlar. Ancak güneşe aşkları öyle büyüktür ki yine de ölmeyi seçerler kardelenler, berfinler…Zelal ile Berrak; ikisinin de manası aynıdır. Aldıkları nefes aynı… 2 küçük kız çocuğu; Zelal İzmir’e, Berrak Hakkiri’ye yabancı… Ve yine benzeşir kaderleri: güneşleri barıştır; ancak barışa erişmek isterken onlar da berfin ile kardelene benzer, canlarından olurlar ya da cananlarından… Baran ile yağmur; ikisi de umududur kurumuş toprağın. Baran Hakkari’deki kurumuş dudakları ıslatır, yağmur ise İzmir’dekileri. Baran taneleri de birbirinden güç alarak büyür, yağmur taneleri de… Berfo ile kar ikisi de beyazın temsilcisidir, soğuk kış aylarını ısıtan, her biri birbirinden farklı 6 köşeli kristaldirler. Berfo Zelal’i üşütür; kar Berrak’ı. Pelin ile yaprak; sonbaharın hüznüdür. Ağacın yani Hakkari’deki adıyla ”dar”ın dallarından sarkan Zelal ile Berrak’ın yollarını süsler pelin, yeşertir yaprak… İşte böyledir hikayemiz farklı kelimelerin aynı gönüllerde can bulduğu, aynı gözyaşlarını döküp aynı mutluluklarla coşan, aynı toprakların insanlarıyız biz… Devletimiz üzerinde kötü emelleri olan insanların maşası olduk yıllardır. Aramızdaki dağların arkasından nefretle baktık birbirimize. Berfinlerimiz öldü, kardelenlerimizi verdik toprağa. Birileri çıkıp temsilcimiz olduğunu söyledi, barış getireceklerdi bizlere; ama zaten onlar olmasa bizler sarılmıştık birbirimize; evlatlarımızı sardık tabuta, kardeşleri öldürttük birbirine, kız alıp verdik mermi kokan ellerle. Mavi gökyüzünden barış diler gönüller, kurumuş topraklar değil baran’ın kokusunu isteriz. Al bayrağa sarılmış...

Devamını Oku

Kefenden Gelinlik

Sen, bana yapılmış en büyük haksızlıksın,Ecelime söylenmiş selamsın Azrail’den,Çığlıktır, isyandır aşka dair her fısıltın,Aldığın her nefes, ömür takvimimden bir yaprak koparır,Sen yaşarken bugünü hoyratça, benim yarınlarım ölür.Sen, alnıma çalınmış kara bir lekesin,Kurtulamam kaçsam da, gölgem gibidir varlığın,Arsızsın, laf anlamazsın, belasın vesselam belasın,Tebessümün büyük günahlara davetiye çıkarır,Şeytan misali benim gibi günahsızlara müptelasın. Sen, bana verilmiş en büyük cezasın,Ahiretlik bir müebbettir senin yüzünden hüküm giydiğim,Kefensiz gömsünler beni umutlarım gibi,Yoksa isyan eder kara toprağa mücrim bedenim,Güle güle giy, gelinlik olsun sana bembeyaz...

Devamını Oku

Günün Özeti (22.09.2011)

Günün Türkiye Rutinleri: 1- Diyarbakır’da polise düzenlenen silahlı saldırıda 1 polis şehit oldu, 3 kişi de yaralandı. 2- Van Çatak’ta PKK’lılarla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 asker 2 köy korucusu şehit oldu. 3- İzmir’de KCK operasyonu: 31 gözaltı Günün Yalanı: “Arap Baharı ONE MINUTE ile başladı” Günün “Ben Buna İnanmadım” Haberi: Ankara Kızılay’da 3 kişinin ölümüne 3 kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırıyı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi. Günün Kapitalist Sözü: George Soros, EURO Bölgesi’nde iflasların yaşanabileceğini söyledi. Günün Garip Haberi: Hayvan Hakları Örgütü (PETA), mesajlarını daha etkili verebilmek için bir po*** sitesi kuruyor. Günün Spor Haberi: Yazıyı kaleme aldığım zaman itibariyle Bursaspor, Beşiktaş karşısında yedinci dakikada attığı golle 1-0 önde. Dakika 79’da Quaresma çift sarıdan kırmızı kart gördü. Günüm “Al Sana Özelleştirme Sonucu” Haberi: Bilgi Teknoloji Kurumu ülkenin özelleşmeyen ender kurumlarından olan PTT’nin özel kargo şirketleriyle baş edemediğini, sektörde yaşadığı dramı gözler önüne serdi. Günün Köşe Yazıları: Yalçın Doğan: “PKK yerine BDP ile konuşmak” Ahmet Hakan: “Şehirlerde Bombalar Patlarken Ne Yapmalı?” Yılmaz Özdil: “Waldorf Astoria Filan” Günün Sözde Aydın Özeti: Yaklaşık bir aydır hemen hemen her gün şehit veriyoruz. Geçmişte bunun terör saldırısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdik. Şimdi ise bunu söylemek söz konusu değil. Çünkü, geçmişteki gibi sorunlu bir süreç söz konusu değil. PKK ya da BDP bu süreci sekteye uğratmak istemez. Bu sürecin aksamasını hükümet de istemez. Halk da istemez. Peki öyleyse bu kaosu kim ister.  12...

Devamını Oku

Bizi Doğru Yola, Kendilerine Nimet Verdiklerinin Yoluna İlet (Fatiha 6-7)

“Ben bir gizli hazineyim, bulunmayı arzu ettim” diyen Allah, kendi Ruh’undan üfleyerek yarattığı ve mahlûkatın en şereflisi olarak, nitelendirdiği insanı var etmiştir. İnsana verdiği bedenle, parmak izine kadar[i], bütün insanların birbirinden ayrılmasını, seçilmesini, farklılaşmasını murat eden Yüce Yaratıcı onu nefs ve akıl gibi olgularla, manevi ve iç âleminde de anlaşılması çok zor ve yine hepsini birbirinden farklı, çeşitlilik arz eden bir hale büründürmüştür.Bu haliyle insanların hepsi, birbirinden çok farklı noktalarda bulunmaktadırlar. Ama “Bütün yollar Roma ya çıkar” sözünün verdiği anlam gibi, adeta her farklı noktada bulunan insanın bulunduğu yerden, Allah’ın bulunduğu yere, yani o insanın kendi kalbine başka bir deyişle de aslında bütün insanların buluştukları, toplandıkları, bir oldukları yere varmalarını istemiştir. İnsanlar dış görüntü itibarı ile birbirinden ne kadar uzak mesafeler de yaşarlarsa yaşasınlar, farklılaşmalarına sebebiyet veren nefs olgusunu kaldırdıklarında, kendi kalplerinde var olan Allah da bir olduklarını öğrenirler ve teklikte buluşurlar. Aslında insanlar arasında ki gerçek mesafeler, zamandan ve mekândan münezzeh ruh ile değerlendirildiğinde, galaksiler arası mekân ya da çağlar boyu zaman değildir. Gerçek mesafe onun farklılaşmasını sağlayarak, tekrar Allah’ı arama ve bulma gayretini göstermesi için, sıladan ayrılmasına vesile edilen ve Allah ile arasına çekilen nefs perdesindeki farklılıklardır. Aradaki bu perdelerin kaldırılarak, Allah’a ulaşmayı amaç edinen insanlara Allah’ın yardımının ulaşmayacağı düşünülemez. Ancak âşık olduğu nefsini tercih ederek orada onunla kalmayı düşünenler, hakikatte âşık oldukları sılalarından, Allah’tan ayrı kalmaya kendilerini mahkûm etmiş olurlar. Bu ayrılıksa, gerçeklerin en geç ahrette...

Devamını Oku

Bir Üniversite Kayıt Hikayesi

Sabah olduğunda öğrenciler en az bir adım önden bankaya girebilmek için birbirleriyle yarışıyordular. Üniversite harçlarını ödeyecekler ve yeni bir döneme merhaba diyeceklerdi. Sırada geçmiş yıllardan farklı bir görünüm vardı. Öğrenciler arasında yeni eklenen bir madde ile getirilen ekstra para külfeti huzursuzluk yaratmıştı. Alenen bu durum ortadaydı. İnsanlar huzursuzluk içinde sıralarını beklemekteydiler.Sırada kimler mi vardı? Ülkemin üç yıl sonraki aydını, hâkimi, doktoru, adalet bakanı falan filan. Bu insanlardı geleceğin ülke kurtarıcıları, bu adamlardı Atatürk’ün torunları. Neyse bu adamlar fazla ilgimi çekmedi. Benim en çok ilgimi çeken uzaktaki sarışın, yeşil gözlü bayandı. Hemen arkadaşlarıma kim olduğunu sordum. “Bu kızı mı beğeniyorsun. Bunun işi bitmiş oğlum. Çömlekçide kendini satarak okul harçlığını çıkarmaya çalışan bir öğrenci” dediler. Ben sustum, kız sustu. Dünya bu ahlaksızlığa sustu. Bölümünü sordum. “Öğretmenlik” dediler. Şerefini sordum. Arkadaşlar gülmeye başladı. Sustum. Suskunluğumda gelecekle bir temasa vardım. Çömlekçide kendini satan kız, öğretmen oluyormuş. Geçmişine sünger çekiyormuş. Mutlu bir yaşama merhaba diyormuş. Buraya kadar her şey güzel. Sonrası mı? Rüyanın en iç acıtan kısmında kendi halkımı görüyorum. Etik değerlerini bir kenara bırakmış. Okumak için, gelecek için bedenini satan ve sattıran ülkem geleceğini görüyorum. Yaklaşık bir milyon üniversiteliyi devlet genel evlerinde üniversite harcı öderken...

Devamını Oku

Adını Sen Koy-2

Bugün başlayan harç ödemelerinde yapılan …’yı anlatmaya kelimelerim yetmeyecek. “Harçlara zam yapılmayacak” diyerek öğrencileri uyutan ve oylarını cebine koyan hükümet bombayı patlattı. Yaklaşık yarıdan fazlası ayın sonunu getirmek için çabalayan bir halka reva görülen bu durum halkın doğruyu anlaması için bir fırsat değil midir? İki yüz kırk milyon kredi verilerek gövde gösterisi yapıldı. İnsanlar mutlu mesut okullara kayıtlarını yaptırdılar. Daha sonra ise bakanlar kurulu ile alttan alınan dersler için ekstra ücret harçlara yansıtıldı.Örneğin; alttan üç kez aynı dersi almak zorunda olan ikinci öğretim okuyan arkadaşım iki kredilik bir ders için yaklaşık bir milyar fazla ödeyecek. Özetle şöyle belirtiyim ki; aldığı sekiz ders için yaklaşık üç buçuk milyar harç ödemesi yapacak. Üç buçuk milyarın ne demek olduğunu biliyorsunuz değil mi? Ayda sekiz yüz milyon alan bir aileye üç buçuk milyarlık bir külfet demek. Dört ay yemeden, içmeden para biriktirmek demek. İnsanlar, üniversite sayısı artırıldı diye sevinirken üniversitede okumanın bu kadar külfetli yapılacağını hiç düşünmediler. Her üniversite için ayrı ayrı oy kitleleri yaratıldı. Sonuçta AKP iktidar oldu. Şimdi sorarım sizlere. Bu adamlara verilen oy neye mal oldu. Kaç bin öğrenci okulu bırakacak? Kaç bin öğrenci boşluğa düşecek? Kaç bin öğrenci “ben fakirim” diyerek toplumdan kendini soyutlayacak. Allah aşkına söylesinler bana amaçlarını. Amaçları, zaten yanlış olan eğitim sisteminde bir yanlış daha yaparak halkını uyutmak ve istedikleri yöne çekmek midir? Amaçları, suskun halkı ateşlemek midir? Amaçları, okuyup belli mevkilere gelmek isteyen insanları sınıflara...

Devamını Oku

SWOT Analizi

SWOT ANALİZİNİN ÖNEMİ Swot analizi; Bu analizin amacı kurumun sektörel bazda  çalışan potansiyeli, kullanılan malzeme durumu, uygulanan teknikler bakımından güçlü yönlerini belirlemek. Belirlenen güçlü (Strenghts) yönlerin yanında önlem alınması gereken zayıf (weaknesses) yönleri vurgulamak, dış çevreden etkisinden doğan fırsat ve tehditleri reel bazda veriler olarak katagorize etmek,üretim ve hizmetin kalitesini yükseltmek, risklere karşı izlenecek yolda gerekli materyalleri sağlamaktır.Bu yöntem 1960 yılında Harvard üniversitesi profesörleri olan Learned, Christensen, Andrews ve Guth tarafından geliştirilmiştir. İlk başlarda yapılan analiz kolları genelde şirketsel bazda ticari amaç güden kurumlar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Zaman ilerledikçe swot analizi kurumsal bir kavramdan öte geçerek kişisel analiz alanına açılmıştır. Belirli bir statüyü temsil eden kişileri analiz etmek içinde kullanılmaya başlamıştır Yapılan tüm analizlerin sonunda swot analizinin ticari yönünün yanında, gereksinin duyulan güvenlik olgusu kendisini göstermiştir. Yapılan swot analizleri sonucunda verdiği gerekli verilerle yapılabilecek risk analizlerine kaynak teşkil etmektedir.Yeri geldiğinde risk analizlerine bile yer vermeyecek kendi içerisinde çözümlemeleri bulundurarak gerekli zaman kaybını önleyerek risklere karşı en kısa zamanda önlem almayı sağlayacaktır. Yapılan analizde belirtilen zayıf yönler güçlü yönlerden faydalanılarak giderilmeye çalışılırken, vurgulanan tehditler eldeki fırsatlarla giderilmeye çalışılır. Swot analizi bir nevi kendini sorgulama biçimidir Kişi kurum veya tüzel yapı önce kendisinin güçlü yönlerini belirler ve şu soruları sorar; * Üstün noktalarım nelerdir?* Neleri iyi yaparım?* Başkalarının bende gördüğü üstün noktalar?* Hangi tür işleri daha iyi yaparım?* Potansiyelimi en güzel kullanabildiğim alan? Soruları kişi kurum veya tüzel yapı başarabildiği noktada kullanabildiği...

Devamını Oku

Adını Sen Koy

Üniversite kayıt döneminin başlamasıyla beraber asgari yaşayan insanları harç ödeme telaşı aldı. Üniversite harçlarını zaten zar zor ödeyen halkımız bu dönem bu konuda çok büyük güçlük çekecek gibi gözüküyor. Alınması yanlış olan harçlara bu dönemde alttan alınan derslerin ek ücreti getirilecek. Bunun adıını koymakta çok büyük zorluk çekiyorum.Haksızlığa karşı sivri dilimi kullanarak eğer başlığını ben atarsam eminim ki yayımlanmayacak. O yüzden adını sen koy. Sana, kardeşine, çocuğuna yapılan bu zulmün gerekçelerini bilmek senin en doğal hakkındır. Parasız olması gereken eğitim sistemine yük olan harçlara yeni bir kurnazlıkla ek maliyet getiren zihniyeti bil ve asla unutma. Okumanın zor olduğu değerli ülkemizde yeni bir zorluk daha getiren devlet zihniyetine karşı ne söyleneceğini ben bilmiyorum. Sen, evet sen bunun adını...

Devamını Oku

Günün Özeti (19.09.2011)

Günün Türkiye Rutinleri: 1- Bingöl’ün Genç İlçesi’nde çıkan çatışmada 21 yaşındaki Muhammet Aygör şehit oldu. 2- İstanbul Taksim’de Öcalan’a tecridi protesto eden gruba polis müdahale etti.3- Kahramanmaraş’ta Ayhan Kemeç isimli kişi kardeşini ruhsatsız tabancasıyla vurdu. 4- Çorum’un Konaklı Beldesi’nde yapılan bir düğünde Şevket Yaşar isimli şahıs ruhsatsız tabancasıyla havaya ateş etmeye başladı. Kurşunlardan birisi yakın arkadaşı Hasan K’nın başına isabet etti. Ağır yaralanan şahıs hastaneye kaldırıldı. Günün Türkiye Gerçekleri: 1- Cezaevi arabasında yanan beş kişinin ardından yapılan araştırmaya göre çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. 19 Ağustos’ta Adalet, İçişleri, Sağlık bakanlıkları arasında imzalanan cezaevlerinin yönetimi, mahkumların tedavi, sevk ve nakilleri konusundaki üçlü protokolde, mahkumların acil durumlarda nasıl kurtarılacağına dair bir hüküm yer almıyor. Protokolde buna karşılık cezaevi arabalarının yetersizliği nedeniyle tasarruflar için, aracın en yüksek doluluk oranıyla hareket etmesi gerektiği belirtiliyor. 2- İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası’nın “Türkiye Vergi Profili” araştırmasına göre Türkiye’de on ücretli bir şirketten daha fazla vergi ödüyor. Sayıları beş milyonu bulan asgari ücretliler, Türkiye’nin en büyük doksan firması kadar vergi öderken, altı milyon yedi yüz elli bin civarındaki tüm ücretlilerin ödediği vergi altı yüz elli bin şirketin ödediği vergiyi geçti. Günün Samimiyetsiz Sözü: Abdullah Gül, tutuklu gazeteci Doğan Yurdakul’un kabristanda eşinin mezarına kürekle toprak atarken hemen arkasında cezaevi aracı bulunan fotoğrafıyla ilgili: “Bunlar çok kötü uygulamalar… Üzüldüm doğrusu. Bunların tedbirleri alınabilir ama. İnanıyorum ki herkesi üzmüştür bu…” Günün Güzel Haberleri: 1- Danirmaka’da seçimi kazanan...

Devamını Oku

Kariyer ve İnsan

Kariyer insan yaşamı için bir odak ve önem ifade eder. Bir kişinin çalıştığı çevrede birçok insanla iletişimde bulunması ve onlarla işbirliği içinde çalışması bir mesleğin sosyal yönünü oluştururken bu meslek sayesinde sağlayacağı iş doyumu psikolojik yönünü oluşturur. Kariyer kavramının odak noktasında insan yer alır. İnsan çalışma yaşamına atıldığı ilk günden itibaren ihtiyaçlarını karşılamak, beklentilerini tatmin etmek, geleceğe yönelik planlarını gerçekleştirmek, işinde ilerlemek kısacası ; başarılı olmak ister. İşte insanın başarısı yaptığı işten mutluluk duymasına tatmin olmasına bilgi ve yeteneğini kullanmasına bağlıdır. Bu insanları çalışmaya iten sebepleri şöyle açıklayabiliriz.* Kendileri için fayda temin etmek * Kendini geliştirmek (yeni bilgiler edinmek) * Sosyal kabul gören bir hareket Kariyer, bir insanın çalışabileceği yılar boyunca herhangi bir iş alanında adım adım ve sürekli olarak ilerlemesi, deneyim ve beceri kazanmasıdır. Yani kişinin çalışma yaşamı boyunca üstlendiği işlerin bütünüdür. Bireyler hayallerindeki iş yaşamı ile gerçek yaşamını kafasında uyumlaştırmaya çalışırken, çalışma yaşamı boyunca çeşitli devrelerden geçer. Kariyer devreleri konusunda öngörülen yaş aralıkları, bireyin gelişimine bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. Özellikle kadınların evlendikten sonra çalışma yaşamına ara ya da son vermeleri, ülkemizdeki emeklilik yaşının gelişkin ülkelere nazaran düşük olması sonucu kariyer devrelerinde kaymalar olabilmektedir. Çalışma yaşamı sanayileşmenin ilk dönemlerinden beri psikolojininde alanlarına girmiştir. Çünkü kişinin motivasyonu, morali, işinden zevk alması, tatmin olması, bireyler arası ilişkileri psikolojinin alanına girmektedir. Bireylerin işverenden birkaç beklentisi vardır. Bunlar; maaş, kişisel gelişim, eğitim, iyi bir iş için tanınma ve network, güvenlik ve çevresel...

Devamını Oku