Yıl: 2011

Somali İçin Yardım Vakti Geldi ama Bazıları İçin İnsanlık Vakti Hala Gelmedi

Erden ÖZKANT Somali’de yaşanan büyük insanlık dramına Türkiye sessiz kalmadı, kalamadı. STV ve ATV ekranlarında milyonlarca TL toplandı. İnsani yardım kuruluşları, gıda ve sağlık yardımlarını oradaki insanlara ulaştırdı ve hala daha ulaştırmaya devam ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da kalabalık bir heyetle Somali’ye gitti. Heyette, bakanlar, milletvekilleri, işadamları ve ünlü sanatçılar da vardı.Başbakan Erdoğan’ın eşi ve çocukları, Tarım Bakanı Mehdi Eker, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu; sanatçılardan Nihat Doğan, Sertap Erener, Ajda Pekkan, Demir Demirkan ile Muazzez Ersoy ve TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner heyette yer alan isimlerden sadece bir kısmıydı. Türkiye, Somali için adeta tek yürek oldu. Ama insanlıktan nasibini alamamış olanlar hariç… Çünkü onların medyası önce çıktı ve “Türkiye’nin sorunları bitti şimdi sıra oraya mı geldi” veya “Burada hergün askerlerimiz şehit oluyor, Erdoğan ne yapıyor” gibi sorularla haberler yaptı. Hatta bunlardan bazıları manşetten bu haberleri verdiler. Erdoğan düşmanlığını her fırsatta dile getiren kimi yazarlar, yine kalemlerine sarılıp Türkiye’nin Somali hassasiyetini eleştirdiler. Kendi düşünce melekelerini kaybetmiş olan bazı insanlar da bu yazılıp çizilenlerin peşine düşüp AKP’ye iyice öfkelendiler. Dünyaya insanlığın ölmediğini gösteren Türkiye’den maalesef böyle insanlar da çıktı ve akıl almayacak şeyler söylediler. Hiç umurlarında olmadı “oradaki açlıktan ölen insanlardan birisinin biz olabileceği” veya “bir yakınımızın olabileceği”… Hiç umurlarında olmadı orada ölen küçücük bebekler… Hiç umurlarında olmadı, orada 2 çocuğundan birisini tercih etmek zorunda kalan anneler… Onları ilgilendiren şey ideolojileriydi… Onları ilgilendiren şey AKP’ye duydukları öfkeydi… Onları ilgilendiren...

Devamını Oku

O Tek Olan, O Vahid Olan…

Allah’ın her yeri sarıp kuşattığının, tüm mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunun… Bütün doğa olaylarının Allah’ın denetiminde gerçekleştiğinin, gökten yere tüm işleri evirip-çevirenin O olduğunun… Doğudaki, batıdaki, kuzey ve güneydeki yaşamış/yaşayan tüm insanların Allah’ın kontrolünde olduğunun… Sahip olduğumuz tüm nimetleri verenin Allah olduğunun, rızkı yalnızca O’nun verdiğinin, her varlığın her konuda O’na muhtaç olduğunun tam olarak bilincinde miyiz?… Allah’ın sonsuz kudretinin bilincinde olmayan insanlar yüzyıllardır Allah’a denk güçler aramışlar ve kendilerince yücelttikleri şeylere tapmışlardır. Kimi Güneş’i daha üstün görmüş, ona tapmış; kimi de heykelcikler önünde ‘bel büküp eğilmiştir’. Hatta kimileri aczini görmeden, güç sahibi olduklarını düşünmüşlerdir. Hz. İbrahim ile Allah’ın...

Devamını Oku

Kandil Bombalanınca Ne Olacak

Kandil bombalanınca ne olacak? “Türkiye dış borcunu mu kapatacak?”“Kürt Sorunu mu bitecek?”“PKK siahını mı bırakacak”“Şehitlerin ruhu mu rahatlayacak?”“Ülkenin doğu ve batısı arasında ki demir perde mi kalkacak?”“Ağlayan analar mı susacak”“Kandırılan çocuklar mı akıllanacak?”“Silah tüccarları mı kazanacak?”“Koltuk rantçıları mı mutlu olacak?”“Şehitler için timsah gözyaşı döken büyük başlar mı murada erecek?”“Elitini tahta varoşunu doğuya gönderen bu sistem mi yok olacak”“Ağaoğlu’na yat ama halkını sat ilkesine uygun davranan cahiller mi sürgüne yollanacak”“Yirmi yaşında çocuğunu gözünü kırpmadan öldürten devlet mi tasfiye edilecek”“Doğu’nun psikolojik tahribatı mı düzeltilecek”“Babasını  tanımadan  büyüyecek bebeklere yeni babalar mı bulunacak”“Askerine kelle diyen akıl yoksunları mı akıllandırılacak”“Yeni oyunlar mı tezgahlanacak”“Savunma manileri yeni vergiler mi getirecek”“Vatan sağ olsun dalgasına yatıp cukkayı götürenler mi koltuklara yapışacak”“Sevdası bayrak olan masum gençler mi yeni dağlara sürülecek”“Toplumunu tanımadan şiddetle tanışan minik yavrular mı yetiştirilecek”“Üç çocuk yapın ikisi şehit olsun ne de olsa biri kalır mantığı mı gelişecek”“Devleti için canını feda etmeye hazır halkın zaafları kullanılarak  yeni bir soykırım mı yapılacak”“Mardin de kendi halkına  dışkı yediren zihniyet mi uyandırılacak” Allah aşkına biri söylesin. Hangisi...

Devamını Oku

Özel Eğitim Haftalık Ders Çizelgesi

Özel eğitim haftalık ders çizelgesi, haftalık ders çizelgesi indir, özel eğitim haftalık ders çizelgesi download, iş okulları haftalık ders çizelgesi, görme engelliler ilköğretim okulları haftalık ders çizelgesi, işitme engelliler ilköğretim okulları haftalık ders çizelgesi, ortopedik engelliler ilköğretim okulları haftalık ders çizelgesi,otistik çocuklar eğitim merkezleri haftalık ders çizelgesi, beyin felçli (serebral palsili) çocuklar ilköğretim okulları haftalık ders çizelgesi, özel eğitim işitme engelliler meslek lisesi haftalık ders çizelgesi, özel eğitim ortopedik engelliler meslek lisesi haftalık ders çizelgesi… ÖZEL EĞİTİM HAFTALIK DERS ÇİZELGESİ * Özel Eğitim Haftalık Ders Çizelgesi Kadir Doğan * Özel Eğitim Yıllık ve Günlük Planları Kadir Doğan İlgili Dosyalar:...

Devamını Oku

Özel Eğitim Yıllık ve Günlük Planları

2011-2012 Özel eğitim sınıfı yıllık plan ve günlükplanları indir, 2011-2012 özel eğitim sınıfı yıllık planları, özel eğitim sınıfı yıllık planı indir, yeni özel eğitim sınıfı günlük planları download, en yeni planlar yenimakale.com farkıyla sizlerle… * Planlarla ilgili herhangi bir sorun yaşarsanız yorum yazarak bize bilgi verebilirsiniz. Editör arkadaşlar en kısa zamanda sorunu çözecektir. * Özel eğitim sınıfı yıllık planları her sene yeni planlarla değiştirilecek ve yine bu sayfadan planlara ulaşabileceksiniz. ÖZEL EĞİTİM YILLIK VE GÜNLÜK PLANLARI * Özel Eğitim Yıllık ve Günlük Planlar Kadir Doğan * Özel Eğitim Haftalık Ders Çizelgesi Kadir Doğan İlgili Dosyalar: * MEB İş Günü...

Devamını Oku

Hayatro

Bazen düşünürüm, birisi çıkıp tiyatroyu anlatmalı bizlere. Anlatmalı ki anlaşılsın değeri. Tiyatro şöyle tiyatro böyle demeli. Ama sonra düşünüyorum tiyatroyu nasıl anlatıcak? Hiç yaşamamış bir insana nasıl anlatılır tiyatro? ”Tiyatro yaşamdır” dese, karşısındaki demez mi ”Yaşam nefestir, ne tiyatrosu” diye? Aslı öyle değildir işte, bazı insanlar için tiyatro yaşamdır, yaşamın nefes olduğunu düşünenler haklıdır ama tiyatroyla yaşayanlar için o nefes sahnede alınmadığı sürece nefes değildir.Onlar içim yaşam 1. açılırken başlar taaki son perdeye kadar. Yüz ifadesiyle, ses tonuyla ve her şeyiyle ‘yaşar’ o zaman tam anlamıyla. Hayattır bu sahneye çıkıp alkış duymadan çekilmez. Yaptığı espriye karşı verilen kahkaha sesleri kendi görmek ister, denizde boğulurken kıyıdan gelen bir el gibidir bu kahkahalar, o kadar heyecanlı, o kadar mutluluk verici… Tiyatrocu belkide yaşamı en çok hissedendir bizlere karşıt… Bir de tiyatrocu olmayıp o nefesi alanlar var tabi. Yani bizim gibi tiyatro izleyiciler. Tiyatro salonuna girip yerini bulduktan sonra derin bir nefes derin bir ‘yaşam’ düşer içlerine. Hele sahne açıldı mı, hayatı hisseder o zaman. Bu tadı bilmeyenler abartıldığını düşünür. Ama o sahnede sergilenen oyunu, oyuncuyu alkışlamak ne büyük zevktir nasıl anlatabilirsin ki? Tiyatro izleyicisi de tiyatro oyuncusu da böyledir işte. Tiyatro hayatına bir girdi mi, hayatın ellerinde kayan bir uçan balona dönüşür, özgürlüğünü bulmuş ve mutlu. Tek kelimeyle mutluluktur tiyatro. Hayata anlam katar çoğu zaman. Hayatın bir tiyatro sahnesinde tiyatro oyunu olsun istersin. Oyuncu olmasan bile, sadece izleyiciysen bile yeter o...

Devamını Oku

İçimde ki Sesin

Sustuğum gecelerden birindeyim, susuyorum. Dinliyorum, sadece dinliyorum. Bana seni hatırlatan şarkıları dinliyorum ya da… Sadece seni dinliyorum. Evet her gece oturup seni dinliyorum. Bu ne zor bilir misin?  Sen başka sevdalarda konuşurken ben hala seni dinliyorum, senin sessizliğinde kaybolmuş aşkımızı dinliyorum.Sen yokken dinliyorum ben seni. Ben seni hep dinlemeye razıyken senin gidişini görüyorum ve gidişleri dinler oluyorum. Gittiğin günden beri düşünüyorum ‘gitti mi?’ diye soruyorum ama cevapları dinlemiyorum. Onları hiç dinlemiyorum aslında. Çünkü beynimde onlardan daha sesli konuşan biri var ben hep ordayım ve sadece onu duyuyorum. Bu ses sen, bu ses senin kalbimde ki boşluğun, bu ses senin yokluğunda ki çığlıkların, bu ses yanımda ki hayalin, bu ses hiç ama hiç duyulmayan bir ses. Bu ses benim her insandan duymak istediğim ve her gece dinlediğim ses. Bir sesin gidişini hatırlıyorum birde kalbimde ki konuşmalarını? Hangisi gerçek? Gidişin mi, gecemdeki dinlediğim mi? Ben hangisi gerçek bilmiyorum ama ben bu duyduğum seslere çok inanıyorum, çok değer veriyorum ve galiba dönüşü olmayacak gidişini unutuyorum. Hiç olmayacak bedenini yanımda hissediyorum. Ben, galiba senin hayalinle yaşıyor, seni nefesimde...

Devamını Oku

Aynı Sözler Ve Biz-2 Gazeteler

AKŞAM: “Pusuya Siber Hareket” “Şehidim Aslanım” “F16’lar Hedefleri Vuruyor” “Kandile İkinci Sorti” BİRGÜN: “Kandil Yine Bombalanıyor” BUGÜN: “PKK’nın Belini Kıracak Proje” “f16’ların Vurduğu Kandilden İlk Görüntüler” “228 PKK İni Yerle Bir Oldu” Cumhuriyet: “Kandile İkinci Harekat” “PKK Yine Saldırdı” Evrensel: “Kandil Yine Bombalanıyor” Güneş: “Kandili Böyle Vurdu” Milli Gazete: “Terör kampları yoğun ateş altında” Hürriyet: “Sahur Sortisi” Ortadoğu: “Kanndil’e Hava Hrekatı” Posta: “Kandil ikinci kez bombalanıyor” Star: “Kandil’e ikinci kez bomba yağıyor” “Hüznümüz  Dağlar Kadar” “Mücadele Kararlılıkla Sürecek” Takvim: “Kahramanlar” Taraf: “Ve Barış Öldü.” Türkiye: “Erdoğan Şehit Ailesini Ziyaret Etti” Vatan: “Parola: Yavuzlar Ölmez” Yeni Akit: “Bitene Kadar Devam” “Türkiye Kenetlendi” Yeni Asya: “Kışkırtmaya Kapılnmayın” YeniÇağ: “Bedelini ödeteceğiz” “Sadece karadab harekat yetmez. Kara harekatı da lazım” Yeni Mesaj: “Söz Bitti, Jetler konuştu” Aynı Sözler ve Biz Aynı Sözler ve Biz – 2...

Devamını Oku

Ayak Mantarına İyi Gelen Bitkiler

Ayak parmaklarının aralarında oluşan ve kimi zaman ağrıya neden olan mantarlar, fazlasıyla kaşıntı hissine, kötü kokuya ve beyaz beyaz döküntülere yol açan ciddi bir sorundur. Ayrıca ayak mantarları, tırnaklar için de büyük tehlike teşkil eder.Ayaklarında mantar olan insanlara ait havlu, terlik gibi eşyaları kullanmak, saunaya veya havuza girmek mantarın size de bulaşmasına neden olur. Bir çok çeşidi bulunduğu içinse farklı tedavi yolları izlenen bu soruna en iyi çözümse şifalı bitkilerden gelmektedir. * 40 damla çay yaprağının bulunduğu yetecek miktardaki suya, ayakları sokup 10 dakika bekletmek ardından havluyla kurulayıp saç makinesi ile nemini almak mantar sorununa iyi gelir. Ancak ayak tırnaklarının kesilmiş olması ve hiçbir yerde nem kalmamış olması çok önemlidir. Tamamen nemden de arındırılan ayaklara birkaç damla çay ağacı yağı sürülünce işlem tamamlanır. * Dövülmüş bir tutam çörek otuna yeterli miktarda elma sirkesi katıldıktan sonra pamuğa dökülerek mantarlı yere sürülür. (Çörek Otunun Faydaları) * Birer tutam yabani kekik, oğulotu, gül ve çilek katılan suyun kaynatılmasının ardından elde edilen sıvı, soğuyunca süzülerek içilir. * Mikroorganizmalara karşı kendi penisilinini üreten zeytin ağacından toplanılan zeytin yapraklarından elde edilen öz mantara iyi gelmektedir. * Demlendirilen 10 poşet avakado çayının suyuyla 10 dakika banyo yapmak ayak mantarı sorununa iyi gelir. * Dilimlenmiş sarımsakların konulduğu ayaklara çorap geçirilerek tüm gün beklenilir. (Sarımsağın Faydaları) * Aloe vera jeli ya da aynısafa kremi mantarlı bölgeye sürülerek mantarlar yok edilir. * 2 çorba kaşığı kına ve birer tatlı...

Devamını Oku

Türkiye Yalanları

“Emellerine ulaşamayacaklar”“Her Türk Asker Doğar”“Ne mutlu Türküm Diyene”“Vatan sana canım feda”“Şehitler Ölmez. Vatan bölünmez.”“Teröristle pazarlık yapılmaz”“Askerlik ocağı peygamber ocağı.”“Misliyle karşılık verilecek”“Üç buçuk eşkiyadan mı korkacağız.”“Her şey vatan için”“PKK  yaptıklarının karşılığını ödeyecek”“Asacaksınız Apo’yu. Teröristin canı alınacak”“Kürt ayrı PKK ayrı”“Hepimiz kardeşiz. Ne gerek var kavgaya.”“Aynı sudan içiyoruz. Savaşmayalım sevişelim” SONUÇ: TOPLUMU KANDIRMAYA HİÇ GEREK YOK. GERÇEKLERİ HEP BERABER KONUŞALIM. YANLIŞ YAPTIK.BİZ TÜRKLER OLARAK YANLIŞ...

Devamını Oku

Doğumgünü ve Her Şeye "S*ktir Et" Demek

Erden ÖZKANT (Sitemiz yazarı ‘kişisel gelişim profesyoneli’ Merve Dönerçark, “Hayatı nasıl algılamalıyız” diye soruyordu yazısında. Ben, hayatı galiba bu yazımdaki gibi algılıyorum Merve Hanım. Netcez gari?)Arunas Yayınlarından çıkan ve uzun bir süre çok satanlar listesinin 1 numarasında kalan John C. Parkin’in “S*ktir Et” adlı kitabında yazar, her şeye “S*ktir Et” dememizi ve canımızı sıkmamamızı öneriyor, canımızı bir şey sıkacak olduğunda da “S*ktir Et” deyin geçer diyor. Uygulaması zor doğrusu… Ama uygulayanların olduğunu biliyoruz bu öneriyi… Herhalde uygulayanlar mutludurlar hayatta… Her gün saçma sapan tartışmaların ve olayların yaşandığı hayatta… Her gün kadın cinayetlerinin yaşandığı hayatta… Her gün hırsızlıkların, cinayetlerin, tecavüzlerin yaşandığı hayatta… Her gün değişik değişik siyasi gelişmelerin yaşandığı hayatta… Milyonlarca insanın aç olduğu hayatta… Afrika’daki insanların, açlık ve susuzluktan öldükleri hayatta… Dört bir yanda siyasi ve ekonomik krizin yaşandığı hayatta… Milyonlarca insanın sokaklarda, parklarda yaşadığı hayatta… İnsanların artık birbirlerine güvenemez hale geldiği hayatta… Göz göre göre askerlerimizin hayatlarını kaybettikleri hayatta… Gökhanların, Ceylanların “yanlışlıkla öldürdük” şeklinde açıklanan ölümlerinin yaşandığı hayatta… Birçok insanın işini sevmeyerek, yaşamayı sevmeyerek yaşadığı hayatta… Her gün patronun saçma sapan emirlerinin ve azarlarının işitilmek zorunda kalındığı hayatta… Ailede yaşanan saçma sapan küslüklere, kavgalara ve patron yetmezmiş gibi aile büyüklerinden de sık sık duyulan öğüt ve azarlara katlanılmak zorunda kalınan hayatta…   İftiraların, yalanların, ihanetlerin, diğerine karşı hoşgörüsüzlükte aşırılıkların yaşandığı hayatta… Bırakın arkadaşları, akrabaların bile birbirlerini anlamaktan yoksun oldukları hayatta… … Yani demek istediğim bu hayatta mutlu olabilmek,...

Devamını Oku

Aynı Sözler ve Biz

SİYASETÇİLER Kılıçdaroğlu: “Şehit oğluna söz verdim. Ne gerekiyorsa yapılacak”Başbakan: “Ramazan sabrı bitti. Arık konuşma zamanı değil”Bahçeli:”Yakın çabuk kandili”BDP: “Acınıza ortağız”Gül: “Ramazan’ı beklemeyeceğiz”YAZARLAR Ahmet Hakan: “Doksanlara dönmeyelim”Yılmaz Özdil: “Milli Savunma Bakanı işsizlik rakamlarını açıklarken şehit aileleri çocuklarının isimlerini öğrenmeye çalışıyordu.”Yonca Tokbaş: “Ben bölünmek istemiyorum”Orhan Karataş: “Bıçak kemiğe dayandı”Fikri Atılbaz: “Ramazan hürmetine…”İsmail Küçükkaya:”Terör nasıl ve neden tırmanıyor”Can Dündar: “Ne değişti?”Mehmet Tezkan: PKK’nın arkasında Suriye olmasın”Banu Avar: “Türkiye’ye kanlı tuzak”Ertuğrul Özkök: “Büyük taarruzdan önce son çıkış” ÜNLÜLER Şahan Gökbakar: “Sekiz ilk defa bu kadar kötü duyuluyor. Üzgünüm”Itır  Esen: Vurulduk ey halkım. Uyuttunuz bizi. Geniş çaplı operasyon başlamış? Bıktık bu cümleden. Karşımıza bunlarla çıkmayın. Deprem  bile sizin kadar zarar vermedi.Çiçek Dilligil: Bir yumru boğazıma geldi oturdu. 8 şehit dedirtmiyor. 3’e karşı 5, 5’e karşı 10… Sonra? Daha? Ben anlamıyorum! Bana çözüm  gerek! Bu ülke vatandaşı olarak, erkek çocuk annesi olarak, sönen ocakların acısını hisseden birisi olarak! çözümGülben  Ergen: Lafta kalıyor her kahrolsun demeler, acılar haykırışlar değiştirilemedi bu kin! Değiştirilemedi yıllardır akan kanlar! Lanet olsun lanet!Hilal  Cebeci: Şehit kardeşlerimizin Allah ailelerine sabır versin. Huzur içinde yatsınlar. Kötü insanların kalbine iyilik gelsin. Biz güçlü bir ülkeyiz.Sonuç:Kandil bombalanıyor. Zap bombalanıyor. Şehit vermeye devam ediyoruz. Yıllar geçiyor. Kandil bombalanıyor. Zap bombalanıyor. Aynı Sözler ve BizAynı Sözler ve Biz – 2...

Devamını Oku

Anne Sütünü Arttırıcı – Azaltıcı Bitkiler

Hamile kadınlar ve bebek emzirenler, hormonlu sebze ve meyvelerden uzak durmaya dikkat ettikten sonra sütlerini arttırmak için aşağıdaki kürleri yapabilirler. * Taze beyaz üzüm, dereotu, incir (İncirin Faydaları), havuç, taze beyaz dut ve haşlanmış taze beyaz dut kurusunu karıştırarak elde edilen kür, hem hazırlaması kolay hem de anne sütünü arttırmada oldukça etkilidir. Bu kür her zaman uygulanabilir.* Anason, kereviz, taze kereviz yaprakları, bal kabağı, çilek kıvırcık salata ve sumak kullanılarak yapılan kür de anne sütünü arttırmaya yardımcı olur. * Her gün iki porsiyon taze beyaz üzüm yiyerek anne sütünün artması sağlanır. * Her sabah ve akşam yemeklerden önce yenilen...

Devamını Oku

Kürtler-3

Bizim Kürtlerle aramızdaki kavga, kızıyla babası arasındaki kavgaya benzer. Baba, kızının her zaman dizinin dibinde oturmasını ve hiçbir zaman sözünden çıkmamasını ister. Eee çocukta köle değil ya kardeşim. Her söyleneni yapmak zorunda değil. Neyse efendime söyleyeyim, kız çocuğu zamanla değişmeye başlar. Dış baskıların etkisiyle bir özgürlük hareketine kapılır gider. Baba çok kızar bu duruma. Köpürür ve sert bir şekilde uyarır kızını.Uyarılara aldırmazsa kız, dayak cennetten çıkar yanı başına gelir. Dayağın etkisiyle kızın korkuları ortaya çıkar. Bir süre daha babasını sözünü, dinler fakat babasını sevdiği için değil.Sözünü dinlemesinin tek sebebi korkularıdır. “Dışarı atarsa ne yaparım”  korkusudur. “Dayak yemekten güzelliğim bozulacak” korkusudur. Bu kadar korkunun sonu kinin birikmesine sebep olur. Kin birikince ne olur. Kız çocuğu sonunda korkularını yener ve evden kaçar. Kötü yola düşer. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Şimdi aynı sorun Kürtlerle devlet arasında ve dolaylı olarak Türkler arasında yaşanıyor. 2011 geldi fakat hala yaşanıyor. Korkutmaya,bezdirmeye ve sonuç olarak onları yıldırmaya çalışıyoruz. Medyanın geçmişte yaptığı cahil , hırsız Kürt propagandaları ve doğudan batıya gelen Kürtlerin yaşadıkları psikolojik harekat buna örnek gösterilebilir. Neyse ne anlatıyorduk. “Kızlar korkuya kapıldıkları zaman ne yapacaklarını bilmezler” demiştik. “Hatalarını farkına varmazlar” demiştik.Sonuçta kaçarlar evden ve kötü yola düşerler. Kötü yola düşünce de onlara baba  da bulunur ana da. Kaybeden kim olur? Hem aile hem de kız çocuğu hayatın umutsuz yönüne geçiş yapar. Yıllar, acı içinde kıvranmalara sebep olur. Kendi evladını kaybetmek istemiyorsan ona hakkını vereceksin. Öyle dayakla...

Devamını Oku

Hayatı Nasıl Algılıyoruz?

Hayatı nasıl algılıyorsunuz? Hayatı nasıl algılıyoruz? Etkili iletim kurma yönünde eminim yüzlerce yazı, kitap okuduk bununla beraber bir o kadar da seminere, eğitime katıldık. Hatta eminim birçoğumuzun adına düzenlenmiş sertifikalarımız, diplomalarımız var. Peki, dünyayı nasıl algılıyoruz sorusuna cevabımız nedir?Etkili iletişim kurmak isteriz. Etkili iletişim kurarak karşımızdaki kişiyi, kurumu istediğimiz şekilde yönlendirmek isteriz. Kendimizi etkili anlatmanın altında yatan bu neden bizi iletişimin sırrını bulmaya yönlendirir. Etkili iletişimin altın kurallarını uygulamadan önce ilk hedefimiz kişinin bilinçaltı bilgilerine ulaşmak olmalıdır. Amacımız kişiyle iyi bir iletişim sağlamak ise bilinçaltı bilgilerine ulaşarak hedefimizle bağlantılı olarak bizim için yararlı bilgileri elde ederiz. Bilinçaltı bilgilerine ulaştıktan...

Devamını Oku

Yeni Karargâh Gazetecisi: Yeniakit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez

Erden ÖZKANT “Açılımcılar Sussun” başlıklı yazısında Yeniakit gazetesi Ankara Temsilcisi Yener Dönmez şunları yazmış kısaca: PKK yol kesmeye, adam kaçırmaya devam ediyor. Asker kaçırıyor, hemşire kaçırıyor, kaymakam adayı kaçırıyor… Terör örgütünün insafı, dini, imanı yok. Yarın bir defa daha ortalığı kan gölüne çevireceklerinden kuşkunuz olmasın. PKK 3 aylık dehşet eylem planını hazırladı. Silahlı kanat sorumluğuna ise yeniden “Katil” lakaplı Fehman Hüseyin getirildi.Fehman Hüseyin, gözü dönmüş tam bir katil. Yabancı istihbarat örgütleriyle olan yakın temasıyla dikkat çekiyor. Dünyada en fazla dış destek gören kanlı terör örgütü için bu yeni süreç varlık yokluk süreci… Özel kaynaklardan edindiğim bu çok önemli bilgilere göre, Hükümet’in terörle mücadelede yürürlüğe koyduğu yeni strateji karşısında iyice panikleyen PKK, yeni kanlı eylemlere hazırlanıyor. Peki bu noktada ne yapmak gerekir? Öncelikle Hükümet inisiyatifi tamamen eline almalı. Başbakan Erdoğan’ın omuzlarına yüklenen önemli sorumluluklar var. Erdoğan önceki günkü açıklamasında, bölücü teröre karşı kararlı mesajlar verdi. “Ramazan’a hürmeten sabrediyoruz. Ayın bitiminde barışın miladı farklı olacak. Bıçak kemiğe dayandı” dedi. Anlaşılan bayramdan sonra çok kapsamlı bir operasyon yapılacak PKK’ya karşı. Ancak Bayram’a daha iki hafta var. O zamana kadar acil birtakım yapısal düzenlemeler ve teknik altyapı çalışmaları yapılabilir. Terör örgütünün kamuoyu oluşturmasına fırsat veren medyaya gerekli yaptırımlar uygulanabilir. Bu konu çok önemli… Milliyet, Taraf ve Hürriyet gibi gazetelerin terör örgütünün propagandasına hizmet eden yayınlarına asla müsaade edilmemeli. Başta Osmanlı’yı maceradan maceraya sürükleyen İttihat Terakki’nin Mason Paşası’nın torunu Hasan Cemal ile Cengiz Çandar,...

Devamını Oku

Kürtler-2

1978 yılında kurulan PKK,  Suriye’nin ilgisini çekebilmek için Türkiye’ye karşı eylemler düzenlemeye başlamıştı. Türkiye’nin otoritesine zarar verecek ve bu  sayede Suriye’den destek görebilecektir. PKK’nın amacı  ve ideolojisi çok sertti. Bu ideoloji karşısında devlet antitez üretemedi. PKK’yı “üç buçuk eşkıya” olarak tanımlayanlar, örgütün analizini yapmakta çaresiz kaldılar. Bu analiz hatasının sebebi; askeri vesayetin gücünü kaybetme korkusundan başka ne olabilirdi ki? Asker, yeni bir örgütle karşılaşmış ve bu örgütü çözememişti. Bunun çaresizliğini dile getirmemek için sivil iktidar üzerinde büyük bir askeri diktatörlük kurulmuştu.Asker istemedikten sonra reformların yapılması imkansız hale gelmişti.  “Bu ülkede askerin kucaklamadığı  bir şeyi yapmak zordur”                                                                         Süleyman Demirel                                                                         Tarih:07.03.1991                                                                          Yer:Diyarbakır Zaman ilerliyor,yıllar geçiyor fakat tahlil edilemeyen örgüt baskınlarla onlarca şehit vermemize sebep oluyordu. Bir canavar olarak görülen örgüt karşısında devletin iki...

Devamını Oku

Kürtler-1

Ben doğduğum gün öcü olarak tanımıştım kürtleri. Kimliğini gizlemeden konuşan Kürtte yoktu bizim zamanımızda. Toplumsal sancının en ıstıraplı dönemiydi yani bizim dönemimiz. Çevremizde çok arkadaşımız vardı. Hepsi de başka şehirlerden gelen insanlardı. Bu kadar farklılığa rağmen hiç kimse Kürt olduğunu söyleyemiyordu. Arada bir istisna çıkarsa biz de onları aşağılıyor aramıza almıyorduk.Çocukluk işte ne olacak. Çocukluk dönemimizin cahilliği devletle iş birliği yaparak kürtlere  savaş açmıştı. İzmit’te yaşarken yan komşumuz kürttü. Bir ara baktım bizim yaşlılar toplanmış bir yere gidiyor. Çocukluk merakıyla peşlerine takıldım. Adamlar ve kadınlar  doğulu bir ailenin  evini taşlıyordular.  Analar çocuklarını kapmış ellerine birer taş vermiş hedefi gösteriyordular. İşte böyle bir süreçti bizim kürtlerle yaşadığımız. Daha sonra İstanbula geldik. “Burası büyük şehir. Basit etnik çatışmalar olmaz” dedim. Mahallemizdeki zenci-beyaz ilişkisine benzeyen gruplaşmaları görünce yerin dibine girdim. İstanbul görmüş abim üniversiteye gitti. “Üniversite ve İstanbul görmüş abim bu işlere bulaşmaz” dedim. “Saf Türkle evlendim” diyerek caka satan abim beni ters köşeye yatırdı. Zaman geçti. Günler ardı ardına ilerledi. Benim eğitimi yarıda bırakan aşırı milliyetçi abim  yengeyi Muştan seçti. Olaylar ondan sonra patlak verdi. Büyük abim küçük abime resti çekti. Küçük abim ateşkes ilan etti fakat büyük  kürt gelin alanla pazarlık yapılmaz diyerek bu teklifi reddetti. Neyse işin şakasını bırakalım. Anlamayanlar için birinci bölümü biraz daha açalım. Kardeşim  “kürt sorunu” konusunda devlet nasıl tahlil yanlışı yaptıysa aynısını biz de halk olarak yaptık. Aileler olarak kürtlere karşı bir ön yargı sahibi...

Devamını Oku

En Çok Okunan Makaleler (Haziran 2011)

Yazılarıyla bizlere katkı sağlayan değerli yazarlarımıza teşekkür eder, kaliteli paylaşımlarının artarak devam etmesini dileriz. Haziran 2011 En Çok Okunan Makaleler: 1. Ak Parti, Fenerbahçe ve Gülen Cemaati (Asım Kenan Şehri)2. 12 Haziran Seçimi ve Sonuçları – 1: Partiler ve Oy Oranları (Erden Özkant)3. Cennet Kokulu Annem (Öznur Yılmaz Kirenci)4. Babalar Günü (Erden Özkant)5. 12 Haziran Seçimi ve Partiler -1 (Erden Özkant)6. Denizli’de Seçim Havası ve Cihaner’in CHP Adaylığı (Erden Özkant)7. Fakir Çinli ile Zengin Çinli (Önder Erkan)8. Yaz Tatilinde Çocuğumla Neler Yapabilirim? (Tuba Sezgi)9. Nereye Gidiyoruz! (Ali Aygar)10. Siyaset ve Üslup (Sinem Saçkan) * Yönetim tarafından yazılmış olan makaleler değerlendirmeye alınmamıştır. * Sıralama en çok okunan 10 makaleyi...

Devamını Oku

Çömlekçi de Bir Üniversiteli

(Çömlekçi: Trabzon’un merkezinde yer alan, fuhuşun  mübah sayıldığı nadide  mahallerimizden biridir.) Bekçilik yapıyorum bir firmada. Akşamları yemek için en yakın lokantaya gidiyor yemeği yiyorum. Bir, iki derken samimiyeti kurduk elemanlarla. Özellikle Y. ile samimiyetim çok ilerledi. O da üniversite de çalışıyormuş. Yaz aylarında lokanta da amcasına yardım ediyormuş. Neyse uzatmayalım. Samimiyet ilerleyince muhabbette gırla gidiyor kardeşim. Bakın bana neler anlattı sevgili kardeşim:“Ömer ben üniversitede neler yaşadım neler. Her ortama girdim birader.  Şerefsizini de tanıdım en namuslusunu da. “Şimdiye kadar yaşadıklarının arasında seni en çok etkileyen ne” diye sorarsan… Nasıl söyleyeceğimi de bilmiyorum. Bir kız vardı. Adı hatırlanacak tiplerden değil. İlk yıl çok fakirlik çekti. Arkadaşlar anlatırdı durumunu.Yurt parasını veremiyormuş. Kitap falan alamıyormuş. Harcı da yatıramıyormuş. Neyse gel zaman git zaman, yıllar geçtikçe kız da değişti. İlk önce baş örtüsünü attı. Sonra gece hayatına çıkmaya başladı. Lükse arabalar yurdun önünden ayrılmaz oldu.  Herkes kızın peşinde. “Allah allah ne oldu da bu kız moda oldu” dedim kendi kendime. En yakın arkadaşını çektim kenarı. ” …(isim yok) sen bilirsin. Anlat bakayım ne oldu bu kıza?” dedim. …’nın gözler fıldır fıldır. “Abicim kendini kaybetti bu kız. Ne yaptığını bilmiyor.  Parasızlık onu derbeder edince o da yanlış kişilere takılmaya başladı. Öyle olmaz böyle olur dediler ve kızı felakete sürüklediler. Şimdi her şeyi var fakat hayatının en değerli değerini kaybetti. Artık namusu yok. Bir sevgilisi olmayacak. Gelin olma hayali yok.” dedi. Kızı kandırmışlar. Filmlerdeki gibi...

Devamını Oku

Utanmasalar Namaz Diye Bir Şey Yoktur Diyecekler!

Erden ÖZKANT Yaşar Nuri Öztürk Hocamız!, “Teravih namazı diye bir şey yoktur” diye buyurmuş… Tabii bunu duyan malum medyamız atlamış hemen “Ne yani boşuna mı kılıyoruz?” diye sanki hayatlarında bir kere teravih kılmışlar gibi…Bu gazetelerden birisi 10 Ağustos Çarşamba günü namaz “2 rekata mı iniyor” diye bir haber vermiş 1. sayfadan… İçerde ise haber tam sayfa…   Beyaz Bilgin Hocamız! da bunun üzerine hemen atlamış ve patlatmış bombayı: “Namaz iki vakite bile inebilir” … Yahu sen mi belirliyorsun bu namazların kaç rekât olacağını? Herhalde her gün için 5 vakit namazı insanlara farz kılan Allah, 5 yerine 50 vakit veya 2 vakit de koyabilirdi değil mi? İsmail Nacar Hoca da “namaz 5 vakittir aksi iddia edilemez” demiş gazeteye… … Yahu tartışacağımız konu bitti de sıra namaza mı geldi? Hey Allah’ım! Birisi “Ramazan’a reform yapalım, 16 saat fazla” diyor sanki oruç tutuyormuş gibi… Birisi “namaz’ı 2 vakite indirelim” diyor sanki namaz kılıyormuş gibi… Yahu madem namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun bari bu ibadetleri yerine getirenlere karışma, onların akıllarına soru işaretleri...

Devamını Oku

Çin Ardıcı

Familya : CupressaceaeLatince : Juniperus chinensisTürkçe : ÇİN ARDICI Çin Ardıcı Doğal Yayılış ve RakımDoğu Asya, Çin, Japonya ve Moğolistan’da doğal olarak yetişir. Yurdumuzda da yetiştirilir.Çin Ardıcı Toprak ve Besin İsteğiİyi drenajlı olması koşulu ile birçok toprak türünde yetişir. Nötral veya hafif alkalen topraklan tercih eder. Hafif ıslak ve humuslu toprakları sever. Jipsli topraklar da ye­tişmesi için uygundur. Ağır killi topraklardan kaçınır. Çin Ardıcı Donlara DuyarlılıkEkstrem donlara duyarlıdır. -7 D C’ de ilk don zararı başlar, -30 ° C’ de bitki tamamen ölür. Çin Ardıcı Sıcaklık ve Nem İsteğiIlıman deniz ikliminden hoşlanır. Karasal iklime de uyum sağlar. Sıcaklık ve...

Devamını Oku

Yaşasın Türkiye

Kendi ülkesinde yaşadıKendi ülkesinde öldüBir gün hatırlandı diğer gün krozete tıkıldıAmy öldüAmy için ağladılarAmy için yas tuttularAmy Win Win diyerek slogan attılarŞalit kayboldu. Türkiye teyakkuza geçti. Kendi çocuklarını öldürten devlet bir Şalit için neler yaptı nelerDtp milletvekili ofsayta düştüHergün Dtp demokrasisi ekranlara düştüAdamlar göstere göstere teröriste destek verirken benim çocuğum eğitim parasız olsun dedi diye içeri alındıBir asker kaçırıldı peşine diğeri. Zaman geçti. İntikam zırıldanmaları başladı. “Hepimiz askeriz” nutukları çekildi.Peşininden askerler mapusa düştü. Biz de gidelim diyemeden bizi susturdular. Ne diyorduk abicim. Askerler gitti. Tamamdır dedik. Peşinden polis geldi.Birkaç gündür polis avı başladı.Ne diyelim hayırlısıZoruma da gidyor ama kardeş ne yapacaksınBurası TürkiyeBura da kafalar geç çalışıyorSaygılarımlaİp ucu: Birinci sıradaki ölünün karakter analizini yapabilmeniz için küçük bir yardım. Adı lazım değil ama baş harfi...

Devamını Oku

Twitter Şifre Değiştirme

Twitter şifre değiştirme işlemi normalde çok basit olmasına rağmen site dilinin ingilizce olması sebebiyle birçok arkadaşımız Twitter‘ı istediği gibi kullanmakta sıkıntı çekmektedir. Bu noktada size yardımcı olmak amacıyla Twitter şifrenizi nasıl değiştirebileceğinizi adım adım anlatıyoruz.Twitter Şifre Değiştirme 1. Önce “kullanıcı adı” ve “şifre“nizle birlikte Twitter’a giriş yapın.2. En üst bölümde yer alan “Profile” linkine tıklayın.3. Görüntü resminizin hemen altında bulunan “Edit Your Profile” linkine tıklıyoruz.4. Sekmelerden “Password” sekmesine gelerek aşağıdaki açıklamalara göre şifremizi değiştiriyoruz: Current Password : Eski şifrenizi giriniz.New Password : Yeni şifrenizi giriniz.Verify New Password : Yeni şifrenizi tekrar giriniz. 5. Formun altında yer alan “Change” linkine...

Devamını Oku

Liberal Müslüman Olamaz mı? – 2

Erden ÖZKANT Ben Yenişafak yazarı Özlem Albayrak’ın “liberal Müslüman olamaz” düşüncesine katılmıyorum aynı Star yazarı Mustafa Akyol gibi… Çünkü…Liberalizm, Avrupa kaynaklı, İspanyolca’dan türetilmiş bir kelime olmakla beraber, aslı Lâtincedir. İspanyolca’dan, İngilizceye geçmiş ve ilk defa 19. yüzyılın başlarında siyasî terminolojiye girmiştir. Bireye ait bir değer olan özgürlük, liberal düşüncenin temelini oluşturmaktadır. Bireyin yapmak istediği şeyler için birey engellenemez ve yine aynı şekilde yapmak istemediği şeyler için de birey o şeyi yapmaya zorlanamaz. Yani birey, yapmak istediği şeyi yapma veya yapmak istemediği şeyi de yapmama özgürlüğüne sahiptir. Özgür birey, dinî veya felsefî inancını, değerlerini, hayat tarzını, mesleğini serbestçe seçme hakkına sahiptir. Ancak birey, kendisinin sahip olduğu bu özgürlüklere başkalarının da sahip olduğunu bilmelidir. Liberaller, bireyin özgür olmasını isterler Bireyler Müslüman, Hıristiyan veya ateist olabilirler; hayırseverliği yahut maddî zenginliği hayatlarının amacı hâline getirebilirler: çeşitli ahlak anlayışlarını benimseyebilirler. Yani ne yapacakları, neyi benimseyecekleri bireylere kalmıştır. Birey ve din İnsan, önce özgür olur sonra bir dini seçer veya seçmez. Özgür olmanın Müslüman veya Hıristiyan olmaktan önce gelmesi akla ve mantığa da uymaktadır. Özgür olmak veya olmamak bir genel insanî durum iken; Müslüman olmak veya olmamak ise insanî özel bir durumdur. Nitekim bir Müslüman, İslam’dan vazgeçip Hıristiyan olabilir. Bir Hıristiyan, Hıristiyanlığı terk edip ateizme kayabilir. Bir ateist, Allah inancını benimseyebilir ve Müslüman olabilir. Bu durumların hepsinde bireyler genel insanî değer olarak özgürlüklerini muhafaza ederken, özel bazı değerlerini değiştirirler. Liberal özgürlük anlayışı bunu mümkün kılar....

Devamını Oku

Japon Şemsiyesi (Cyperus)

Japon Şemsiyesi (Cyperus), Cyperaceae familyasındandır. 500’ün üzerinde türü vardır. Doğal olarak Madagaskar’da yaşar. Saksı yetiştiriciliğinde önemli türü C. alternifolius’tur. 60-75 cm uzunluğundaki sap üze­rinde şemsiye şeklinde yapraklara sahiptir. Yaprakları ince ve 10-15 cm uzunluktadır. Herdem yeşil dekoratif bitkilerdir. Yetişme koşulları bakımından tokgözlü olup yarı su bitkisidir.(Semi aquatic). Su içinde ya da dışarıda yetiştirilebilirler. Ancak saksıda fazla sulanmalıdır. Ayrıca yapraklarına su püskürtülmelidir. Kış aylarında 15-20°C’de muhafaza edilmelidir. Yarı gölge ve gölge alanlarda yetiştirilebilir. Yaz aylarında havuz içinde de muhafaza edilebilir. Saksı değiştirmesi ilkbaharda yapılır ve saksı harcı olarak, eşit miktarda bahçe toprağı ile yaprak çürüntüsünün karıştırılması ile elde edilen harçtır....

Devamını Oku

Siklamen (Cyclamen)

Primulaceae familyasındandır. Saksı yetiştiriciliğinde önemli türü Cyclamen persicum, bah­çe bitkisi olarak C. neapolitanum’dur. Her iki tür de doğal olarak ülkemizde (Akdeniz kıyılarında) Suriye, Kıbrıs, Rodos Adalarında yaşamaktadır. Siklamen‘ler yumrulu bitkilerdir. Değişik renkli (pembe, beyaz, kırmızı) çiçekleri vardır. Bazı formları desenli yaprak güzellikleri için yetiştirilir ki bunlara rex-cyclamen adı verilir.Siklamen persicum aydınlık, havadar, yarı gölge alanları sever. Bitki gelişme döneminde 13-16°C’de muhafaza edilmeli, sıcaklık olabildiğince değişmemelidir. Sulama normal şartlarda 3 günde bir yapılır ve ortamın nispi neminin yüksek olması istenir. Sulama kireçsiz su ile yapılmalı, ancak yaprak ve çiçeklerin orta kısımlarının ıslanmamasına dikkat edilmelidir. Zira bu kısımlarda çok çabuk büyüme...

Devamını Oku

Sago Palmiyesi (Cycas)

Cycadaceae familyasındandır. Önemli türü C. revoluta’dır. Yapraklan 60-90 cm uzunluğunda olup palmiyelere (phoenix) benzer. Anavatanı Çin’dir. Çok kıymetli bir bitki olup, ülkemizin Ege ve Akdeniz bölgelerinde açıkta da yetiştirilebilirler. Herdem yeşil ve dekoratif bitkilerdir. Her yıl bir defa yaprak çıkarırlar.Aydınlık yerleri sever. Yaz aylarında bol sulanmalı, özellikle Haziran ayında yeni yapraklarını çıkarırken şerbet verilmelidir. Bu devrede hava nispi neminin yüksek olmasını ister. Kış aylarında 16°C’de muhafaza edilmeli ve verilen su miktarı azaltılmalıdır. Saksı toprağı senede bir değiştirilmeli ve iyi drenajlı, içine kum ilave edilmiş bahçe toprağına dikilmelidir. Üretimi tohumla veya yaşlı gövdelerde meydana gelen yumrularla olur. Tohumlar ilkbaharda kumsal...

Devamını Oku

Somali Li Lii Liii

– Hoş geldin yar. Yüreğime hoş geldin. Hadi hadi hadi… Somali’nin çocukları bizim diskotekte eğlenirler. Hobaa… Kop kop kop. Gelin bize ramazan da. Din dersleri her zaman da. Diğer günler l ili li yar yar yar… Hadi… herkes havaya. Kopma zamanı beyler. İlk önce bir sonra iki değiş değiş değiş. Bir Somali iki afrik, üç türkiş hadi beyler kopiş kopiş kopiş. Kopsanıza ulan.– Abi bu gün ramzan. Kopmak yasak. Yoksa dağıtırlar masaları. – Lan eşşek. Burada Somali’ye yardım için kopuyoruz. Onlara yardım için oynaşıyoruz. Ramazanı mı var lan bunun. Hadi Necmi o kadar para verdik halkı kopar diye. Sahnede soytarı mı var lan hadi kopar milleti bakayım. – Abicim halk galeyan da. Ramazan da olmaz diyorlar. Otuz gün sonra devam ederlermiş. Biz konseri otuz gün sonraya erteleyelim. Bizim sanatçı sinirlenir. Halka hitaben: “Beyler bayanlar. Merdivenden azıcıkta olsun kucakta kayanlar. Sarhoş olmadan bayılanlar. Mini etekli çağdaş ablalar. Bugün kutsaldır ben de bilirim fakat Somali içindir her şey kopmanızı isterim. Cukka Afrika’ya gidecek. Çocuklar ölmekten biraz olsun kurtulacak. Hadi bakalım hep beraber” Aydın: “Sen para kapmadın mı sanatçı bozuntusu. Bugün burada Somali için değil kendin için dansözlük yapıyorsun.Haksız mıyım halkım.” Toplum: “Yuhhhhhh. Yuhhhhhhh. Çık sahneden dansöz. “ Aydın genel yayın yönetmenine: “Nasıl ama galeyancıyım değil mi? Becerebiliyor muyum bu işi? Kaptım mı köşeyi?” Genel yayıncı: “Kaptın köşeyi Aydın. Hadi hayırlısı. Senden kışkırtıcı yazılar istiyorum. Bir de…” Sanatçı sözünü keser: “Ben soytarıyım...

Devamını Oku

Kanlı Arap Baharı ve Suriye

Mainz, 12.08.2011   İnsan kedi tabiatlıdır derler, hani çok fazla sıkboĝaz ederseniz yüzünüzü tırmalar. Zamanın sömürgecisi İngilizler tarafından Osmanlı devletinden kopartılan bu topraklarda hizmetlerinin bir karşılıĝı olarak ve daimi sadakat şartıyla her kabile reisine bir devlet tahsis edilmiş ve bu sınırlar bir cetvel yardımıyla el yordamıyla çizilerek „Ortadoĝu“ adında bir kavram icat edilerek, yeraltı zenginlikleriyle dolu olan bu bölge „Gönüllü Kölelik“ easına göre dizayn edilmişti.Aradan handiyse tam bir asır zaman geçti. Tabi ki dünyamızın sadece kozmik yapısında deĝil yönetsel yapısında da önemli deĝişiklikler meydana geldi. Bunu söylerken bir yanlış anlamaya meydan vermemek için bu deĝişimin sadece „Aktörler“ bazında olduĝunu belirtmek gerekir. Yani sadece hegomonik gücün adı deĝişti. Eskiden İngilizler sömürürken şimdilerde bayraĝı Amerikalılar aldı. Hoş Amerikalı denilen bu sun`i millet de netice olarak Avrupalılardan oluşuyor. Fakat bu bahs-i diĝer. Tunusta genç bir adamın canını şahit kılarak başlattıĝı „İsyan“ ilgili coĝrafya`da dalga dalga yayıldı. Hemen herkes bunun bir şekilde „Arap Baharı“ olduĝu konusunda hemfikir oldu. Özellikle gelişen teknolojik imkanlar ve sosyal medyanın üstlendiĝi başat rol sayesinde bu kıyamlar „Demokrasi“ ve „Özgürlük“ arayışı olarak lanse edildi. Yabancıların taktıĝı uydurma tanımla söylersek „Ortadoĝu“ denilen bu marazlı coĝrafyadaki diktatoryaların ilelebet hüküm-ferma olamayacaĝı bilinen bir gerçektir. Zira aşırı baskılar hiç bir zaman uzun ömürlü olamaz. Çünkü zulüm ilelebet payidar olamaz, bu da Allahın koyduĝu kevni bir yasadır. Arap coĝrafyasında meydana gelen bu başkaldırıları emperyalizm karşıtı bir insan olarak olumlu buluyor, ayakta alkışlıyor ve aynı...

Devamını Oku

Provokatör Mustafa Mutlu, Ne Yazdığının Farkında mı?

Erden ÖZKANT Mersin’in Erdemli ilçesindeki bir tatil sitesinde havuza haşema ile girmesine izin verilmediğini iddia eden 32 yaşındaki bir kadın, site yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunmuş… Şortlu kıza dayak haberlerinin ardından gelen bu haber, doğrusu toplumsal bir probleme işaret ediyor… Toplumsal olarak bırakın bizden olmayanlara hoşgörü göstermeyi, tahammül bile edemiyor bazıları…Kabullenemiyorlar bir türlü herkesin kendileri gibi olmaları gerekmediğini, kendilerinden farklı olanlara hoşgörü göstermeleri gerektiğini veya bunu beceremedikleri durumlarda da tahammül etmeleri gerektiğini… Gazetelerimizin yazarlarının da bir kısmı böyle maalesef. Bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar şortlu kıza dayak olayının da haşemalı kadının havuza girmesine izin verilmediği olayın da lanetlenmesi gerektiğini. (Tabi iddialar doğruysa eğer) Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu her iki olayı da lanetlemesi gerektiğini bilmeden, okuyan dindar insanları provoke eden bir yazı yazmış 13 Ağustos Cumartesi günü “bu da haşemalı havuz problemi” başlığıyla: Taşıyın ve kaşıyın… Çünkü kaşıdıkça semiriyorsunuz, sesiniz daha gür çıkıyor… Sadece haşemayla havuza girmekle kalmayın; daha iyi kaşımanız için örneğin pop ya da rock müzik çalan barlara gidin… Önce, “Kardeşim burada neden ilahi çalmıyorsunuz. Ben ilahi dinlemek istiyorum. Bu benim en temel hak ve özgürlüğüm” diye maraza çıkartın… Sonra, bardakilerin neden içki içtikleriyle uğraşın… “Herkes içki içiyor ve bu beni beni rahatsız ediyor. Oysa ben hem içki içmemek, hem de bara gelmek istiyorum” diye mahkemeye gidin… Kaşıyın Sayın Bayan, kaşıyın… Mayolu kadınların tesettür otellerinden içeri adımlarını bile atamadıklarını sakın görmeyin ama! Size “Uzaylı” diyenleri AİHM’e şikâyet...

Devamını Oku

Liberal Müslüman Olamaz mı? – 1

Erden ÖZKANT Şimdiye kadar birçok kez “Liberal Müslüman olamaz mı” veya “Liberal Müslüman olabilir mi” soruları gündeme geldi, aynı “dindar ailelerin çocukları niye dindar olmuyor’ sorusu gibi… Kimisi “Müslüman insan liberal olamaz” derken kimisi de “Müslüman insanlar da pekâlâ liberal olabilir” dedi. Doğrusu bu hafta yayınlanan iki farklı görüşteki yazılar kadar bilinçli yazı yazılmamıştı son zamanlarda medyamızda bu konuda. Gerçekten ikisi de insanı bilgilendirici yazılar… Önce ikisini de alıntılayalım…Birincisi: Yenişafak gazetesi yazarı Özlem Albayrak’ın, 29 Temmuz Cuma günü “Liberal Müslüman olur mu” başlıklı yazısı:  Bir süredir dipten akan bir tartışma var muhafazakâr camiada: “Liberal Müslüman olur mu?”, “İslam ve liberalizm aynı cümle içinde yan yana gelir mi?” Yalnızca liberallik değil elbette, sosyalist Müslüman ya da milliyetçi Müslüman kategorileri de var, ancak liberal Müslüman ayrımı sanırım bunlar içinde en güncel olanı ve aritmetik olarak en geniş kitleyi kapsayanı. Aslında genellikle Müslümanlar kendilerini “liberal” olarak tarif etmiyor, hatta bazısı bu sıfata bozuluyor bile, ancak aşağıda belirteceğim nedenler dolayısıyla Müslümanlar arasında böyle bir kategorinin oluştuğunu –en azından görüntüde- varsayabiliriz, diye düşünüyorum. Bu tartışmanın ateşini ekonomide uygulanan neoliberal politikalar olduğu kadar, aslında ondan daha çok AK Parti iktidarı döneminde ivmelenen modern Müslüman kimliği tetikledi. Karar verici mekanizmalarda bulunan ya da bulunmasa bile bir sivil toplum ağı içinde örgütlenen dindar Müslümanların insan hakları ve özgürlükler sözkonusu olduğunda “damdan düşenin halini damdan düşen anlar” düsturunca, yıllar boyunca rejimden dayak yemiş, ötekileştirilmiş hemen tüm toplumsal gruplara...

Devamını Oku

Şortlu Müslümanlar ve Bizim Fetolar

Bir aptal çıkmış sokağa. Daha sonra binmiş bir durakta otobüse. Ramazan ya cinsellik bastırılmış kardeşim. Adamın gözü görmüyor insanları. İnsanları görmezken iki bacağa taktı  bir çift gözü. Aptal işte ne olacak. İçinden gelenleri susturmak için şeyhinin öğrettiği muameleyi yaptı kıza. Bizim halkımız ne yaptı dersiniz? “Ne olacak arda arası bir tokat” dediler ve suçluyu bir kenarı çekip suçsuza saldırdılar.Üzgünüm ama bunu yapanların kısıtlı yaşamların kısıtlı beyinleri olduğunu söylemek zorundayım. Neyse gel zaman git zaman, kız polise gitmiş. Her şeyi güzelce anlatmış. Fetullahçı olmamanın,hocaefendiye tapmamanın bu ülkede ikinci sınıf vatandaşlığı oluşturduğunu söylemiş. Durr daha bitmedi. Üniversitelerde bile bu hocaefendinin sözde Müslümanlarına karşı gösterilen hoşgörüyü anlatmış. Eee kızın anlattıkları milletin hoşuna gitmedi tabii. Zaman çıldırdı. Zamanı geçen bir zamanın engizisyon çocukları bağırabildikleri kadar bağırmışlar.”Şortlu kız yalancı.” demişler. İçlerindekini çaktırmadan söyleyen sözde şeyhülislamlar da yok değil. “Toplumun düzeninin korunması için bunların normal olduğunu söyleyen canlılar, kız yanlış yaptı diyen” Müslümanlar. Bu arada bizim kız ne yapsın. Gariban çirkeflik öğrenmemiş ki karşı  koysun. Tek bildiği voleybol oynamak. Eee bizim ülkede de  çok bağırmadan işler yürümez. Sonuçta suçsuzken suçlu duruma düşmüş. Yavrucak artık dışarı çıkamıyormuş. Yani Fetullahın çocukları bir kez daha ülkeye damgasını vurmuş. Sonuç: Bu ülkede isteyen istediği gibi sokağa çıkabilir. İki tane kendini Müslüman sanan aptal bize ahlak dersi veremez. Dinin ne olduğunu,nasıl yaşanacağını onlardan öğrenmek zorunda değildir insanlar. Bu karanlık zihinler yok olmadıkça ne biz adam oluruz ne de bu...

Devamını Oku

Hoşgeldin Kemal Burkay

Erden ÖZKANT 43 yaşındayken ayrıldığı Türkiye’ye 31 yıl aradan sonra dönmeye karar veren Kemal Burkay, İsveç’ten geldi. İsveç’teki son gününde Zaman, Star, Sabah ve Radikal gazetelerine röportajlar veren Burkay, Zaman’a şunları söylemiş: “Değişimden yana olan herkesin el ele vermesi lazım. Bu sol olur, emekçiler olur, işçi kesimi olur, Kürtler ve Aleviler, Müslüman inancı ağır basanlar olur herkes el ele vermeli.“… 12 Eylül referandumunda çıkan % 58 ‘Evet’ oyu ile başlayan ve arkasından 12 Haziran seçiminde AKP’ye çıkan % 50 oy ile devam eden demokratikleşme ve sivilleşme sürecinde sağcısıyla – solcusuyla, Türk’üyle – Kürt’üyle, dindarıyla – dindar olmayanıyla, başörtülüsüyle- başı açıkla, Müslüman’ıyla – Gayrimüslim’iyle, Alevi’siyle – Sünni’siyle… Yani bizi biz yapan tüm farklılıklarımızla, hep beraber olup yeni Türkiye’nin inşasında rol almalıyız… … Farklılıklarımıza rağmen bir arada yaşayabileceğimiz bir Türkiye için… Ergenekon’un ve elemanlarının kol gezmeyeceği bir Türkiye için… Ergenekon’a yakınlığı ile bilinen medyanın ve yazarlarının, sırf AKP’ye oy verdiği için halka “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyanlar”, “padişahın eşekleri” gibi hakaret cümlelerini bir daha yazmayacağı bir Türkiye için… Bir daha Hrant Dink gibi cinayetlerin yaşanmayacağı bir Türkiye için… Ceylanların askeri mühimmatlarla, Gökhanların “terörist sandık” kurşunlarıyla öldürülmeyecekleri bir Türkiye için… TSK’nın bir daha kendi halkına “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” gibi belgeler hazırlamayacağı bir Türkiye için… Başörtülü annelerimizin, teyzelerimizin çocuklarının yemin törenlerini artık kışlanın tel örgülerinin arkasında izlemeyecekleri bir Türkiye için… İsveç’te 31 yıldır sürgünde yaşayan Kürt Aydını Kemal Burkay’ın, diğer Kürt ve...

Devamını Oku

Tebliğde Üslup Nasıl Olmalıdır

‘Konuşma’ insanın karakterini ortaya koyan en önemli özelliklerden biridir. İnsanlar fikir, düşünce ve inançlarını konuşarak ifade ederler. İnsan konuşmalarıyla kendisini deşifre eder. Kişinin iyi niyetli, samimi, candan olduğu ya da iki yüzlü, art niyetli olduğu konuşmalarından ve üslubundan rahatlıkla anlaşılır. Allah, Kuran’da konuşma üslubunun kişiyi tanıtıcı bir özellik olduğunu şu şekilde bildirmiştir: ‘Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.’ (Muhammed Suresi, 30) Samimi bir imanla Allah’a bağlı olan insanın en önemli özelliği ‘Müslümanca’ konuşmaktır. Yüce Rabbimiz bir müminin nasıl bir karaktere ve üsluba sahip olması gerektiğini ayetlerle açıkça bildirmiştir. Allah kullarını, yaşadıkları hak dini ve güzel ahlakı insanlara anlatmakla sorumlu kılmıştır. İnsanlar bu önemli sorumluluğu yerine getirirken güzel söz ve yumuşak üslup kullanmalıdır.  Kuran’da geçen ‘Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi.’ (Ali İmran Suresi,159) ayeti tüm müminler için bir öğüttür. Bugün bazı insanların, Kuran ahlakına yakışmayan üsluplar kullanarak, küfürle ve saldırgan tavırlarla Allah’ın güzel dinine zarar verdiklerini, insanları dine yaklaştırmak yerine dinden uzaklaştıran bir yaklaşım içinde olduklarını görüyoruz. Hiçbir dönemde peygamberler ve etrafındaki müminler küfüre ve çirkin üsluplara yaklaşmamış, dini yalnızca en güzel olan tarzda tebliğ etmiş ve güzel ahlaktan asla taviz vermemişlerdir. Tarihin en azılı kafiri Firavun’a bile, Allah’ın emriyle yumuşak ve güzel sözle tebliğ yapan Hz. Musa ve Hz. Harun buna en...

Devamını Oku

Yazarlık Üstüne

Yazar olmak istiyordum. Gazeteler de köşe yazıları yazmak topluma doğru bildiklerimi anlatmak en büyük amacımdı. Harekete geçmeden önce yazılarımı bir kez daha kontrol etmek istedim. Gazetelere gidip rezil olmakta vardı. Egosunu her şeyin üstünde tutan editörlerin önünde küçük düşmek bana göre değildi. Düşündüm, taşındım. Arkadaşlarıma yazılarımı gönderdim. İnsanların olumlu düşünceleri harekete geçmeme neden oldu. Adını veremeyeceğim bir gazetenin önüne geldim. Utandım.Çok sıkıldım. İçeri girip girmemekte tereddüt ettim. “Sonun da ölüm yok be kardeşim” diyerek içeri attım kendimi. “Ben yazarlık yapmak istiyorum” dedim. Daha sonra saçma sapan bir ton cümle daha. Genel yayın yönetmeni para veremeyeceğini söyledi. Paraya karşı ilgim olmadığını söyleyince kabul etti. Yazılarımı göndermemi ve bir köşe adı seçmemi söyledi. Söylediklerini bir çırpıda yapıverdim. Mail aracılığıyla yazılarımın en kısa sürede yayınlanacağını söyledi. Heyecandan ölmek üzereydim. Birinci gün gazeteyi aldım. Yazım yoktu. Diğer günlerde aynı şekil devam etti. Boş bir umudun peşinde aylarca dolaştım. “Bir gazeteyle bitmiyor ya dünya” dedim ve gazetelerin peşinden günlerce koştum. Sonunda bir tanıdık aracılığıyla yerel bir gazetenin patronuyla tanıştım.  Adam beni çok aciz görmüş olacak küçümser bir bakış attı. Hangi türde yazılar yazıyorsun diyerek beni sorgulamaya çalışırken gözleri yanındaki sarışın bayanın göğüslerindeydi. “Bir kadın kadar olamadık be kardeşim” diyerek sitem ettim kaderime. Patron mecburi mailini vererek uzaklaştırdı beni meşhur saltanat kayığından. Bu arada benim haberim olmadan tanış bir bayan arkadaşına benim yazılarımı göndermiş. Arkadaşı yazılarımı çok beğenmiş, bir yazımı da yayınlamış gazetesinde. Fakat burada...

Devamını Oku

Yüz

Aynada bir yüz… Aynanının karşısında yaşlanmış, yaşanılan acıların, çekilen sıkıntıların simgesi olan buruşmuş bir yüz… Yıllardır yüz üstü bırakılmaktan, acı çekmekten, her defasında mağlup olmaktan yorulmuş bir yüz… Gençliğimde arkadaşlarımla yaptığım o espri geliyor aklıma. ’10 yıl geçsede 100 yıl geçse de bu huyun değişmez.’Bazı şeyleri içine atıp, söylemekten korkup, duygularını, anlatmak isteyip de anlatamadıklarını yüz yüze konuşmak yerine, yıllarını bu yolda çürüttüğün bir yüz… Bazen yaptığı o hatalardan ders almayıp, hâlâ aynı hataları yapıp çevresindeki insanlardan ‘yüzsüz’ sıfatına tabi tutulmuş bir yüz… O yüz ki hayatı omuzluyor sanki.Şimdi ölümü beklemekte derinden… Yaşadığı o koca yılları bir bir tatmakta yeniden… Bir yüz… Çocukluk, gençlik resimleriyle karşılaştırıldığında asla tanınmayacak bir yüz… Şimdi uzatıyorum yorgun ve buruşmuş ellerimi titreyerek aynaya… Koyuyorum yüzümün tam ortasına… Avuçlarım hapsediyor yüzümü. Saklasın bir daha göstermesin...

Devamını Oku

Atatürk'e Mektup

Sevgili başöğretmenim Atatürk senin yaşadığın zamanlarda ben ortalıkta yoktum. Seninle birlikte mücadele vermeyi, senin bilginle dünyaya bakmayı ne kadar çok isterdim. Neyse takdiri ilahi yapacak birşey yok. Benim aslında seni rahatsız etme amacım sızlanmak değil. Atam nasıl söylenir bilmiyorum böyle kötü bir şey. En iyisi pat diye söylemek. Atam senin kurduğun eğitim sisteminin içine ettiler.Eğitim sisteminin amacı vatan sevdasıydı senin zamanında fakat şimdi para oldu eğitimden yoksun çürümüş sıraların kartla çalışan hocaları için. Senin anlattıklarını anlayanlar yanlış anlamışlar Atam. Sen vatan demişsin bunlara, onlar yatan anlamış. Sen çağdaşlaşma demişsin bunlar ahlaksızlaşma anlamış. Eğitimin çürümüş beyinleri çağdaşlaşmayı teknolojiye bir tutmak yerine eteğin boyunu kısaltmak olarak anlamışlar.Eteğini kısaltana çağdaş kısaltmayana yobaz,başşörtüsü takana cahil,takmayana alim diyen bir toplumu yaratanları sana şikayet ediyorum. Sevgili atam seni yanlış anlayanların yanında senin kirli tezgahlarını bozduğun sahtekarlarda bu yüzyılda meyvelerini yavaş yavaş ortaya çıkarmaya başladı. Atam adamlar ne ahlak dinliyor ne etik değer. Ellerine ne geçerse kullanıyorlar deri koltuklara yapışmak için. Sevgili atam seni sevenler başımdaki örtüyü zorla çıkarmaya çalışıyor,seni sevmeyenler başörtüsünü kullanarak halkımı galeyana getiriyor ve bunun sonucunda deri koltuk padişahları oluyorlar. Üzgünüm atam seni sevenler ya da öyle görünenler yüzyılın cahillerine mağlup olmak üzeredir. Yapacak birşey yok be atam. Ünlü filozof ne diyor BU DA GELİR BU DA GEÇER ALIŞMALISIN ALIŞMALISIN...

Devamını Oku

Hayrettin Karaman'ın Yazısının Amacı Ne?

Erden ÖZKANT Yenişafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman, 7 Ağustos Pazar günü “Tahammül mü hoş görmek mi?” başlıklı yazısında şunları yazdı ve ortalık karıştı: “Bir Müslüman imkânlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm ahlak ve âdâbının hâkim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkân bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür.İslam’a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- “onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi” tedbirlere başvurulur. Bir Müslüman yukarıda özetlediğim imkanlardan mahrum ise, çok dinli, çok kültürlü, çok ahlak anlayışlı bir toplum içinde yaşamak durumunda kalmış ise ne yapacaktır? Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır. Şartlar, ötekilerden ayrı bir mekana yerleşip orada kendi inancına göre yaşamaya elverişli değilse bunu da yapamayacaktır. Geriye beraber, yan yana yaşama şıkkı kalıyor. Şimdi bir apartmanda, bir sokakta, bir mahallede eşcinselinden sarhoşuna, nikahsız birlikte yaşayanından (zina edenlerden) kumarcısına, Müslümanları sevmeyenlerden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına… kadar birçok insanla yan yana yaşıyoruz. Peki dindar Müslümanların bu insanlara karşı iç ve dış tavırları ne olacaktır? İç tavırdan başlayalım: Müslüman bu davranışları asla beğenemez, bu fiillerden nefret eder, imkân bulsa düzeltme ve engelleme niyetini muhafaza eder. Dış tavır olarak...

Devamını Oku

Doğum Fotoğrafçıları

Doğum Fotoğrafçıları İstanbul 1- Doğum Fotoğrafçısı (Güzel İşler Fotoğrafhanesi) Adres: Sıraselviler Cad. Dr. Mehmet Öz Sk. Jones Apt. No:5/5 Cıhangir Beyoğlu İstanbulEmail: iletisim@ gifdogum.comTel: 0 212 243 31 91  /  0 536 365 01 25  /  0 532 612 11 39Web Sitesi: www.gifdogum.com 2- Doğum Fotoğrafçısı Şengül Pallı Adres:  Sezai Selek Sok. Songül Apt. No:26 D:2 Nişantaşı – İstanbul / Halaskargazi C. Zafer S. Manuel Apt. No:13 / 10 Nişantaşı İstanbulEmail: –Tel: 0 212 247 85 55 / 0 212 219 49 50Web Sitesi: www.dogumfotograflari.com 3- Doğum Fotoğrafçısı Ayşe Yılmaz Adres: Şemsettin Günaltay Cad. Şakacı Sok. No:85 Suadiye / İstanbulEmail: ayse@ dogum-fotografcisi.netTel: 0 536 610 40 96Web Sitesi: www.dogum-fotografcisi.net 4- Doğum Fotoğrafçısı Özlem Poyrazoğlu Adres: İstanbulEmail: ozlempoyraz@ yahoo.comTel: 0 533 479 21 91Web Sitesi: www.ozlempoyrazoglu.com 5- Doğum Fotoğrafçısı Esra Altan Adres: Teşvikiye Şişli İstanbulEmail: info@ dogumfotografciligi.comTel: 0 212 247 8717  –  0 532 762 5370Web Sitesi: www.dogumfotografciligi.com 6- Doğum Fotoğrafçısı Alev Durmuşoğlu Adres:   –Email: bilgi@ dogumfotosu.comTel: 0536 435 14 95 – 0216 368 00 36Web Sitesi: www.dogumfotosu.com 7- Doğum Fotoğrafçısı Pembe Objektif Photography Adres:   –Email: info@ dogumfotograflarim.comTel: 0 534 070 96 07Web Sitesi: www.dogumfotograflarim.com 8- Doğum Fotoğrafçısı Burçin Çobanoğlu Adres: DR. Zeki Sok. No:15 Palmiye Apt. Göztepe / İstanbulEmail: burcingumuskaynak@ gmail.comTel: 0 535 364 89 75Web Sitesi: www.burcincobanoglu.com 9- Doğum Fotoğrafçısı Hacer Yılmaz Adres: Kozyatağı / İstanbulEmail: haceryz@ yahoo.comTel: 0 532 767 71 34Web Sitesi: www.dogumfotografcin.com 10- Doğum Fotoğrafçısı...

Devamını Oku

Burası Tesadüfler Ülkesi

Yıl: 2007 İnsanlar bir yere toplanmış Adına “üniversite” diyorlar. Ben de gitmek istedim ve gittim. İlk derse girdim . Hocanın ismini ve soy ismini öğrendim. İkinci derse girdim. Yine aynı soy isim.“Üçüncü ders dördüncü ders” derken baktım yüzde altmış aynı soy isimi taşıyor. “Tesadüftür kardeşim” dedim. Yıl: 2011 Soy isim benzerliğinde büyük artış oluyor. Öğretim görevlileri sözleşmişçesine aynı soy ismi alıyor. Örneğin; edebiyat bölümü full … soy ismine sahip. Allah allah bu da mı tesadüf. Yıl hala 2011 Arkadaş anlatıyor.  “Benim bir arkadaş İngilizce sınavına girmeden İngilizceyi geçti” diyor. Diğeri anlatıyor. “Bizim hoca yanımda arkadaşına telefon açtı. Oğlan elli alsın (biz de geçme notu yetmişti) ben atlatırım hazırlığı dedi” Ardından bizim diğer çocuk: “Abi burada çalışarak geçemezsin. Ya yalaka olacaksın ya …’lı tanıdıkların olacak” Not: Bunların yalan olduğunu düşünüyorum. Kaç yıllık Müslümanım İncil üstüne al basarım ki yalandır...

Devamını Oku

Çıkmaz Sokak

Yine sonbahar… Yine sararmış yapraklar… Hatıralarımla dolup taşan o sokakta ellerim cebimde ağır aksak yürüyorum. Ne gideceğim yeri biliyor, ne de ne yapmak istediğimi. Yine aynı bu sokak… Az ileride Münire Teyze oğluna bağırıyor, onun ötesinde Akif Amca her zamanki yerne kurulmuş, bir elinde gazetesi diğer elinde bastonu oturuyordu. Tek bir fark var. ” O” yok içinde. Yanımda hissedince aniden yokluğunu, bedenimi acı bir hüzün kapladı. Üstümden montumu yırtıp atmak istercesine ellerimi, hızla cebimden çıkardım. Titriyorum. Yokluğu öyle tüylerimi ürpertti ki. Soğuktan çatlamış ve morarmış dudaklarımı dişlerimin arasına hapsetmişim. Kaçmak istiyorum bu sokaktan, anılarımı taşıyan bu kaldırımlardan, bu duvarlardan. Ama biliyorum ki bu sokak ”Çıkmaz Sokak”.Altı yıl evvel yine bir sonbahardı. Üzerinde kırmızı bir hırka vardı. Koluma girmiş yürüyorduk. Etrafta kimsecikler yoktu. Ama her yer öyle kalabalık ve öyle cıvıl cıvıl görünüyordu ki gözümde. Bir an soğuktan titrediğini fark ettim. Üstümdeki montu çıkarıp ona verdim. Hafif bir tebessümle onu aldı. Yürümeye devam ediyorduk. – Bak, dedim. Evet bu sözü bilinçsizce söylemiştim. 3 yaşında geçirdiği bir hastalıktan dolayı gözleri görmüyordu. Her yer karanlıktı onun için. Ama içinde taşıdığı hayat ışığıyla her şeyi görebiliyordu. ‘‘Sevgi” Öyle aydınlık ve parlak ki… Kimi zaman kayan bir yıldızda dilek tutabilmenin heyecanı, kimi zaman yaşlı br eli öpebilmenin sevinci… Hatamı telafi etmek isteercesine: – Kalbinin içinde dolup taşan sevginin buradaki tüm güzellikleri görebildiğinden eminim. Kalbin öyle bir gözü vardır ki, her insan o göz ile...

Devamını Oku

Milletimin Meşalesi

Hayat düştü pare pare, mum yanığı mühür vurulmuş vatanımın yüreğine. Umut düştü birer birer biçare kalmış ve kâh o yanda kâh bu yanda kurtuluşun çarelerini arayan vatanımın kanlı ve titrek avuçlarına. İstiklal düştü, zafer düştü, aydınlık bir gelecek düştü ve o karanlık geçmişi silip süpürdü. Sen elinde kaleminle istiklali yazdıkça duvarlara, kâğıtlara bir güneş doğdu, kan kokan o zifiri karanlıkların ardından. O güneş ki karanlıktan da beter o korkunç geceleri aydınlatan. Bir meşale misali…Ey meşalem! Ey Mehmedim! Utanıyorum yazmaya. Kalemim senin kadar güçlü değil. Kelimelerim kifayetsiz kalıyor içinde taşıdığın vatan sevgisinin karşısında. Ellerim titriyor, avuçlarım terliyor, kalemi tutamıyorum. Ey Akifim!İiçin rahat olsun. Bak! Korkmadı, sönmedi bu şafaklarda yüzen al sancağım. Çatmadı kaşlarını, çatmayacak o nazlı hilalim ve ay yüzlü vatanım. Ey askerim! Sen bu cennet vatanı uğruna feda ettin iman dolu göğsün gibi serhaddini. O medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarla savaştın yılmadan, usanmadan. Toprağın her bir karışına lime lime akıttın şühedanın kanını. Ve şimdi toprağı sıksam sen çıkıyorsun karşıma. Siper ettin gövdeni, durdurdun bu hâyasızca akını. Bak doğdu sana Hakk’ın vaat ettiği o güzel günler. Sen yerinde rahat uyu! Arkada kalmasın gözün. Bu vatan bizim! Hadi bağlı ellerimizi çözün çözün! Ey Mehmedim! Kalemin şehidimin kılıcı kadar keskin. Yattığın yerden gururla bir bak göreceksin. Dalgalanıyor nazlı nazlı şafaklarda hilalim. Parlıyor göklere hayat veren yıldızım. Ve sen yerinde rahat uyu! Hediyeni sonsuza denk yaşatacağım. Bize bıraktığın bu tertemiz aydınlık ikbal....

Devamını Oku

Teşekkürler KTÜ

YIL: 2011YER: KTÜ Burası Karadeniz Teknik Üniversitesi. Özgür bilimin doğduğu yer. Birazdan ders başlayacak. Bizim Ali bakkaldan kaçmış zar zor gelmiş. Gel Ali birazdan ders başlayacak.– Hoşgeldin Mustafa nerelerde kaldın– Kardeşim ev sahibi bırakmadı ki yakamı. Sanki kaçıyoruz veririz kirasını.– Tamam Mustafa sinirlenme kardeşim hadi gir sınıfa birazdan hoca gelir. Kapının önünde Tayfun belirir. Tayfun’un kafası sargılı. – Ne oldu Tayfun kafandaki de neyin nesi?– Üniversitenin önünde çocuklar kafamda tuğla kırdı.– Güvenlik ne yaptı.– Ne yapsın abi dışarıda olduğu için müdahale edemediler.– Tamam oğlum onların suçu yok. Sen koş rektörlüğe şikayetini et.– Ya duyarsa çocuklar.– Duysunlar oğlum koskocaman devlet seni koruyamayacak mı?– Vazgeçtim gitme. Birazdan ders başlayacak. Dersten sonra gidersin.– Ne dersi?– Hoca son konuyu anlatacak. Elinde bir not defteriyle güvenlik gelir. – Birini arıyorum.– Kimi?– Farketmez kim olduğu yeter ki listeme girmeye hevesli olsun.– Ne listesi?– Fiş listesi.– Adımı yazınca ne olacak?– Ebene…– O ne demek?– Sen boşver onu bunu yazayım mı adını?– Mutlu olacaksan yaz.– Adı:Aydın Soyadı:Karanlık– Bu nasıl isim?– Tam bizim ülkeye göre bir isim.– Seni gidi komünist demek dalga geçersin benimle! Güvenlik içinden “sonunda bir balık yakaladım artık kapı nöbeti yok belki maaşa zam bile var” der. Güvenlik polisi çağırır, polis kelepçeyi takar ve ben yine bağırır. “Arkadaşlar hadi derse girin birazdan ders başlayacak” Filmin ana karakteri geliyor. Sevgili hocam sesimi duymuş olmalı. Gür bir sesle: – Neler oluyor burada?– Hocam bu çocuk fişli.– Nereden...

Devamını Oku

İbrahim Kiras, Yandaşlık Ne Demek?

Erden ÖZKANT (“Niye hep hükümet muhaliflerini eleştiriyorsun da hükümet yandaşlarını eleştirmiyorsun diyenlere” ithaf ediyorum bu yazıyı…) İbrahim Kiras, ‘Yeni Türkiye’nin Gazetesi’ sloganıyla yayın yapan ve Fehmi Koru’yu Zaman’dan yeni transfer eden Star gazetesinin yazarı… Yazar, 8 Ağustos Pazartesi günü “Diklendi ama dik duramadı ne demek” başlıklı bir yazı yazmış ve yazısında isim vermeden Taraf’ın Başbakan Erdoğan için 5 Ağustos’ta attığı “Diklendi ama dik duramadı” manşetine çakmış…Elbette Taraf’ı veya başka gazete ve yazarları eleştirebilir ama bu yazarın eleştirdiği noktayı yazdığımda sizler de hak vereceksiniz ki yandaşlığın bu kadarına pes! (Ha bir zamanlar bunların Mehmet Metiner diye bir yazarları vardı hatırladım! O da Erdoğan’ı övüyor, Taraf’ı , Altan’ı ve liberalleri eleştiriyordu ve daha sonra milletvekili oldu AKP’den. Hıı anladınız mı?) Doğrusu yandaş- candaş gibi kavramları mümkün mertebe kullanmıyorum zira böyle kavramların kutuplaşmaya yol açacağını düşünüyorum… Ama Kiras, sırf “aman hükümet eleştirilmesin biz zaten hâşâ! eleştirmeyiz” gibi bir yazı yazınca bu yazıda da yandaşlığı yazmak zorunda kaldım… … 12 Haziran genel seçiminden önce Türkiye insanını CHP’ye oy vermeye çağıran İngiliz The Ekonomist dergisinin, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının ardından yazdığı “asker rahatsız” gibi anlaşılacak haberini eleştiriyordu Kiras yazısında. Tamam problem yok da bunu Taraf’ın 5 Ağustos’taki “Diklendi ama dik duramadı” manşetiyle ilişkilendirip ardından da “Aman hükümeti ve Başbakanı üzmeyelim” manasındaki şu cümleleri yazması doğrusu “bu kadar da olmaz” dedirtiyor: “İngilizlerin yaklaşımında iyi niyet olmadığı için tutarlılık kaygısı da yok. Ama ‘diklendi ama...

Devamını Oku

Ekrem Dumanlı, Medya ve Dindarlar

Erden ÖZKANT Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı, 8 Ağustos Pazartesi günü Zaman’da “Müslümanların daha çok çekeceği var” başlıklı yazısında şunları yazdı:“İslam, terörün hiçbir türüne taviz vermiyor… Ancak dünyada medyanın her alanından bizar kalmış ve bitap düşmüş İslam dünyası, yaka silktiği bu alanlara emek veriyor mu? Maalesef hayır. Daha doğrusu emekler cılız, gayretler yetersiz. Ne sinemada ciddi bir tefekkür cehdi var, ne tiyatroda. Gazeteciliği piyasa medyasının bütün virüslerine teslim olarak yapmak ve sonra kendisi olarak kalmak mümkün mü? Açık söyleyeyim: Maalesef İslam dünyasının duyarlı bir medya oluşturma adına ne ciddi ve yapıcı bir sancısı vardır, ne de çocuksu romantizmden ayıklanmış projeleri. Kınama yaparak bir yere varılsaydı bugün onca olumsuz hadisenin hiçbirine şahit olmazdık. Bir anlamda bal tutan parmağını yalıyor: Hangi milletler, hangi güç odakları, hangi lobiler medya alanında insana yatırım yapmışsa onlar sadece hadiseleri nakletmiyor, insanlar ve kitleler için imaj değerleri oluşturuyor. “Neden böyle yapıyorsunuz?” isyanının tabii ki kalplerde bir karşılığı var; ancak “Bu alanda insana yatırım mı yaptınız ki!” püskürtmesi karşısında tutunacak bir dal olmadığı da acı bir gerçektir. Mesele gelip sanata, kültüre, medyaya dayanınca diğer alanlarda başarıdan başarıya koşan kitleler bile açmazlarla karşı karşıya kalıyor. “Medyada yeni bir tarafgirlik oluşsun” ya da “Bugün Müslümanlara yapılan yanlışlar Müslümanlar tarafından başkalarına yapılsın” demiyoruz kuşkusuz. Adalet, zulmün rengini değiştirmek suretiyle yaşatılamaz. Demek istediğim şey gayet net: Pek çok konuda olabildiğince duyarlı ve planlı olan İslam dünyası, gerçeği hakkıyla yansıtmanın...

Devamını Oku

Aşkın Dili Yoktur

Hikaye şehirlerarası bir yolculuk esnasında bir otobüste geçmektedir… Otobüsün orta kısımlarında arka arkaya oturan biri kız diğeri erkek iki genç bulunmaktadır ve bu iki gencin ortak özellikleri ise; ikisinin de dilsiz olmasıdır… Her iki gencin de yanlarında kendilerine yardımcı olmaları için birer yakınları bulunmaktadır.Bir diğer ayrıntı ise iki genç otobüse binerken birbirlerini görmemişlerdir ve birbirleri hakkında herhangi bir fikirleri yoktur… Yolculukları sırasında genç adam oturduğu koltuğun arka kısmını, genç kızın rahatsız olacağı seviyeye kadar indirir… Bir süre bu şekilde devam etmesine izin veren genç kız, buna dayanamaz ve sonunda yanında bulunan yakınına bu durumu izah eder; tabi kendi diliyle… Hemen yanındaki kadın önde oturan iki adama seslenir: “Lütfen koltuğu kaldırır mısınız!” Durumdan habersiz olan genç adamın yanındaki yakını, vaziyeti anlayınca genç adamdan koltuğu kaldırmasını ister.. Genç adam bu durumdan bir hayli rahatsızlık duyarak koltuğu hızlıca ileriye alır… Genç kız ise bir süredir duyduğu rahatsızlıktan kurtulmuş olmanın keyfiyle büyük bir “oh” çeker.. Ve genç kız önünde bulunan adamdan intikam almak için koltuğun arkasında bulunan servis için kullanılan yeri hızlıca indirip geri bırakır… O esnada uyumaya çalışan genç adam bu duruma fazlasıyla sinirlenir ve koltuğu tekrar eskisinden daha fazla geriye yaslar… Adeta aralarında birbirlerini tanımamalarına rağmen savaş çıkmıştır! Aynı şekilde altta kalmak istemeyen genç kız koltuğu tekmelemeye başlar… Ancak nihayet mola yerine gelmişlerdir ve kendilerini toplarlar… Ve Birbirlerine büyük bir nefret duymaktadırlar… İki genç birbirleriyle karşılaşmamak için biri ön kapıdan; diğeri...

Devamını Oku

Kırmızı Görüyorum

Kıpkırmızı bir odadır kapısından girdiğim. Eteklerim değiyor nemli küf kokan zeminine. Ağır çekim hareket eden bedenime aykırı nefesim. Ciğerlerim heycandan ritmi kaçırıyor. Kırmızı bir toz yığını uçuşuyor adımlarımda. Başka bir renk yok! Heryer kırmızı, herşeyde.Bir tek ben mat bir griyim hareket eden. Arıyorum seni… O ev sanki senin adın. Bulamamak korkutuyor daha da. Odalar serin üşüyorum. Ellerimden kırmızı sular damlıyor, anlam veremiyorum. Odanın birinde iki kadeh var; biri ağzına kadar dolu diğeri boş kırmızı bir kadeh. Yanında yerlere kadar serilmiş resimler; yüzler kırmızı. Tedirginliğim okunuyor karşımdaki kırmızı aynadan. Bana tanıdık geliyor bu odalar… Merdiveni tırmanıyorum. Mumlar yanıyor yatak kenarlarında. Sıcaklığını hissediyorum sadece. Toz yığınlı yatağa atıyorum kendimi. Sessizlik ürpertici. Yumuyorum gözlerimi…Fısıltını duyuyorum  “gitme ” diyorsun, ağlamaklı. Yüzüme damlayan sular dudağıma tuzlu geliyor. Gözyaşlarının tadını hatırlıyorum. Gözlerimi açtığımda burnumun ucunda kırmızı yüzün. Aniden gülüyorum. Sen donuk, sen şaşkınsın! Ellerini gözlerime götürüp, kapatıyorsun. Yüreğim sızlıyor o an! Şımarık bir yüz ifadesi ile ikinci kez aralıyorum perdelerimi. Renklerin çoğalıyor. Seni sen buluyorum karşımda. Dudaklarıma eğilip  “gitme ” diyorsun… “gitmedim, gitmem  ” demek istiyorum, dilim donuk. O an kanamaya başlıyorum bin misli şiddetle!… Ölüyorum senin kucağında! Kıpkırmızı bir odada, kıpkırmızı bir dünya da. Kıpkırmızı bir benle. Rüyanın en gerçek hali  “gitmem ” demeyi düşünmek… “UYANDIM...

Devamını Oku

Sıra Hepimizde

Bir çiçek kendi kendine oluşabilir mi? Tohumunu toprağa atıp, belirli zamanlarda sulayabilir mi? Bir çiçek; gül, papatya oluşur mu kendi kendine? Tohumun toprağı bulması, sulama zamanında yağmurun, suyun ona yardım etmesi gerekmez mi? Yaradan bu döngüyü böyle yaratmamış mı? Her canlı birbirina muhtaç değil midir? İnsan yalnız yaşayabilir mi? İnsan dertleriyle tek başına baş edip sevinçlerini tek başına yaşayabilir mi? İnsan tek başına insan olabilir mi? Siz yalnız dolaşan, yalnız yaşayabilen tek bir canlı gördünüz mü? Göremezsiniz… Çünkü canlıların yaşayabilmek için aldıkları oksijen bile ağaçların yardımıyladır. Ve işte bir canlı olmadan diğeri yapamaz. Canlılar evrende yaradılışları gereğince özenle ve nizamla hep birlikteler. Biri olmazsa diğeri olmaz. Yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik olmazsa yaşam olmaz.Hayatın her alanında, yaptığımız her işte, tutunacak bir dal ararız. Bize destek olacak bir el, bir yürek ararız. Yeri gelir biz de yardımına koşarız çevremizdekilerin. Sürekli döner durur bu döngü böyle… Kiminin morali bozuktur, kiminin maddi sıkıntısı vardır, kimi ailesi ile sorun yaşamaktadır, kimi dersleri yüzünden sıkılmıştır. Böyle devam eden örneklerde önemli olan hep birlikte omuz omuza olmak değil mi ? Düşünsenize yardıma ihtiyacı olan bir arkadaşınıza yardım ettiniz. İşi halledildiğinde yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Bu … Bu sizi de mutlu etmez mi? Ona yardım ettiniz. Haydi sevinsenize ne duruyorsunuz. Ya başka örneklr yok mu? Cadde de el ele tutuşmuş boyunları bükük iki kardeş… Yiyecek tek lokma ekmekleri, kalacak kendilerine ait sıcacık odaları, onların sığınacak evleri bile...

Devamını Oku

Erdoğan Usta Ne Yaptı Böyle?

Erden ÖZKANT Başbakan Tayyip Erdoğan, AKP 12 Haziran seçiminde % 50 oy ile yeniden iktidar olunca iktidardaki bu 3. dönemine “Ustalık dönemi” adını verdi. Doğrusu birçoklarının çok hoşuna gitti “ustalık dönemi”. Hatta Ertuğrul Özkökgiller bile Erdoğan “ekonomik kriz bu sefer Türkiye’yi teğet bile geçmez” deyince, “o bizim ustamızdır, o ne derse o olur” dediler.Doğrusu ya bu sefer ülkenin demokratları da inanmıştı ustalık döneminde her şeyin daha farklı olacağına… Hatta Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının ilk günü, birileri için “Nayır nolamazz” dedirten o fotoğraf ve içeriden sızan bilgilerle bu inanç, heyecana dönüşmüştü. Ancak Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanı, Hayri Kıvrıkoğlu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı, Bekir Kalyoncu’nun Jandarma Genel Komutanı, Mehmet Erten’in Hava Kuvvetleri Komutanı ve Emin Murat Bilgel’in Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak belirlendiği Şura kararları açıklanınca doğrusu şaşkınlık had safhaya çıktı. Zira hattında çeşitli iddialar bulunan Org. Bekir Kalyoncu Jandarma Genel Komutanı olmuş, 14 Balyoz Davası sanığı da emekli edilmeyip temditle görev süreleri uzatılmıştı. Peki bu duruma medyamız ne dedi? 5 Ağustos günü: Hükümete yakın gazeteler “Buna da şükür” şeklinde manşetler attılar… Hükümete uzak medyanın bir kısmı “çaktırmadan sevinmeye çalışanlar” gibi manşetler attılar… Hükümete en uzak yayın yapan 2 gazete ise havanın “aydınlanmasını” beklememişler ve adeta birilerinin “sözcüleri” gibi manşetler atmışlar: “İlk raunt askerin”, “AKP kaybetti, Ordu kazandı”… Peki ya hükümete gerektiğinde yakın, gerektiğinde ise uzak olan gazete, yani Taraf, ne yapmış? Diklendi ama dik duramadı manşetiyle Taraf spotta şöyle demiş: Sözümüz,...

Devamını Oku