Yıl: 2011

Galatasaray Şike Yapar mı?

Erden ÖZKANT Fenerbahçe’nin ve Başkanı Aziz Yıldırım’ın adı şikeye karıştığında bazı Fenerliler ortalığı birbirine katmışlardı. Taraf gazetesi Ankara Temsilciliği önünde çirkin bir eylem yapmışlardı.Beşiktaş’ın adı şikeye karıştığında Beşiktaş taraftarı sağduyulu davranmış, “Çarşı şikeye de karşı” demiş ve gayet güzel bir açıklama yapmışlardı. Hatta Beşiktaş, Türkiye Kupasını Federasyon’a iade etme kararı almıştı taraftarının da baskısıyla. Trabzonspor taraftarı da Fenerliler gibi davranmamıştı. Birçok Fenerli ise maalesef fanatizme yenik düşmüştü. Hatta birçok sözde demokrat yazar bile… Örneğin Star gazetesi yazarı Ergun Babahan bile kendisine yakışmayacak yazılar yazmış ve bu yazılarında şike soruşturmasını eleştirmişti. Aynı Ergenekon Davasında “Sanki komutanlar kaçacak mı da evlerinde gözaltına alınıyorlar” diyenler gibi Babahan da “Sanki Yıldırım kaçacak mı da gözaltına alınıyor. Zaten adamcağız hasta, yazık onaaaa!” gibisinden demokratlığına yakışmayacak şeyler yazmıştı. … Ben bu konuyla ilgili şike operasyonunun yapıldığı ilk günlerde “Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin” başlığıyla 4 yazıdan oluşan bir yazı dizisi yazmıştım. Fakat bu dizinin içeriğinde yorumdan kaçınmış sadece olan bitenden ve gazetelerin bu konuda ne dediğinden bahsetmiştim. Bir de geçen hafta  Dokunan Yanıyormuş! “Eee Yananı Görür Allah” başlığıyla şunları söylemiştim: “Yahu bir izin verin bakalım, bu operasyon 10 yıl öncesine gidiyor mu gitmiyor mu diye… Galatasaray’a veya diğer kulüplere uzanıyor mu uzanmıyor mu diye… Başka kişiler tutuklanıyor mu tutuklanmıyor mu diye… Ayrıca niye her olayda “dokunan yanıyor” denir onu da anlamam. Ergenekon operasyonu olur “dokunan yanıyor”… Futbolda şike operasyonu olur “dokunan yanıyor”…...

Devamını Oku

Sen Olmasaydın

Diyelim ki şuan yoktun; hiç tanımadım seni. Kalbimde büyük varliğin oluşmadı. O gün o parkta , o buluşma da birimiz yoktuk. Düşün bi! Şuan ne kadar eksik , ne kadar bnsizliğe bürünürdüm. Baktığım herşey isminle eşleşmezdi. Boşluk bile seni değil yokluğu hatırlatırdı. Oysa ben boşlukta bile seni anımsıyorum. Aklımda seninle dolduruyorum o köşeyi.Sen olmasaydın acılı insanlardan farklı hissetmezdim kendimi… Her acının varlığın da beni koruyan o bedenin arkasına saklanamazdım. Bir tek benim kalbim var sanırdım. İsmimle atan yüreğini hissetmeseydim; başka kalplere inanmaz, aşkımızla kalpler doğuramazdım. Gülüşlerime sebep bulamaz . En güzel tebessüme sahip seni tanıyamazdım. Pylaşmanın büyük payını bana verdiğini bilemezdim. Bırak her günün her anın boşa gidişine sensizlikte; seni tanıyıpta yakınamazdım… Bir insana tapınası aşkla bağlı olamazdım. Sonsuzluğa bütün kalbimle inanmak istemezdim. Şımaramaz, nazlanamazdım. Büyük bir çocuk bulamazdım bedenimde. Bütün bir yüreğim kalmazdı göğüskafesimde. Her göz kırpışım da göz kapağımı selamlayan bir suret olmazdı. Karanlığa bakardım her seferinde. Tuttuğun ellerime sırf sen tuttun diye hayranlıkla bakamazdım. “Sevgilim ” kelimesi gibi sevda kokan kelimeleri ağzıma alamazdım, kimbilir? Sıcaklığımın üzerine geçemezdi vücut ısım, sen olmadığında. Bir duygu ile sohbet etmenin hazzını alamazdım. Yüreğimle konuşamazdım da. Nefen gibi içimde olduğunu bilemezdim bu aşkın!… Bir aradayken oluşan mis kokusunu duyumsayamazdım. Adı “sevgi ” olan kokuyu. Ruhum; seni hiç konuşmasaydın eğer zindanlardan çıkamazdı, kurtulamazdı. Yaşam belirtilerimi gözlerimle dolu dolu gösteremezdim. Bir tutku oluşturmaazdım bir erkeğe. Dalgalarla, rüzgarla, güneşle, ayla, yıldızla, bulutla, doğadan gelebilecek...

Devamını Oku

Evreni Düşünmek

Evren, derin düşünmemize ve Allah’a yaklaşmamıza vesile olabilecek örneklerden biri. Dünyanın ve uçsuz bucaksız evrenin yaratılışını düşünen insan, tüm evreni saran ihtişamı ve kusursuz dengeyi daha iyi anlar. İnsan uzayın sonsuz boşluğunda asılı duran küçücük bir kürenin üzerinde yaşar. Dahası bu küre her an uzaydan gelebilecek tehlikelerle karşı karşıya. İnsanın ise bu tehlikelere karşı alabileceği hiçbir önlem yoktur.Örneğin milyonlarca ton ağırlığındaki göktaşları uzayda başıboş dolaşır. Bunların herhangi biri dünyaya çarparak yaşama zarar verebilir. Dünyayı tehdit eden bir başka tehlike kaynağı, güneşte oluşan patlamalar.Güneşteki patlamalar artabilir ve dünyaya gelen zararlı ışınların oranı yoğunlaşabilir. Yalnızca gökyüzünde değil yeryüzünde de insan yaşamını tehdit eden birçok tehlike vardır. Yer kabuğunun biraz altı, mağma dediğimiz çok sıcak bir “ateş tabakası”yla kaplı. Ve yer kabuğu bir elmanın kabuğuna oranı ölçüsünde mağmadan korunur. Bu yüzden, her an bir yanardağ patlamasıyla yer altından lavlar yeryüzüne çıkabilir. Ya da yerkabuğunda meydana gelecek bir kırılma büyük bir depreme neden olabilir… İnsan, her an bu gibi tehlikelerle birlikte yaşadığını hiç unutmamalı. Dünyamız, bu olası tehlikelerden çok hassas dengeler sayesinde korunur. Bu gerçekleri düşünen insan anlar ki, dünya üzerindeki tüm canlılar, Allah’ın dilemesiyle ve O’nun yarattığı kusursuz bir denge sayesinde yaşarlar. Uzay boşluğu alıştığımız yaşam biçiminden tamamen farklı. Şu anda oturduğunuz yerin 560 km yukarısında güneşteki patlamalardan kaynaklanan ve hızı saatte 100 binlerce kilometreyi bulan radyasyon fırtınaları gerçekleşmekte. Bir de uçsuz bucaksız uzay boşluğundaki kendi konumunuzu düşünün. Bunun için öncelikle dünyadaki...

Devamını Oku

Mevzubahis Özdil İse… Gerisi Teferruattır!

Erden ÖZKANT 2 Ağustos Salı günü “4 yıldızlı fani kalmadı, 7 yıldızlı cami verelim” başlıklı bir yazı yazan yazarımız, 3 Ağustos’ta “Mevzubahis karpuzsa gerisi teferruattır” başlıklı bir yazı yazmış… Aslında yazarımızın çarşamba günkü yazısıyla ilgili de yazabilirim ama ben asıl salı günkü yazısıyla ilgili yazmak istiyorum…Önce bakalım yazarımız salı günü ne yazmış? “…Ankara’da 4 yıldızlı karargâhın temellerine balyoz’la vurulduğu dakikalarda, İstanbul’da 7 yıldızlı “Mega Center Caprice Gold Camii”nin temeli atıldı iyi mi… – Teravih’e nereye kardeş?– Mega Center Caprice Gold’a. E haleluya! Bi nevi şükürler olsun…Tanrı Amerika’yı korusun.” Nasıl ama? İşte tam da benim arayıp da bulamadığım yazı… (Gerçi niye bulamayım ki? Daha önceki yazılarını da eleştirdiğim bu yazarın birçok yazısı zaten bu türden) Yine çaktırmadan mesaj vermeye çalışan bir yazı… Yine “AKP İslam’ı getirmeye çalışıyor, ey halkım uyuma!” türünden bir yazı… … 4 yıldız, komutanları temsil ediyor. Mega Center Caprice Gold Camii ise 7 yıldızlı… Yazarımız diyor ki “Ankara’daki laik 4 yıldızlı komutanlarımız gitti, yerlerine 7 yıldızlı camiler yapılıyor.” … Ve buradan itibaren söz Bugün gazetesi yazarı Ali Atıf Bir’in “Gerçekten şiştim” başlıklı yazısının bir bölümünde: “Yahu bu ne biçim saplantıdır? Nasıl bir ilişki kurmadır? Nasıl bir mantıktır? Nasıl bir mantıksızlıktır? Tamam dilin kemiği yok. Beynin de freni yok ama nasıl böyle bir bağlantı kurdun? Hangi kesin inançtır ki bu sana böyle bir bağlantı kurdurabiliyor? Nasıl oluyor da aslında demek istenen şey bu kadar dolambaçlı bir yoldan söylenebiliyor?...

Devamını Oku

Yeni Ansiklopedi Açıldı…

Yeni Makale olarak 2011 yılındaki çalışmalarımız devam ediyor. Yeni Sözlük sitemizden sonra çok daha sağlam bir proje olan “Yeni Ansiklopedi” sitemizi de ziyaretçilerin beğenisine açmış bulunuyoruz.Yeni Ansiklopedi, tamamen özgün bilgilerden oluşmaktadır. Hergün ansiklopediye konu eklenmektedir. Ansiklopedi içi SEO ayarları tamamen yapılmaktadır. yenimakale.com’da ki içeriklerden ansiklopedi konularına linkler verilmektedir. Her konu içinden wikipedia’da aynı konuya link içermektedir. Wikipedia’da resim olması durumunda resim ilgili içeriğimizde de gösterilmektedir. Her şeyiyle özgün, kaliteli ve çok yararlı olan Ansiklopedi sitemizi sizde takip...

Devamını Oku

Ramazan Nedeniyle Kapalı Olan Panpiş Yazarlığa Soyunuyor

Erden ÖZKANT Yok yok heyecanlanmayın… “Yazarlığa soyunuyor” dediğim lafın gelişi! Köşe yazarı olacakmış Hilal Cebeci nam-ı diğer Panpiş, medyafaresi adlı internet sitesine…Twitter’da, ‘panpiş’ akımıyla bir anda dikkatleri üzerine çeken ve sayfasında yayınladığı seksi fotoğraflar sayesinde takipçi sayısını 249 bine çıkaran Cebeci, medyafaresi adlı internet sitesine köşe yazıp, röportajlar yapacakmış. Hani şu Ankara Temsilciliğini Doç. Dr. Önder Aytaç’ın yaptığı siteye… Haberi takipçilerine “panpişlerim artık medyafaresi.com da köşe yazmaya başlıyorum yavaş yavaş tüm dünya panpiş olucak yaşasın panpişizm :))” twit’iyle duyuran Cebeci, ramazan ayı nedeniyle bir süredir panpişleriyle fotoğraf paylaşmıyor. Niye? Çünkü Ramazan nedeniyle kapalı! Neyse… Yarın Cebeci’nin ilk yazısı yayınlanıyor… İşte hayat böyle… “İŞİN B.KUNU ÇIKARDIN BE PANPİŞ!” başlıklı yazımda “O halde “Aç oranı, al paranı”… diyelim mi? Diyelim…” demiştim… Şimdi değiştiriyorum: “Aç oranı, kap...

Devamını Oku

Yanlış Sulardayız, Fakat Balıkların En ''Naptığını Bimeyenlerindeniz''

Son 10 yılımıza şöyle bir operasyonel baktığımızda, gerçektende dönüm noktalarının hep operasyonlar olduğunu görürüz. Bu operasyonların neredeyse tümü, ”derin olmayan devlet” anlayışının birer aktivitesi. Hepsi açık seçik. Bugün ”Deniz Feneri Operasyonu’nun ne tür bir operasyon olduğunu herkes biliyor mu, bilmiyor mu? Biliyor. Öyleyse ki; bu şu anlama geliyor; devletin yaptığı yüzeysel her olay, toplum tarafından tam içeriğiyle olmasa bile bi şekilde, vatandaş zihniyetiyle biliniyor. Yani ortada bir bilinememezlik yok. Her şey cesurca vede açık seçik. Ama tabi ki de bu operasyonlar, Afyon’da örgütlenmiş bir hırsızlık çetesine karşı yapılmıyor. Tam tersi, çok büyük oluşumlara karşı yapılıyor.Bakın, şunu söylemeliyim ki, sadece bir tv baskını (ODA TV) üst düzey bir amerikalının (RİCCİARDONE) bile yüzünü haftalarca ekşitiyorsa, çok büyük bir gizemin üstüne kadem basılıyor, birilerinin canı yanıyor demektir. Şunu da ekliyim, hatta açık açık belirteyim ki; ülkemizde son 10 yıldır neler olup bittiğini, bir amerikalı, bir israilli veya bir avrupalı bizden çok daha iyi biliyor. Gerçekleri cesurca belirtmek gerekirse, biz Osmanlı da bile nelerin olup bittiğini anlayamamış bir milletiz. Ne yazıkki böyleyiz. İdrakiyetimizin sınırı belli. Bir ülkede sadece bir gerçeğe karşı onlarca kafadan yüzlerce kişisel görüş eksenli gerçek çıkıyorsa, o ülkede birliktelik yok, idrakiyet yok demektir. Bakın! Bir milyon amerikalıya sorup soruşturun, araştırın, anket yapın… O bir milyon amerikalının içinde kaç tane farklı ses çıkar, daha doğrusu kaçtane siyasi ideoloji;ses halini alıp dillerden dökülür, fikir mertebesinde açıkça beyan edilir! Kabullenmeliyiz ki; bizim ülkemizde...

Devamını Oku

Dokunan Yanıyormuş! "Eee Yananı Görür Allah"

Erden ÖZKANT MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ‘şike operasyonu’ çerçevesinde şunları söylemiş (Aman ne iyi etmiş söyleyerek değil mi?): “Ben bu operasyonun kesinlikle bir şike operasyonu olduğunu düşünmüyorum. Bunun siyasi bir operasyon olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Eğer hakikaten şike operasyonu ise bunun çok ötesine gitmesi lazım.”Yahu bir izin verin bakalım, bu operasyon 10 yıl öncesine gidiyor mu gitmiyor mu diye… Galatasaray’a veya diğer kulüplere uzanıyor mu uzanmıyor mu diye… Başka kişiler tutuklanıyor mu tutuklanmıyor mu diye… Ayrıca niye her olayda “dokunan yanıyor” denir onu da anlamam. Ergenekon operasyonu olur “dokunan yanıyor”… Futbolda şike operasyonu olur “dokunan yanıyor”… Tabii bu operasyonların hepsinin arkasında Fethullah Gülen cemaati var değil mi? Ne yapmış acaba Aziz Yıldırım, Gülen Cemaatine de tutuklanmış? Ya diğerleri ne yapmışlar Gülen Cemaati aleyhine de tutuklanmışlar? Yahu her şeyin arkasında Gülen cemaati aranır mı? Her şeyin arkasından “dokunan yanıyor” denir mi? Birilerinin istediği galiba hiçbir şeye dokunulmasın bu ülkede. Nasıl gelmişse öyle gitsin. Ergenekon devam etsin, fail-i meçhuller devam etsin, gazeteciler ve siyasetçiler öldürülmeye devam etsin… Ayrıca neye dokunan yanıyor? Neresi yanıyor dokunanın? Hem sanatçı “Yananı görür Allah!” dememiş...

Devamını Oku

Şimdi Ölmenin Tam Sırası

Hep yalan söyledim kendime. “Unuttum” dedim, “bitti” dedim. Her defasında ucuz yalanlarla kandırdım kendimi… Beni sevmediğine inandım hep… Çünkü gerçek buydu.İçimden atabilmeyi, düşünmemeyi, sevmemeyi çok istedim. Her seferinde gözlerinde boğuldum. Konuşamadım, anlatamadım derdimi. Bir kere gözlerine baktım, kelimeler sustu gözlerin konuştu… Aşkta susabilmeyi öğrendim seninle… Beni bırakınca kelimeleri değil, kalemimi konuşturdum… Tüm şehir üstüme üstüme geldi sen yokken… Çoğu zaman ağlayamadım, gözyaşlarımı serbest bırakamadım. Korktum, sabrettim, bekledim… Ağlayamadım hiç. Çünkü bilirdim sen dayanamazdın gözyaşlarıma, üzülürdün… Seni üzmemek adına içimde tuttum tüm kederimi… Sen kalbimin denklemiydin. Tüm amacım seni çözmek, rahata erişmekti. Çözümü basit; bilinenler bir tarafa, bilinmeyenler bir tarafa… Benim bilinenler tarafım hep boş kaldı sevgili… Meğer ne çok bilinmeyenin varmış. Gözlerime bomboş baktığında anladım… En büyük zaafım oldun ilk günden beri… “Hayır” diyemediğim, asla reddedemediğim… Hayatımdaki en büyük yaram oldun son zamanlarda… Her gün kanayan, geçmek bilmeyen… “Geçen iz bırakır, geçmeyen yara…” hiç geçmeyen izim ol isterken, her gün kanayan yaram oldun. Ama bazen yaralarımızı kanatmak, zaaflarımızdan vazgeçmek, unutmak pahasına reddetmeliymiş insan sevdiğini… Umarsızca “en sevdiğim” tarafından reddedildiğimde anladım… Artık ne kendime güveniyordum ne de geleceğine inanıyordum. Yorgundum… Her şeyden, herkesten vazgeçmiştim. Zaten sen yoksan başkası da olmamalıydı… Her defasında kendime yenildim… Bende dünyalara bedel, sende silik anılarımızı toplayıp yaktım… Kalbimdeki yangın bile aşkımı yakıp kül etmeye yetmedi. Yapamadım, yine yenildim… Defalarca başka bedenlerde buldum kendimi… Ama yapamadım. Aşkım nefretimi yendi… Yine yenildim… Sen yokken yanımda, uzun uzun,...

Devamını Oku

Hayat

Başta yanımızda sandığımız insanların, arkamızda olduğunu öğrendiğimizde başlar hayat… İlk defa sırtımızdan vurulduğumuzda kendimizi büyümüş hissederiz. Biz mutlu olmak isterken, hayat bize hep acı tarafını gösterir… Dayanmaya, katlanmaya çalışırız. Mutluluğu bekleriz inadına… Hayata sağlam durduğumuzu, hiçbir darbenin bizi yıkmadığını kanıtlamaya çalışırız. Ama öyle bir gün gelir ki, yediğimiz darbeler mutlu olduğumuz anları 3’e, 5’e, 10’a katlamıştır… Artık ne dayanacak gücümüz vardır, ne de yarının güzel olacağına dair beslediğimiz umutlar… Uzun cümleler kurmayı bırakırız, konuşmaya bile gücümüz yoktur çünkü. Olanlara tepkisiz kalmayı yeğleriz, “daha kötü ne olabilir ki” diye düşünmekten kendimizi alıkoyamayız…  Verilecek cevap çoktur aslında, ama yorgunuzdur ve susmak en kolayıdır. Kolay ve sakin… Çok isteriz konuşmayı, derdimizi anlatmayı… Ama hayat o kadar üstümüze gelmiştir ki, sesimizi çıkaramayız… Dışarıda uzun süre kalmış bir çocuğun annesinden yediği tokatlar gibi haksızdır hayatın bize attığı tokatlar… Görünüşte suçlu, içte temiz ruhumuza… Çoğu zaman, “hayattan vazgeçmek, her şeyden umudu kesmek bu kadar çabuk mu olmalıydı” diye düşünürüz. Tutunacak dal ararız. Yeterince kötü olan hayatımızı, bu kadar basit bitirmek istemeyiz. Yalnızlıktan o kadar sıkılmışızdır ki kötü insanları bile özleriz. Eskiden tövbe ettiklerimizi, şimdilerde yalnız kalmamak adına geri isteriz. Hayatın kötü ve acımasız tecrübelerinden akıllanmayıp, yeni insanlar alırız hayatımıza. Yeni insanlar, başlangıç sandığımız yeni sonlar… Her ne kadar kötü bir yaşam geçiriyor olsak da kendimizi güvende hissetmek, birilerine bağlı kalmak isteriz… Sevilmek isteriz mesela, bir zamanlar çok isteyip de yaşayamadığımızı yani… Mesela yalnız kahvaltı etmek...

Devamını Oku

Ramazan ve Yılın İlk Mahyası: Daha Karpuz Kesecektik

Erden ÖZKANT Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının emekliye ayrılmalarının ertesi günü, 30 Temmuz Cumartesi, Taraf gazetesinin zekâ ürünü manşeti şöyleydi: DAHA KARPUZ KESECEKTİK Doğrusu komutanların emekliye ayrılmalarının ertesi günü gazetelerin gerek manşetleri gerek köşe yazıları, bir Danıştay saldırısı ertesinde atılan manşetlere ve yazılan yazılara göre, Ergenekon operasyonlarının ertesinde atılan manşetlere ve yazılan yazılara göre daha demokratikti. Hatta 29 Temmuz günü saat 18 civarında emekliye ayrılan askerlerin haberini ‘son dakika’ alt yazılarıyla veren haber kanalları hemen canlı yayınlara geçmeyip program akışlarını devam ettirdiler. (Tabii Banu Güven ve Can Dündar ile yolları ayrılan NTV hariç) İşte Tüm Gazetelerin 30 Temmuz Manşetleri…...

Devamını Oku

Komutanlar İstifa Etmişlerken Bir Yaz Günü…

Erden ÖZKANT Sıcak bir yaz günü… Ofisimde çalışıyorum… Gündemde Genelkurmay Başkanı ile komutanların emekliliğe ayrılmaları var…Taraf gazetesinin “Daha karpuz kesecektik” manşeti ile Radikal gazetesinin “Koşaner: İstifa ediyoruz, Erdoğan: Siz bilirsiniz” manşetinin büyük ses getirmesi… Yazarlardan Ahmet Altan’ın Taraf’taki “Peki” başlıklı harika yazısında “Dağlıca’da, Aktütün’de, Hantepe’de, Silvan’da “onurunuz” neredeydi, niye bir taneniz bile istifa etmedi? Orada istifa etmeyen generalin, “terfi kavgasında” istifa etmesi aslında askerlik adına utanç vericidir.” yazması… Emin Çölaşan’ın gittiği bir ülkede Türk Okulunun bulunmasından dolayı duyduğu üzüntüyü gösteren, bu okulun orada bulunmasından dolayı sevinip “Vay bee adını yazamadığım bu ülkeye bile gelmişler” demesi gerekirken okulu Deniz Feneri ve Diyanet’e bağlayarak akılları bulandırmaya çalışan yazısı… Yılmaz Özdil’in “Sayaçlar ölmez, vatan bölünmez” başlıklı yazısı ile yine garip mesajlar vermeye çalışması… Bazı yazarların, komutanların istifalarından dolayı bir oturup ağlamadıklarının kaldığını resmeden yazıları… İnternet Andıcı İddianamesinin, mahkemece kabul edilmesi… Ve kulağımda Feridun Düzağaç’ın “Beni Bırakma” şarkısı… … Ramazan’ın gelmesi… Havaların sıcak olması… Ve gündemin de sıcaklığı… … Bilgisayarımın başında yazı ile uğraşırken, televizyonda hafta sonu programları… Türkiye’nin en çok izlenen iki haber kanalı… İkisinde de yemek programı… Oktay Usta’nın programı gibi değil bunlar… Adamlar, lokantalara gidiyorlar ve milyonların önünde kebap, mangal falan filan yiyorlar… Garip ağız hareketleri, “Hımmm… Çok lezzetliler” eşliğinde… Kendilerini izleyenlerin içinde maddi imkânları olmadığı için o yemekleri yiyemeyeceklerin olduğunu hiç düşünmeden… Bazen görgüsüzlüğe varacak şekilde… … Bir de Milliyet’ten Çetin Altan’ın, oğulları Ahmet Altan ile Mehmet Altan’ın yazma...

Devamını Oku

Ekonomik Durum ve Suç

Yoksulluk suç üzerinde ya doğrudan doğruya ya da dolaylı yoldan etki eder. Karnı aç olan bir kişinin çalışma eğilimi oldukça yüksektir. Yoksulluk ve zaruret insanların kötü mesken şartlarını ve bu tür ikamet bölgelerine sığınmış olan suçlularla daimi temas etmelerine sebep olur. Ayrıca çocuklar suçluların yaptıkları kötü hareketleri taklit etme imkânını bulmalarına, anne ve babanın aynı zamanda çalışmaya mecbur olmaları dolayısıyla da çocuklar ile yakın ilgilenememeleri suça yönelmeye sebep olabilir.Genelde ekonomik durumları iyi olmayanların daha fazla suç işlediğine dair bir ön kabul bulunmaktadır. Farklı bölgelerde ve ülkelerde yapılan araştırmalar sonucunda bu görüşü doğrulayan ve yalanlayan sonuçlar elde edilmiştir. Bununla birlikte, istatistikler bireylerin ya da ailelerin ekonomik durumları hakkında tam bilgi vermekten uzaktır. Örneğin zengin sınıfın işlediği suçlar (beyaz yaka suçları), genellikle istatistiklerde yer almamaktadır.[1] Yüksek gelir sahibi suçlular, yakalanma veya mahkûm olma olasılıklarını azaltmak üzere; suçlarını planlamaya, iyi avukat tutmaya ve rüşvete, daha fazla para harcama eğilimindedirler. Çünkü onlar için katlandıkları bu maliyetler, hapis cezası aldıkları zaman karşılaşacakları maliyete oranla daha azdır. Bununla birlikte düşük gelirli suçlular bu imkânlara sahip olmadıkları için ve para cezası ödeyemedikleri için hapis cezasına katlanırlar; onların hapishanede geçirecekleri zamanın maliyeti, para cezasının maliyetine göre daha düşüktür. Zengin suçlular para cezası ödeyerek de hapis cezasından kurtulmakta ve böylece bu suçlular mahkûm istatistiklerinde yer almamaktadırlar.[2] Bununla beraber, yoksul kesim, hayat şartları iyi olmayan ve suç teşkil eden hayat tarzıyla devamlı temas halinde olan bölgelerde yaşamaktadır. İşsizlik, fakirlik...

Devamını Oku

Senin Neslin Değil, "Yeni Türkiye'nin Yeni Nesli"yiz Yılmaz Özdil

Erden ÖZKANT Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, 29 Temmuz Cuma günü Ermenistan’ın yeni nesliyle başladığı “Benim neslim” başlıklı yazısında ülkemizin ‘yeni nesline’ çakıyordu şu cümlelerle: “… Benim neslim ise… ‘Hepimiz Ermeni’yiz’ diye sokaklarda yürüdü. Benim neslimin gazetecileri… Soykırım Anıtı’na çiçek koydu. Saygı duruşunda bulundu. Benim neslimin liboşları ‘Atalarımız soykırım yaptı, özür diliyoruz’ diye imza kampanyaları açtı.’’Öncelikle Özdil, çok okunan ve de sevilen bir yazar. Bunu kabul etmek lazım… İlginç konuları bir araya getirerek, bol üç nokta (…) kullanarak, az kelime ile yazı yazıyor. Sabah yazarı Yavuz Donat da yazılarını az kelime ile yazıyor ama o daha ciddi konulara değiniyor. Özdil gibi ironik yazmıyor. Ayrıca ve bence en önemlisi Özdil gibi halka hakaret etmiyor. Demokrasiye saygı duyuyor. Halkın kararlarına saygı duyuyor. Özdil öyle mi? Hayır… Daha liberallere ‘liboş’ dememesi gerektiğini bile bilmiyor… Halka ‘bidon kafalı’ filan diyor. Halk AKP’ye oy veriyor diye halka kızıyor, AKP’ye kızıyor, liberallere kızıyor, cemaate kızıyor, BDP’ye kızıyor… (Hatta BDP’li Ahmet Türk’ün ev adresini verdi açıkça bir zamanlar hatırlayınız. Bir de İzmirli Özdil’in, İzmir’de bazı insanların BDP’lilere saldırmaları karşısında yazdığı yazısını ve tavrını hatırlayın) Yani sadece ve sadece kendisi gibi olanları seviyor Özdil. Diğerlerinden hiç hazzetmiyor. Kendi neslinden de bu yazıdan anladığımız üzere hoşnut değil. Çünkü biz “Yeni Türkiye’nin yeni nesliyiz”. Acaba Özdil netcek...

Devamını Oku

Ramazan Niçin Gelir!!!

Mainz, 28.07.2011   Ramazan geldiĝinde Anadolu insanımızda tatlı bir telaş başlar. En zengininden en yoksuluna hemen herkes Ramazanda farklılaşmak için daha bir rikkat ve dikkatle davranır. Dinine pek ehemmiyet vermiyen lakayt insanlar bile daha bir özenle davranırlar. Ramazan ayını, incelmekle- mükellef sofra arasında sıkışıp kalan secüler yaşamı tercih edenleri hariç tutarsak hemen herkes „Pür-Sevinç“ içinde karşılar.Anadolu irfan geleneĝinin mirası içinde Ramazan konusunda çok veciz ifadeler bulunmaktadır. Şimdilerde bu güzel ifadeler cami mahyalarında ışıl ışıl parlamaktadır. Ancak bu veciz ifadelerden bir tanesi var ki bize göre mana baĝlamı dikkate alınmadıĝında lafzi olarak pek de doĝruyu yansıtmaz. Biz Ramazan geldiĝinde bir birimizle tebrikleşirken „Ramazanınız Mübarek Olsun“ deriz. Oysaki Ramazan zaten mübarektir. Doĝrusu „Ramazan Bizi Mübarek Kılsın“ şeklinde olmalıdır. En azından mana olarak bunu kastetmek gerekir. Zira içinde bin ay`dan daha hayırlı (Kadir Gecesi) bir geceyi barındıran iklim zaten mübarektir. Öyle bir gece ki bir ömre bedel. Yani öylesine bereket dolu… Hiç şüphesiz Ramazan iklimi hemen hepimizde şöyle yada böyle bir çok deĝişikliĝe yol açar. Hem „Diĝer-Gam“ olma noktasında ve hem de hayatımıza „Çeki-Düzen“ verme noktasında daha bir titiz oluruz İsyan ve günah konusunda diĝer zamanlara nazaran daha dikkatli davranmaya gayret ederiz. En celallimiz bile biraz daha mülayim olur. Bütün bunları saĝlayan muhteşem bir mekanizma vardır. Bu kendiliĝinden oluşuverir. Allahın kevni yasalarından biri olan bu mana iklimini „Akl“ yoluyla anlamak mümkün deĝildir. Bunun için tam teslim olmuş bir „İman“ gereklidir. Şair ne...

Devamını Oku

Başörtülüsün Sen Başörtülü Kal!

Erden ÖZKANT Bu hafta Milliyet gazetesinin Pazar ekinden Mehmet Tez’in köşe yazısı dikkatimi çekti. Dedim ki “biraz bekleyeyim”, belki sonra yazarım… “Ne ayaksın kızım sen” başlıklı köşe yazısında Tez, başörtülü bir okurunun mektubunu yayınlamış. (Ben hiç “başörtüsüz bir okurumun mektubunu yayınlıyorum” diyen yazar görmedim, siz gördünüz mü?)Yazının sonunu yazar şöyle bitiriyordu “Ne ayaksın kızım sen hakikaten? Önyargıları falan yıkmak üzere and içmişsin sanki. Başörtüsüyle festivale mi gidilir? Valla şaka bir yana, başörtülü müzikseverin durumu herhalde bu mektuptakinden daha güzel anlatılamaz. Herkese ama HERKESE bol müzikli günler…” 26 Temmuz günkü Zaman gazetesinin yorum sayfasında Yıldız Ramazanoğlu’nun “Başörtülü kadınlar sanattan niye anlamasın?” başlıklı yazısını görünce… Bu yazıyı yazmaya karar verdim ben de… Öncelikle “Ne ayaksın kızım sen” ne demek? Festivallere, konserlere başörtülüler gidemezler mi? Festivaller, konserler sadece açık bayanlar için midir? Namaz kılmayanlar için midir? Bu ülkede başörtülüler, namaz kılanlar konserlere, festivallere gidemezler mi? Gitmiyorlar mı? Dindarlar sanattan, festivalden, konserden anlamazlar mı? Onlar, şarkı dinleyemezler mi? Eğlenemezler mi? İlla konserlere dindar olmayanlar mı giderler? Başörtülü kız, mektubunda geçen yıl ve 2005’te gittiği konser ve festivalde etraftakilerden laflar işittiğinden bahsetmiş… Bazı densizler, “senin burada ne işin var” demişler kıza. Başörtülü kız da “sizin gibi eğlenmeye geldim” demiş… Ve eğlenmiş… Konser sonrası, kıza laf atanlar kızla fotoğraf da çekinmişler… (Herhalde hayatlarında ilk kez başörtülü gördüklerinden “bir hatıra fotoğrafı çekinebilir miyiz” demişler!) Biliyoruz ki ülkemizde çokça densiz var… Size mi soracağız konserlere, festivallere kimin...

Devamını Oku

Emin Çölaşan'ın Onuru

Erden ÖZKANT Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan’la ilgili daha yeni yazmıştım bu sitede. “Ey halkım sana hakaret ettim beni unutma: Emin Çölaşan” başlıklı yazımın ardından hem olumlu hem de olumsuz tepkiler geldi. Yazının altına birkaç yorum yazıldı. Eleştirenler tabii ki çoğunluktaydı…Çölaşan’ın 28 Temmuz Perşembe günü Sözcü’de yayınlanan “Subayın onuru” başlıklı yazısı dikkatimi çekti. Doğrusu yazının tamamını okuyacak sabır yok bende. Dolayısıyla yazının birazını okudum ve bu bile bana bu yazıyı yazdırmaya yetti. Yazısında Çölaşan, 13 askerimizin şehit edildiği Silvan saldırısıyla ilgili şunları yazmıştı kısaca: “Olayda komutanların hatası vardır veya yoktur, bilemeyiz. Ama bundan sonra her baskında ve her şehitte sen oraya İçişleri Bakanlığı müfettişlerini gönderirsen, bu ordu savaşamaz. Komutan ister istemez korkar.” Bu nasıl bir yazı? Şimdiye kadar o bölgede yüzlerce askerimiz şehit oldu. Ciddi ihmal ve hataların yaşandığı ortaya çıktı… İçişleri Bakanlığı da TSK da hiçbirinde Silvan saldırısında olduğu gibi işin üzerine düşmediler maalesef. Doğrusu bu sefer medya işin üzerine düştü ve “ihmal ve hata var mı?” diye yayın yaptı. Hatta ilk kez yandaşıyla candaşıyla… Bir tek Aydınlık ile Sözcü gazeteleri böyle yayın yapmadı… Zaten Sözcü’nün niye yapmadığı Çölaşan’ın bu yazısıyla belli oluyor: Çünkü Sözcü, TSK’nın ve İçişleri’nin yaptığı soruşturmalardan rahatsız… (Niyesini ben bilmem onu benim beyim bilir!) Çölaşan diyor ki “her baskında ve her şehitte sen oraya İçişleri Bakanlığı müfettişlerini gönderirsen, bu ordu savaşamaz. Komutan ister istemez korkar.” Yahu zaten oraya müfettiş göndermezsen şimdiye kadar olduğu gibi...

Devamını Oku

Kişisel Gelişim ve Yolculuk

Çok Sevgili Dostlar; Son dönemlerde televizyon, internet, radyo derken hayatımızın içine hızla yayılan bilgiler arasında “Kişisel Gelişim” diye bir kavram kulaklarımızda çınlamaya başladı. Bireysel olarak hayatlarımızda bu konuyla ne kadar ilgilenmekteyiz bilemiyor olsam bile kulaktan kulağa yayılan bilgiler, internette gördüğümüz başarılı kişilerin hikâyelerinde o harikulade bütünleşmiş yaşamlar veya çevremizde tanıdığımız bildiğimiz arkadaşlarımızda fark etmeye başladığımız o inanılmaz pozitif hisler ve tüm bunların arkasında okuduklarını öğrendiğimiz kişisel gelişim kitapları…Hayatlarımız her ne kadar iyi olsa bile içimizde insan olmanın getirdiği “daha iyisi neden olmasın” sorusuyla başlayan içe ve kendimize olan yolculuklar bizleri kişisel gelişim içerisine çekmektedir. Peki, insanlık ne olmuştu da böyle bir bakış açısı kazanmıştı derseniz eğer şunu hatırlatmak isterim. İnsan dediğimiz varlık bir saniye öncesiyle bir saniye sonrası aynı olmayan ve her an değişen bir varlık; işte bu nedenle insanın kendi içinde böyle bir süreç yaşaması kadar normal bir şey olmadığını kişisel olarak bu süreci yaşamaya başladığınız zaman fark edebiliyorsunuz… Günümüzde insanlar hangi adımlardan sonra bu içe dönüş sürecine girmeye başlıyor dediğiniz anda işte kendi yolculuğunuza çıkmaya başlamışsınız demektir. Bunun için şuan bu yazıyı okurken arkanıza yaslanıp, tüm kaslarınızı 5’e kadar sayıp sıkıp bırakmanızı ve beklide ilk defa yaşıyorsanız fiziksel olarak rahatlama sürecinden hemen sonra başlayan içe dönüş ve Ruhsal rahatlama sürecinin keyfini çıkartmanızı isterim. Bu yolculuk gerçekten kişinin kendinden keyif alabileceği ve bu keyfi hayatının tüm alanlarına yansıtabileceği bir yolculuk. Yaşadıkça, uyguladıkça ve uygulayabilme özgürlüğüne sahip oldukça çıkacağınız...

Devamını Oku

2 Fotoğraf: Acun Ilıcalı ile Farah

Erden ÖZKANT Show TV, Acun Ilıcalı’ya program başına 750 bin dolar (1,3 milyon lira) ödeyecek. Böylece Ilıcalı’nın aylık kazancı 15,5 milyon lirayı bulacak. Afrika’da milyonlarca kişi, açlık ve kuraklıkla karşı karşıya...

Devamını Oku

Üniversite Adaylarına Üç Tavsiye

Meslek seçimi, üniversite tercihi yapmak üniversite sınavlarından daha zor daha stresli bir durumdur. Yapacağınız meslek seçimi hayatınızın en önemli dönüm noktasını oluşturacak ve hayatınız bu seçime göre şekillenecektir. Bu nedenle yapacağınız tercih, istekleriniz doğrultusunda olmalıdır.Bu aşamalardan geçmiş biri olarak diyebilirim ki istediğim bölümde okumanın vermiş olduğu mutluluk içerisindeyim.En önemlisi asla pişman değilim.Tercih yapacak olan adaylarında yerleştirildikten sonraki durumu bu şekilde olmalıdır.Asla okumuş olabilmek için tercihte bulunmayın.Hayatınızın en büyük hatasını yaptığınızı o an anlayamazsınız belki ama ileride büyük bir pişmanlık içinde bulursunuz kendinizi…İstediğiniz bölümü okumanız sadece sizi mutlu etmekle kalmayacak, dolaylı olarak bizleri de etkileyecektir.Öğretmenlik mesleğini isteksiz icra eden biri ile bu mesleği isteyerek seçmiş ve bu mesleği büyük bir istekle icra eden birini düşünelim.Maksimum faydayı hangisi sağlayacaktır?Hangisi canla başla çalışıp bunun neticesinde mutlu olacaktır? Vermek istediğim ilk mesaj şudur: 1-Meslek seçimini kendi istekleriniz doğrultusunda yapın. Çevrenizin baskısıyla tercihte bulunmayın. Zira yapacağınız seçimden etkilenecek olan sizsiniz bir başkası değil. Bölüm seçiminden sonra dikkat edeceğiniz husus üniversite seçimi olmalıdır. Burada üniversiteyi etiket olarak düşünmek gerekir. Mesela; A markası meşhur bir marka olsun B markası da tanınmamış sıradan bir marka olsun. Hangisini tercih edersiniz? Ne önemi var bunun diyenler olabilir. Şöyle ki, işveren olan sen Boğaziçi mezunu olan birini mi tercih edersin yoksa kalitesiz eğitim veren üniversite mezunu olan birini mi tercih edersin? İletmek istediğim ikinci mesajım şudur: 2-Üniversite seçimi en az meslek seçimi kadar önemlidir. Zira çoğu işverenler bu kritere büyük...

Devamını Oku

Yoksun

Kayboldun gittin. Ne adın var ne sanın. Ne de elle tutulur bir kanıt var elimde yaşamış olduğuna dair. Hiçbir şey bırakmadan gittin sen. Sadece aklımdaki hatıralar var seni bana hatırlatmak için. Şu gökteki parlak yıldızlar bile aydınlatamadı senle olan karanlık geçmişimizi. Ne ben kurtarabildim ikimizi ne de sen. Yalnız kalmaya dayanamayan kalbim bile itiraf ettiremedi bana seni tekrar istediğimi.Ne zaman elim uzansa telefona, ne zaman gözlerin düşse aklıma, ne zaman hayal etsem sesini, ne zaman düşünsem eski sararmış günlerimizi farkediyorum ki ne küçük bir umut var elimizde ne de kaçmak için bir kaçış yolu bu suçluluk duygusundan. Çünkü biliyorum ki yaptıklarımız yapmak istediklerimiz değildi. Söylediklerin içinden geçenler değildi. Ve ben. Bende ağlamak istememiştim aslında. Hiçbir gece istemedim. Düşündüm durdum. Hakkında yazılar yazdım. Hakkımızda hayaller kurdum. Asla konuşmadık. Asla dokunmadık. Her zaman kaçırdım gözlerimi. Görmeni istemedim ne kadar yalnız ve umutsuz olduğumu. Duymanı istemedim gözyaşlarımın arkasındaki hıçkırıklarımı. Sadece bekledim. Ama beklemekte istemedim. Seçeneğim olsa bir dakika bile durmazdım orda. Ama yoktu bir...

Devamını Oku

Yeni Dünya Düzeni

Bütün milletlerin, devletlerin önder diye kabul ettiği insanlar ekranlar karşısında barış, demokrasi açıklamaları yaparken, demek ki arka planda nefret tohumları ekilmiş. Samuel Huntington‘un yıllar önce ortaya koyduğu ve büyük eleştiriler alan “medeniyetler çatışması” kuramı bugün kendini fazlasıyla göstermeye başlamıştır.Her türlü davranıştan çıkar sağlamak maksatlı var olan menhus avrupa medeniyeti bugünlerde kin, nefret ve ayrımcılıktan yararlanmaktadır. İslam dünyasını terörist ilan ederek sözde çağdaş devletlere milyarlarca dolarlık silah ekonomisi satan bu çıkarcı medeniyet, bu sıralar avrupanın kendi içerisinden kan kusan bireyler çıkarmaya başlamıştır. Son Norveç’teki kanlı katliamı görenler bu iddaaya parmak basacaklardır. Daha mutlu bir dünya kurmak için var edilen her türlü teknoloji, bugün mutsuzluğun sembolleri olarak ortaya çıkmaktadır. Son yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşı ve büyük katliamlar ayrımcılığın, ırkçılığın ve hoşgörüsüzlüğün boyutlarını ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) 1400 yıl önce haber verdiği kıyamet alametleri bugün gün yüzüne çıkmaktadır. Firavundan bin defa daha şerir liderler bu son dünya düzeninde pay alabilmek adına her türlü mezalimi yapmaktadırlar. Dışı süs içi pis olan bu faydacı medeniyet ve yaralarını tedavi edecek ancak Kur’an-ın eskimez ve incitmez ilaç hükmündeki...

Devamını Oku

Serbest Piyasa Ekonomisi

Erden ÖZKANT Sitemizin yeni yazarı Fikret Bey benden epeyce büyük anladığım kadarıyla. Zira kişisel bilgilerinde emekli yazıyor. Fikret Bey yazısında serbest piyasayla ilgili bir şeyler söylemiş… Bize de serbest piyasayı Fikret Bey’e anlatmak düşer…Mal ve hizmetlerin, bireyler ve bu bireylerin oluşturdukları özel kuruluşlar arasında özgürce mübadele edilmesini savunur serbest piyasa ekonomisi. İnsan davranışlarının temelinde yatan sebeplerin analiz edilmesi ile keşfedilmiş bir düzendir ayrıca serbest piyasa ekonomisi. Bu bağlamda değerlendirirsek piyasa ekonomisinin sistemli bir şekilde çalışmasının iki temel özelliği kişisel çıkar ve kişisel faydadır. Bu iki durum ekonomi biliminin kurucusu olarak da bilinen Adam Smith’e göre ekonomik olayların temelini oluşturur. İlk günden beri serbest piyasa ekonomisi savunucuları, piyasa ekonomisinin geçerli bir ekonomik sistem olmaktan çok, birey özgürlüklerinin ve refahının temel garantisi olduğunu vurgulamışlardır. Kişilerin doğuştan gelen temel hak ve hürriyetlerini hayat, hürriyet ve mülkiyet olarak belirten liberal filozofların bunlardan birisine herhangi bir dışsal etmenin değişik sebepler öne sürerek müdahale etmesini diğer kişi haklarına da müdahalelere gebe olacağını öngörerek mülkiyeti ve bundan dolayı miras ve veraseti kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin özü olarak kabul eder. Ayrıca etkin bir üretimin ancak kişilerin ve özel kuruluşların mülkiyet edinerek ve bu mülkiyetleri üzerinde tasarrufta bulunarak gerçekleşebileceğine inanılmaktadır. Piyasa ekonomisi devlete karşı değildir Piyasa ekonomisi devlete karşı değildir. Sadece devletin piyasa ekonomisine müdahale etmesine, yöneticilerin bir grubu diğer başka bir gruba göre avantajlı konuma getirecek sübvansiyonlara, regülasyonlara yahut diğer grubun vergi yükü altına sokulmasına karşı...

Devamını Oku

Emre Kılıç Ne Bu Şiddet Bu Celal?

Erden ÖZKANT Bizim sitenin yazarı Emre Kılıç’ın “öfke” başlıklı yazısı dikkatimi çekti… Okudum… Yazı “Allah belanızı versin” diye başlıyor…Ardından “girmeyeceğim entel muhabbetlere, öfkemi yazacağım” diyor… “Dünya o kadar adaletsiz ki derdimi kime anlatsam anlamaz” diyor sonra… Ve Emre’nin yazısı “Söz veriyoruz! İnsanca yaklaşacağız sivil itaatsizliklere… Ciplerimizin arkasına bağladığımızda leşlerini onların en dikensiz yollardan indireceğiz ovalara söz! Militanlar ne kadar pusu kurmuşsa biz o kadar çıkıp karşılarına sıkacağız alınlarına. Müzakere süreçlerine balta vurmayacağız. Türk’e uzanan her eli müzakerecilerle birlikte kıracağız!” diye bitiyor… Anladığım kadarıyla BDP’nin sivil itaatsizliğinden bahsediyor Emre… Yine anladığım kadarıyla devletin, Kürt sorununu bitirmek için yürüttüğü müzakerelerden de rahatsız… Peki ya “Türk’e uzanan her eli müzakerecilerle birlikte kıracağız!” ne demek? Birincisi… Emre yazısında “Dünya o kadar adaletsiz ki derdimi kime anlatsam anlamaz” diyor ya haklı… Çünkü böyle bir yazıyla istediğini elbette anlatamaz Emre… İkincisi… Emre’nin Zeytinburnu’nda yaşananlardan haberi var mı? İki halk karşı karşıya getirilmek isteniyor… Ve maalesef Zeytinburnu’nda iki halk karşı karşıya geldi. Bu durum başka yerlerde de yaşanırsa sonuç ne olur? Hiç düşündünüz mü? Üçüncüsü… 13 askerimizin şehit edildiği Silvan saldırısı ile ilgili bazı ciddi ihmal ve hata iddiaları var… Bu iddiaları görmezden gelmek ne kadar doğru acaba? Aynı bazı basın yayın organlarımızın yaptığı gibi bu saldırıları hükümete, müzakerelere yüklemek ne kadar doğru? Orduya “bu iddialar doğru mu” diye sormamak ne kadar doğru acaba? Saldırıyla ilgili “bölge komutanı Ünal Karaosmanoğlu’nun ihmalleri nelerdir” diye sormamak ne kadar...

Devamını Oku

Madem Döveceksin, Niye Berabersin Be Birader?

Erden ÖZKANT Son günlerde kadınlara yönelik şiddet haberlerinde büyük bir artış var… Ayşe Paşalı cinayetinin ardından Sivil Toplum Kuruluşlarının ve medyanın dikkatini ayırdığı bu konu önemli… Zira her geçen gün artıyor kadın cinayet haberleri…Örneğin… Kızının eski sevgilisi Gazi Baltacı tarafından bıçaklanarak öldürülen Ankara 16. İcra Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü ve Büro Emekçileri Sendikası (BES) İşyeri temsilcisi Nejla Yıldız’ın cinayet davası, öldürülmesinin üzerinden tam 9 ay sonra açıldı. Davanın ilk duruşması 19 Temmuz Salı günü Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü… Konya’da bir adam, M. T adlı kadını 4 gün dövmüş ve daha sonra bir otobüs durağına bırakmış… Yani kadına şiddette son durak… Devletten 2 adım… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kadın ve çocuklara yönelik şiddet olayları hakkında Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK) konunun tüm yönleriyle araştırılması ve incelenmesi amacıyla görevlendirirken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Kadına şiddet uygulayan erkek elektronik kelepçeyle izlenecek”...

Devamını Oku

Analar Aĝlamasın!!! İyi Ama Nasıl?

Mainz, 22.07.2011   Bir kaç maceraperest Osmanlı paşasının ülkeyi 10 yıl içinde nasıl da büzüştürüp başına binbir dert açtıkları herkes tarafından biliniyor. Osmanlı saray bürokrasisi tarafından yeniden dizayn edilen ve adına Cumhuriyet denilen rejim hakimiyetini saĝlar saĝlamaz kendi halkının ensesinde boza pişirmek için her türlü zecri tedbire başvurmaktan kaçınmadı. Zamanında moda olan „Ulusalcılık“ akımının da etkisiyle mavi gözlü sarışın yepyeni saf bir ırk ve ona mensup yeni bir tarih, yeni bir din, yeni bir yazı, yeni bir dil, hulasa tamamen yenilenmiş gıcır, gıcır bir ulus yaratmak için mühendislik çalışmalarına başlayan pozitivist kadroların bu yeni bir ulus yaratma hevesi bugünlerdeki „Terör“ belasının yegane sebebidir.Şimdi ben, kendilerini „Kürt“ olarak tarif eden kardeşlerimize bu zorba rejimin her tür zulmü reva gördüĝünü, Dersim`den Diyarbakır Cezaevi`ne ve oradan „Kart-Kurt“ tipi tahfif ve tazyiflere, Anaların evlatları ile işaretleşmek zorunda kalmalarına ve daha nicelerinden bahsedebilirim. Ancak bir şeyi hatırlatmakta fayda var ki bu rejim sadece onlara zulmetmedi. Dindar-mütedeyyin insanımız mensubiyetine bakılmadan her türlü zulme uĝratıldı. Bunu söylerken büyük çoĝunluk rejimin hışmına uĝradı, biraz da size olmuş ne var bunda demiyorum. Tam tersine eĝer Kürt halkı secüler yaşamı benimsemiş olsa yahut bir başka ifade ile ülkenin diĝer kesimine göre daha dindar deĝilse bile din alanında çok daha hürmetamiz olmamış olsaydı bu zulme uĝramazlardı. Bu aĝır bir iddia gibi gelebilir ancak bana göre kemalist kurucu felsefenin dindarlardan başka düşmanı yoktur. Unutmayın Ülkede adı „İslamcı“`ya çıkmış bir iktidar tam...

Devamını Oku

Şehitler…

Şehitler… Bir dakika bile sürmeyen haberlerin yüreğimize düşürdüğü acı filminin başrol oyuncuları… Onları hiç düşündünüz mü? Hiç yedikleri kurşunun acısını hissetmeye çalıştınız mı? o şerefle müşerref olduğuzu hayal ettiniz mi hiç?Patlayan her bombanın kurulan her pusunun ardından ‘uğurlar olsun aslanım’ diye uğurlanan başka insanoğlu gördünüz mü? Şehitlerimiz… Nazlı ay yıldızın çocukları,insanlık aleminin baş kahramanları… Geride bıraktıklarının yerine kendinizi koydunuz mu hiç? Hiç başınıza öfkeden ağrılar girdimi anasını sattığımın haberlerini duyunca! Ne için öldükleri yüzünüze çarptıkça başlarınız yerlere düştümü? Babasını bir kez bile göremeyen çocukların mahzunluğunu hissedebildiniz mi? Henüz yirmisinde yirmibeşinde bırakıp yurdunu ocağını önden gitmek nasıl bir cesarettir bildiniz mi? Kıskandınız mı mahşerdeki hallerini gıpta ederek? Şehitlerimiz… Onlar öndeler..Hepimizden bir kaç adım önde. Uzaktan izlediklerine inandığım bizlerin utanmak makamından elleri titreyerek yazıyorum bunları. İte çakala boyun eğmeyişlerin,gerekirse can verişlerin sahiplerini tekbirlerde bulduğunuz oldu mu hiç? ‘hiçlik makamını’ tabutlarını görünce ruhunuzda hissedip titrediniz mi ? Türkülerin acı cenahlarında suretleri canlandı mı kafanızda? En hürmetli yarin,Annelerin acısını tahayyül etmeye hayal gücünüz yetti mi? Habille Kabil’in kavgasından başlayan bu savaş daha kaç tanemizi alacak aramızdan acaba? Kaçımız daha Hasan Sabbah müridlerinin kahpelikleriyle tanışacak? Bilmiyorum…Bildiğim her birinin bir kez daha gelseler Dünyaya aynı gidişle gitmek isteyecekleridir… Bildiğim Türkülerinin susmayacak olduğudur! Tırnaklarınıda yolsanız takipçilerinin durmacaklarıdır! Tuzakların durduramayacağı fetih ordularının küfür surlarını yıkacağıdır! Seslerimizi kısamayacaklar! Bizi durduramayacaklar! Yeni destanların, küfür temsilcileri olan onlar, Her bir delinin elinde ölümü tadacaklar! ”Varlığını Türk varlığına armağan etmeyenlerin” varlığına...

Devamını Oku

Manevi Kerbela: Fikir

Fikir… Dört bir yanı alevden perdelerle kuşanmış filistin askısı gibidir. Yaşına, mesleğine, ırkına, dinine bakmadan asar insanı ellerinden gerdirip kalın direğine, yakar tüm sualleri birer azap misali, ayakların havada acıdan başka herşeyi düşünmek istersin, ama başaramazsın. Çilesini çekersin fikrinin senden öncekilerin hiçbirşey elde etmediğini bile bile, bu yolun tam olarak nereye çıkacağını tahmin edemeden çekersin… Az ya da çoktur çilesi, nefsin ne kadarını kaldırıyorsa sırtına o kadarı yüklenir.Evreleri vardır fikrin her biri nobel alacak romanlar gibidir yaşamakla yazmakla bitiremezsin. Heyecanıda bambaşkadır sebatıda azabıda… Fikir, silahın insanlardan alamayacağı tek ziynettir. Tanklarlada çiğnense o naciz vücudun ezilen sadece bedenin olur, fikir ruhunu kuşatıp çıkartır o acılı zamandan, uzaklaştırır insanı iklimi değersiz dünyadan. Fikir, kuşatmalar altındadır çoğu zaman, ama düşmanlarının değil kendi sorularının, kendi sorunlarının kuşatması altındadır. Cevabını bulamadığında kanını hızlandırır, adamı delirtir. Akıllı işi değildir fikir, onu zamana ve mekana hapsetmekse imkan sınırları dahilinde değildir. Birden çok yönü vardır insanoğlunun ama fikir yönlerin hepsine yön verendir. İnsan ruhunun anayasasıdır fikir. Ceza kanunu ise vicdandır bu anayasanın. Ve dünyanın çekmekle bitmeyen en büyük cezasıdır. Hele gencecik bir yaşta bugün ‘kardeşen öte’ bildiğin bir adamla bir sokak karşılaşmasıyla başlamış ise bu serüven tarifsiz bir kahramanlık öyküsüdür. Kimsenin bilmediği, kimsenin anlamadığı ve anlatmayada çalışmadığın bir öyküdür. İstanbul’u kuşatmak kadar heyecanlı, Uhud’da salınmak kadar mübarek… Fikir, bazen gitmeni gerektirir heryerden, kaçmanı gerektirir. Çıkmazlarının arasında boğazına takılan nefesini rahata kavuşturmak için ‘Kardeşten ötelerden’ bile öteye gidersin....

Devamını Oku

Serbest Piyasa Ekonomisi(!)… Bakın Hele Neymiş…

“Serbest Piyasa Ekonomosi” ne demek, diye soruyordun ya bana, işte bak neymiş! 16 ülkeyi, hem de defalarca gezdim. Türkiye’de olduğu gibi, fiyatlarını gizleyen; fiyat listesi asmayan otel-motel-restaurant-cafe-diskotek-bar… Hiç ama hiç bir ülkede tanık olmadım… Sattığı ürüne fiyat etiketi koyamayan bu kadar korkak esnaf, Türkiye’den başka ülkede yok… Türkiye’de cafe-bar-restaurant-müzikhol-diskotek vb. mekânların kapısından içeri girersiniz ama çıkarken ne hesap geleceğini bilemezsiniz…Sırdır adeta! Gelen hesabı kuzu kuzu kabul ederek, mecburen (!) öder, içinizden bir sürü küfür, beddua ederek, o zalimlerin kapısından çıkarsınız… Gelişmiş olduğunu iddia edeni bırak, bizim kadar bile gelişememiş bir çok ülkede bu, asla böyle değil… Oralarda öncelikle çok şeffaf olarak, kapıda/girişte kocaman kocaman herşeyin fiyatının, tek tek yazılı olduğunu görürsünüz. Oradaki -insan yerine konan- o insanlar, mekândan çıkarken, ne hesap ödeyeceklerini çok iyi bilirler… Türkiye’de bu neden olmaz. Yahu heeeyyy… Eğlence yeri işleticileri, huuuu! Sizi çok mahcup edecek fiyatlar mı uyguluyorsunuz da fiyatlarınız sır gibi saklı? Utanacak ne var efendiler, yazın fiyatlarınızı da, dünyada olduğu gibi, benim yurttaşım da cebinden çıkacak parayı bilerek girsin mekânına… Ama hayır, yazmaz, ilan etmez, duyurmaz… Duyuramaz! Çünkü önce, yurttaşına hak ettiği değeri vermez… “Müşteri velinimetimizdir” safsatasını yazıp, dükkânına asanlar da çokcadır, hani! Velinimet, öyle mi? Cebinden çıkacak parayı bilmeyen, kuzu velinimet! Bunlar, nasıl olsa böyle yasal bir takipte değildir… Yasası vardır ama, bu konuda o yasayı uygulayacak, tâkibi yapacak mekanizma yoktur… Birçok mağazada da bu böyle değil mi? Adam, sattığı ürüne yasal...

Devamını Oku

T.C. Mevzuatı Çerçevesinde Paylaşım Amaçlı Çevrimiçi Uygulamaların Hukuki Durumu

Özet : Halen Türkiye`de halihazırda kapsamlı düzenlemelerin yapılmamış olması internet ortamının sağlam bir hukuki zemine oturmasını engellemektedir.  Ayrıca teknik olarak konuya vakıf olunmaması sebebiyle web siteleri hukuki olarak doğru bir şekilde nitelenememektedir. Kamuoyunda bilindiğinin aksine, bir çok adli olayda, kapatma talebi, doğrudan web sitelerine karşı yöneltilmemektedir. Yapılan şikayetlerde esas suç teşkil eden, web sitesi içerisinde 3. şahıslar tarafından oluşturulan gruplar/koyulan videolar ve sair içeriktir. Ancak Türkiye`de url filtreleme sistemi olmadığından doğrudan web sitesinin erişiminin engellenmesi gündeme gelmektedir. Ayrıca şahısların birbirlerine hakaret etmesi, tehditte bulunması durumlarda da yine suçun işlendiği mahal olduğu için web siteleri erişiminin engellemesi tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Ancak burada web sitesi kayıtları sadece kanıt niteliğinde olup, doğrudan web sitesi ile ilgili bir yargılama söz konusu olmamaktadır. Bir web sitesinin doğrudan doğrudan erişiminin engellenmesi, ancak 5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla Yapılan Suçlarla Mücadele Hakkında Kanun`da belirtilen katalog suçlardan birinin ilgili web sitesi tarafından işlenmesi sonucu olabilir. Kanaatimizce web siteleri bir servis sağlayıcı konumunda olup, 3. şahısların koyduğu suç teşkil eden içerikten sorumlu tutulmaması gerekir. Ancak uygunsuz içeriğin yayınlandığı tespit edilen web sitesi yetkililerinin kendilerine bir ihbar geldiği taktirde, ilgili içeriği değerlendirip uygunsuz içeriği kaldırmakla sorumlu olacağını söyleyebiliriz. Youtube örneğinde, www.youtube.com yetkililerine Atatürk`e ilişkin hakaret içeren videonun kaldırılması için talepte bulunulmuş, ancak konu ile ilgili www.youtube.com yönetimi bir girişimde bulunmamıştır. Bunun üzerine www.youtube.com web sitesine erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Ancak www.facebook.com Türkiye`de...

Devamını Oku

Öfke…

Allah belanızı versin! Son dakika haberleri yankılanıyor kulaklarımda. Gözlerim rutin aralıklarla öfkemi vuruyor ekrana. Söz geçiremiyorum kendime, ellerim klavyemin üzerinde dalıyorum bu acı cehennemine… 13 asker şehit olmuş az önce. Bir sürü de yaralı. Girmeyeceğim entel muhabbetlere, öfkemi yazacağım.Dünya o kadar adaletsiz ki derdimi kime anlatsam anlamaz. Ne suçları o çocukların vatanlarını sevmekten başka? Hangi avuntu yüreğine su serper ciğeri yanan Annelerin. Ve Aşkları bitmez tükenmez bu azabın pençesinden kendilerini nasıl kurtarabilir? Hiç düşündünüz mü? Vatan için ölmek güzeldir, hoştur lakin ardında bıraktıklarına tarifsiz bir acı yaşatır. Onlar kurtulmuşlardır amenna peki ya ardında bıraktıkları ne olacak? Onlar nasıl kurtulacak şimdi bu cendereden… Televizyonu sardı Güvenlik Uzmanlarının, Milletvekillerinin, Öğretim görevlilerinin yorumları, eleştrileri… Sanki bir halt oluyormuş gibi nefes tüketiyorlar. Biz çok izledik bu filmi, Çok defa tadına baktık aynı acının, bir çok defa gözlerimiz avına kenetlenmiş bir kartalın şecaatini nakşetti suratlara… Ama bitiremedik… Demokrasi, insan hakları, barış süreci, sorumluluk çağrıları… Tamam yahu hepsine kabuluz biz. Söz veriyoruz o şerefsizlik abideleri şehitlerimizin haklarını ne kadar gözetmişlerse bizde o kadar haklarını teslim edeceğiz onlara, onlar ne kadar barışcıl yollarla yaklaşmışlarsa bizde öyle yaklaşacağız, merak etmeyin toplumsal kargaşa çıkmayacak söz veriyoruz , bilmem kaç bin insanımıza , bilmem kaç bin dolarımıza mal olan bu terörü en sorunsuz halde çözeceğiz emin olun. O parti bu parti değil muktedir olduğu iddiasındaki iktidara hiçbir engel teşkil etmeyeceğiz. Rahatlıkla diyalog sürecine devam edebilirler. Sanmayın ha ne için...

Devamını Oku

Çok Fena Seviyorum!

Nasibinde varsa görmek, kırk yıllık kör olsan kaç yazar? Ben tuhaf bir cenderede sıkışıyorum şimdilerde… Hiç görmediğim birini seviyorum. Ulaşamadığım, tutamadığım ellerinin sıcaklığıyla içimi ısıtıyorum. Ve bir nebze bile tanımadan onu herşeyini biliyorum. Onu, çok fena seviyorum !Hiç göremediğim gözlerinin içinde inci gibi pırıldayan ışıltıyı görüyoruım. O enfes kokusu öldürüyor burnumun tüm yeteneklerini… Biliyorum kimsenin anlamadığı beni ağzıma açmadan anlayacak sevgilim… ”Leb demeden” derler ya hani işte öyle… En güzellerin layığı o olacak, ikinci baharım, ilahi ikramiyem …Savrulan gençliğimin, yıkılan dallarımın arasından isyankar bir köle gibi çıkıp beni özgürlüğüme kavuşturacak, hissediyorum… Görmeden daha bir kez bile gözümle şunu iyi biliyorum: Dünyamın merkezi o olacak. Sinemada hep en güzel yerde oturup izleyecek filmleri, benim filmi değil onu izliyor olduğumu bilmeden… Göl kenarında birbirimize bakarak attığımız oltanın ucunda bir balığa yem değil dünyaya aşk kırıntısı armağan ettiğimizi söylemeyecek kimselere… Bilim bile açıklayamayacak elleri terlediği halde neden hala ellerimi sıkı sıkıya tuttuğunu ve rüzgar saçlarını kıskanacak benden, hasetle esip geçecek… Hüzünle hemhal olan ‘benim’ rönesansım olacak sevdiğim manifestosu, bildirgesi, silahı ve ordusu olmadan zaptedecek tüm kalelerimi. Direnemeyeceğim… Ya Rab ! Bu ne şanlı bir fetihtir ! Eskimeden, eskitmeden tek bir anı bir sarraf titizliğiyle saklayacağım. Gülüşünü, bakışını, öpüşünü şerha şerha işlediği zihnimin en büyük tımarhanesinde onu sevdiğimi haykıracak deliler yetiştireceğim… Onu çok fena seviyorum ! Halt etmiş şairler… Sevmek neymiş hepsinden iyi biliyorum ! Hayal bile edemediğim çocuklarımın kucağında uyuduğu fotoğraf geliyor...

Devamını Oku

Üniversitelilere Duyurulur…

Erden ÖZKANT Hürriyet gazetesi Ankara eki yazarı Oya Armutçu’nun “Üniversiteliye kopya cezasına iptal” başlıklı yazısından… Üniversitelilere duyurulur… “DANIŞTAY 8. Ceza Dairesi’nden, kopya cezası alan üniversite öğrencilere iyi haber geldi. Danıştay, bir üniversite öğrencisine kopya çektiği iddiasıyla yüksekokul müdürlüğünce altı ay okuldan uzaklaştırma cezası verilmesini hukuka aykırı buldu.Danıştay, “Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde böyle bir ceza yok” kararı verdi. Bakın dava şöyle açıldı: Bir yüksek okulda okuyan öğrenci kopya çektiği iddiasıyla sınavdan çıkarıldı ve hakkında disiplin işlemi yapıldı. Yüksekokul Müdürlüğü öğrenciye altı ay okuldan uzaklaştırma şeklinde disiplin cezası verdi. İdare mahkemesinde dava açtı Öğrenci bu işleme karşı Hatay İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde böyle bir ceza bulunmadığı, bir veya iki yarıyıl okuldan uzaklaştırma cezası verme yetkisinin de Disiplin Kurulu’na ait bulunduğu gerekçesiyle, bu cezayı iptal etti. Temyize ret Yüksekokul Müdürlüğü öğrencinin kopya konusunda samimi ikrarı bulunduğu, bu nedenle de bir alt ceza verildiği gerekçesiyle mahkeme kararını Danıştay 8. Dairesi’nde temyiz etti. Danıştay Savcısı ve Danıştay Tetkik Hakimi görüşlerinde temyiz talebinin reddi ile mahkeme kararının onanması yönünde görüş bildirdiler. Danıştay da davalı yüksekokulun temyiz talebini reddetti ve kararı usul ve yasaya uygun bularak, oybirliği ile...

Devamını Oku

İşin B.kunu Çıkardın Be Panpiş!

Erden ÖZKANT Panpiş… Harbiden artık işin b.kunu çıkardın… “Trafikte 240’ı gördüm” diyerek, trafikte fotoğrafını çekerek twit atmak da neyin nesi? İyi halt ettin 240’ı gördün de… Haberin yoktur kendi fotoğraflarını çekip, twitter’a koymaktan ama ben yine de hatırlatayım… Son günlerde ülkenin dört bir yanından trafik kazası haberleri gelmekte… Ayrıca bu trafik kazalarında birçok aile yok olup gitmekti… Sen şimdi niye diye de sorarsın? Niyesi mi var? Onlarca kişi öldü de ondan… Anneler, babalar, çocuklar… Aileler yok olup gitmekte… Dikkatsizlikten, alkollü araç sürmekten, trafik kurallarını hiçe saymaktan… Ama en önemlisi de senin gibiler neden oluyor bu kazalara biliyor musun? Panpiş… Trafik canavarı olma… Git nerede, nereni çekip twitter’a koyuyorsan koy ama trafikte böyle saçma sapan şeyler yapma… Sana ne olduğu umrumda bile olmaz ama en azından masum insanların günahına girme… Senin yüzünden masum insanlara, gariban insanlara bir şey olmasını istemem… İnanıyorum ki çoğu insan istemez… Tabii doğrusu o insanlara bir şey olsa da senin umrunda olmaz… Zira 13 şehidimiz oldu, sen hala oranı buranı çekip insanlara gösteriyorsun… Doğru, bazıları senin oranı buranı merak ediyor… Her gün gece yatmadan önce “Acaba Hilal bugün neresini çekti de twitter’ına koydu” diye merak ediyor ve hemen bilgisayarın başına koşuyor… Bir kısım medya da “Bunu da yaptı” diyerek sözde “Aaaa ne kadar ayıp” dermiş gibi yapıp çaktırmadan “Cebeci bahane, tiraj şahane” diyerek fotoğraflarını gazeteye koyuyor… Canlı yayınlara da çıkmaya başladın artık… Serdar Turgut’un, bir zamanların...

Devamını Oku

Türklere, Kürtlere, Herkese…

ERDEN ÖZKANT Artık yeter diyorum, diyoruz… Sözü, Vatan gazetesi yazarı Mutlu Tönbekici’ye bırakıyorum… İşte Tönbekici’nin “Kendi cehaletinde boğulan bir millet” başlıklı yazısı… Yok öyle haybeden gerçek üstü “teröre lanet”ler, “barış istiyoruz”lar “akan kanlar” dursunlar…Barış hak edenindir. Hiçbirimiz barışı hak etmiyoruz. Kürdü  de hak etmiyor, Türkü de. Şu halimize bakın! Şu rezil halimize bakın! Her tarafımızdan kin, nefret, öfke ve kan akıyor. Hepimiz irin içindeyiz! Kendi cerahatinde boğulan millet olarak tarihe geçeceğiz. Hiç öyle ak sütten çıkma ak kaşık numaraları yapma bakalım! Masum değilsin. İyi bak! Ellerin kan içinde. Şehit askerlerimize bir kurşun da sen attın. Sen de kendi gerillanı kendin öldürdün. Sen Türk! Öğrendin mi bu ülkenin gerçek tarihini? Öğrenmedin. Zahmet bile etmedin. Facebook’lardaki zırva zırva goy goy yazılarını okudun durdun da eline bir kitap alıp okumadın. Gizli saklı falan değil. Ne olmuş 1925’te, 1934’de, 1960’ta 1980’de.. Öğrendin mi? Yazıyor kitaplarda. Al Hasan Cemal’in “Kürtler” kitabını oku mesela. İlk elli sayfayı okuman bile yeter. Neden bu insanlar kendilerini de eriten, bitiren, yok eden bir kin, nefret ve öfke içinde anlaman için evet ilk 50 sayfa bile yeter. “Asimilasyon devlet politikasıydı, Türk halkının suçu ne?” de diyemezsin. Hiç bir devlet politikası, çoğunluğun desteğini almadan yürümez. Devlet suçlu kere suçludur. Evet ama sor bakalım kendine. Sen ne yaptın? Veya sen ne yapmadın? Bırak devleti, bırak PKK’yı. Al birini vur ötekine… Sen kendinden söz et önce! Söyle bana ne zaman kendine tanıdığın...

Devamını Oku

Darwin'in Korktuğu Başına Geldi!

Darwinizm’in, iddialarını açıklayabilmek için başvurduğu kavramlardan biri, “indirgenebilirlik” kavramıdır. Evrim, canlılardaki kompleks sistemlerin çok basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabileceğini iddia eder. Teoriye göre her kademe, canlıya sürekli avantaj sağlar ve süreç böyle devam eder. Bu sayede, Darwinizm’e göre, gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze sahip olur, uçamayan bir başka canlı türü de kanatlanıp uçar duruma gelir.Bu, tesadüflerin başrolünde oynadığı bilim kurgu bir filme benzemiyor mu? Hatta evrimci kaynaklarda çok makul bir olay gibi anlatılan bu iddianın filmden daha çok masala benzediği açıktır. Darwinistlerin “indirgenebilirlik” iddiası bir yanılgıdır; çünkü canlılarda “indirgenemez komplekslik” adı verilen bir olgu vardır. Şöyle ki; canlıların sistem ve organlarının çoğu, çok sayıda bağımsız organelin bir arada çalışmasıyla işlev görür. Bu parçaların sadece biri olmadığında, sistem ya da organ hiçbir işe yaramaz. Kulağımızdaki ufacık bir kemiğin, örneğin “örs”ün olmaması durumunda hiçbir şey işitemeyiz. Sesleri duyabilmemiz için örs kemiğinin yanı sıra çekiç ve üzengi kemikleri, ayrıca dış ve iç kulak zarı, salganyoz, salyangoz sıvısı, algılayıcı hücreler, bu hücrelerin titreşimi algılamalarına yarayan tüycükler, beyne giden sinirler ve beyindeki duyma merkezinin de noksansız olarak var olması gereklidir. Bu sistem “aşama aşama” gelişemez; çünkü bu parçaların oluşumu sırasında insan işitemez. Gözlerimiz de yaklaşık 40 ayrı hassas parçadan oluşan çok kompleks bir sistemdir. Bu parçalardan yalnızca biri olan göz merceği olmasa cisimleri net göremeyiz. Çünkü görmemizi sağlayan, göz merceğimizin saniye saniye sürekli “otomatik odaklama” yapmasıdır....

Devamını Oku

2. Ahmet Kaya Vakası ve Medya

Erden ÖZKANT 2. Ahmet Kaya vakası yaşandı İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda… Caz konserinde ilk şarkısını Kürtçe okudu Kürt sanatçı Aynur Doğan… Alkış aldı dinleyicilerden… İkinciyi okudu ve yine alkış aldı ama iş üçüncüde koptu… Pet şişe atanlar mı ararsınız, çirkin söz söyleyenler mi?Ahmet Kaya’ya çatal filan fırlatmışlardı yıllar önce… Ayrıca birçok sanatçı ve gazeteci de Kaya’ya çirkin sözler söylemişlerdi o zamanlar… Hatta Serdar Ortaç ve Ertuğrul Özkök özür dilediler yıllar sonra o zamanki yaptıkları için… (Hatırlayınız! O zaman bir gazete “Vay Şerefsiz” manşeti filan atmıştı. Hangi gazete olduğunu anladınız siz.) Bugün, Doğan’a çatal yerine pet şişe fırlatıldı… Ayrıca ertesi gün birçok gazete bu olayı kınayan haber yaparken, birçok yazar da olayı kınayan yazılar yazdılar… Ahmet Hakan’dan Mutlu Tönbekici’ye kadar birçok yazar bu olayı yazdı. Belki de ilk kez çatal ve pet şişe atanların yanında değil, yiyenlerin yanında yer aldı birçok gazete ve yazar… Radikal gazetesi en hassas olanıydı bu konuda… Manşetten, Doğan’la yaptıkları röportajı veren gazetenin birçok yazarı da bu konuyu yazdı… Galiba Türkiye de medya da değişiyor… Bir gün bu pet şişe atanlar da değişecek… Hatta değişmişler mi ne? Çünkü yıllar önce bunların anaları – babaları çatal atıyorken, bugün onların Harbiye’deki çocukları – torunları pet şişe filan atıyorlar… Bir gün gelecek bunların çocukları – torunları artık hiçbir şey atmamayı öğrenecekler… Bir gün gelecek tarih bunlara, “Madem şehitlere bu kadar üzüldünüz o halde konsere gitmeyeceksiniz. Madem gittiniz adam gibi...

Devamını Oku

Av. Halit Çelenk'ten Bir Adaletsizlik Örneği

ADALET NEDİR? Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adalet ile sağlanır. Adaletsiz hukuktan söz edilemez. Hukuk; ’’Adalete hadim (hizmet eden) beşeri bir hayat nizamıdır.’’ (Adaleti gerçekleştirmeye yarayan sosyal bir hayat düzenidir.)Hukuk zıt menfaatler arasındaki ilişkileri belli bir ‘’hakkaniyet ve adalet’’ zemininde uzlaştıran kuralların tümüdür. Adalet, her insana, her kişiye hak ettiğini ya da müstahak olduğunu verme ve de verme hususunda irade sarf etme anlamını taşır. Adalet İslam hukukunun bir kavramıdır. Adaletin ölçüsü İslam hukukuna olan uygunluktur. Genel olarak hukukun amacı adalettir. Adaleti sembolize eden elinde doğruları ve hakkaniyeti tartan terazinin bulunduğu kadının gözleri bağlıdır. Çünkü; adalet, karşısına çıkan insanın şahsına münhasır olarak değişmez. OLAĞANDIŞI YARGILAMA’DA ADALETSİZLİK ÖRNEĞİ TÖB-DER MAHKUMİYET KARARIAV. HALİT ÇELENK Olağandışı Yargılamalar’ın ‘’yargının bağımsızlığı ‘’ ilkesine ters düştüğü ve adaletsizliklere neden olduğu özellikle hukukçular tarafından bilinegelmektedir. Ceza yargılaması uzmanları bu konuda oy birliği halindedirler. 12 Eylül dönemi de olağanüstü bir dönemdi. Bu yıllarda sıkıyönetim askeri mahkemeleri kuruldu ve olağandışı yargılamalara başlandı. 12 Eylül döneminde başlayan TÖB-RER yargılaması, ‘olağandışı yargılamanın’ tüm özelliklerini taşıyordu: kurulan sıkıyönetim askeri mahkemeleri siyasal iktidara bağımlı idi. Hakim ve Savcıları siyasal iktidar tarafından görevlendiriliyordu. 353 sayılı Askeri Yargılama Usulü Yasası ile Sıkıyönetim Yasası savunma hakkını kısıtlıyordu. Yan tutma nedeniyle Hakimi reddetmek hakkı kaldırılmıştı. Sanık ve avukatı duruşmanın düzenini bozma gerekçesiyle duruşmadan çıkarılabilir ve ikinci kez davanın tüm duruşmalarına alınmayabilirdi. Bu yetki mahkeme başkanına tanınmıştı. Olağandışı mahkemeler, olağan...

Devamını Oku

Hani Bizim Püskevitlerimiz, Hani Bizim Heronlarımız?

Çocuk babasına “hani benim püskevitim?” diye soruyor ya… Aslında bizim de “hani bizim heronlarımız?” diye sormamız gerekiyor… Çünkü Diyarbakır Silvan’da 13 askerimizin şehit olduğu saldırı ile ilgili çok ciddi iddialar var… Tuğgeneral Ünal Karaosmanoğlu’nun taktik hatasının olduğundan, helikopterlerin 1,5 saat geç geldiğine kadar…Ayrıca saldırıda bizim heronlarımız nerede? Heronların teröristleri görmesi gerekmez mi? Teröristler, askerlerin yanlarına kadar nasıl gelebiliyorlar? 40 derece sıcakta, sırt çantası, çelik yelekle 4 gün boyunca arazi taraması yapıyor timlerimiz. Yani “asker yorgun, vurun” emri boşuna gelmiyor teröristlerden… Bu arada saldırı birçok ilde protesto ediliyor… Ama maalesef bu protestolar zaman zaman ırkçılığa ve çatışmaya varabiliyor… Provokasyonlar yapılıyor bu protestolarda… Ayrıca protestolarda hükümet suçlanıyor… Peki ya oradaki komutanların hataları ne oldu? Velev ki hakkında birçok iddia bulunan Karaosmanoğlu ve diğer komutanların hataları yok… Ama o kadar çok soru işareti var ki… Bunları o komutanlara soracak cesaret yok mu bu insanlarda? Hele bazı gazetelerimizin maşallahı var bu konuda… Onlara göre tek suçlu hükümet! Niye? Açılım yapıyormuş da ondan! Bir de “komutanlar Ergenekon ve Balyoz’dan içeride oldukları için bu saldırıda 13 şehit verdik” diyenler var ki tam bir trajedi… Yahu bu komutanlar kaç yıldır içerdeler? Peki, bu terör kaç yıldır var? Ve biz kaç yıldır şehit veriyoruz? Biz bu komutanlar içerde değillerken de çok ama çok şehit vermedik mi? İlk muvazzaf general Şubat 2010’da gözaltına alındığına göre; 2007, 2008, 2009’da gerçekleşen Dağlıca, Aktütün, Gabar ve Reşadiye baskınları sırasında tek bir...

Devamını Oku

Size Hakaret Ettim Ey Halkım Beni Unutma: Emin Çölaşan

Emin Çölaşan… Hürriyet gazetesi eski yazarı… Hani şu halka “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan adam” filan diyenlerle aynı gazetede yazıyordu bir zamanlar… Ama kovuldu…Ardından “Kovuldum ey halkım beni unutma!” diye bir kitap yazdı… Sonra da Sözcü gazetesinde yazmaya başladı… Halkın sözcüsü olan gazetede!… AKP’ye her gün bindiren yazılar yazıyor orada Çölaşan… Zaten gazetede de AKP aleyhine olmayan haber yok… Ama Çölaşan’ın 17 Temmuz günü yayınlanan yazısı AKP’ye değil, seçmene, halka yönelikti… Halka hakaret ediyordu Çölaşan… Tabii direkt değil, anlattığı bir hikâye ile… Zaten halk anlamazdı bu hikâyeyi değil mi? Ne de olsa “halk bidon kafalıydı”! Ama anladı işte Erden Özkant o yazıyı… Yazının başlığı bile çok şey anlatıyor: “Padişahın eşekleri!” Hikâyenin sonunu ben yazayım siz de başını Sözcü’nün arşivinden okuyun… “Padişah, karşısındaki eşeğin gözünün, öyle her eşek gibi teneke nişanla doymayacağını anlamış: ‘Ey eşek kulum, haklısın. Senin ve senin gibi eşeklerin sayesinde ben bu makamdayım. Ama senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok.’ Sonra biraz düşünmüş, adamlarını çağırmış: ‘Bu eşeğe ölünceye kadar sarayımın beylik ahırından her gün makarna, bulgur, nohut, üzüm hoşafı versinler de karnını doyursun. Kış aylarında da ona bedava kömür tahsis ettim. Ahırına taşıyıp ısınsın, saltanatım devamlı olsun diye her gün yiyip içip anırsın.” Yazının tamamını okudum ve sonundaki Çölaşan notunu gördüm: “Bu yazının günümüzle alakası yok” filan diyordu… Utanmadan halka hakaret ediyorsun, “halk AKP’ye sırf kömür için, yardımlar için oy verdi” diye saçmalıyorsun yahu bari...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Mayıs 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Mayıs 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Televizyonun Zararları – Umut Geloğlu2. MHP’lilerin Gizli Kasetleri ve Pusu – Erden Özkant3. Yönetici misiniz? Lider mi? – Adem Yıldırım4. Torba Yasa (Vergi Affı) Süresi Uzatıldı – Umut Geloğlu5. Rekabet Hukuku’nun Temelleri; Hammurabi’den 4054 Sayılı Kanuna Kadar Antitröst Hukuku Temelleri – Gökhan Çayan6. 21. Yüzyıl Pazarlama Stratejisi – Adem Yıldırım7. Anneler Günü – Erden Özkant8. Çılgın Başbakan’ın Çılgın Projesi ve Tepkiler – Erden Özkant9. Anneler Gününüz Kutlu Olsun – Altuğ Öztürk10. Kibarlık Budalası “Moliere” – Bülent Sakça * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirme dışıdır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Nisan 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Nisan 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Ahlakın Kurtuluşa Olan Etkisi – Yazarın İsteği Üzerine Yayından Kaldırılmıştır 2. Banka’dan Kart Aidatı Nasıl Geri Alınır? – Emrullah Tören 3. Başbakan Erdoğan’ın Strasbourg Konuşması – Erden Özkant 4. Şiir Dilinde Deyim Aktarmaları / Eğretileme / Metafor – Edebiyatçı 5. Menderes mi, Özal mı, Erdoğan mı? – Hamza Furkan 6. Son Nefesim – Ahmet 7. Rhd. Palustris Bakterisinin Melas Kullanarak Ürettiği Biyohidrojen Veriminin Araştırılması – Mert Osman Dönmezyürek 8. Dilsiz Çocuk – Gönder Atalı 9. “Martı” Bir Kitap Tanıtımı – Arif Özdemir 10. İnsan ve Nisyan – Hamza Furkan * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirme dışıdır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Mart 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Mart 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Ümit Yaşar Oğuzcan Üzerine Bir İnceleme – Edebiyatçı 2. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanının Çözümlemesi – Edebiyatcı 3. Yalnız Efe Hikâyesinin İncelenmesi – Musa Tılfarlıoğlu 4. Bor Nedir ve Nerede Kullanılır? – Fatih Uysal 5. Nâzım Hikmet’in Şiirinde Biçim ve Ses Ögelerinden Yararlanma – Edebiyatcı 6. Vakıf Kültürü – Metin Aydın 7. Mutluluk Zararlıdır – İbrahimî Feyzullah Yalçın 8. Türk Kültür Değişimi – Murat Çıtak 9. Karşılaştırmalı Edebiyat – Edebiyatcı 10. Adı: Bilgi, Soyadı: Sayar – İbrahimî Feyzullah Yalçın * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirme dışıdır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Şubat 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Şubat 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Hemşire Hanım Serum Akmıyor – Utku Uysal2. Wolfteam Oyunu – Oyun İndir3. Taciz ve Tecavüz Etmek – Doğan Güneş4. Ahmet Haşim’in “Merdiven” Şiirini Somuta Yaklaştırma Denemeleri ve Merdiven Şiiri Tahlili Üzerine – İshak Saka5. IELTS Nedir? Nasıl Başvurulur? Sınav Sistemi ve Hakkında Tavsiyeler – Emrullah Tören6. Yeni Borçlar Kanununun İçerdikleri – 1 – Gökhan Çayan7. Hukuk Devleti – Sinem Saçkan8. Sosyal Ağların İnsan Yaşamına Etkisi: Facebook Örneği – Onur Fırçasıgüzel9. Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri – Yunus Seba10. Küreselleşen Dünyada Ulus Devlet Olmak – Musa Tosunoğlu * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirme dışıdır.* Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Ocak 2011)

Her geçen gün değerli yazarların katılımıyla daha da büyüyen yenimakale.com ‘da artık birçok yenilik sizleri bekliyor olacak. Bunlardan ilki ayın en çok okunan makalelerinin belirlenmesi ve duyurulması konusunda. Sonuçlar ay bittiği anda değil de ayın bitmesinin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra açıklanacaktır. Çünkü ay başı yayınlanan bir makale ile ay sonu yayınlanan bir makaleyi ziyaretçi sayısı olarak değerlendirmek tutarlı sonuçlar vermeyecektir. Bu nedenle değerlendirme en az 45 günlük bir aranın ardından yapılmaktadır.Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Ocak 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. “Muhteşem Yüzyıl”da Üniversitede Porno Film Çekimi, Kazılarda Çıkan Kemikler ve Hizbullahçıların Tahliyeleriyle Başlayan Yeni Bir Yıl! – Erden Özkant2. Merhamet ve Şevkat – Altuğ Öztürk3. Crazy Taxi 3 Oyun İnceleme – Oyun İndir4. İsim İstatistikleri – Samet Yiğit5. Adını Feriha Koydum Dizisi Üzerine Bir Düşünce – Yeter Karaer6. Diş İmplantı Hakkında Sık Sorulan Sorular – Halil Dayıoğlu7. İki Yüzük… – Merve Dönerçark8. Türkiye’nin Gündemi ve Gündeme İlişkin Liberal Yazarların Değerlendirmeleri – Erden Özkant9. Kar Tanesi – Neverland_10. The Nine Days Queen Lady Jane Grey (d.1536/1537-ö.12 Şubat 1554) – Samet Yiğit * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirme dışıdır.* Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

Çözüme Darbe: 13 Şehit

CHP yemin etmişti… Sıra BDP’deydi… BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Eşbaşkan Gültan Kışanak’ın aksine daha olumlu konuşmuş ve 13 Temmuz günü “Yarın yemin edebiliriz” demişti. Zira AKP- BDP- Meclis Başkanı Cemil Çiçek arasındaki toplantılar işe yaramıştı.Yemin sorunu çözülecekti… Ardından Meclis tatile girecek, yeni dönemde ‘yeni anayasa’ yapılacak ve Kürt sorunu belki de çözülecekti… AKP olumlu adımlar atıyordu… Ülkede bu sorunun çözümü için destek artıyordu… Barış Konseyi kurulmuştu… Ama önce Diyarbakır’da 2’si asker 3 kişinin kaçırılması, ardından Tunceli’de 2 sivilin kaçırılması ve daha sonra da Diyarbakır’dan gelen 13 şehit haberi tüm umutları suya düşürdü. BDP’den de doğru düzgün bir açıklama gelmeyince ve üstüne bir de BDP Ankara İl Binası yakılınca… Taraf’ın manşeti güzeldi 15 Temmuz günü: Savaş Konseyi Yine...

Devamını Oku

Hilal Cebeci, Panpiş ve Bursa'daki Sahte Şeyh

Hilal Cebeci’nin “panpişleri” için çektiği pozlar ve bu pozları twitter’dan yayınlamasıyla twitter’daki takipçi sayısının hızla artması bu hafta “futbolda şike” ve “Deniz Feneri” davaları ile birlikte en çok okunan ve dikkat çeken haberlerden oldu. Zira birçok gazete ve internet sitesi, Hilal Cebeci’nin yatağında kendi kendini çektiği fotoğrafları haber yaptı, panpiş (‘Kanka’nın Hilal Cebecisi!) kelimesi meşhur oldu…Ve haftanın bombası Bursa’dan geldi. Bursa’da kendini şeyh diye tanıtan 47 yaşındaki bir adam, yanına gelen müritleriyle ilişkiye girmiş. 2003’ten beri bu işi yapan adam, en son 38 kişiyle ilişki yaşamış. Sıkı durun bomba geliyor… Bu 38 kişi arasında bekâr kızların yanı sıra evli çiftler de var… Yani adam hem bekâr kızlarla hem evli kadınlarla hem de evli kadınların kocalarıyla çeşitli yollardan ilişkiye girmiş. Yani adamlarla da kadınlarla da… Niye? Çünkü bu adamla seks yapan cennete giriyormuş. Gülelim mi ağlayalım mı? Yahu cennete girmek bu kadar kolay mı? Seks yap, cennete gir! Oh ne ala! Peki ama insanlar nasıl bu kadar cahil olur? Her sene böyle sahte şeyhler çıkıyor. Kimisi “Ben hızırım, şu kadar para verin cennete girin” diyor, kimisi de demek ki “benimle seks yapın, cennete girin” diyor ve maalesef insanlar da bunlara inanıyor. İlgimi çeken bir diğer şey ise bu sapık adamdan, 38 kişiden sadece yarısının şikâyetçi olması, diğer yarısının ise “Biz kendi rızamızla bu adamla ilişkiye girdik” demesi… “Yahu başka adam mı yoktu da bu adamla ilişkiye girdiniz?” diye sorası geliyor...

Devamını Oku

2013 DGS Sonuçları Ne Zaman Açıklanacak?

2013 DGS (Dikey Geçiş Sınavı) Sonuçları Ne Zaman Açıklanır? Meslek Yüksekokulları ile Açıköğretim Ön Lisans programlarından mezun olan başarılı öğrencilerin örgün öğretim lisans programlarına dikey geçiş yapmaları ile ilgili sınav ve yerleştirmelerin yapılabilmesi için adaylar DGS (Dikey Geçiş Sınavı) sonuçlarının açıklanmasını beklemek durumundalar.2013 Dikey Geçiş Sınavı (DGS) Sonuçlarının 12.08.2013 tarihinde açıklanması beklenmektedir. 2008 DGS 13 Temmuz 2008’de yapıldı. 2008 DGS Sonuçları 8 Ağustos 2008’de açıklandı. 2009 DGS 12 Temmuz 2009’da yapıldı. 2009 DGS Sonuçları 4 Ağustos 2009’da açıklandı. 2010 DGS 4 Temmuz 2010’da yapıldı.2010 DGS Sonuçları 16 Ağustos 2010’da açıklandı. 2011 DGS 17 Temmuz 2011’de yapılacak.2011 DGS Sonuçları 08 Ağustos 2011’de açıklandı.   2012 DGS Sonuçları 24.08.2012 tarihinde açıklandı.   2013 Dikey Geçiş Sınavı (DGS) Sonuçlarının 12.08.2013 tarihinde açıklanması beklenmektedir. BUNLARA DA BAKMAK İSTEYEBİLİRSİNİZ! * DGS...

Devamını Oku

Yeni Türkiye, Temiz Futbol

Mainz, 11.07.2011   Bir zamanlar „Temiz Toplum, Temiz Siyaset“ diye çok şöhretli bir slogan vardı. Sanki Ülkede kirlenen sadece siyaset miş gibi hemen her önüne gelen üstelik de kendi üzerindeki necasete aldırış etmeden toplumun temizlenmesinden dem vururdu. Halbuki bu ülkede kirlenen toplum deĝil aksine topluma tepeden bakan herkesti. Esas kokuşan yönetimdi. Sistem hemen her 10 yılda aldıĝı aĝır darbeler sonucu kokuşmuş, pörsümüş ve çürümüştü. Hani bir laf vardır; “Et kokarsa tuzlanır peki ama ya tuz kokarsa!” İşte bugün ülkemizin geldiĝi nokta tam da tuzun kokuştuĝu noktadır.Bereket ki saĝduyulu insanımız ülkesine sahip çıkmasını bilmiş ve ülkenin bu kokuşmuşluktan tamamen çıkarılması için 12 haziran seçimlerinde muhteşem bir irade beyanı ortaya koymuştur. Memleketin hemen her tarafı dokunulmaz kurumlar, la-yüsèl adamlar tarafından adeta muhasara altına alınmışken milletin sahip çıktıĝı iradesinden cesaret alan savcılarımız zaten bilmekte ama bir şekilde çekinmekte oldukları bütün usulsüzlüklere karşı bir yargı hamlesi başlatmışlardır. Bu ülkede özellikle de futbol konusunda yıllardan bu yana büyük dolaplar döndüĝünü, zaman zaman kulüp başkanlıklarının bazı şeyleri maskeleme amacına matuf olduĝunu, yeşil sahalar kadar 5 boynuzlu! Otel lobilerinin de sonuca etkili olduĝunu sokaktaki sıradan bir taraftar bile bilmekte ve dile getirmekteydi. Eski Türkiye kelimenin tam anlamıyla üstünlerin hukukunun geçerli olduĝu bir Türkiye idi. Hani şu çok klasik “Muz Cumhuriyeti” deĝiliz klişesi gibi. Kimbilir belki de onlardan bile geriydik. Bu ülkede yasalar uzun sure güçlülere işletilemedi. Sadece arkası olmayan ve zayıf insanlar yasalar karşısında sorumlu oldu....

Devamını Oku

Melankoli Taaruzu

Hep söylene gelmiştir hüzünlü şarkılar… Her bir ruh buhrana kapılmıştır… Gözler ise gözyaşından sonra yaratılmıştır… Bazen çıkıyorum insanların arasından sessizce uzaklaşıyorum. Çaktırmadan sağa sola ne olup bittiğini bütün insanlığa Melankoli Mühendisliği yapıyorum. ”İnsan” bu yirmi dokuz harf ile bin yıllar boyu anlatırda anlatır, sonu gelmez. Dalga dalga yaşasa da bütün herşeyi kendinde, kelimelere dök demeye geldimi bitiremez.Çağı suçluyoruz hep kendimizce: ”Bozuldun da bozuldun” Peki bir silkin hele insanoğlu, sen de çağa ayak uydurdun… Dört bir tarafımızı kapladı artık hüzünlü yaşam biçimi. Melankoli taaruzuna maruz kaldık. Öyle bir taaruz ki daha tepeyi çıkmadan düşman akıncıları, kulağımıza gelen çığlıklardan ürküp bıraktık bütün kapıları… Gözlerimiz bile görmeden onları ruhumuzu kaptırdık… Mutsuz Aşklarla muhatapız sürekli.Mutlu olanını görmedim. Mutluluk emaresi göstereni ise umutsuzluk çekip aldı ellerimizden, direnemedik. Savaşçı bir ruha sahip olanlar dışında herkes Melankoli ordusunun ağır işgali altında bugün. Savaşanlar ise gözyaşlarıyla sürgün… Herkes mutsuzluktan dert yanar oldu. Kimsenin istediklerinin olduğuna, işlerinin yolunda olduğuna tanık olmadım. Varsa yoksa şikayet, varsa yoksa keder dert… İnsanız geçmişin özlemini duymaktan geri durmuyoruz, bugünden şikayetçi, gelecekten umutsusuz. Problemleri saymakta üzerimize yok ama çözüm üretmeye geldimi susuyoruz. Bağrımızı delsede dertlerimiz bir an rahatlamak uğruna bile onu dışarı çıkartmayı göze alamıyoruz. Bazen korkuyoruz, çoğu zamanda düşünmekten kaçıyoruz. Biliyorum insanoğlu yaratıldığından beri melankoli yaşamın bir parçası ama dozunu ayarlamak bizim elimizde. Bu yol nereye gider öyleyse? Melankoli öyle hassas bir terazidir ki bir alt ve üst sınırı vardır. Alt sınırın...

Devamını Oku