Yıl: 2011

Yalın Ayak

Yalın ayak… Yerler buz kesmiş… Ayaklarının tabanı buz gibi bir soğuğu eziyor şimdi… Bedeni ayaklarıyla üşüyor, ayakları çaresiz, buz zeminden aldığı kristal soğuğu taşıyor, bütün bedenine yayılmasına engel olamıyor. Şimdi soğuk daha soğuk… Buzlar üşüyor… Önce tabanı kalkıyor zeminden ayaklarının sonra parmak uçları ve tekrar tabanın bütünü soğukla bütünleşiyor, daha sağlam basıyor ayakları yere, artık soğuk kırılmış ya da bedeni, ayakları soğuğa alışmış, öylece kalıyor olduğu yerde yalın ayak…Tabanı artık sıcak toprağa basmak ister gibi yavaşça uzaklaşıyor soğuk zeminden, güneşin ısıttığı, sıcaklığıyla kavurduğu ve her bir hücresini birbirinden ayırdığı çatlamış toprağa basıyor ayakları… Ayaklarında başlayan sıcaklık bütün vücuduna yayılıyor. Soğuk korkak çaresiz bir zavallı gibi uzaklaşıyor şimdi bütün vücudundan ağır ağır… Artık geriye sadece toprağın sıcaklığı kalıyor ayaklarının altında… Ayakları yalın… Ayakları çıplak… Bütün gerçekleri bütün hayatı yaşanmışlıkları bütün öfke ve hırçınlıkları ayakları gıbı yalın ve çıplak… Çıplak surata yenılmış bir tokat içindeki içindeki çorak...

Devamını Oku

İçimdeki Sen

Sığdıramıyorum seni içime… Artık katlanamıyorum yalancı siluetlere… Sadece seni istiyor bu beden, sadece “o olsun”diye haykırıyor… Hasretin fazla geliyor artık bana. Başlarda ufacık bir özlem olan bu duygu gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor benim için. Her gün yokluğunla uyanıyor, sensizlikle yatıyorum. Uyumak ne kelime! Uyku haram, gidişinden bu yana…Kaç gecedir uyumuyorum sayamadım… Ben böyle değildim önceleri… Sırf bir mesaj bir çağrı bir mail için gece her saat bası uyanmamdım kimse için, ya da her yarım saatte bir… Neyse ne… Kimse için bu kadar ağlamadım… Kimseyi bu kadar özlemedim… Kendi tenime her dokunuşumda kimseyi bu kadar çok aramadım… … Hiç gitmiyorsun gözlerimin önünden sevgili… Nereye baksam sen… Seni unutmuyorum… Uzun süredir görmediğim halde unutmuyorum! …Nasıl bir şey bu… Şimdilerde pişman olduğum tek bir şey var; keşke daha fazla sarılsaydım… Seninle bütün keşkelerimi unutmuştum ben… Seninle hiç pişman olmadım ki… Çok özlüyorum sevgili… Dinlediğim her şarkıda aklıma sen geliyorsun… Dinlediğim her dizede anlamlar yüklüyorum sana… Okuduğum her kitap sanki bizi anlatıyor. Gördüğüm her insanı sana benzetiyorum… Arkasını bir dönse… Tamam, işte bu o! Diyeceğim sanki… Ama sonu hüsran!.. Belki şuan yoldasın, gidiyorsun… Kendine dikkat et sevgilim… İçim yine rahat değil… İlk seferki gibi… Sen gittin, ben yine “hoşça kal hemen git hemen gel”diyemedim, kocaman öpemedim… Dikkat et kendine… Ben bekliyorum… İnadına, gelmeyeceğini bile bile… “ben sana mecburum,...

Devamını Oku

Yaşanmışlığın Acısı

Öyle ya da böyle bir kucakta açıyoruz gözlerimizi hayata… Başta yaşanılabilir sandığımız, büyüdükçe yanıldığımızı anladığımız… Alışmaya çalışıyoruz. Henüz herkesin temiz olduğunu sanıyoruz, insanlara güvenmek için düşünmemiz gerekmiyor… Güveniyoruz… Çok geçmeden en yakınımızdan bir darbe yiyoruz… Başlarda büyük yeminler ediyoruz, bir hayli üzülüyoruz ama yine de güveniyoruz onlara. Sanki hiçbir şey olmamış gibi içimizdeki her şeyi döküyoruz.… Ve hayatın bir sillesi daha… Her şeye tövbe ediyoruz, yalnız olmak pahasına her şeyden vazgeçiyoruz. Daha az mutsuz olacağımıza inanıyoruz… Herkese, her şeye tepkiliyiz… Uzun süre yalnız devam ediyoruz yolumuza… Hayatımıza türlü insanlar giriyor fakat biz kabullenemiyoruz bir darbe daha yemeyi! Korkuyoruz, başlamadan bitiriyoruz çoğu şeyi…  Artık ne güvenebiliyoruz ne de sevebiliyoruz… Yalnızlığa alışmak zor geliyor ama neye alışılmamış ki? “Elbet buna da alışılır” larla kendimizi avutuyoruz. Hiç ummadığımız bir anda karşımıza biri çıkıyor… Önce yadırgıyoruz, hırçın davranıyoruz, istemiyoruz hayatımızda kendimizden başka kimseyi… Bu zamana kadar yalnız yürüdüğümüz kilometrelerce yolu bundan sonra da yalnız yürüyebileceğimize inanıyoruz… Ama yapamıyoruz… Gün geliyor, âşık oluyoruz… Küçük kıvılcımlarla başlayan bu aşk kocaman alevlere dönüşüyor gün geçtikçe… Bağlanıyoruz, tek bütün, tek vücut oluyoruz… En dolu kahkahalarımızın arasında, insanlara güvenemediğimiz zamanlar geliyor aklımıza… Korkuyoruz yine bitmesinden. Ama düşünmemeye çalışıyoruz, oluruna bırakıyoruz… Çünkü bir kez daha yalnızlığa alışacak gücümüz yok, bir süre bazı şeyleri görmezden gelmeyi başarıyoruz… Ama çok geçmiyor, yine her şey eskiye dönüyor… Bitmez dediklerimiz bitiyor, artık sabrımızın kalmadığını farkına varıyor, yorulduğumuzu hissediyoruz… “Hayat ne güzel olurdu her...

Devamını Oku

Hayatın Acımasızlığı

Hayat bu ya, hepimize bir rol vermiş tutunmaya çalışıyoruz… Yaşamaya alışmak zor… Kimilerimiz hayata tutunmayı başarırken, kimilerimiz hayatın kargaşasında sürüklenip gidiyor. Sağlam durmak zor… Emek istiyor bazı şeyleri yoluna koymak, direnmemiz gerekiyor acılara, ayrılıklara… Hayat acımasız… Çoğu zaman arkamızdan vurur bizi. Hiç beklemediğimiz anda, hiç beklemediğimiz kişiler yara açar kalplerimizde… Yetişemeyiz hayatın yalanlarına, karaktersizliğine…Ama haksızlık etmemeli kimseye, yüzümüz gülüyor bazı bazı… Ne var ki bu sefer de biz tadını çıkaramıyoruz geçici mutluluğumuzun… O kadar alışmışız ki acı çekmeye, zamansız gelen kısa mutluluklar şaşırtıyor bizleri… Alışmaya başladığımız anda da uçup gidiyor elimizden… Hayatta hiçbir şeye “dur” diyemiyoruz ne yazık ki. Hayat ellerimizden kayıp giderken sadece baka kalıyoruz olanlara… Küçük bir çocuğun alamadığı oyuncağa baktığı gibi… Bomboş ve çaresiz… Zamanı değerlendirmeyi bir türlü öğrenemiyoruz. Sürekli bir ikilem arasındayız… Hep bir yanımız “kal” diyor, bir yanımız “git”… Bir yanımız “yap” diyor, bir yanımız “yapma”… Kararsızlıklarla öldürüyoruz durduramadığımız zamanı… Yapacak şey çok, ama biz hep “yarın” diyoruz… Hem zamanı, hem sevdiklerimizi erteliyoruz… Günden güne uzaklaşıyoruz, tek başınalığı seçiyoruz. Az ses çok huzur diyoruz… Konuşulan çoğu şeyi dinlemiyor, önemsemiyoruz… Öyle bir gün geliyor ki, yalnız yaşadığımız günlere isyan ediyoruz… Bu hayatı biz seçtik diye kızıyoruz kendimize. Ne yapacaklarımızı yapmış oluyoruz ne de yaşanacak bir mutluluğumuz oluyor. Zamanın gideni getirdiğine değil, var olanı götürdüğüne kötü bir tecrübeyle inanıyoruz… “İyi ki!”  demek yerine “keşke!” demeyi seçtiğimiz zamanlara ağlıyoruz… “Keşke, keşke!” diye haykırıyoruz giden zamanımız için… Ne...

Devamını Oku

Bakmasını Bilirsen Hayatı Gökyüzünde Görebilirsin

Odam darmadağınık… Sınav haftası sıradan bir üniversitelinin her zamanki olağan halleri işte… Gökyüzünden başka bana hayatta olduğumu anımsatan hiçbirşey yok etrafımda. Telefonum hiç olmadığı kadar suskun, sokak ise düşman orduları az önce yakıp geçmiş gibi kimsesiz… Gökyüzüne bakıyorum… Yıldızlar ve Ay… Hala görev başındalar. Bütün Dünya işlemiş suretlerine. Bu muazzam güzellik Allah (c.c.)’ı hatırlatıyor bana. Onu görmek, kafanı yukarı kaldırmak kadar basit işte. Gökyüzünde bütün Dünyayı görebiliyorum isteyince… Bodrum’da sevgilisiyle el ele gezen mutlu insanları görebiliyorum. Yarın ki toplantıda üzerine ne giyeceğini düşünen kızlar… Arabasının lastiği patlamış dörtlüleri yanan sinirli bir Anadolu delikanlısının küfürlerini duyabiliyorum. Filistindeki aşağılık zulmü gökyüzüne bakınca ruhumda hissedebiliyorum. Acaba ne yapıyordur şimdi sevdiklerim. Mesela Annem, Babam, Reis… Önümde duran formüllerin her birini yıldızların aşağı bakan çıkıntılarına asıyorum. Düşüp gitsinler diye… Gökyüzüne bakıyorum… Çalkantılı cemiyetin buhranı sarıyor dört bir tarafımı. Önden gidenleri hatırlıyorum… Gökyüzüne bakıyorum… Bütün sorularım geliyor tek tek aklıma… Güçlüymüşüm gibi onlara rol yapıyorum… Çocukluğumdan beri Ay’a her bakışımda sanki birinin yüzünü görüyorum. Bak işte yine oldu. Acaba kimdi bu? Şuan onu düşünüyorum… Gökyüzüne bakıyorum… Çıkar ilişkilerine bulanmış arkadaşlıklar işgal ediyor zihnimi. ”Olsun be” desemde içten içe çıldırıyorum… Doğmamış çocukları görüyorum karanlığın içinde, üzerimizde onlar için taşıdığımız ve muhafaza ettiğimiz şerefin pırıltısını hissedebiliyorum… Türkülerim geliyor dudaklarımın ucuna. Camı açıp her birini maveraya azad ediyorum. Gökyüzü bakmasını bilirsen bütün perdeleri kaldırır gözlerinin önünden. Hatta bir ara duraksayıp kendine şu soruyu sorarsın: ”Ben Delimiyim?” Halbuki deli...

Devamını Oku

Eskiden Türkler… Türkler… Yeniden Türkler?

Tarih, tekerrürden mi ibarettir gerçekten? Yoksa Akif’in dediği gibi ders mi alamaz insanoğlu? Ya da II. Abdülhamit’in dediği gibi tekrar eden tarih değil hatalar mıdır? Tarihe egoist bakış açısıyla yaklaşıyorum… Türk milletinin tarihine bakıyorum bir de bugününe bakıyorum… Diğer milletlerin tarihleri ve bugünleri ile mukayese edince aşikar şekilde görünüyor büyük değişim…İster siyasi,ister askeri,ister iktisadi,ister kültürel,isterse beşeri olsun her kategoride Türk milleti çok büyük revizyona uğramış… Milletimizin başından geçen bu ‘yeniden düzenleme, sağ baştan tasarım’ süreci o kadar büyük değerleride satır aralarında sonsuzluğa uğurlamış ki Vecd mayasının kokusunu bir nebze duyabilene çok büyük acılar yaşatıyor ruh aleminde. ”Roma’ya kadar gidip Saint pierre kilisesinin mihrabında atıma yem vereceğim” diyebilecek kadar aşk ve vecd sahibi Yıldırım’ın torunlarına ne oldu da Doğu Roma’yıda Batı Roma’yıda yıkıp Çağdaş Roma olan Avrupa birliğine girmenin peşine düştüler? İnsanlık medeniyetinin zirveye ulaştığının kanıtı olan, mimarimizde sıkça rastladığımız kuş yuvalarını yapan,kuşları bile düşünebilecek kadar ilahi aşkla donanan bir milletin torunlarına ne oldu da kendinden başkasını düşünemez hale geldi? Ne oldu da  yetim hakkı yenirken, komşusu açken, komşusu ”Demokrasi getiriyoruz” propagandası ile zulme uğrarken başını yastığa rahat koyar oldu? Çanakkale’de (delilleri ile ortaya koyulan) başı örtülü analarımızın muhabere ettiği orduların Kurtuluş reçetesi olduğu ne çabuk unutuldu da bugün başı kapalı kardeşlerimize güya demokratik olan ülkemizde ‘en azından’ özgür ve eşit bir eğitim imkanı tanınmıyor? Çok güldüğüm bazen beni kahkalara boğan en hafif deyimiyle zırtapoz heriflerin Tarihçi diye televizyonlara çıkarılmasını...

Devamını Oku

Ülkemin Çok Muhterem Entellektüel Yazar-Çizerleri!

Srebrenitza… Sırbistan’ın Doğusunda Dünya’nın en büyük zulümlerinden birine şahit olan şehir… 1992 yılındaki Bosna savaşından sonra Srebrenitza, bünyesindeki maden ocakları ve üzerinde yaşayan müslümanlar sebebiyle hayvandan aşağı nefislere sahip sırp katillerin hedefi oldu. BirLEŞMİŞ miletlerin belirlediği 6 güvenli bölgeden biri olmasına rağmen Radko Mladiç komutasındaki hainler güruhu tarafından 8300 müslümanın çoluk çocuk demeden katledilmesiyle Srebrenitza katliamı tarih sahnesinde yerini aldı. Srebrenitza katliamı aslında Avrupa tarihinin görmüş olduğu en büyük insanlık ayıbı. ”İnsan” kavramından çok uzak ama ”İnsan” kılığında varlıklar 1995 yılında İnsanlığın alnına işte böyle leke sürdüler. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Aman dileyen olduğunu pek zannetmiyorum ama olduysada acımamış olduklarına adım gibi eminim… Nasıl bir açlık insanın gözünü bu kadar döndürebilir ki? Akıl alacak gibi değil… Kemikleri bile o insanların katliamdan 13 yıl sonra bulundu Laheyde. Şimdi sözde her birine mezar yapıldı ama kim bilir bir mezarda kaç şehidin birden kemikleri var. Bir mezarda kaç şehidin birden umutları, gelecekleri, aşkları gömüldü kim bilir… Biliyoruz tek suçları Müslüman olmalarıydı. Özgürlüklerine düşkün insanlar olmalarıydı. Dürüst olmalarıydı… İslam coğrafyasındaki yakın çağ zulmunün önsözü gibiydi Srebrenitza… Hollandalı sözde Barış birlikleri ise yıllar sonra Güzeller güzeline (s.a.v) hakaret edeceklerini haber verir gibi terkedip gidecekti oradaki müslümanları sırp zulmüne. Nitekim öylede oldu… Yıllar geçti üzerinden, hatta geçenlerde Mladiç’de yakalandı. Yargılanıyor şimdi Avrupanın İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNDE ! Yarın bu katliamın, bu soykırımın, bu insanlık ayıbının yıl dönümü bakalım kaç kişi hatırlayacak onları. Sabah haber sitelerini dolaşırken ufakta...

Devamını Oku

Bazen…

”Bazen” kavramı kadar grift bir kavram daha var mı acaba? Bazenlerimizin savaşı arasında kalıyoruz her nefeste. Kalabalığın, yalnızlığın, varlığın ve yokluğun gölgesinde bazenlerimizde eriyoruz… Bazen mutlu oluyoruz bazende mutsusuz. Neden mi? İnsanoğlu kadar neden üretebilecek başka bir varlık var mı acaba…Arayışlarımızın bizi sürüklediği bütün maceraları süsleyen bir çerçeve gibi ”Bazen ”. Bazen çok şık ve gösterişli bazende çirkin ve kerrat cetveli kadar değersiz… Tutkularımızın, isteklerimizin, düşüncelerimizin konjonkturel hareketliliklerinin haylaz tetikleyicisi bazenlerimiz… Birbirinden farklı, nadürüst, şerefsiz ! Dakikası dakikasına uymayan bir kavram… Bazen Dünya harikası kadar değerli bazen hayvandan aşağı varlıklardan bile değersiz… Hayat merdivenindeki iniş çıkış basamakları gibi ”Bazenlerimiz ”. Umutsuzluk denizinin dalgası, umut aşının şekeri tuzu gibi… Kavruluyoruz bazenlerin gölgesinde izleri kalmasada bedenimizde ruhumuza daha bilimin bile keşfedemediği izler bırakan zararlı bir ışın olup çıkıveriyor. Aklın çözemeyeceği görünen hiçbirşey olduğuna inanmıyorum ama aklı istikametten alıkoyanda yine bazenlerimiz… Bazen diyorum: Herşey yolunda ulaşacağız, kazdığımız bu derin çukurdan bir çuval altını alıp çıkacağız, ulaşacağız hayallerimize, vuslatımıza ereceğiz… Bazende duruyorum kafamı kaldırıp o derin çukurdan bir damla huzur, bir nefes temiz hava arıyorum… Biliyorum… Bitmeyecek bazenlerimiz… Tüm bunları bilerek yine de aynı senaryonun parçası olacağımı biliyorum… Çözüm üretemiyorum… Bazenlerimin kuşatması altında muhasara...

Devamını Oku

Biz O Sözü Doğduğumuzda Vermiştik…

Aşk, bir insanla ilk karşılaştığında önce onu tanır. Haysiyetsiz bir merhaba ile başlayan bu ilişki sonunda dünyayı ateşe verebilecek bir delilik derecesine dönüşebilecek kadar evrim geçirebilir. Neler olur o zaman diliminde ah anlatmaya yetebilse kelime hazinemiz… Üzerinde duracağım yer burası değil. Aşk, karşılaştığı insana ‘biraz’ güvendiği zaman ondan bir söz bekler. İnsanların güvenilmez, yalancı, ikiyüzlü olduğuna çok fazla inanıyor olsada o ‘söz’ kelimesini duyunca nedendir bilinmez bir rahatlama duyar kendi içinde. Artık tamamdır, bütün anahtarlarını ona teslim edebilir… Bazı adamlar vardır kendi ortamında şen şakrak kendi aleminde suskun, pervasız… İşte yukarıda anlattığım o süreç bu adamlarda sıkıntılı geçer. Çünkü karşısındaki onu diğerleriyle mukayese etmekle çok büyük bir hataya düşmüştür. Görmüş olsada kahpeliğin binbir türünü bu adam, istesede yapamaz aynısını başkasına, eline yüzüne bulaştırır. Evliya değildir, evliya soyundan da değildir ama iyidir. Anlamını henüz tam çözememiş olsamda fazlaca bir dürüstlük ve iyi niyet vardır üzerinde. O kadar ki bazen omuzlarındaki bu yük dizlerini titretir altından kalkamayacağını bile bile çöker dizlerinin üzerine. Sırf karşısındaki insanların kalpleri kırılmasın diye… ”İnsanları taşımak” hamallığını çok fahiş bir fiyata gerçekleştiren yorulmak, tükenmek bilmeyen hamallardır onlar. Amalleri vardır hayata dair geri kalan herşey araçtır onlar için. Aşkta öyle… Ama aşk, sırtlarında değil gönüllerinde taşıdıkları ve mesaisi hiç bitmeyen bir varlıktır. Bu sevdanın uğruna nelere katlanmışlardır… Ah bilebilseniz… Bir kaç adam vardır onları bu yeryüzünde anlayan, her biri aynı duyguları tadtığı için yüzyüze geldiklerinde çok derine dalmazlar...

Devamını Oku

Afrika Mangosu (African Mango)

Gün geçmiyorki yeni bir zayıflatıcı ürün ortaya çıkmasın. Bu seferde Afrika Mangosu (African Mango) denilen ve zayıflamaya yardımcı olduğu söylenen bir ürün girdi piyasaya. Afrika Mangosu, ABD’de çok ünlü olan Doktor Mehmet Öz’ün bir televizyon programında afrika mangosu meyvesinden övgüyle bahsetmesi üzerine satışlarında patlama yaşandı. Dr. Mehmet Öz ne dedi?“Hemen herkesin elinin altında olması gereken mucize bir meyve var. Bu meyve ile sizi çok zorlayan diyet programlarıyla ya da egzerzislerle uğraşmasanız bile kilo verme durumunuz var. Kolestrol ve şekeri düşüren, enerji veren, içeriğinde birçok vitamin bulunan Afrika Mangosunu herkese tavsiye ederim.” Doktor Mehmet Öz‘ün bu sözlerinden sonra deyim yerindeyse...

Devamını Oku

Yoğun Gündemli Bir Yaz ve Şarkılar…

CHP’nin Meclis’te yemin etmemesi… BDP’nin aynı CHP gibi Meclis’te yemin etmemesi ve hatta Meclis’i boykot etmesi…(Bildiğim kadarıyla başka yerde de yemin etmediler!) Başbakan Erdoğan’ın, hem BDP’ye hem de CHP’ye “İster gelsinler, ister gelmesinler Meclis çalışır” şeklinde rest çekmesi…Cemil Çiçek’in TBMM 25. dönem Başkanı seçilmesi… % 11 ile Türkiye’nin ekonomide dünya büyüme rekorunu kırması… İnternete Tümgeneral Muharrem Mutlu Arıkan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydının düşmesi ve ses kaydında “Büyükanıt’la ilgili bir sürü evrak çıktı. Başkaları koymuş diyorlar. İyi de telefon görüşmeleri var onu da mı başkaları yaptı?” şeklinde itirafların yer alması… Gazeteci Cengiz Çandar’ın, TESEV için hazırladığı “PKK, nasıl silah bırakır” raporunda “PKK, son Kürt isyanıdır” demesi… Ve tabii ki futboldaki şike depremi… Yani yoğun gündemli bir yaz… Birçok insanın plajlarda denize girdikleri, gece geç saatlere kadar eğlendikleri bu güzel yaz günlerinde yoğun bir gündem var ülkemizde… Fakat bu yoğun gündem arasında, bu güzel yaz günlerinde müzik dinlemek çok iyi geliyor doğrusu… Gerçekten çok güzel şarkılar var bu sene… İşte bu yazın en çok dinlenmesi ve yaza damgasını vurması beklenen benim de beğendiğim şarkılardan bir demet… Gülşen: Yeni biriHadise: SüpermenDemet Akalın: AşkHande Yener – Sinan Akçıl düeti: AtmaBetül Demir: Hop dedikBengü: AşkımGülben Ergen – Mustafa Sandal düeti: Şıkır şıkırEmre Aydın: Son Defa…Kolpa: Son nefesimModel: Değmesin ellerimiz Erden...

Devamını Oku

Vadideki Zambak

Ben Felix’im,Çocukluğum acı bir tebessümden ibaret…Sen ise Henriette,Yani; “Vadideki Zambak”, arsız gençliğim…Nice Lady Dudley’ler gördü bu gözler,Lakin; attığın tırnak etmediler…Asırlar önce meğer bizi yazmış Balzac,Bir ilah senin kadar kutsal olur bence,Ve…Bir zambak senin kadar güzel olur ancak!… ( Hayatıma mana katan sana … )(Çamlıhemşin-10.07.2011-18:30)GÖNDER...

Devamını Oku

Adalet Peşinde

İzlediğim filmler arasında zekice kurgulanmış, anlamlı mesajlar içeren, Oscar’lığa laik olan bir eserdi adalet peşinde… İzlenmesini şiddetle tavsiye ettiğim bu filmde ele alınan konu aslında filmin isminden az çok belli ediyor kendini.2009 yılında ABD’de çekilen bu filmde, başrol oyuncuları arasında Gerard Butler, jamie Foxx, Leslie Bibb, Regina Hall, Josh Stewart yer almaktadır. Konusuna gelince; Clyde Shelton (Gerard Butler) ailesiyle beraber mutlu bir yaşam sürdürmektedir. Ansızın evlerine gelen iki saldırganla birlikte Clyde Shelton’un yaşantısı alt üst olmaktadır. Bu saldırganlardan biri Clyde’nin gözü önünde eşine taciz eder ve eşini öldürür. Aynı şekilde küçük kızı bu olayları dehşet içinde izlerken saldırganlar küçük kızı da oracıkta babasının gözü önünde öldürmüşlerdir. Clyde tüm bu olanlara karşı çaresizce saldırganlara direnmektedir. Clyde ‘nin kulaklarında saldırganın ağzından dökülen sözcükler vardır: Kadere karşı koyamazsın… Tüm bu olanlardan sonra Clyde bir avukat tutar. Avukata (Jamie Foxx) mutlaka suçluların cezasının çektirilmesi gerektiğini söyler. Ancak avukat suçlularla anlaşma yapar. Mahkeme 2 saldırgandan birine ölüm cezası verirken diğer saldırgana hafif hapis cezası verir. Verilen bu karardan Clyde hiçbir şekilde memnun kalmamıştır. Adalete olan inancını kaybetmiştir. Ona göre adalet yazılı kuralların uygulanmasından ibaret olmamalıydı. Clyde bir karar vermişti. Artık yerine getirilmeyen adaleti kendisi sağlayacaktı. Bu olayda suçlu bildiği herkesin cezasını kendi elleriyle verecekti. Kadere karşı koyacaktı… Clyde, eşinin ve kızının intikamını alır. Kendi elleriyle vermiş olduğu kişinin cezasını öyle bir şekilde ödetir ki suçlu kendi cezasına tanıklık eder. Tüm bunlar Clyde’nin ne kadar...

Devamını Oku

Tual

Hayat usta bir ressamın elinde tuttuğu paletse, bıraksın renkleri ben seçerim. Benim hayatımın tutup savurduğu doğaya renk verdiği renkler olsun isterim. Siyah beyazlıktan kurtarılsın, hayatım usta bir ressamın elinde onun hünerlerinde onun fırçasıyla şekillensin… İnce ince işlesin gölgelerim ardımı karanlık bırakmasın…Küçük bir çocuğun neşesıni yansıtsın tualdeki renklere dokunan boyalar… Saçlarım dalgalansın tuale sığmasın taşsın, küçük bir çiçek sıkıştırsın kulağımla saçlarımın arasına… Suyun saflığını ışıltısını boyaya karıştırsın, en canlı renkler bile su gibi saf kalsın… Arkamda uzun kalabalık bir yol olsun, insanlar telaşlı koştursunlar sessizce davet beklemeden bir köşeden girsinler resmimime sonra aynı sessizlikle çıkıp gitsinler… Hiçbir iz bırakmasınlar tualde, tual benim olsun benim izlerimi taşısın, ressamın fırçası sadece benim için vursun tuale diğerleri kendi çabalarıyla var olsunlar, bırakabiliyorlarsa bir renk bırakıp sonra devam etsinler başka yollara başka renklere karışsınlar buhar olup sulu boyama yağmur gibi...

Devamını Oku

Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-4: Şimdi Ne Olacak?

Peki şimdi ne olacak? Fenerbahçe’nin 6 maçı şike ve teşvik suçlamasıyla mercek altında… 4’ü kendisiyle ilgili, diğer ikisi ise Trabzonspor ile ilgili… Eğer Aziz Yıldırım suçlu bulunursa 6 suçtan 60 yıl hapis cezasına çarptırılabilir…Fenerbahçe’nin şampiyonluğu elinden alınabilir… Fenerbahçe, Şampiyonlar Liginde oynayamayabilir… Fenerbahçe, Sivas ve Eskişehirspor ile birlikte küme düşürülebilir… Ayrıca 14 Nisan 2011’de yürürlüğe giren Spor Yasası, şike için 12 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Not 1: Ergenekon davasında olduğu gibi futbolun Ergenekonu’nda da dalgaların devamı ve bu dalgalarda gözaltı sayısının artması bekleniyor. NOT 2: Bu yazı dizisi 5 Temmuz Salı günü yazılmıştır. Erden ÖZKANT Yazı dizisi:Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-1: İddialar Ne?Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-2: Mercek Altındaki Maçlar ve Gözaltına AlınanlarTemiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-3: Medya ve İtalya Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-4: Şimdi Ne...

Devamını Oku

Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-3: Medya ve İtalya

İtalya’nın izinden gidiyoruz… 2006’da merkezinde Juventus’un bulunduğu şike soruşturması gerçekleştirildi İtalya’da. Adı Calciopoli (temiz eller) idi… Juventus ile birlikte Milan, Lazio, Fiorentina ve Reggina da suçlanıyorlardı. Juventus, ikinci lige düşürüldü ve lige -9 puanla başladı. Milan -8, Fiorentina ise -15 puan ile başladılar lige. Avrupa Kupalarından men edildiler. Aynı Lazio gibi…Lazio da -3 puanla başladı lige. Reggina ise lige -11 puanla başladı… Ayrıca kulüp yöneticileri ve hakemler de 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldılar… İtalya’daki Gladio operasyonu gibi bir operasyon olan Ergenekon Davası’nın yürütüldüğü Türkiye’de şimdi de İtalya’da 5 yıl önce yürütülen Temiz eller operasyonu gibi bir operasyon yürütülüyor. Adı ise Kelebek Operasyonu… Medya, operasyonu destekliyor… Medyamız genel itibariyle bu soruşturmayı destekleyen manşetlerle çıktılar 4 Temmuz Pazartesi günü… Ayrıca dikkatimi çekti, medya bu sefer “Bu operasyon AKP ile cemaatin operasyonudur” demedi! Bazı gazetelerin manşetleri…Sabah: Zirveden UçurumaZaman: Futbolda şike depremiBugün: Şike depremiTakvim: Kod adı: Temiz ligTaraf: Savcı doksandan çaktı Erden ÖZKANT Yazı dizisi: Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-1: İddialar Ne? Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-2: Mercek Altındaki Maçlar ve Gözaltına Alınanlar Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-3: Medya ve İtalya Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-4: Şimdi Ne...

Devamını Oku

Anladım

Sadece seni bekledim ben… Durup düşünmeden, asla vazgeçmeden… Sana dokunmayı bekledim, kendimi kimseye teslim etmeden… Tüm ilklerimi seninle yaşamak istedim, başkasına gerek duymadan… “Bekleme, gelmez” diyenlere inat tüm sabrımla bekledim. Çünkü bilirdim, şimdi sen gelmesen bir daha başkası olamazdı hayatımda… Tek çıkış yoluydu seni beklemek… Hayatın kargaşasından kurtulmak, kendini temize çekmek…Sen hayatımın dönüm noktasıydın. Tüm kararlarımı değiştiren,  aslında her şeyi aynı bırakan… Derdimi dinleyen tek yol arkadaşım… Kendimi güvende hissettiğim tek insan… Elimi tuttuğunda heyecandan öleceğimi hissettiğim tek vücut… Sürprizler yapmayı düşündüğüm, geceleri oturup sabahlara kadar seni anlattığım, mutlu etmenin yollarını aradığım… Kendimi bulduğum adam! Ama geçmişimiz… Bazı hayallerimizi gerçekleştirmemize izin vermiyor ne yazık ki… İnsanın geçmişi ne kadar yaralıysa, geleceği de o kadar acıtırmış canını… Beni geçmişimle yargılayıp bir hoşça kal’a sığdırdığında yıllarca kendimi boş ve karanlık odalarda bulduğumda anladım… İnsanın hiçbir zaman yalnız kalmayacağına inanırdım, doğruymuş… Çevresinde kimse olmasa bile kendi kendine yetermiş insan… Herkes bir anda gittiğinde paramparça olmuş ruhumun, yorgun bedenimi ayakta tutmaya çalıştığını hissettiğimde...

Devamını Oku

Duyguların Ağzından

Ve en çok yazmayı sever insan… Kendini en iyi anlatabildiği tek yoldur. Sevdiğine söyleyemediklerini, içinde kalanları yazar bulduğu her kâğıda… Üzüntülerini, sevinçlerini, pişmanlıklarını, keşkelerini ve dahası…Kaleminden akıtır üzüntülerini… Harf harf, hece hece belirtir aşkını büyük umutlarla… Her satırda bazen bin bir kahkaha, bazen hıçkıra hıçkıra ağlama… Sadece paylaşmak ister insan. İçini dökmek, bir nebze rahatlamak… Belki de özgür olmak, yüklerinden arınmak… Ama çoğu zaman anlatamaz içinde kopan fırtınaları… Ya zaman yanlıştır ya da insan… Hep susar, sadece susar… Önce doğru zamanı beklemeye başlar, doğru zamanın gelmeyeceğini anladığında başlar yazmaya… Birçok şey yaşamıştır ama hep son, aynı son… Sadece mum ışığıyla aydınlatılmış bir odada önünde kalemi ve kâğıdı, beyninde anlatamadıkları, kalbinde aşkın...

Devamını Oku

Akıl

Bıktım artık akıl olmaz sorular soran aklım senden! Sen soruyorsan bu soruları nasıl yine seninle akılla cevap vermemi beklersin benden? Ya sormayacaksın cevap veremeyeceğin soruları ya da ukalalığına doymadan soruyorsan bana bu sualleri, yanıtını da bileceksin…Ya çekip gideceksin kafatasımdan, attırmadan onu ya da soktuğun gibi aklıma ey akıl bu akılsızlıkları cevabını yine sen vereceksin! Kendine sen yapıyorsan bu işkenceyi beni dahil etmeyeceksin, kendinle alıp veremediğin kendine sığdıramadığın her ne varsa kendini kendin boğacaksın, hilelerine beni sokmayacaksın ya da çekip gideceksin aklını kaybetmiş aklım! Ben uyursam işte o zaman düşün sen de düşünde ama yansımasın bana şekillenmesin kapalı göz kapaklarımda oynamasın düşündüklerin, sabah kalktığımda gelmesin sana, aklıma uyanır uyanmaz yine uğraşmayım senin dertlerinle, düşün sonra at onları uzaklara fazla takma sende kafana ne kendini yor ne beni… Sen uğraşacakken benimle ben yoracakken seni, sen yorma beni, akılsızlık etme deli aklım! Sonra uyanır uyanmaz yorma boğuşturma beni yine düşlerinle, düşlerinde yankılanan sana sığdıramadığım sorularla bırakma beni… Bırak zaten gün yoracak seni izin ver dinlensin bedenimiz, yorma kasma onu geceleri, güzel şeyler düşün düşle öyle uyanalım… Becerebilir misin sen bunu yoksa her zaman yaptığın gibi bir ara çalı bulup karanlık taraflarınla süpürür müsün hayallerimi ? Yapma, etme, eyleme! Ya da en iyisi çek git sen akılsız...

Devamını Oku

En Değerlini Kaybetmek

Her şeyin bittiği gibi, gün gelir en sıkı dostluklarda biter… Bir zamanlar “en değerlim”, ”yol arkadaşım”diye imrendiğiniz insanlar vardı. Onunla oturup, onunla ağladığınız, onunla güldüğünüz, beraber gelecek hayalleri kurup sıcak tebessümler ettiğiniz, hangisinin çocuğunuzun halası, teyzesi, amcası olacağı konusunda önce kıran kırana bir tartışma yaşayıp daha sonra neyselerle geçiştirdiğiniz…Kötü geçen günlerin ardından aslında önemli olanın sadece birlikte olmak olduğunu anlayıp birbirinizle kucaklaşmanız… “Bir gün evlendiğimizde, çocuklarımız olduğunda, birbirimizin komşusu olalım; çocuklarımız da bizler gibi sıkı dost olsunlar” la kurulan hayalleriniz… Paraları birleştirip beraber yemek yemeleriniz, sınıfça hazırlanan doğum günü partileriniz ve daha daha daha fazlası… Öyle bir gün gelir ki, her zaman dostunuzla yürüdüğünüz yolda artık yalnız yürüdüğünüzü fark edersiniz… Başta korkarsınız, bir daha hiç görüşemeyeceğinizi düşünüp hayıflanırsınız… Fakat her şey için çok geçtir. Yalnızsınızdır, herkes gitmiştir… Bir zamanlar sınavlara çalıştığınız, elinizde kitaplarla koştur koştur yanlarına gittiğiniz arkadaşlarınız yoktur. Elinizde kitaplarla koca sınıfın ortasında öylece yapayalnız kalmışsınızdır… Herkes bir anda gitmiştir yanınızdan, sebebini anlayamadığınız bir şekilde. Bir zamanlar “en iyi dostlarım, gelecekte yanımda olacak sayılı insanlar”dediğiniz insanlar fersah fersah uzaktadır şimdilerde… Ama yine de gülmeye, hayata tek başınıza tutunmaya çalışırsınız. Bundan sonraki evre “mutluluk” evresi değil, “yalnızlığa alışma” evresidir. Tek başına gezme, tek başına yemek yeme, tek başına sinemaya gitme ve dahası… Başta yadırgarsınız. Önceden kurduğunuz bazı cümleleri yakmak zorundasınızdır… “Sende 2 TL var, bende 2 TL var. Birleştirip yemek yiyelim.” “Hafta sonu ne yapıyoruz?” “Arkadaşlar yarın Ece’nin doğum...

Devamını Oku

Çocukluğum

Ey sönmüş sigaram hadi yan! Kaçıp giden çocukluğum korkma dön… Ey benim olan hayatım! Sahip çıkamadığım yaşayamadığım savunamadığım ,ellerimden kayıp giden hayatım bana geri dön… Bıkmışlığım usanmışlığım korkmuşluğum kaç git benden uzaklara,bulamayacağım yerlere diyarlara …Öyle uzak ol ki benden çağırsam da bağırsam da duyma! Gelme! Bulma benikal uzaklarda. İçimdeki nefretlerim boğulmuş sürüklenmiş okyanusa. Okyanus derin bulamam küçük umudumu anahtarımı hayallerimi hepsi aktı gitti. Akıntı şiddetli ıraklara ulaştı dönmez artık geri…Küçük ellerim vardı, ufacık ayaklarım… Şimdi bu kaskatı bedenim ve yaşadıklarım o küçük vücuda çok geliyor. Dönemiyorum eskiye, hayalde bile olsa uzak ırak… Bedenim bile kabul etmezken bedenimi nasıl döner şimdi beynim aklım küçüklüğüme saflığıma bişey bilmeden inanmışlığıma.. Bedenim bile kanmazken akıl nasıl kanar buna? Dönsem dönebilsem o günlere ne getiririm bugüne ne bırakırdım orda? Ne bırakabilirdim ne getirebilirdim… Yaşadığım hiçbir şey benim değilken bana ait gelmezken sanki benim yerime biri yaşamışta sonra al sen yaşa kanı senin demişken onun yaşadıklarından ne getirebilirim? Kendimden ne çalabilirim nereye saklayabilirim? Hayatın bana oynadığı oyunun kurallarını çözsemde değiştiremedikten sonra o kuralları ne yapabilirim? Bilmek ne işime yarar?Peki ya bilmeseydim hiç çözmeseydim o kuralları sonra kölesi olsaydım o kuralların yalanların… Hayat gülermiydi o zaman bana? O zaman inanırmıydım bu oyunun adaletine.Bilmemek bilmekten iyidir diyerek otururmuydum yerimde? Yoksa hala güneşin doğuşuyla birlikte düşünüp dururmuydum bu oyunun kuralları ne ?Kimin kuralları bunlar? Sonra bana sormadan kim atmış beni bu oyunun içine? Sorsalar bile varım dermiydim bu...

Devamını Oku

İlk Keşkem

Dipsiz bir kuyuda ellerine dokunabilmeyi istemek gibiydi seni sevmek… Bomboş, çaresiz, bir umut beklemek… Olmayacağını bile bile istemek,”sadece o” demek soranlara… “Sadece o” deyip susmak, kelimelerle anlatamamak seni…Oysa ben sadece seni hayal ederdim. Sadece senin yanında olmak, sadece seninle gülebilmek, en berbat halimle sadece senin yanında gözyaşlarına boğulmak… Tüm ilklerim sen ol isterdim… Mesela; en dolu kahkahalarımı seninle atmalı, hıçkıra hıçkıra ilk kez seninle ağlamalıydım. İlk balığımı seninle tutmalıydım, balığı oltadan çıkarırken beraber gülüşmeliydik… Biraz kahkaha, biraz aşk! Gülhane’ye ilk kez seninle gitmeli, minik köprüde ilk kez seninle fotoğraf çektirmeliydim. Emirga’nın muhteşem sokaklarında ilk kez seninle el ele olmalıydım, Emirgan da ki ilk pikniğim seninle olmalıydı, ilk kez seninle kaybolmalıydım upuzun göğe uzanan ağaçların arasında… Evine gitmeye çekindiğim ama bir o kadar da istediğim, sen olmalıydın… Mesela; denizin temiz havasını ilk kez seninle içime çekmeliydim. Vapurdan düşmekten korktuğumda elimi tutup bana güven veren sen olmalıydın… Sabah günün ilk ışıklarıyla uyandığımda yanımda seni görmeliydim. İlk kez sana kocaman sarılmalıydım, ilk… Seninle kurduğum hayallerin hiç birini gerçekleştiremedim. Çok sevdiğini düşünürken, kalbinin başkasında olduğunu öğrendim. En sevdiğim ol isterken… Sen benim ilk pişmanlığım, İLK KEŞKEM! Ama sen hiç benimle olmadın ki… Ya aklın başka yerdeydi ya da yüreğin… İnsanın sevdiği birini son kez görmesinden daha kötü olan tek şey; onu son kez gördüğünü biliyor olmasıymış… Bana hiç beklemediğim anda, gözlerimde mutluluk gözyaşlarıyla, bir anda kulağıma eğilip “Hoşça kal” dediğinde...

Devamını Oku

Mutluluk İçin Verilen Savaş

Ufak ama önemli bir çapta yorgunluk geçirdiğim şu günlerde sanırım olaylar üst üste gelmeye başladı. Beni ne kadar duygulandırabilecek olay varsa hepsini yaşadım bir kaç günde. Sanırım mağlup oluyorum dayanacak ve savaşacak gücüm kalmadı.Artık gülmek kahkaha atmak bile o kadar güzel gelmiyor. Bir birini seven ve mutlu olan iki insan görünce ne kadar sevinsemde bir o kadar üzülüyorum. Bazen ben böyle bir mutluluğumu hak ettim diye. Kendi kendime soruyor fakat cevabını bir türlü bulamıyorum. Bu zamana kadar mutlu olmak adına attığım her adımdan eli boş ayrıldığım için sanırım bunu hak etmiyorum. Toparlanıp dört elle sarılmaya çalışıyorum hayata ama bakıyorum ki hayat beni çoktan içine almışve başlamış yoğurmaya. …çıkış arıyorum kurtulmaya çalışıyorum nafile ne yapsam boş… ben o karanlık düşünceler arasında çoktan kaybolup gitmişim. Sanırım başarı ne kadar hak edenin oluyorsa mutlulukta onun için verilebilecek en büyük savaşı verenin oluyor. Ve ben bu savaşı kaybettim. “mutlu olmak bir kedinin güzel bir anını yakalamak denli kolay mı”??? Anladım ki o kadar kolay değilmiş. Hayat her yönüyle yaşanması gereken çok büyük bir savaş olmuş da ben bu muharebe alanından çıkmakta bayağı bir geç kalmışım. Şu an açık ara mağlup durumdayım ve nasıl galip geleceğimi bilmiyorum. Düşünmek beni çok yoruyor rahatlamak istiyorum olmuyor. Sanırım daha çok yaşamam gereken olaylar ve çilem var. Ve bu namkör hayatta kat etmem gereken bir o kadar yol. Bunları yaşamam gerekiyorsa yaşayacağım ama bir güzel söz var ki...

Devamını Oku

Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-2: Mercek Altındaki Maçlar ve Gözaltına Alınanlar

Mercek altındaki maçlar… 28. hafta Eskişehirspor- Fenerbahçe (1–3): Sezer Öztürk bu maçta çok kötü oynamış ve karşılaşmanın ilk yarısında oyundan alınmıştı. 30. Hafta Eskişehirspor- Trabzonspor (0–0): Fenerbahçe rakibi Bucaspor’u 5–3 yenince Trabzonspor liderlikten oldu. Aziz Yıldırım’ın yakını Ali Kıratlı’nın maç günü Eskişehir’de olduğu ortaya çıkmıştı.32. hafta Karabükspor- Fenerbahçe (0–1) 34. hafta Sivasspor- Fenerbahçe (3–4): Fenerbahçe önde iken, Sivasspor beraberliği yakaladı ardından Fenerbahçe 3–1 öne geçti. Sivasspor 3–2 yaptı. Fener 1 gol daha attı maç 4–2 oldu. Maçı Fenerbahçe 4–3 kazandı. Bu arada mercek altına alınan bir diğer maç 12 Aralık 2010’da oynanan ve Ankaragücü’nün Fenerbahçe’yi 2- 1 yendiği maç… Diğer maçın ise yeni gözaltıların ardından söylenmesi bekleniyor… Gözaltına alınanlara yakından bakalım… Aziz Yıldırım: Yaklaşık 15 yıldır Fenerbahçe’nin başkanlığı görevini yürüten 1952 doğumlu Yıldırım, 15 Şubat 1998’de yapılan seçimde 1 oy farkla bu göreve geldi. Mecnun Otyakmaz: 1965 doğumlu Otyakmaz, Sivasspor Başkanı. Ünlü mafya lideri Sedat Peker’in kız kardeşiyle evli. Otyakmaz’ın, Sedat Peker ile ilişkisi olduğu iddia ediliyor. Bülent Uygun: 1971 doğumlu. Fenerbahçeli eski futbolcu Uygun, Eskişehirspor Teknik Direktörü. Daha önce de gizlice menajerlik yaptığı gerekçesiyle Türkiye Futbol Federasyonu’ndan (TFF) ceza almıştı. Ümit Karan: 1976 Almanya doğumlu ve eski Galatasaray oyuncusu. 2009’da Eskişehirspor’a transfer oldu ve en son Eskişehirspor Sportif Direktörlüğü’ne getirildi. Hakkında para alış verişlerinde ‘kuryelik’ yaptığı iddiası var. Sezer Öztürk: 1985’de Köln’de doğdu. Eskişehirspor’da iken oynadığı Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarıyla ilgili ciddi iddialar var. Erden ÖZKANT Yazı dizisi:...

Devamını Oku

Temiz Bir Futbol İçin Futbolun Ergenekonu da Temizlensin-1: İddialar Ne?

Türkiye bu hafta, futbol camiasında yaşanan gözaltılarla sarsıldı. 3 Temmuz Pazar günü 50 kişi, ertesi gün ise 11 kişi gözaltına alındı şikeden. Türkiye’yi cuntalardan ve çetelerden temizlemek için kollarını sıvayan ‘savcılar’ şimdi de ‘futbol mafyasından’ kurtulmak için kollarını sıvadılar. Bunun anlamı şu: Türkiye için futbolda temizlik. Türkiye’de temizlik… Peki iddialar ne? Kimler gözaltına alındı? Mercek altına alınan maçlar hangileri? Gazeteler nasıl manşet attılar? İtalya’nın izinden nasıl gidiyoruz? İşte tüm bu soruların cevapları bu yazı dizisinde…Türkiye liglerinde şike iddiaları üzerine Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Kulübü Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu. Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Eskişehirspor Menajeri Ümit Karan, Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz, Sivasspor’dan Eskişehirspor’a transfer olan Mehmet Yıldız, Fenerbahçe’nin Karabükspor’dan yeni transfer ettiği Emenike başta olmak üzere 61 kişi gözaltına alındı. Soruşturmayı ilk etapta Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz yürüttü. Bir ihbar üzerine Aralık 2010’da başlayan soruşturmayı Öz’ün görevinin değişmesi üzerine Mehmet Berk devraldı. İddialar ne? “Fenerbahçe’nin bazı maçlarında şike yapıldığı”, “Fenerbahçe’nin şampiyonluk yarışına girdiği, Trabzonspor’un rakiplerine prim verdiği” gibi bazı iddialar var. İddialar, Sivasspor ile Eskişehirspor üzerinde yoğunlaşıyor… Ayrıca Eskişehirsporlu Sezer Öztürk ile Karabüksporlu Emenike’nin (Emenike 9 milyon Euro karşılığında Fenerbahçe’ye transfer olmuştu) sezon biter bitmez Fenerbahçe’ye transferleri de şike çerçevesinde değerlendiriliyor. Zira Emenike’nin ‘doktor raporu’ olmasına rağmen sakat olduğunu söyleyerek sahaya çıkmadığı Fenerbahçe maçında para aldığı öne sürülüyor. Ayrıca tüm bu iddialarla ilgili çok ciddi delillerin olduğu ileri sürülüyor. Bunların içinde telefon görüşmeleri ve polis kameralarında yer...

Devamını Oku

Madem O Kadar Şerefli, Sen 'Canlı Bomba' Ol Sebahat Tuncel

8 askerimizi şehit eden ve 29 askerimizin de yaralanmasına yol açan ‘canlı bomba’ Zeynep Kınacı’yı anma faaliyetine katılan BDP milletvekili Sebahat Tuncel’in dediklerini duydunuz mu? Duymayan varsa buyursun, buradan yaksın: “30 yıllık mücadelede 18 bin gerilla yaşamını yitirdi. Bugün rahat siyaset yapmamızı, rahatça konuşmamızı onlara borçluyuz… Sadece sisteme karşı değil, ‘erkek egemen’ düzene karşı kadın mücadelesinde önemli bir çıkış…”Nasıl ama… Hem hayatının baharında beynini yıkayacaksınız gençlerin, beline bomba koyup veya koydurup patlatacaksınız hem de bunun ‘erkek egemen’ sisteme karşı mücadele olduğunu söyleyeceksiniz! 8 askerimizin şehidini de böylece anacaksınız ve aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) milletvekili olarak gireceksiniz! Önce Türkiye’deki 72 milyonu da kendi insanın olarak göreceksin… Doğu’daki insanı da Batı’daki insanı da… ‘Canlı bombaları’ ve terörü övmeyeceksin, övüp de başka gençleri o ‘canlı bombalara’ ve teröristlere özendirmeyeceksin… Üslubunu değiştireceksin… Bu nasıl bir üsluptur böyle? Kürt sorunu böyle mi çözülecek? Madem ‘erkek egemen’ sistemden rahatsızsın çözümü fedailerinizin bellerine bomba bağlayıp patlatmak ve böylece insanlarımızı, askerlerimizi, erkekleri öldürmek mi? Size göre madem bu kadar şerefli bu ‘canlı bomba’ işi o halde sen kendi beline bomba bağla, sen ‘canlı bomba’ ol, sen kendini patlat… İleride belki senin torunların şöyle der: “Bizim ninemiz milletvekili oldu, beline bomba bağladı ve Kürt sorunun çözümüne doğru ilerlenirken kendini patlattı. Çok şerefliydi…” Ne oldu? Yoksa o kadar da ‘şerefli’ bir iş gibi görünmedi mi gözüne bu ‘canlı bomba’ olmak? Can tatlıdır, veren Allah onu da...

Devamını Oku

Ayşe Özyılmazel & Ali Taran Düğünü

Ayşe Özyılmazel… 32 yaşında şarkıcı, yazar… Yaz aylarında çok dinlenmesi beklenen Arabesk ve Tatlım gibi şarkıları söyleyen şarkıcı… Sabah gazetesi yazarı… Köşesi Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman’ın köşesi gibi (Medyanın iki Ayşe’si!)… Ne yedi, ne içti, nereleri gezdi, gezdiği yerlerdeki erkekler nasıldı, oralarda sevgilisiyle neler yaptı, en çok nereleri beğendi, gezdiği yerlerden neleri ve nereleri tavsiye eder falan filan… İşte Özyılmazel’in köşesinde okurları bunları okuyor aynı Arman’ın köşesinde okudukları şeyler gibi…Yani köşesi ‘özel hayatı ifşa’ köşesi… Ama okunuyor yazdıkları… Arman’ın yazdıkları da okunuyor… Çünkü insanlar merak ediyorlar… “Acaba bugün Ayşeler köşelerinde neler yazdılar?” “Acaba dün sevgilisiyle Özyılmazel neler yaptı, nereleri gezdi?” (En son Beyrutlu sevgilisinden bahsediyordu. Sahi 2 günde gitti adamcağız!) “Acaba Arman dün kocasıyla ne tür aktiviteler yaptı?” “Acaba Arman, bu hafta yaptığı röportajda nasıl pozlar verdi? Bir dahaki hafta nasıl verecek?” Merak işte… Ali Taran… Özyılmazel’in yaşının neredeyse 2 katı yaşında… Özyılmazel’in babası, Neco (Kurtlar Vadisi’nin “Demedim mi İbrahim”i), yaşında bir reklâmcı (Yok yok gerçekten reklâmcı!)… 59 yaşında… Acun Ilıcalı’nın “Yetenek Sizsiniz” yarışmasında Hülya Avşar ile ‘jüri üyesiydi’… Doğrusu Avşar gibi Taran da halk tarafından sevilmişti. Bir keresinde yayında A………m şeklinde küfür etmişti. Eee ne de olsa halkın içinden geliyordu demi? (Allah Allah aklıma birden Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Niye acaba?) Ayrıca Türkçe Olimpiyatlarının reklâmlarında da emeği vardı Taran’ın. Doğrusu güzel reklâmlardı… Ne de olsa işin içinde Taran vardı! Neyse… Bunlardan ziyade ben asıl başka bir konuya dikkat...

Devamını Oku

Ömrümün Son Baharı

Şu anda nerdesin hangi mevsimdesin bilmiyorum ama ben kaybolduğum yerde ömrümün son baharını yaşıyorum. hayat dediğin tek bir an değilmi zaten bir nefes kadar yakın göz açıp kapacayak kadar kısa… isyan etmek faydasız geride bıraktığın günleri düşünür derin bir nefes çekersin acı tatlı bir çok anın gelir aklına ve sadece bir varmış bir yokmuş dersin. Gözlerini kapatır hayata son kez güle güle dersin.İşte bütün bunları bilerek düşünerek yaşar insan acıyı tatlıyı üzüntü sevinci içinde coşkuyla dışında sabırla yaşar. Ben sevgimi coşkuyla yaşadım sende bazen küçük bir çocuk oldum bazen çok romantik bir aşık oldum bazen de deli dolu bir ser seri. Ama şunu bil ki her ne olursam olayım sana olan sevgim için yaptım her şeyi. meydan okudum hayata ve gülmeyi öğrettim sana. Gülmenin hayatımıza kattığı anlamlarda bakıştık seninle , güneşin en güzel doğuşlarında. her yeni günün başlangıcında merhaba dedik hayata. Bazen küçük bir tebessüm bazen tatlı bir gülücük bazen de doyumsuz bir kahkaha yer ve zaman ayırt etmedik  günün getirdiklerine birlikte göğüs gerdik. El ele verince aşamayacağımız hiç bir engel olmadığını gösterdik herkese. Ama ama ama “Ama” larla başlayan kelimelerden nefret ediyorum. çünkü sen şimdi yoksun yanımda sen yoksun yaa yanımda bende gülemiyorum hayata bakamıyorum güneşin doğuşuna yıllardır sadık bir sırdaşım gibi peşimde dolaşan gölgemle konuşuyorum artık. sensizliğin acısını anlatıyor dipsiz karanlıklarda kaybolduğumu ve kendimi bulmaya çalışırken daha da kaybolmaya başladığımı ve en sonunda yok olacağımı söylüyorum ona....

Devamını Oku

SPK (Sermaye Piyasası Kurulu)

Sermaye piyasasının güven açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin yani yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını sağlamak amacıyla 1981 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulmuş olan, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici bir kamu kurumudur. SPK Kurulunun Karar Organı; Kurul, Bakanlar Kurulu kararı ile atanan yedi üyeden oluşur. * İkisi ilgili Bakanlığın aday gösterdiği 4 kişi arasından.* Biri Maliye Bakanlığının aday gösterdiği iki kişi arasından.* Biri Sanayi ve Ticaret Bakanlığının aday gösterdiği iki kişi arasından. KURUL * Biri Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun aday gösterdiği iki kişi arasından.* Biri Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğinin aday gösterdiği iki kişi arasından.* Biri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin aday gösterdiği iki kişi arasından atanır. Bakanlar Kurulu, adaylardan birini başkan olarak atar. Kurul, Başkanın teklifi ile üyelerden birini ikinci başkan olarak seçer. Kurul başkan ve üyeleri resmi ve özel başka hiç bir görev alamazlar. Kurul başkanı ve üyelerinin görev süreleri altı yıldır. 12 adet hizmet birimi bulunmaktadır; Denetleme Dairesi, Ortaklıklar Finansmanı Dairesi, Aracılık Faaliyetleri Dairesi, Kurumsal Yatırımcılar Dairesi, Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi, Araştırma Dairesi, Muhasebe Standartları Dairesi, Bilgi İşlem, İstatistik ve Enformasyon Dairesi, Hukuk İşleri Dairesi, İdari ve Mali İşler Dairesi, Kurumsal İletişim Dairesi ve Strateji Geliştirme Dairesi’nden oluşmaktadır. SPK’nın Temel Amaçları; * Sermaye piyasalarının işleyiş kurallarını belirlemek,* Piyasadan fon kullanan şirketlerin belli kurallara uygun olarak en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak,* Sermaye piyasasına yatırım yapan tasarruf sahiplerinin hak ve...

Devamını Oku

Evlerde Rutubet ve Küf Oluşumunu Nasıl Önleriz?

Günümüz evlerinde dekorasyona ve ısı yalıtımına oldukca önem veriliyor. Bu durum gerek görsellik gerekse ısı kayıplarını önleme bakımından büyük avantajlar sağlıyor ancak rutubet sorunlarının başlamasına da zemin hazırlıyor. Çünkü evlerimizi kapalı bir kutuya benzetiyor. Ev içerisindeki banyo yapmak, çamaşır yıkayıp kurutmak, yemek pişirmek gibi günlük doğal aktiviteler sonucu oluşan buhar veya aşırı nemli bölgelerde dış ortamdan evlere giren yoğun nemli hava ev içerisinde hiçbir şekilde tolere edilemiyor.Bu aşırı nemli hava, kapalı ortamlarda kendi sıcaklığından daha düşük sıcaklığa sahip yüzeye temas ettiğinde yoğuşuyor ve rutubet, küflenme, kötü koku gibi istenmeyen durumların oluşmasının ilk adımı atıyor. Yoğuşma sonucu uzun süre ıslak kalan herhangi bir yüzey veya eşya zaman içerisinde küflenme, çürüme vb. deformansyonlara uğruyor. Rutubetin ve küflenmenin en yoğun görüldüğü bölgeler genellikle, apartman dairelerinde kuzey cepheler, müstakil evlerde ise bodrum katları oluyor. Çünkü kuzey cepheler veya bodrum katlar genellikle evin diğer bölümlerine göre daha serin kalıyor ve ortamda aşırı nemlilik söz konusu ise yoğuşmalarda bu bölgelerde oluşuyor. Yoğuşmanın veya terlemenin oluşmasında en belirleyici faktör ısı farklılıklarıdır. Göreceli olarak ölçtüğünüz %70 %80 gibi değerler aşırı nemliliğin göstergesidir ancak bu durum rutubet, küflenme gibi sorunları yaşama riskini artırmakla beraber, bu yüksek nem oranlarında kesinlikle bu sorunları yaşayacağınız anlamına gelmez, kapalı ortamlarda bölmeler arasında ciddi sıcaklık farklılığı varsa %50 gibi ideal nem oranında bile yoğuşma olabilir ve rutubet sorunuyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Rutubet, küflenme ve aşırı nemliliğe bağlı diğer istenmeyen olumsuzlukların oluşmasının önlenmesi veya...

Devamını Oku

Onun'la Mutluluk Nedir?

O, iki kelimenin, bir bakışın altında yatanEn yukarıdaki kadını bile bir sözle etkileyebilecek kadar basit birşeydir.Bence mutluluk ”paylaşmaktır”.En derini bile paylaşabilmektir.Acıtsada kalbini o masum derin bakışlarıyla sana herşeyi unutturabilmesidir.Elini tuttugu zaman ilk gün ne anlatmak istiyorsa yine onu anlatmasıdır.Diliyle ifade etmese de seni ilk günkü gibi sevdiğini gözleriyle ifade etmesidir.Seni küçük bir çocuk gibi görüp evde en ufak bir yaramzlığının ilgi çekmek olduğunu anlayabilmelidir.Seni ve derinlerinde yaşadığın o hayatı bilmeli senden bir parça olabilmektir mutluluk.Benim o diyebilmeli ve bunu her söylediğinde karşısındakinin onun olduğunu anlatabilmelidir.Konuşarak veya susarak mutluluk bir şeyler...

Devamını Oku

Sınav Sonuçları

ÖSYM tarafından bugüne kadar yapılmış olan tüm sınav sonuçlarını kapsamaktadır. İlgili sayfalarımızda sınva sonuçlarına ulaşabileceğiniz linkler yeralmaktadır. Aşadağıdaki bağlantılardan istediğiniz alanlardaki sınav sonuçlarına rahatlıkla ulaşmanız mümkün olmaktadır. * YGS Sonuçları YGS, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın kısaltılmışıdır. 2010 yılından itibaren yeniden iki aşamalı olarak yapılacak olan üniversiteye giriş sınavların ilki YGS’dir. YGS’de ortak müfredata dayalı; Türkçe Testi, Sosyal Bilimler Testi, Temel Matematik Testi, Fen Bilimleri Testi yer alacaktır. * LYS Sonuçları LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı), ÖSS’nin yerine gelen 2 aşamalı sistemin ikinci parçası. Kişilerin LYS’ye katılabilmeleri için öncelikle YGS‘de barajı aşmaları şart. YGS’den alınan asgari puan ile 4 yıllık lisans programlarına yerleştirilebilmek için girilmesi gereken Lisansa Yerleştirme Sınavları (LYS)’ye hak kazanılacak. Lisansa Yerleştirme Sınavları (LYS)’de uygulanacak 5 sınav ise şöyle:1- Matematik ve Geometri Sınavı (LYS1)2- Fen Bilimler (Fizik, Kimya, Biyoloji) Sınavı (LYS2)3- Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavı (LYS3)4- Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe Grubu) Sınavı (LYS4)5- Yabancı Dil Sınavı (LYS5) * KPSS Sonuçları KPSS, Kamu Kurumlarında görev alacak personeli belirlemek amacıyla yapılan bir dizi sınavın genel adıdır. Bu sınav, “Genel Yetenek”, “Genel Kültür”, “Yabancı Dil”, “Eğitim Bilimleri”, “Hukuk”, “Đktisat”, “Đsletme”, “Maliye”, “Muhasebe”, “Çalısma Ekonomisi ve Endüstri Đliskiler”i, “Ekonometri”, “Đstatistik”, “Kamu Yönetimi” ve “Uluslararası Đliskiler” sınavlarından olusmaktadır. Müracaat edeceğiniz alana göre bu sınavlardan bir kısmına girmeniz gerekmektedir. Genel Kültür ve Genel Yetenek sınavları ise herkesin girmesi gereken sınav alanlarıdır. * ÖSYS Sonuçları Yükseköğretim programlarına alınacak öğrencilerin seçimi ve tercihlerine...

Devamını Oku

2014 YGS Sonuçları

2014 YGS Sonuçları 2014 YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) Sonuçları…   2014 YGS Sonuçları * 2014 YGS Sonuçları henüz açıklanmamıştır. Açıklandığında buradan sonuçlara ulaşabilirsiniz. 2013 YGS Sonuçları * 2013 YGS Sonuçları 01.04.2012 2012 YGS Sonuçları * 2012 YGS Sonuçları 20.04.2012 2011 YGS Sonuçları * 2011 YGS Sonuçları 28.04.2011* 2011 YGS’ye Giren Adaylar İçin Kitapçık Kodu Bilgileri 03.04.2011 2010 YGS Sonuçları* 2010 YGS Sonuçları 30.04.2010 TÜM SINAV SONUÇLARI * Sınav Sonuçları* ÖSYM YGS...

Devamını Oku

Şeytanların Anlattıkları…

Büyü ve sihir gibi inanışlar Kur’an’da “şeytanın işi olan pislikler” olarak nitelendirilir. Yüce Allah, şeytanın aldatmacası olan bu batıl yöntemleri haram kılmıştır.Kur’an’da haber verildiği üzere Hz. Süleyman’ın yaşadığı dönemde büyüye başvuran ve bunu kötü amaçlarla kullanan bazı insanlar vardır. Kur’an’da bu olayın anlatıldığı kıssa, tüm insanların sihir, büyü gibi sapkın yöntemlerden özenle sakınmaları için önemli bir örnektir. Söz ettiğim kıssada, Hz. Süleyman döneminde bazı Yahudilerin özel bir ‘büyü ilmi’ öğrendikleri bildirilir: “Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut’a ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme’demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi.” (Bakara Suresi, 102) Ayetlerden, şeytanların Harut ve Marut adlı iki melekten öğrendikleri büyü yöntemlerini, insanlara öğrettiklerini anlıyoruz. Melekler bunun bir deneme olduğu söylüyor, inkara sapmamaları yönünde öğrettikleri kişileri uyarıyorlardı. Ancak şeytanlar bunu insanlara kötü amaçlarla öğretiyorlardı. Açıktır ki insanların arasını açmak için bu batıl inanışlarla zaman geçirmek şeytanın oyununa gelmektir. Şeytanın amacı insanları doğru yoldan engellemektir. Sihir benzeri işlerle uğraşanlar da, şeytanın aldatmacasına kanmış kimselerdir. Yüce Allah, ”Ey iman edenler, içki,...

Devamını Oku

Islamic Political Radicalism

Radicalism is a term using in political sciences since 18th century. This term means that struggling and supporting to produce extreme political reforms which consists changes which affects the social orders largely. In addition radicalism appeared in Great Britain, and first radicalism appeared as a reaction to his authority policy in period of George III during the matter of Wilkes. Moreover this policy came to nowadays from the past, also United States keep going on its radical policy towards other nations or other faiths out of itself. Many countries keep this policy, for instance; German people don’t like about Turks and Muslim people. In addition German society and also government keep the Islamic political radicalism. Therefore they think that; “The prays of the Muslim should be forbidden.” They  have become rigid  this  much.  They  show  the  Muslims  as  enemy  or  dangerous.  In  fact  Muslim  people  are  so  useful   for  the  economies  of  the  countries  which  they  have  lived.  But  however  the  other  people  have  some  fears  about  Muslims.  Besides  in  a  book  which  is  read   in  Denmark,  there is  a  sentence;  “All  Muslims  are  not  a  terrorist,  but  all  terrorists  absolutely   are  Muslims.”  I  guess  this  thought  is  false  accusation  and  prejudice.  I  think  people  should  not  judge  only  their  religions,  because  in  addition we  can  evaluate  people  according  to  their  culture,  manners,  education  or  about  many  things.  A ...

Devamını Oku

Aman Ha Tıp'a Gelme!

Aklin basindayken gözüm liselimGünahı boynuna at tıpa gelmeBaş belasi olur hazırlık belkimÖss formunu yirt tipa gelmeSimsiyah saçların eline gelirYirmibeşe varmadan keline gelirNot boyun aşmazsa beline gelirGövdeyi bir işe at tıpa gelme Hocalar bir alem dersler bir alemKurtaramaz seni gelse sülalenİnek der alay eder güler el alemBir meslek sırrına yet, tıpa gelme Cayır cayır paran gider her seneÇatlasan tek kuruş girmez keseneBir de bütünleme patlar enseneMeslek okulun da yat tıpa gelme Derse yetişilmez akşamdan gitsenGene geç kalırsın anfide yatsanBir senede bitmez nota göz atsanBaşka bir belaya çat tıpa gelme Çalışsan günlük otuz kırk saatHer türlü sınavda edersin rahatSende değil gönderende kabahatSonuç belgesini yut tıpa gelme Kitaplar, notlar kafayı yersinKadavradan evvel kefen giyersinHer gece rüyanda kemik sayarsınAkşamdan mezara yat tıpa gelme Köyünde gelmeden olursun doktorOkul bitse de tıptan haberin yokturAziz diyorsa hikmeti çokturİyi dinle sözüm tut, tıpa gelme Hazırlık bitmeden canına yeterEvin, memleketin gözünde tüterDönem bir, iki, üç ölümden beterDavarı sığırı güt, tıpa gelme Yok mu yerine gönder ikizinDua eder sana olgun ve kızınYanına koşul sarı öküzünSabana, düvene git, tıpa gelme DR. AZİZ ALPER...

Devamını Oku

Kardolin (Cordyline)

Liliaceae familyasındandır. Doğal olarak Asya, Afrika ve Amerika’da yaşar. Önemli türü C. terminalis (Syn. Dracaena terminalis) hibritleri, değişik alacalı renkli ve 30-60cm uzunluğunda yapraklara sahiptir. Herdem yeşil bitkilerdir. Genellikle Dracaena’larla karıştırılırlar. Ancak onlardan kökleri vasıtasıyla ayırt edilirler. Cordyline kökü yumru şeklinde ve yan kökleri beyazdır. Dracaeana’nın kökleri ise sarı renklidir. Çiçekleri önemli değildir.Daha çok yaprak güzelliği için yetiştirilir. C.terminalis sıcak ve nispi nemi yüksek yerleri sever. Özellikle kırmızı yapraklı olanı salonlarda çok tutulmaktadır. Aydınlık ancak direkt güneş ışığı almayan yerlerde iyi gelişirler. Yaz aylarında, bol sulanmalı ve yapraklarına su püskürtülmelidir. İlkbahardan sonbahara kadar verilen su azaltılmalıdır. Saksı değiştirmesi 2-3...

Devamını Oku

CHP Baharı Yakın

Arap baharı olarak ifade edilen Ortadoğu ve Arap coğrafyasındaki gelişmeler halk kitlelerinin despot rejimlerden kurtulmak istediğinin açık bir göstergesidir. Şu zaman içerisinde artık böyle yönetimlerin ayakta kalamayacağı Arap dünyasında yaşananlarla sabit. Arap baharı olarak nitelenen bu olaylardan her yönetim kendine bir ders çıkarabilir. Türkiye’de bu yaşanılanları görerek bu rejimlerin yanlışlıklarından ders çıkarabilir ve içerisinde bulunduğu demokratik ortamı daha da demokratikleştirme anlamında gayret sarf edebilir.Artık günümüzde dünya içerisinde yaşayan bir toplumun diğer toplumları etkilememesi mümkün değil. Sınırların kalkmasının bile gündeme gelebileceği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Türkiye 12 Haziran seçimlerinden %87’lik bir katılım oranıyla bir rekora imza attı. Hem dünya tarihi hem de kendi tarihi açısından. Diğer bir önemli nokta ise Ak parti’nin %50’ye yakın bir oy oranı alması. İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün sloganı ile yola çıkan Ak Parti ciddi bir başarı kazanmakla birlikte seçim sonrası yaşananlar istikrar anlamında kamuoyunu endişelendirdi. Seçimlerin ardından tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmaması durumu nasıl olduysa Türkiye’nin birinci gündemi oldu. İlk zamanlarda kamuoyunda milletin yaklaşık 85000 oy verdiği bir seçilmişi mahkemeler nasıl tutabilir havası estirildi. Herkes aynı şeyi konuşur oldu. Tutuklu vekiller serbest bırakılmalı ve hüküm giymiş kişi dahi serbest bırakılmalı dendi. Ama bunun doğuracağı sonuçlar hiç tartışılmadı. Her şeyden önce anayasal olarak hüküm giyen birinin vekil  adayı olamayacağı gibi bir durum varken insanların hele hele bazı gazeteci ve bazı hukukçuların bunu dillendirmesi enteresan. Yani kişiye özel bir muamele nasıl konuşulabilir! Tam da bu sıralarda CHP’nin tavrı...

Devamını Oku

Araç Takip Sistemleri Hakkında

Araç takip sistemleri ile ilgili detaylara geçmeden önce sizlere bu yazıda GPS ve filo takip sistemleri hakkında bilgi vermek istiyorum. İlk olarak GPS, Global Positioning System, dünya üzerinde yer alan yirmi dört uydudan oluşan bir ağı kullanarak istenilen noktanın dünya üzerindeki konumunu belirleme sistemidir. GPS uydulardan aldığı verileri, uyduların birbirine olan mesafesi, uyduların Dünyaya olan mesafesi gibi ölçütleri kullanarak kullanıcılara mevcut konumlarını belirleme imkânı sağlar. GPS tabanlı araç takip sistemleri de, araç takibi için bu teknolojiden faydalanır. Bunun yanında GSM tabanlı araç takip sistemleri ve GPRS tabanlı araç takip sistemleri de mevcuttur.Araç takip sisteminden kısaca bahsetmek gerekirse, uzun yıllardan beri filo sahibi şirketler için araçlarını takip ve kontrol edebilmek büyük önem taşımaktadır. Çünkü filolar genişledikçe kontrolü güçleşmiş ve azalan kontrolden ötürü şirketler çeşitli problemlerle karşılaşmışlardır. Bu yüzden, filo takibi şirketler için büyük önem taşımakta ve birçok şirket araç takip sistemi kullanmaktadır. Filo kullanımları dışında küçük çaplı şirketler de araç takip sistemlerini tercih etmekte ve kullandıkları araç takip sisteminde aldıkları veriler ile harcama kalemlerini daha iyi kontrol edebilmektedirler. Son yıllarda büyük bir hızla gelişen bilgisayar ve internet teknolojiler birçok alanda olduğu gibi şirketlerin filo takibi problemlerine çözüm getirmiştir, araç takip sistemlerinin devreye sokulmasını kolaylaştırmıştır. Bu noktada karşımıza GPS tabanlı araç takip sistemleri çıkmaktadır. Önceleri şirketler araçlarını kilometreleri üzerinden, takip ediyorlardı. Kilometreye dayalı araç takip sistemi, hem tutarlı olmadığından hem de şirketlere sonuçta takip edilen aracın rotası, hızı gibi detayları vermediğinden...

Devamını Oku

Öfkemi Yenmek İstiyorum Ama Nasıl Yapabilirim?

ÖFKE Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar.ÖFKENİN İFADESİ Öfke sadece insanlarda varolan bir duygu değil, her canlı organizmanın tehdit karşısında olaylara gösterdiği doğal bir tepkidir. Afetler de genellikle beklenmeyen olaylar oldukları için insanın varoluşunu tehdit eder. Sağduyumuz, öfke duygumuzu nereye kadar götüreceğimiz konusunda önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında her şey karmakarışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir. Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız. İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu bir şeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psiko-somatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü...

Devamını Oku

Yaz Tatilinde Çocuğumla Neler Yapabilirim?

Tatillerin aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve birlikte geçirilen zamanı artırma yönünden önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması sınırlı aile içi etkileşimi artıracaktır. Aile üyelerinin hep birlikte geçireceği bu tatil dönemlerinin iletişim, çocuklarına model olma, onları tanıma ve gelişimlerini görebilme açısından da yararları olacaktır.Çocukların sürekli eğlendirilmelerinin gerekmediğini unutmayın. Sadece bir yer değişikliği veya birkaç öneri, kendi başlarına da gayet yaratıcı olmaları ve eğlenmeleri için yeterli olabilir. Bazen çocuklar “sıkıldım” dediklerinde aslında “benimle oynamanı istiyorum” demek istemektedirler. Her gün için çocuğun ilgisini çekecek ve olmasını bekleyeceği tek bir aktivite belirlemek sıradanlığın oluşmasını engeller. Çocukların günlük hayatta yaşadıkları problemlerin çözümü aşamasında anne-babalarından psikolojik destek almaya, değer gördüğü, kabul gördüğü, sevildiği bir aileye ait hissetmeye ihtiyaçları vardır. Özellikle de zorluklarla karşılaştığında yaşadığı olumsuz duyguları paylaşması ve kendine uygun çözümler bulabilmesi açısından anne ve babasıyla özel zaman geçirmesinin önemi büyüktür. Bu nedenle de tatil planı yaparken çocuğun ailesiyle ortak aktiviteler yapabileceği, birlikte keyifli vakit geçirebileceği programlar yapılması önemlidir. Ayrıca çocuğun olumlu ve olumsuz duygularını paylaşmasına olanak veren zamanlar geçireceği bir program oluşturmaya dikkat edilmelidir. Okulların kapanması ile birlikte öncelikle zaman kısıtlaması ortadan kalkar. Havaların geç kararması ve ısınması ile bazen eve daha geç gelinir, açık havada birlikte vakit geçirilebilir ve akşamları ödev ve erken yatma gibi bir zorunluluk olmaz. Anne-babanın çocuğu kontrol etme kaygıları azalacağından ilişkiler daha keyifli bir hal alır. Çocuklar ilgi duydukları aktivitelere yönelirler,...

Devamını Oku

Çocuk Eğitiminde Anne-Baba Tutumları

BENCİLLİĞİN SIFIRLANDIĞI NOKTA ‘’ANNELİK’’ İnsanlar zaman zaman kendi isteklerinin tahminini ön plana çıkartabilir. Bazen arkadaşına, annesine bazen de eşine karşı dahi ‘’ben’’ diyebilir. Ancak bir annenin güzel olan her şeyi kendinden önce çocuğuna tercih eder. Önce onun yemeği, onun mutluluğu, onun giyimi… Ve bu güzellikleri tanıyan annelerin bunları karşılıksız yapması en güzel olan tarafıdır. Çocuğun doğumuyla bir kadının kendi isteklerinin sıfırlandığı nokta başlar; ANNELİK.4-7 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUKLAR VE ANNELİK çocuklarının dört yaşından sonra en çok hoşlandıkları şey, etrafta yaşanan olayların ve kurallarını öğrenmektir. Çünkü bu dönemde çocuklar, kendilerini yetişkinlerle aynı kefeye koymaya çalıştıkları için neyin, nasıl yapıldığını öğrenmek ve uygulamak isterler. Onlar için bunun anlamı, yetişkin olmanın da bir işaretidir. Bu yüzden çocuklar, herkes neyi, nasıl yaparsa o şekilde yapmak ister; yani o işin ‘’kurallarını’’ öğrenmek ister. Bu bazen bir yapboz oyununun kuralları, ders çalışma kuralları bazen de oyun kuralları olabilir… Çocuk artık sosyal dünyaya adım atmak için yaşamın kurallarını oldukça önemser. SAĞLIKLI BİR AİLEDE BABANIN ROLÜ NEDİR? Bir ailede baba yapı taşlarından biridir. Ve bu yapı taşının tek görevi çalışmak ve evin ihtiyaçlarını temin etmek değildir ve olmamalıdır. Aile üyelerinin babadan gelecek manevi desteğe ihtiyaçları vardır. Bireyin iş hayatındaki rolü, baba olmasıyla doğrudan alakalı değildir. Bu yüzden ‘’ ben çalışıyorum yetmez mi?’’ denmemelidir. Evet çocuğun maddi ihtiyaçları önemlidir ve bu sebeple babanın iş yoğunluğunu artırarak aile üyeleri için çalışması ciddi bir fedakarlıktır. Ancak çocukların manevi ihtiyaçlarını ve kendisine...

Devamını Oku

Yaprak Güzeli, Kolyoz (Coleus)

Labiatae familyasından olup, 120’ye yakın türü vardır. Doğal olarak tropik Asya ve Afrika’da yetişmektedir. Doğal yetişme alanlarında otsu veya ağaççık şeklinde gelişen formları vardır. Saksı çiçekleri yetiştiriciliğinde önemli türü C. blumei hibritleridir. Gayet güzel ve dekoratif yaprakları için yetiştirilirler.Aydınlık, havadar, nispi nemi yüksek ve yarı gölge alanlarda iyi gelişirler. Yaz aylarında bitkiye bol su verilir ve yapraklarına su püskürtülür. Sıcaklık 16-18°C olmalıdır. Daha sıcak yerlerde vantüasyon yapılmalı, zorunlu şartlarda gölgeye alınmalıdır. Aksi taktirde yaprakları bozulur ve dökülür. Bu şekildeki bitkiler hemen budanarak serin ve aydınlık bir yere alınırlar. Kış aylarında ise 13°C‘de muhafaza edilirler. Sıcaklığın 7°C’nin altına düşmesine engel...

Devamını Oku

Kroton (Codiaeum)

Euphorbiaceae familyasındandır. Doğal olarak Malaya’da yaşarlar. Herdem yeşil bitkiler olup 6 türü vardır. Süs bitkileri yetiştiriciliğinde Codiaeum variegatum türü önemlidir. Yaprakları değişik renkli (sarı, kırmızı, yeşil, turuncu) ve değişik şekillidir. Salon ve seraların çok dekoratif bitkileridir. Yetiştirme koşulları yönünden oldukça titizlik gerektirirler.Bitkinin sağlıklı, yapraklarının güzel ve parlak olması için kış aylarında yarı gölge, yaz aylarında aydınlık fakat direkt güneş ışığı olmayan havadar yerlerde muhafaza edilmelidir. Yaz aylarında ortam sıcaklığı 21-30°C, kış aylarında ise 13-18°C olmalıdır. Kış aylarında sıcaklık 12°C’nin altına düşürülmemelidir. Hava nisbi nemine karşı da çok duyarlıdır. Şayet yeterli nispi nem sağlanamazsa yapraklarda dökülmeler görülür. Bu nedenle özellikle...

Devamını Oku

Kordela (Chlorophytum)

Liliaceae familyasındandır. Doğal olarak tropik Asya, Afrika ve Amerika’da yaşar. Saksı yetiştiriciliğinde önemli türü C. comosum, C. comosum ev. variegatum, C. capense’dir. C.comosum ev. variegatum’un yaprakları alacalıdır. Şarkıcı karaktere haiz, gösterişli, yetişme faktörlerince kanaatkar, kolay üretilebilen bir çok sera ve salonda rastlanan bitkilerdir.Aydınlık ancak kuvvetli güneş ışığına maruz olmayan yerleri sever. Mayıs-Eylül ayları arasında bahçede yazlık çiçek parterlerinde kullanılabilir. Yaz aylarında bol olarak, kış aylarında İse daha az sulanmalıdır. Kış aylarında 7-10°C’de ve aydınlık bir yerde muhafaza edilmelidir. Saksı değiştirmesi her yıl veya 2 yılda bir Şubat-Mart aylarında yapılır. Saksı harcı olarak eşit miktarda, bahçe toprağı, yaprak çürüntüsü, peat...

Devamını Oku

Kamelya, Japon Gülü (Camellia)

Theaceae familyasındandır. Tropik ve supkropik Doğu Asya’da (Doğu Hindistan) doğal olarak yaşar. Herdem yeşil çalı formunda bitkilerdir. Saksı çiçekleri yetiştiriciliğinde Camellia japonica önemli tür olup, bu türden birçok kültür formu elde edilmiştir. Çiçekleri yalınkat veya katmerli, beyaz, pembe, kırmızı ve ebruli renkli olabilir.Camellia yetiştiriciliği oldukça zordur. Özellikle evlerde, sıcaklık, nem, nisbi nem gibi faktör­leri karşılamak oldukça zordur. Zira Camellia’I ar havadar, serin, nisbi nemi yüksek, yarı gölge alanları severler. Camellia’lar ilkbaharda bolca sulanır daha sonra Haziran ayında verilen su miktarı azalır. Yaz aylarında yapraklara sık sık kireçsiz su püskürtülmelidir. Keza sulama suyunun da kireçsiz olmasına dikkat edilmelidir. Yaz aylarında...

Devamını Oku

Canımızdan Öndedir

BİR POLIS OLARAK;Canımızdan öndedir ‘önce vatan’ sözümüz.Bu devletin ferdiyiz millet bizim özümüz.Hayat hakkı bilinci, insan aşkı doluyuzHuzur, güven dağıtır her an güleç yüzümüz… Haksızın karşısında, haklının yanındayız.Gündüz, gece devamlı görevin başındayız.En büyük değerimiz ırkımın asaletiCanla, başla koruruz biz bu Cumhuriyeti.. Irkıma polis olmak ne büyük şan, şereftir.Dünyayı saran barış, ufkumuzda hedeftir.Bütün suçlar, suçlular değişsin hep ilimleBirlik, beraberlik içinde millet bizimle… Nice şehitler verdik, nicemiz gazi oldu,Geçen her bir günümüz şerefli mazi oldu.Gücümüz karşısında suçlu aciz, çaresiz.Vatanın toprağında harçtır kanla, terimiz… ORHAN...

Devamını Oku

Elvedası Olmayan Merhaba…

* Kardeş bildiğim dostlara… Merhaba her birinin gözlerinde, gökkuşağının ayrı ayrı tüm renklerini barındıran canlara… Merhaba kalp gözü ile bakıp, candan sevgilerini birbirlerine hibe eden dostlara… Merhaba gönülleri birbirleri için kıyamda olan ruhlara… Merhaba yeni başlangıçlarıma, geri dönüşü olan ayrılıklarıma…Öğrenme arzusu ile kıvrılan yollarımız evvela bir çatı altında birleştiğinde yabancıydık birbirimize… Dilimizde alışılagelmiş iltifatlar, aklımızda cevabını bekleyen sorular… Aynı sıralara yerleştirildiğimizde; hem çocuksu bir sevinç, hem de yetişkinlere mahsus bir endişe ile kabullendik yabancılıklarımızı… Çokta zor olmadı bu gereksiz endişelerimizden sıyrılıp, birbirimizi tanımak, öğrenmek ve sevmek sanırım. Artık arkadaştık… Kim olduğumuzu, neci olduğumuzu bir kenara bırakıp sadece sevdik birbirimizi… Her şeyimiz ile; eğrisi-doğrusu, tamamı-eksiği ile kabullendik ve koridorlar boyu ufak ama kendi dünyamızın maceraları peşine düştük beraberce… Her birimizin diğerlerinin eksiğini ört bas eden özellikleri ile tamam olduk, bütün olduk, bir olduk… Birimiz şakalarıyla ortamı şenlendirirken, diğerimiz ağırlığı ile oturaklandırdı. Birimiz asabiliği ile ayaklandırırken, diğerimiz yumuşak başlılığı ile sükunet oldu… Ancak; Birimiz ağlarken geri kalanımız yüreğinde depremler ve yüreğinin cızır cızır sızlamasına engel olamadı. Ders zili ile derse, tenefüs ile bahçeye koşarken gözlerimizin, arkadaki diğerimizi kollaması ile anlattık dostluk kavramımıza, bir parçam arkada kalmamalı duygusunu… Birbirimize attığımız top değil de sanki sadakatimiz, güvenimiz ve illaki sevgimiz oldu. Ve tekrar derse dönmek üzere yöneldiğimiz merdivenlerin basamaklarında nefes nefese kalışlarımızda; diğerimizin destek eli, darlık çekenimize suni bir tenefüs oldu… Beraber şarkılar söyledik başlar birbirine dayalı. Türküler mırıldandık… Ham meyvayı kopardılar dalından...

Devamını Oku

Çoban Yıldızı

Çoban yıldızı olmak isterdim. Bütün yıldızlar gibi gözüken ama aslında hepsinden cesur olan. Tek kalmaktan korkmayan aslında hep tek kalan. Hava karardığın da bütün arkadaşlarına yol gösteren ama kendi hiçbir yere gidemeyen. Bir kelebek olmak isterdim sadece uçmayı bekleyen ama bir günlük ömrü olan. Kaybediceğini de kazanıcağınıda bir günde yaşayan.Mesela at olmak isterdim. Herkesin yanıma yaklaşmaktan korktuğu ama her gözün asilliğime hayran kaldığı… Ya da suda bütün çıplaklığıyla, benliğiyle insanlara kendini sevdiren bir yunus balığı. Sempatikliğine herkesin hayran kaldığı ama kimsenin dilinden anlamadığı. Ya da ben hiç beceremediğim insan olmayı isterdim. Kelebek gibi körü körüne bağlanmadan asilliğimle yürüdüğüm yolda sempatikliğimi gururla taiıyabilen bir insan… Mesela herkesin yaşadığı gibi… Ve SENECA’nın dediği gibi ‘Yaşıyorsak hala umut var demek...

Devamını Oku

Portakal Nergizi (Calendula)

Compositae familyasındandır. Önemli türü Calendula officinalis’tir. Sarı-portakal rengi çiçekleriyle kış aylarının önemli çiçeklerinden birisidir. Kullanımı saf olarak çiçek parterlerinde kullanılabildiği gibi diğer mevsimlik çiçeklerle karışık olarak kullanılabilir. Ayrıca ucuz kesme çiçek olarak ta değerlendirilebilir.Üretimi, tohumlar Ağustos-Eylül aylarında ekilirler. Üzerlerine kapak atılır. 15-20°C lerde 10-15 günde çimlenme olur. Ekimden 4 hafta sonra şaşırtma yapılır. Şaşırtma geç yapılırsa, kazık köklü olduğundan tutma oranı düşebilir. Tohum ekiminden itibaren 8-10 hafta sonra çiçeklenirler. Park ve bahçelere Ekim-Kasım aylarında 20 x 30 cm aralık ve mesafelerle dikilirler. Kasım-Mayıs ayları arası çiçekli kalırlar. Yetişme istekleri bakımından, soğuğa dayanıklıdırlar, 8-10°C lerde iyi gelişirler. Güneşli, aydınlık yerleri...

Devamını Oku