Yıl: 2011

Birlikte Bakabilmek

Biz nezaman karşımızdakine kendi penceremizden değilde onun olduğu yerden bakabilme erdemini yakalayacağız. Erdemli olmak herkese eşit bakabilmenin, saygı, sevgi gösterebimenin bir ürünüdür. Yürürken yanımızda bizden farklı kişilerinde olmasını istersek eğer onların ne giydiklerine  nasıl yediklerine kimlerle iletişim kurduklarına bakmaksızın, Hem; fikirlerine saygı, hemde bulundukları duruma anlayış gösterip bu farklı fikir ve durumlardan kişisel değilde toplumsal zenginlik üretebilmeliyiz.Biz eğitimcimize, bilimle uğraşan akademisyenimize, adaleti sağlayan hukukçumuza, doktorumuza, meslek gruplarına saygıyla bakabilsek, her işten anlayana sen yaparsın sen bilirsin demek yerine sabit belge ve bilgilerine göre hareket et diyebilsek bugün bizim daha anlamlı daha güçlü, daha objektif bir yönetim ve ekonomisi bağımsız lokomotif bir model olurdu bu ülke. İşte tam buradan birlikte bakabilmek varya ;… o hiç kimseye kişesel iç güdülerle fanatizm olgularıyla sahiplenmek yerine, yapabilirlik kabiliyeti içinde nekadar tecrübeli; yönetebilme, deneyimi varmı, birleştirici role sahipmi, erdemli bakabiliyomu, tarafsız mı? Geçiciligimi yoksa sürekliligimi amaç edinmiş. sosyalleşebiliyormu? Sorusu yerine ve burda bir iş kolu iyi rant sağlıyor anlayan anlamayanın  kontrolsüz bir şekilde piyasaya atlaması, futbolu bilmeyen oyuncu gibi piyasadaki rakiplere bilinçsiz kasti foller yapması, buna çıkıp hiç kimsenin dur diyememesi… İşte o zaman işini iyi bilenlerin yerine piyasaya nerden geldiği bilinmeyen sahte aktörler hakim olur ve hep söylenir dururuz. İşsizlik, istikrarsız, piyasa, popilizim, ekonomi, karmaşık bir pazarın değerini yitirmiş meslekleri… Zamanla ararız artık bu meslekle de uğraşan yok diye! Şimdi çözüm zamanı bu ülkenin var olan ve gelecek nesli için eğitimin yönetici kadroya...

Devamını Oku

Boşanmalarda Kadınlar Mağdur Edilmemeli

Siz bu satırları okurken dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan evleniyor, aynı anda ayrılık kararları alınıyor ve evlilikler tek bir imzayla sonlandırılıyor. Büyük emeklerle ve sevgiyle kurulan yuvalar anlamsız tartışmalarla, kıskançlıklarla, ihanetlerle ya da karşı taraf ile olan tüm çıkar ilişkilerinin sona ermesiyle yıkılıyor…Her ne sebeple olursa olsun gerçekleşen boşanmalarda öncelikle çocukların ve kadınların mağdur edilmemesi, her türlü haklarının korunması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Yıllarca aynı yastığa baş koyan çiftlerin evliliklerini sevgi ve saygı çerçevesinde sonlandırmaları ve karşı tarafa eziyet etmemeleri gerekir. Hem dini hem sosyal açıdan doğru olan budur. Ancak çevremizde, kadınların haklarını koruyan kanunlara rağmen, pek çok kadının mağdur olduğuna, senelerce emek verdikleri yuvalarının dağılmasıyla ortada kaldıklarına ve hoş olmayan olaylar yaşadıklarına şahit olmaktayız. Vicdana sığmayan davranışlara maruz kalan kadınların bu çaresizliğine tek çözüm, Kuran ahlakının yayılması ve insanların Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak yaşamalarıdır. İnsanlara öğüt ve hatırlatma olsun diye indirilen Kuran’ı Kerim’de, boşanmayla birlikte kadınların mağdur edilmemesi gerektiği pek çok ayette açıkça bildirilmiştir:”Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın…” (Bakara Suresi, 231) Allah’ın rızasını gözeterek, Kuran ahlakına göre yaşayan insanlar, boşanacakları eşlerine karşı hoşgörülü, merhametli, nezaketli ve saygılı davranırlar. Eşlerini zorluk ve sıkıntı içerisine sokacak, huzursuz edecek bir tavır göstermekten kaçınırlar. Nefislerinin kendilerini hırs, öfke ya da intikam gibi duygulara sürüklemesine izin vermezler. Kuran’ı Kerim’de geçen ve Allah’ın emri olan en güzel ahlakı gösterirler. Allah, Kuran’da, kadınların...

Devamını Oku

Anlamlı Söz

Siz yürürken önünüzden umutlarınız yürür. Namınız yürür kah bir dağın endamlı tepelerinde bulutlarla selamlaşır. Kah yeşil vadinin gür yapraklı ağaçlarında fısıldaşan kuşlarla söyleşir. Hafif bir tebessümün içinde hüzünlü bir sis belirir. O an yürüdüğünüz kaldırım sararmış yapraklarla fısıldaşırken siz geçmişinize doğru adım adım ilerlemektesinizdir. Taaki eserleriniz asırlar boyu hiç bozulmadan gelecek kuşağa kalana kadar. ATİLA EMANET tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Sosyal Ağların İnsan Yaşamına Etkisi: Facebook Örneği

İnternette son yıllarda online toplulukların bir türü olarak sosyal ağ siteleri gittikçe popüler hale gelmiştir. Teknolojinin soğukluğunu, Web’de bir araya getiren sosyal ağ siteleri, geleneksel ortamda insanlar arasında gerçekleşen yüz-yüze iletişimin yarattığı etkinin benzerini sanal ortamda meydana getirmektedir. Her ne kadar geleneksel ortamdaki gibi olmasa da sosyal ağ siteleri,  hayatımızın bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Sosyal iletişim ağları, kullanıcılara kendileri yeniden tanımladıkları ve çeşitli sosyal ilişkilere katıldıkları bir sosyalleşme süreci şeklinde ilerlemektedir. Sosyal kelimesinin anlamı; toplumla ilgili, toplumsal, içtimai demektir. Bunu biraz daha açacak olursak, sosyal olmak; toplumun üyesi, topluma ait, toplumla ilgili, topluma bağlı olmak demektir.“Sosyalleşme” kişinin grup normlarına uymasını öğrenmesini sağlayan bir süreçtir. Bu durumda sosyalleşme; bir nevi öğrenme sürecidir. Bundan dolayı  İnsan olarak, birbirimizle paylaştığımız konular, sosyal etkilerin sonucu olarak bir şahsiyet haline gelmektedir. Tüm dünyada 500 milyonu aşkın kişi gününün önemli bir kısmını Facebook’ta geçirmeye başlayınca, bu sosyal paylaşım platformu sosyolog ve psikologların da araştırmalarının ilgi odağı haline gelmiştir. ABD’li psikoloji profesörü Rowland Miller’in yapmış olduğu araştırmaya göre; Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin İnsan karakteri üzerinde çeşitli etkilerini ortaya koymuştur. Miller’e göre, insanların bütün hayatlarının detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri, utanma duygusunu yok etmektedir. Bununla birlikte Sağlık problemlerine yol açmasından, gelecekteki iş fırsatlarının kaçmasına neden olmakta, kullanıcılarının kıskançlık duygusunu derinleştirip ‘canavar’a dönüştürmesinden narsistleştirmesine kadar birçok bilimsel iddianın hedefindeki Sosyal paylaşım siteleri, İnsan hayatının vazgeçilmez parçalarından birisi...

Devamını Oku

Taciz ve Tecavüz Etmek

Bir gün, çok genç ve dul bir bayan arkadaşımın evine oturmaya gittim. Bana, oturduğu evin balkonuna, birinin mektup attığını ve mektupta kim olduğunu yazmadığını söyledi. Bunun üzerine, mektubu aldım ve okumaya başladım. Mektupta şöyle yazıyordu: ’’Dul bir bayan olduğunu biliyorum. Uzun zamandan beri seni gözlüyorum ve çok beğeniyorum. Sende yalnız bir kadınsın. Erkeğe ihtiyacın vardır.’’ Oysa duyarlı ve yardım sever bir vatandaş olsaydı: ’’Siz, yalnız yaşayan genç bir annesiniz.Çalışmadığınızı biliyorum. Ekmeğe, suya muhtaçsınızdır. Size nasıl yardımcı olabilirim?’’ dese, dünyalar onun olurdu. Ama bizim erkeklerimize, ’’dul kadın’’ deyince, kolay kadını çağrıştırdığı için, akıllarına uçkurdan başka bir şey gelmiyor. Şimdi sizce, tacizden ve tecavüzden çok daha gaddarca değil mi? Çaresiz ve muhtaç, ne yapacağını bilmeyen, kimseden destek göremeyen kadına: ’’Sana destek olacağım. Paramda var, çevremde var. Sana iyi bir iş bulurum. Ancak bir şartla, benimle olman lazım.’’ diyen o kadar çok erkek var ki. İşte, buda tecavüzdür. Muhtaç olan kadınların bir kısmı istemeyerekte olsa, o adama ’’evet’’ demek zorunda kalıyorlar. Bir kısmı da hayatın zorluklarına direniyor. Tabi, konu taciz ve tecavüz olunca, şu konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Toplumumuzda hala, ’’Kadınlar hak etmiştir.’’ düşüncesini savunuyorlar. ’’Dekolte giyinip, erkekleri baştan çıkarmıştır, geç saatte dışarı çıkmıştır, ya da erkeğe kuyruk sallamıştır. Bu yüzden hak etmiştir.’’ yorumları hala, kulakları çınlatıyor. İki bin on bir yılında bile hala, din adamları bu konuyu konuşuyorlar. Bir din adamı: ’’Vay efendim, tabiî ki, açık giyinenlere tecavüz ederler.’’ gibi yorumda...

Devamını Oku

Hemşire Hanım Serum Akmıyor

Hemşire, TDK’na göre; Mesleki eğitim almış, hekimle iş birliği yaparak hastaya bakan sağlık çalışanına verilen isimdir. 2 Mart 1954 tarihli 8647 sayılı Resmi Gazete’ye göre; hemşireliğin tanımı şöyledir: Türkiye’de üniversitelerin hemşirelik ile ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve yüksek okullarından mezun olan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenler ile öğrenimlerini yurt dışında hemşirelik ile ilgili, Devlet tarafından tanınan bir okulda tamamlayarak denklikleri onaylanan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenlere Hemşire unvanı verilir.Modern hemşireliğin kurucusu; Florence Nightingale’dir. Nightingale; şu sözleriyle ünlüdür; “Tanrının en değerli armağanı olan hayat, çok defa hemşirenin ellerine terk edilmiştir.” İlk Türk hemşire; Selçuklu döneminde yaşamış olan...

Devamını Oku

Bebeğim Büyüyor

Okul öncesi çocuk eğitimi hakkında bir kaç cümle bir şeyler yazmak istedim. Olaya çok basit olarak yaklaşıp en azından kısa ve özgün bir makale ile sizlere anlatmaya çalışacağım. Tabi ki bir bebeğin yetişmesi için veya okul öncesi eğitimin verilmesi için sayfalarca dolusu kitaplar yazmak gerekir. Çocuğunuzun temel değer duygusu geliştirmesinde etken rol oynayan beş ana madde vardır:1. Dokunmak. Özellikle hayatının ilk yılında ama devamında da…2. Ödüllendirmek. Çocuğunuzun ihtiyaçlarının giderildiğini ve giderileceğini garanti etmektir.3. Geribildirim sağlamak. Çocuklarımızla ilgili algılarımızı onlara nasıl hissettirdiğimizdir.4. Saygı duymak.5. Zaman. Çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanın uzunluğu ve kalitesidir. Şimdi bunları birinci maddesinden başlayarak anlatmaya çalışalım. Dokunmak, çocuklar...

Devamını Oku

Anlamsız Duygular

“Bir Beden İki İnsan” adlı henüz bitmemiş romanımdan bir giriş sunuyorum. Haziranın sonlarına yaklaşmıştık. Hava oldukça sıcak ve bir o kadar da nemliydi. Yollar sıcak havanın etkisiyle bulanık görünüyordu. Ağaçların yaprakları yanmış, kuşlar gölgelere çekilmişlerdi. Havada gezinen birkaç eşek arısından başka hareket yoktu çevrede. Saat öğlene yaklaşıyordu, güneş tepeden bakıyordu yeryüzüne.Kuzeyden yükselmiş dağlarda koyu yeşil ve mor renkler hakimdi. Yer yer gökyüzüne serpiştirilmiş bulutlar, yoğun ama cılızlardı. Gökyüzü oldukça açık bir mavi tonda, hafiften sarıya çalmaktaydı. Yüzüme vuran rüzgar keskin ve yakıcıydı. Öğlenin bu saatinde çevrede benden başkasının olmayışı bir an için kendimi garip hissetmeme neden oldu. İsteksiz, ancak hızlı adımlarla yürüdüğüm yolun solundaki süpermarkete girmek için tempomu arttırdım. Ekmek, süt ve biraz da şeker almalıydım. Akşam yaptığım yemeğin midemde bir felakete dönüşmesinden sonra ılık bir sütün iyi geleceğini düşünmekteydim. Burada her ne kadar bir kadının tek başına yaşamasına hoş bakmıyor olsalar da, kendime yettiğim ve hayatımı sürdürebildiğim sürece bunun bir anlamı olmayacağını sanıyordum. Markette süt almak için yanaştığım reyonda çok yoğun birşeyler kokuyordu. Et ve peynir türü diğer proteinsel gıdaları da aynı raflara koymuşlardı. Vejetaryen değildim, ama bu koku da dayanılacak cinsten değildi. Bulunduğum noktadan hemen uzaklaşmak için iki kutu sütü tarihlerine bile bakmadan aldım. Birkaç metre yürüdükten sonra azalan yoğun koku yerini baharat kokularına bıraktı. İşte buna bayılırdım. Özellikle tarçının hafif ama rehalı kokusu yüzümde bir gülümseme yaratmıştı. Ekmeği paketli aldım, arada sırada da olsa tost yaptığımda...

Devamını Oku

Tahrik Varmış…

Selçuk üniversitesi ilahiyat bölüm başkanı sayın beyin son zamanlardaki saçmalığını bilmeyen yok sanırım… Anatomime güvendim güzel olan bir şeyi azcık göstermekte sakınca görmedim haa bu arada bunun adı gösterme değil dekolte denir günümüz moda diliyle, e tercih benim bedende bana ait kime ne efendim o zaman tacizcilere tahrikcilere tecavüzcülere hak doguyormuş bak sen, kadınlarmış bunların sebebi.Karşı komşum yeni bir ev aldı dubleks çok güzel arabada son model şimdi ben ne yapmalıyım tahrik oldum kıskandım acaba evi ateşemi versem nefsi müdafaya girermi çünkü tahrik var benim yok. Yoldan geçen kız çok güzel hemde okadar güzelki bakmaya kıyamıyorum gelde kıskanma ben niye çirkinim yine tahrik  oldum ne yapsam kezzapmı döksem yüzüne? Nasıl bir yerdeyiz okumuşumuz böyle bir zihniyete sahipken ya gerisi hani bir atasözümüz varya tam yerinde OKUMAK CAHİLLİĞİ ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR diye sakın kimse üstüne alınmasın ya da alınsın, nedir bu kadın ve kıyafet derdi bir arada başbakan bey örtüsüz kadını perdesiz pencereye benzetmiştiki böyle bir evde ya satılık ya kiralık demişti demek tecrübesiyle sabitti okadar emin. Buna ne çok verilecek cevap var zaten çoğuda verdi cevabı. Kadını kadın yapan örtü değil kadınlık bedende başlar yürekte şekillenir beyinden süzülür ve mantıkla yola çıkar. Ben yoldan çıkmaya meyilliysem örtü açık kapalı ne farkeder yeterki nefsim benden önce yola çıkmasın. Şimdi türk kadınları diye felsefe yapmayacağım kadınız. Daha çocuk olmadan gelin olan gelin olmayı anlamadan ana olan satılan, ezilen, horlanan, Nazım...

Devamını Oku

Kobay Fareler Gibi Yaşamak

Hani şu kobay fareleri vardır ya. Hep düşünüyorum da, insanların bir kısmı ile ne farkları var, en çok ta kendime benzetirim. Farelerin yüz karasıdır onlar, boğaz tokluğuna ve bir kafes uğruna yaşarlar, hep deneyler onların üstünde denenir, hiç ihtiraz etmezler.Onların umursamaz davranışları sinir bozucudur, keser biçerler ama onlar sakin bir şekilde kırmızı gözlerle, etrafa şirin gözükmeye devam ederler. Bir de dönme dolap kafesleri vardır, kapısı açıktır ama onlar dışarıya çıkmazlar, sahiplerini mutlu etmek uğruna saatlerce koşarlar, belki de en güvenli yer oradır, kim bilir! Ödülleri nedir? Biraz fındık kırıntısı mı, sevgimi? Sahi, Fareleri seven var mı gerçekten, ben o beyaz olanlarını severim, bana benzedikleri içindir belki de. Ondandır ki sevmem boyun egen yanlarını, oysa kapıları hep açıktır neden kaçmazlar, acaba diyorum çok mu akıllılar? dışarıdaki tehlikeler gözlerini mi korkutur. Yazarın biri söyle yazıyordu, akıllı olanlar korkaktı, çünkü onlar bir şeye kalkışmadan önce sonunu hesaplar da öyle karar verirler, diyordu. Korkmak iyidir korkaklığınızdan utanmayın kazanan siz olursunuz u ittağa ediyordu. Anlaşılan bizim beyaz fareler çok akıllı. Kurnaz âlim benimi kandırdı acaba? Korku ne kadar iyi ola bilir ki, herkes korkarak adım atsaydı ideallerine nasıl ulaşılırdı, korkarak ulaşan var mı?  Yüreğinde aşk olanı korku ne kadar engeller? Göze almak mı, her şeyi, yürekli olmak, korkaklığın sınırı nereye kadardı. Oy benim bitmez tükenmez sorularım, yürek yangınım, bir sonun varımıdır. Bu dünya neden böyledir bilen var mı? Ne zaman yenecek insanlık makûs talihini,...

Devamını Oku

Ahmet Haşim'in "Merdiven" Şiirini Somuta Yaklaştırma Denemeleri ve Merdiven Şiiri Tahlili Üzerine

Özet: Ahmet Haşim’in merdiven şiiri şüphesiz Türk edebiyatının köşe taşı şiirlerinden biridir. Gerek ortaöğretim gerekse yükseköğretim kurumlarınca bu şiir soyut olarak işlenir ve tartışmasız bir ölüm temasından bahsedilir. Biz bu çalışmada şiiri daha somut hale getirerek temalardan biri olan “Ölüm” gerçeğine dokunmaya çalışmak ve bu çalışmayı kutsal kitaplar ve diğer akademisyen hocaların yorumlarıyla güçlendirmeye çalışmak. Soyut temanın sözle söylenmesine katkıda bulunarak bu sözsel ifadenin somut ifadelerle güçlendirilmesini sağlamak ve bu çalışmada Nurullah Çetin’in şiir inceleme yöntemini kullanmak bizim yöntemlerimizden biri olacaktır.I. HAYATI AHMET HAŞİM(D. 1884 – Ö. 4 HAZİRAN 1933) Bağdat’ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat’ın eski ve...

Devamını Oku

Yazı Yazmak

Yazmak, yürekte ve beyinde birikenlerin yeni bir ürün olarak kalemin ucundan beyaz sayfalara dökülüp; beyinlere, yüreklere ulaşması ve oralardan işlenip yeni ürünlerin ortaya çıktığı sürekli bir döngüdür. Bu döngünün meyvesi olan eserlerden kimi sadece akıl ürünü, kimi sadece yürek ürünü kimisi de her ikisinin ürünüdür.Biz hangisini ön planda tutuyorsak o yönde ürünler ortaya çıkıyor elbette. Bu ürünler toplumda hemen herkese iyi ya da kötü yönlendirmelerde bulunur. Bu ürünlerden sadece okuyanlar etkilenmez. Onları okumayanlar da okuyanlar vasıtasıyla etkilenir. Yazı, tarih boyunca hep etkili bir silah olagelmiştir. Bu silaha önem verenler silahların en üstününü ortaya çıkarmıştır ve çıkarmaya devam ediyor. Yazı, sadece silah ortaya çıkarmamıştır. İnsan hayatını kolaylaştırıcı ürünlerin de ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Yazı, insanın elinde hep bir araç olmuştur. Kimi bu aracı kötü, kimi iyi yolda kullanmıştır. Her ikisi için de gayet kullanışlı bir yoldur aslında. Fakat yazıyı ister silah, ister araç, ister iyi, ister kötü kullanalım nasıl kullanırsak kullanalım ona hâkim olmak, yazı vasıtasıyla topluma yön vermek, içinden gelenleri kâğıda dökmek, güzel bir sanat eseri ortaya çıkarmak, eğitimli insanlar yetiştirmek, yazma sanatını öğretmek ve öğrenmek, yazmanın kendine has o zevkine ulaşmak vs. için şüphesiz çok çalışmanın ötesinde bir çalışma gerekmektedir. Eğer bunu yapmıyorsak “armut piş ağzıma düş” atasözündeki gibi hareket etmekle kalmamış aynı zamanda “lütfen sapı da yukarıda olsun” diyerek tembelliğin bir üst düzeyine çıkma gibi bir başarıyı da elde etmişiz demektir. Yukarıda yazılanları ve daha fazlasını yerine...

Devamını Oku

Yeni Teknolojiler Fakültesi, Ayçürök Kız Lisesini Ziyaret Etti

Yeni teknolojiler Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Vedat KIRAY ve bölüm başkanları ile öğretim görevlileri, Ayçürök Kız Lisesini ziyaret etti. Yeni teknolojiler Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Vedat KIRAY ve öğretim görevlileri, Okul müdürü Ömer Özkaya’dan bilgi aldı. Özkaya yaptığı konuşmada ”Teşriflerinizden dolayı teşekkür ederim. Okulumuz 1993 yılında kuruldu. Bu güne kadar 619 öğrencimiz mezun oldu ve tamamı üniversiteli oldu. Bunların birçoğu üniversiteyi de bitirdi. Şu an Kırgızistan başta olmak üzere 20’ye yakın ülkede eğitimlerini sürdürmekte veya görev yapmaktalar.Kendi mezunlarımızdan da öğretim elemanımızın varlığı öğrencilerimizin motivasyonunu müsbet yönde etkilemektedir. Son derece modern binalarımız ve laboratuar imkanlarımızla öğrencilerimizin eğitim ve öğretimlerini devam...

Devamını Oku

Her Türlü Atış Serbest… Bacak Arasından da!

Seçimlere 4 ay kala adeta “gündem bombardımanı” yaşıyoruz. 163 Balyoz sanığı hakkında tutuklama kararı veriliyor… Bugün gazetesi 17 Şubat Perşembe günü “İşte Karartılan Balyoz Delilleri” manşetiyle Balyoz belgelerinin 2010’da temizlendiğini ortaya çıkarıyor ve içinde Milli Güvenlik Bilgisi Dersi öğretmenlerinin liselerde yapacakları fişlemelere ilişkin emirlerin de yer aldığı bazı belgelerin kopyalarını yayınlıyor. Gazete 18 Şubat günü ise “Balyozcuları Kurtarma Planı” manşetiyle kamuoyuna Balyoz tutuklularını kurtaracak yasal değişikliğin yapılması için girişimlerde bulunulduğunu duyuruyor…Şırnak Akçay 6. Motorlu İç Güvenlik Piyade Tugayı Seslice Taburu’nda görevli Yüzbaşı Metin Gürcan’ın, hedef tahtasının etrafına bir grup asker dizerek bacak arasından hedefe silahla atış yaptığı görüntüleri ortaya çıkıyor ve bir gazetemiz bu yüzbaşına manşetten “Çıldırdın mı?” diye soruyor… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aşağı inmek için yürüyen merdivenlerin “yukarı çıkan merdivenleri”ne biniyor ve ancak yürüyen merdiven durdurularak aşağıya inebiliyor… Oda Tv internet sitesine baskın yapılıyor, sitenin imtiyaz sahibi ve aynı zamanda Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın ve sitenin 2 yöneticisi tutuklanıyor… Star gazetesi yazarı Mehmet Metiner’e yönelik suikast hazırlandığı ortaya çıkıyor… Güneydoğu’da sokaklar karışıyor… Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile görüşen Kürt sanatçı Şivan Perwer için PKK linç kampanyası başlatıyor… Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Orhan Çeker açık giyinen kadınlara “Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikâyet etmen makul değildir” diyor… Dünyada ise devrim ateşi Mısır’ın ardından İran, Libya, Irak, Yemen ve Bahreyn’e ulaşıyor… Ve maalesef bu...

Devamını Oku

Dünya ve Aşk!

Eskidendi evet o günler, o aşklar, o masallar!… Şimdi çocukarımıza masal anlatma gereğini dahi duymuyoruz!… Çünkü buna vaktimiz yok, nefes almaya, düşünmeye, sevmeye, sevilmeye, AŞK’a… Dikkat ettiyseniz aşk’tan sonrasını tırnak işaretiyle ayırdım, çünkü özeldir aşk!… Her ne kadar öyle yaşanmasa da, özeldir Aşk! insanların içinde gezinmese de, uğramasa da kalp hanelerimize!!… “- eskidendi o çok eskiden…” diyor ya şair!!… Şimdi aşk için ifade cümlesi kurmaktan da aciz olduğumuz; o melun, büyülü, sırlı kimya!! Çocukluğumda konu komşu kızlarından bilirdim; bizde gülüşürdük anlatırlarken yanlarında, anlamının ne olduğunu bilmeden!…Aynı mahalledeki bir genç delikanlı; sever komşu kızını. Başlar her fırsatta, limonla taradığı contravolta saçları ile geçer kızın önünden. Sonra kıza arkadaşıyla haber gönderilir… Kız derki; …ay kim o, şu serseri çocuk mu? Çocuk koşturur peşinden; bir defa sevmiştir ve ölümüne düşmüştür bu sevdaya!… Düşünemez olmuştur başka birşey ve haftalar aylar kızın peşinde geçer… Köşe başı Kadir İnanır duruşları, teyiplerden name göndermeler… ve nihayet kızın kalbine varılır!… Sonrasını siz tamamlayın… Artık kaderlerinde ne var ise!.. Yani eski tağbiriyle sevda!… KARA SEVDA… Hani şimdi var mı hayatımızda?… Nerede o eski sevdalar, contravolta saçlarımız, hani sevmek hani sevdalanmak, ağlamak!… HANİ AŞK’a kıymet!!… Vardır elbet… Dünya AŞK üzeredir!! Bizimkisi bize bir sitem idi!… Dünya dönüyorsa aşkla dönüyor deniyor ya, öyle de; Dünya varsa aşkta vardır vesselam!… SELMA ARSLAN tarafından “Makale Yarışması” için...

Devamını Oku

Siqaret (Sigara)

“Tabakkomaniya”:sağlam cəmiyyət üçün böyük təhlükə Ekspertlər: Milli Genefondumuz üçün ən təhlükəli faktorlardan olan siqaretə qarşı mübarizənin gücləndirilməsinə ehtiyac var Bu məsələ başı siyasətə və şou-biznesə qarışan televiziya və mətbuatın diqqət xaricindədir. Media siqaretdən qazanılmış xəstəliklərin müalicəsini həyata keçirən tibb mərkəzlərinin və dərman preparatlarının reklamından daha çox qazanır. Cəmiyyət isə xeyli sağlam üzvünü itirir…“Şeytan əməli”nin qısa tarixçəsi Hər il milyonlarla can və milyardlarla vəsait itgisinə səbəb olan siqaret Avropaya Amerika qitəsindən gəlib. 1492-ci ildə Kolumbun bu qitəni kəşf etməsindən sora bəşəriyyəti girdabına salan bu məlum bəla ortaya çıxdı. Kobud formada bükülmüş siqareti ilk dəfə səyahətdən qayıdan dənizçilərdən biri çəkdi. Onu “şeytana təslim olmuş” adı ilə ömürlük həbsə məhkum etdilər. Siqaret qabaqlar tütün yarpağına, daha sonra da incə kağıza sarılaraq istifadə edilib. İlk siqaret fabriki  1830-cu ildə İspaniyada, 1845-ci ildə Fransada qurulub. İngilislər siqareti ilk dəfə Krım Döyüşündə (1853-1856) Osmanlı əsgərlərində görüblər. 1965-ci ilə qədər siqaret istehlakı yüksəliş meyli göstərdi, amma insanlar onun zərərləri haqqında məlumatlandıqca istehlak tədricən azaldı. Amma bu azalma qısa bir müddət sonra siqaret istehlakının sürətli yüksəlişi ilə əvəzləndi. Hazırda bütün dünyada bu bəlaya təlabat böyükdür.  İnkişaf etməkdə olan ölkələrdə siqaret istehlakı günü-gündən artır. Siqaret tütün və kağızın, o cümlədən kağızı yapışdırmaq üçün istifadə edilən “poli vinül asetat” adlı yapışqan və “sellüloza asetat” əsaslı bir filtrin birləşməsindən yaranır. Texnologiyanın sürətlə inkişafı və hər gün yeni bir şeylər kəşf olunan dünyada siqaret istehsalında da irəliləyişlər edilir. Son illərdə tütünün...

Devamını Oku

İlk “Qadın …lar” (İlk Kadınlar)

və ya bəşər tarixindən bəzi qadın ilkləri Gender bərabərsizliyinin və ya bərabərliyinin ən çox dartışıldığı bir dövrdə yaşayırıq. Hər gün bu mövzuda yeni nəsə eşidirik. Hər gün alimlərlə din xadimlərinin arasındakı mübahisələrə şahid oluruq. Hər gün qadınlarla kişilərin müxtəlif aspektlərdən qarşılaşdırılmasını görürük. Əbədi olaraq bir-brinə yoldaş olan bu iki varlıq həm də əbədi rəqibdir. Amma həm elmi, həm dini yönümdən qadın və kişi anlayışı bir insan, şəxsiyyət olaraq bütövdür və bu bütövü təşkil edən hər iki fərd önəmlidir. O zaman nədən bəzi cəmiyyətlərdə qadın hər zaman kişidən bir addım geridə görülür?Zərif (bir az kobud deyildikdə zəif) və güclü (hegemon) cins. Bu ifadəni ilk dəfə kim işlədib, bilmirəm, amma qadınla kişini bir-birindən ayırmaq üçün ən çox istifadə edilən ifadədir. “Zərif” sözünün yerində çox zaman “zəif” sözünü də görürük. Tarix bizə göstərir ki, zamanın hər bir dönəmində qadın özünü və bacarığını göstərib. Bu matriarxal  dediyimiz zamanda da belə olub, patriarxal dövrdə də belədir. Tarix və təcrübə göstərir ki, qadın zərifdir, amma zəif deyil. Qadın da kişilərin bacardığını bacarır, asan və ya çətin iş olmasına baxmayaraq. Mövcud olan bütün peşələrdə də qadın əməyi var- analıqdan döyüşçülüyə, evdarlıqdan kosmonavtikayadək. Hər şeyin bir ilki vardır, zaman olub ki, qadınlar bu “ilk”i bacarıblar.  Bu dəfə qadın “ilk”lərdən yazmaq qərarına gəldik. Beləliklə, tarix boyu dünyada mövcud olmuş peşələrdəki “ilk” qadınlar… İlk Qadın Astronavt – Onun milliyəti rus olub. Zaman vardı ki, bütün dünya o qəhrəmandan danışırdı....

Devamını Oku

Duz: Qida Yoxsa Zəhər?

Tibb elmi bu suala hansı cavabı verir? Duzun bir qida vasitəsi kimi kulinariya mədəniyyətinə tarixin hansı zamanında daxil edildiyi dəqiq məlum deyil. Amma (bəlkə də çoxları üçün qəribə görünsə belə) indi dünyada ondan istifadə geniş yayılsa da, duzu qida hesab etməyərək ondan heç vaxt istfadə etməyən milyonlarla insan, hətta bütöv xalqlar var. Duz Azərbaycan xalqının təkcə qida rasionunda ən çox istifadə edilən məhsullardan biri deyil, həm də folklor və ədəbiyyatında adı ən çox hallanan nəsnələrdən biridir. Baxmayaraq ki, son elmi tədqiqatlara görə duzun insan sağlamlığı üçün xeyrindən daha çox zərəri olduğu sübut olunub, amma yenə də minillərin kulinar ənənələrini müasir nəsillər də davam etdirir. Bu dəfəki mövzumuz dünyada duzla bağlı aparılan son tədqiqatların nəticələri, duzun insan orqanizminə təsiri haqdadır.Duz qida vasitəsi deyil? Son vaxtlar aparılan elmi tədqiqatlar sübut edib ki, duzun ən təmizi belə insan orqanizmi üçün zərərlidir. Onun tərkibində neft və kənar maddələr tapılanda isə şübhəyə yer qalmır. Qədim Şərq təbabətində bu fikrin sübutu olan saysız dəlillər var. Təsadüfü deyil ki, bütün dünyada tanınan həkimlər də duzun insan orqanizminə zərərdən başqa bir şey vermədiyini təsdiqləyiblər. Lyuis Ester, Herbert Şelton, Benedikt List, Katsuzdo Nişi, Henri Lindlato, Pol Breqq və sair dünya şöhrətli alimlərin fikrincə duz bəşəriyyət üçün qida vasitəsi deyil. Sağlam həyat tərzinə aid 20-dək kitabın müəllifi olan məhşur dietoloq alim Pol Breqq hesab edir ki, əgər insan qəbul etdiyi qidalardan öz bədən hüceyrələrinin təbii inkişafı üçün lazım olan...

Devamını Oku

Qurban: Kimə, Kimi və Nədən? (Kurban: Kime, Kimi ve Neden?)

Müxtəlif inanclarda qurban anlayışı, ritualların mahiyyəti və mərasimin keçirilmə formaları Qurban ritualının tarixi Qurban tarix boyunca müxtəlif mədəniyyətlərdə ta qədimlərdən tətbiq olunan bir ibadət şəklidir. Qurban mərasimləri haqda ən qədim mənbələrdə -şumer yazılarında maraqlı məlumatlar var. Qurbanvermə mərasimi Tanrının birliyinə inanan bütün dinlərdə (yəhudilik, xristianlıq, krişnaizm, zərdüştlük, müsəlmanlıq və s.) əsas prinsiplərdən biridir. Yəni, bütün dinlərdə qurban mərasimləri var. Amma təbii ki, fərqli formalarda.Dinlərin bəzilərində Tanrıya canlılar qurban edilir, bu həm insan (satanizm), həm də heyvan (islam, iudaizm) ola bilər. Amma digər Şərq dinlərində (zərdüştlük, induizm, krişnaizm, buddizm, çaynizm və s)  Tanrıya qansız qurbanlar verilir. Bu qurbanlar meyvə-tərəvəz, süd məhsulları, gül-çiçək ola bilər. Yəhudilikdə və xristianlıqda qurban mərasimi Yəhudilərin inancınında qurban insanın günahının təmizlənməsi üçün gərəklidir. Onlara görə, bütün qurbanlar günahların bağışlanmasını təmin etmək üçündür. Yəhudilərin müqəddəs kitabı sayılan Tövratda ənənəvi ibadətlər əsasən qurbanlara həsr edilib. Qurban, ibadətin əsasını təşkil edir. Yəhudilər həm qanlı, həm də qansız qurban verirlər. Qanlı qurban heyvan qurbanı deməkdir, yəhudilər müsəlmanlardan fərqli olaraq quş, toyuq kimi qurbanlar da verirlər. Amma onlar daha cox qurbanı qansız verməyə üslünlük verirlər. Bu kimi qurbanlar əsasən şirniyyatlardan, meyvələrdən verilir. Xristianların qurban anlayışı yəhudilərinkindən qaynaqlandığından onunla ortaq istiqamətləri var. Ancaq xristianlar, yəhudilərin “Fısıh” kimi tanınan qurban bayramındakı ruhi məqsədin İsa Məsihin gəlişiylə tamamlandığına inanırlar. İncildə qurban qanının axıdılmasıyla günahların bağışlanılmasının işarələndiyi deyilir. Heyvan qanı ancaq simvol xüsusiyyətini daşıdığından günahların bağışlanmasını təmin edə bilməz. Tanrının İbrahimin oğulunun yerinə verdiyi qoç...

Devamını Oku

Hay, Dilinizi!

Nallı Kuzu! Arı’sı soksun diyeceğim ama hadi neyse. Güzelim Türkçemizi ne hallere sokuyorlar. Uydur babam uydur. İstanbul Üniversitesinde İdarecilik eğitimi alırken, satış ile ilgili ders görüyorduk. Profesör anlatıyordu; ”Arkadaşlar Satış elemanı demek yanlış. Bunun adı satışçıdır”. Haydaa. Buyurunuz buradan yakınız. Söz istedik. Kalktık ”Hocam bu biraz uydurma olmadı mı?Şimdi bu sözden ‘Satışı Satmak’ anlamı çıkıyor. Bunu nasıl izah edersiniz? Satışı satan adam neyi satıyor sizce? Satış elemanı demenin ne sakıncası var ki”. Hoca, beklemiyordu herhalde, hık mık etti. Sonunda, ”Bunu ben uydurdum. Kitabıma da koydum demez mi?”. Uydurmuş. Biliyorsunuz Türk Dil Kurumu dilimizi tahrip etmeye başladığında, buldukları yeni kelimelere, halk arasında “Uydurukça” deniliyordu. Unutmadık. Hostese bunlar, ”Gökte Uçan Ulusal Avrat” adını koymuşlardı. Kibrit yerine yanak! Düşününüz. Kibrit’e ihtiyacınız var. Sigaranızı yakacaksınız. Bir hanımefendiye yaklaştınız, ”Yanağınızı verir misiniz?” dediğinizde suratınıza bir Osmanlı tokat’ı yer misiniz, yemez misiniz?… Akıl işi değil. O zamanlar güzelim ihtimalin yerine ”Olasılık” diye uydurukça bir kelime uydurmuşlardı. Arkadaşlar arasında” Ula Salak” diye birbirimize takılırdık. Hatta bunları kullanmak bir kesim tarafından çağdaşlık olarak lanse edilmişti. Hala da ediliyor. Vay benim köse sakalım! Çağdaşlık; uydurukça kelimeler kullanmak, içki içmek. Bara Pavyona gitmek. Bekâreti yok saymak. Kutsal değerlerimize küfür etmek ha? Bir İhtimal daha var. O da ölmek mi dersin” adlı, Bestesi ve Güftesi Nihat AKIN’a ait olan Nihavend makamındaki ölümsüz şarkıyı, geliniz bir de uydurukça söyleyelim. ”Bir olasılık daha var o da ölmek mi dersin?” Adama gülmezler mi?...

Devamını Oku

Yahşi Cazibe Ürün Sponsoru yenimakale.com/wordpress

Yeni Makale Yönetimi olarak 2011 yılında ki çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. “Sözlük” çalışmamızın ardından “Ödüllü Makale Yarışması”nın da duyurusunu gerçekleştirdik. Bütün bu çalışmalarımızı desteklemesi amacıyla sizlere bir süpriz daha yapıyoruz: “Yahşi Cazibe” Ürün Sponsoru yenimakale.com Azeri asıllı olan Cazibe Abbasova, Türkiye`de çalışma izni almak için kağıt üzerinde bir Türk vatandaşı ile evlenmeye karar verir. Bu tarz işlere el altından aracılık eden Gül Hanım vasıtası ile bir süredir ekonomik sıkıntı yaşayan Kemal’e ulaşır. Üç yıl evli kalmaları hiçbir şekilde boşanmamaları gerekmekte ve bu üç yıl gerçek bir evlilik olduğuna denetçileri inandırmak zorundadırlar. İthalat şirketinde çalışan, zor günler yaşayan ve...

Devamını Oku

Ne Olacak Halimiz…

Nerede binip nerede ineceğimizi bilmedigimiz bir yolculuk başladı. öyle kalabalığızki kimi adını kimi cüzdanını kimi çocugunu, anasını babasını memleketini en önemlisi aslını unutmuş bir yerlerde aramayada niyeti yok en kolayıdır yoksaymak unuttum kaybettim demek.Sabah kalkarkalmaz ilk işimiz kumandaya günaydın demek ve sonra kayıp kızlar öldürülen gencecik bedenler kirletilmiş bir hayat magazinleştirilerek reyting uğruna tüketiliyor daha sonra izdivaçlar başlıyor ticaretleşen evi arabası olanı tercih eden körpe bedenler en kolayını seçiyorlar duygu yok yürek yok madde var elle tutulan gözle görülen. Daha sonramı böyle sürüp gidiyor biz doymak için 12 saat asgari ücrete çalışırken kırmızı dudaklı kızlar 100 yıl yaşasak göremeyecegimiz paraları indiriyorlar cebe adımı sanat oysa sanat niçindi SANAT TOPLUM İÇİN degilmiydi! Toplum olarak ne sanatı ögreniyoruz şöhret olup gece kulüplerinde kendimizden geçmeyi en şık en rüküş nasıl olunur ağzımızın suyu akarak takip etmeyi bak ne kadar çok erkekle çıkıyor demeyi vs vs. Nereye bu yolculuk ölülerimize bile saygı yok. Torunu yaşında çocukları yanında taşıyan biri aynada kendini görmeden nasıl başkasının aynasında buğulanan o melez yüze leke sürer? Ahlak nedir, kim için, ne için, kimin doğrusu kime doğru yazacak ne çok şey var ama bugünlük bu kadarı yeter nasıl olsa gün tekrar ederken bunlardan daha çok malzeme...

Devamını Oku

Esnek (Atipik) İş İlişkileri

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1: ATİPİK (ESNEK) İŞ İLİŞKİLERİNE GENEL BİR BAKIŞ BÖLÜM 2: ATİPİK İŞ İLİŞKİSİ TÜRLERİ2.1. Belirli süreli ve belirsiz süreli iş akitleri 2.2. Kısmi Süreli Çalışma ve Türleri2.2.1. Çağrı Üzerine Çalışma2.3. Grupla (Takım ile) Kurulan İş İlişkisi2.4. Deneme Süreli/Deneme Süresiz İş İlişkileri2.5. Geçici (Ödünç) İş İlişkisi2.5.1. Alelade Ödünç İş İlişkisi (Meslek Haline Getirilmemiş Şekilde İşçi Verme)2.5.2. Meslek Edinilmiş Şekilde İşçi Verme2.5.3. Özellikli Bazı Haller 2.5.3.1. Makineyle Birlikte Personel Verilmesi 2.5.3.2. Holding İçi İşçi Verme 2.5.3.3. Geçici Futbolcu Transferleri KAYNAKÇA KISALTMALAR TSGLK : Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt KanunuİŞ K. : İş KanunuTİS : Toplu İş Sözleşmesi    BK : Borçlar KanunuÇSGB : Çalışma ve Sosyal Güvenlik BakanlığıUÇÖ : Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)DEN.İŞ K. : Deniz İş KanunuBAS. İŞ K. : Basın İş KanunuCIETT : Uluslararası Geçici İstihdam Büroları KonfederasyonuOECD : Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma ÖrgütüAB : Avrupa BirliğiABD : Amerika Birleşik DevletleriIBM : İnternational Business Machines BÖLÜM I Atipik (Esnek) İş İlişkilerine Genel Bir Bakış İş akdi türleri, tipik (normal) iş ilişkisi ve atipik (esnek) iş ilişkisi olmak üzere ikiye ayrılır. Konumuz olan esnek çalışma ilişkilerini açıklamak için normal iş ilişkilerinin unsurları bilinmelidir. Kısaca normal iş ilişkilerini kısaca tanımlamak gerekirse; Normal iş ilişkisi, işçinin belirli bir işverene bağlı olarak ona ait iş yerinde ve onun işini yapmayı üstlendiği, tam gün süreli çalışmayı öngören, belirsiz süreli ve varlığı hukuken korunup, ücret ve diğer çalışma koşullarının TİS yoluyla kolektif düzeyde...

Devamını Oku

Bir Yatırım Yazısı

Bir insanın yapabileceği değerli yatırımlar nelerdir? Ev, arsa, araba, altın, belki küçük bir dükkan… Hepsi mantıklı değil mi? Peki ya kadınca bir tutkuyu besleyebilecek en değerli ve mantıklı yatırım nedir sizce? Bir kadın olarak bu sorunun cevabına “bence” diyerek başlamak kuşkusuz aptallık olur. Bunun cevabı hiç tartışmasız, stiletto.Öncelikle, sorumluluk sahibi bir ayakkabıdır. Her türlü ayağı zarif, ince ve güzel gösteren, bacaklara doğal bir uzunluk kazandıran, üzerindeyken popoyu dik, kalçayı küçük ve seksi gösteren, dik durmayı sağlayan, adeta bir mucizedir o. Bu saydıklarım yetmiyormuş gibi bir de her giysiyle masal gibi bir uyum sağlıyor. Skini jeanlerle, boru paça pantolonlarla, kumaş pantolonlarla, kalem eteklerle, elbiselerle ve daha birçok giysi ile her türlü ortama ayağınızda o varken güvenle girebilirsiniz. Bize ise bu mucizenin üstünde haldır haldır koşuşturmak değil, sadece kuğu gibi süzülmek kalıyor. Kadınlar, güvenli yatırımlar yapmayı severler. Stiletto temel güvenceniz ve kurtarıcınız...

Devamını Oku

Hadi Kabalaşalım Akımı; Yok Ol!

Uzun zamandır çok rahatsız olduğum bir olay var. Hatta bunu daha önce yazmadığım için hem kendime kızıyorum, hem de şaşırıyorum. Balkonumu temizlerken, bir cafede kahvemi yudumlarken, sokakta yürürken sürekli kulağıma ilişen bir küfür, yüksek sesle konuşan insanlar var. Eskiden küfür bilmek terbiyesizlikti, yüksek sesle toplum içinde söylemek ise dışlanma sebebiydi.Bu kural değişirken ben nerelerdeydim hiçbir fikrim yok. Şimdi ise -genelde gençler- küfür edince “cool” ve bağımsız olduklarını, kendilerini kanıtladıklarını düşünüyorlar. Ne kadar yanlış olsa da, “Erkektir, söyler.” zihniyetine toplum olarak kendimizi kaptırmış durumdayız. Peki ya kızlara ne oluyor? Hayatım boyunca duymadığım, bilmediğim sözleri bir türlü ağızlarında tutmayı beceremiyorlar. O sözleri çevreye savururken bir çekinme, rahatsızlık veya tereddüt sezmiyorum hiçbirinde. Hani nereye saklandı o kız olmanın getirdiği kibarlık? Nerede o doğuştan ruhumuza işlemiş olan zerafet? Peki ya insan olmanın gerektirdiği terbiye nerede? Zorlamı sürgün edildiler, yoksa isteyerekmi saklandılar bir yerlere? Her neredelerse derhal çıksınlar ortaya. Bazı kişilere herşeyden önce insan olduklarını hatırlatmaları...

Devamını Oku

Akvaryum

Simsiyah bir kapak. Ona yapışık, 3-4 cm yukarı doğru uzanan siyah bağlı bir çıkıntı. Arka tarafından yarım daireyi andıran iki küçük delik, birinden saydam bir hortum ve siyah fişler çıkıyor. Diğerinden hiçbir şey çıkmıyor. Haliyle kapağa uyumlu ve içi su dolu bir kap. İçinde bulunan iki küçük canlı, mütemadiyen yüzüyor.Birinin, çatallı kuyruğunun bir kısmı öbek öbek siyah renklerle kaplı, siyahlıkların arasını açık yeşiller dolduruyor. Kuyruğundan karanına doğru gelince karnının alt kısmından ağzının bitimine kadar turuncu bir renk var. Sağ ve sol tarafı sanki daha önce açık yeşile boyanmışta; sonradan üstüne siyah boya dökülmüş gibi duruyor. Ancak bu dökülme öyle gelişi güzel bir dökülme olmamış. Çünkü siyah renkler öyle güzel serpilmişler ki açık yeşille mükemmel bir renk ahengi ortaya çıkarmışlar. Sırtı, kafası, gözlerinin arası, siyah ve açık yeşil renkler tarafından paylaşılmış. Her bir renk ayrı ayrı bakınca kendi hâkimiyetini ilan etmiş balığı parçalara ayırmış gibi bir intiba uyandırıyor. Oysa tamamına baktığımızda; rengârenk ve fiziki haritayı andıran bir balık, simsiyah gözleriyle suyun içinde yüzüyor. Diğerinin ise siyah gözlerinin dışında her tarafı turuncu. Suda yüzüp duruyor. Evet, bu bir akvaryum. Altında rengârenk taşlar, taşların üstünde çalıyı andıran bir nesne, onun arkasında turuncu ve kırmızı renkte yapay çiçekler, ne alakası varsa kuleye benzeyen bir nesne, akvaryumun arka camına denizin dibini andıran -asla denizin dibi olmayan- bir resim ile yapay bir deniz ortamı oluşturulmaya çalışılmış.  Son olarak suyun temiz kalmasını sağlamak amacı ile akvaryumun...

Devamını Oku

Savaş Oyunları Gelişimi

Dünyadaki sıcak savaşlar soğuk savaşlara döndükçe sanki savaş oyunları insanlara daha cazip gelmeye başlıyor. Özellikle artık popüler savaş oyunlarının konularını, global anlamda dünyada devam etmekte olan veya yakın zamanda sona ermiş savaşlardan almaları düşündürücü. Medal of Honor oyununda bir filmin senaryosu savaş oyununa uyarlanmıştı.Zaten bu oldukça stratejik bir hareketti. Filmi severek izlemiş olan milyonlarca kişi aynı tadı oyundan almak için oyunu satın aldılar. Sonuçta pazarlama tekniği de gayet başarılı bir şekilde işledi. Fakat oyun yapımcıları bununla yetinmedi. Artık Medal Of Honor oyununun taktiğini geliştirme zamanı idi. Özellikle Call Of Duty serileri hayal ürünü savaşları bırakıp, Irak’ı, Afganistan’ı konu almaya başladı. Böylece tüm dünyanın dikkat kesildiği alanları oyun platformlarına taşıyarak oyunlara olan ilgiyi hat safaya taşıdılar. Amerikalı oyun şirketleri tarafından yapılan araştırmaya göre en çok oynanan video oyunlarının her zaman en başında savaş oyunları gelmekte. İlla bir ordu ile karşınızdaki düşmanla savaşmanıza gerek yok. Elinizde silah olup karşınızdakileri öldürdüğünüz her oyun bir nevi savaş oyunudur. Bu açıdan bakacak olursak, spor oyunları ve araba oyunları haricinde kalan bütün oyunlar neredeyse birilerini öldürmeye dayanıyor. Biraz trajik gelebilir ama küçük çocukların da hayranı olduğu Mario oyunlarında da canavarları öldürerek ilerliyorsunuz.   Savaş oyunları 10 sene öncesine bakılarak bugünle karşılaştırıldığında, çağ atlamış sayılabilirler. Grafiklerinden tutun da oyun senaryolarına kadar her şey oldukça üst düzeye çekilmiş. Özellikle silah çeşitlerinin artışı ve yeni teknoloji silahların oyunlara eklenişi de dikkatlerden kaçmamalı. Oyunlarda eskiden pek az olarak rastladığımız...

Devamını Oku

Yaşamak – Yaşarken Ölmek

Genç, güneşin “Haydi kalkın sabah oldu” dediği saatlerde açtı gözlerini, hemen pencereye koştu, “Güneş doğuyor, yeni bir gün başlıyor” dedi ve hemen arkasından üzülerek ekledi: “Olamaz!”…Peki ama niye böyleydi? Niye birçok insan gibi sabah erkenden yatağından sevinçle kalkıp, pencereyi açıp, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte derin bir nefes çekip, “Çok şükür yeni bir güzel güne uyandım” diyemiyordu da üzülerek “Olamaz yeni bir gün başlıyor” diyordu ve hayatın, yaşamın tadını çıkaramıyordu? Bütün bunları düşünerek hızlıca giyindi, birkaç lokma aldı ağzına ve okula doğru yola çıktı. Kapıdan ilk adımını “Keşke bir araba çarpsa da ben de kurtulsam artık” diye düşünerek attı. Okuluna gitti. Ders çıkışı “Yine mi eve gideceğim” dedi ve istemeye istemeye evin yolunu tuttu. Güneşin yerini aya bıraktığı saatlerdi. Genç, aya baktı ve “Yine akşam oldu. Ne kadar sıkıcı bir hayat” dedi ve sabahki kaldığı yerden devam etti aklını kurcalayan sorulara… “Evet, ben niye sevemiyorum bu hayatı? Niye bu hayattan zevk alarak yaşayanlar gibi değilim? Hâlbuki param var, okulum güzel, yaşadığım şehri ve ailemi seviyorum, ailemin de benim de sağlığımız yerimizde… Eeee daha niye mutlu değilim ben bu hayatta? Niye yaşarken öldüm ben daha bu gencecik yaşımda?” Genç aklındaki bu sorularla, yeni bir güne ‘uyanmamak isteğiyle’ uyudu… Evet, sevgili okurlar biliyorum ki birçok insan bu düşüncelerle yaşıyor hayatta. Hayatı sevmeyerek, hayattan tat almayarak ve biran önce ölmek isteyerek… Dağın tepesinden düşen bir kayanın yere çakılmamak için dağa sürtüne sürtüne yuvarlanmasının...

Devamını Oku

Güzel Yurdum Anadolu

Ülkem gene cadı kazanıKayna, güzel yurdum kaynaAnalar hiç gülemiyor,Ağla yurdum sen ağla Nedir bu bölünmüşlükBu ayrılıklar niyeGeleceğimiz aydınlık değilGeliyor karanlıklarNeyi açtık bilmiyorumAğla garip analar ağla Ağla yurdum ağla geleceğineGebe kaldı kahpe kaderYıkımlara kavgalara bölünmüşlüğeÖlmesin, çocuklarınAğlamasın analar, durdur ihanetiSen ağla yurdum, bu saçmalıklara Kimi kimden, ayırıyorlarEt tırnaktan ayrılır mı?Kardeş kavgasıdır, bunlarSuçluları, kayırmayın Gelmeyin oyunlara gelmeyinSanmayın bizi kayırırlarGeçmişte kalan öfkeyiŞimdi bizden kolaylıkla alıyorlar, Onun yolu, bunun yoluSenin dinin, benim dinimİnsanlığa, yapılır mı?Bu eziyet bunca zulümNe sağ kaldı nede solumKökümüzü kazıyorlar Ağla yurdum ağlaYiğitler otağı AnadoluKaranlık günlerin yaklaştı sankiKaldır başını, silkelen heleAna dolum, at sırtındaki kamburuKurtar bu gaflet uykusundan, bizleriKurtar bu kadar, duyarsı olmaktanMenfaat uğruna, yıkacaklarGüzel yurdum, Anadolu Kan revan içinde evlatlarınKan revandır, yüreğimCehalet ortaya, ateş saçıyorHer yörende kan, gülleri açıyorYolunu bilmeyen yoldan çıkıyorAğla ana yurdum sen...

Devamını Oku

Uyuyan Hücre

Terör; sahiptir hep saklı bir cebre.Bilinçli, bilinciz uyuyan hücreOlaylar rüyadır, yorumlar şerreAdı tescillidir; uyuyan hücre. Bukalemundan güçlü kamuflesiBin bir motifli hayat suflesi.Kendisinden bile saklı öfkesiAdı tescillidir Uyuyan hücre Şeffaftır, berraktır içinde kiniBundan anlamak zor içindekiniSempatik görünür, kandırır seniGizliden gizlidir Uyuyan Hücre Havanla, suyunla o büyümüştür,Büyüdükçe ruhu da çürümüştür.Uyurgezer halinde yürümüştürBin bir yıl şeklini koruyan hücre. İki gözünü kan bürüsün, dursun‘‘Yakarım, yıkarım’’ hayali kursun.Karşında hep güçlü Türk’ü bulursunUykuna devam et; Uyuyan Hücre ORHAN...

Devamını Oku

Sevgililer Günü ve Sevgi Zehirlenmeleri…

Mainz, 12.02.2011 „Canımı canan isterse minnet canıma,Can nedir kim onu kurban etmeyem cananıma” Mevsim kış olmaya başladıĝında ülkenin dört bir yanından „Soba Zehirlenmeleri“ haberlerini duyarız. Bu çaĝda soba zehirlenmesi öyle çok anlayışla karşılanılabilecek bir durum olmasa da o kadar sık duyunca olaĝan hale geliyor.Neticede soba zehirlenmelerini bir şekilde öĝrenmiş oluyoruz. Peki bu „Sevgi Zehirlenmesi“ de nerden çıktı diyebilirsiniz veya sevgi de zehirlenirmiymiş canım diyerek dudak bükebilirsiniz. Evet sevgiler de zehirlenir. Bunu söylemek çok üzücü ama toplum olarak „Taklit“ konusunda maymunlara taş çıkartacak bir hünere sahibiz. Kıyafetlerimizden, yasalarımıza, kasalarımızdan tasalarımıza hemen herşeyi batıdan taklit etmek için kıvranıp duruyoruz. Hepsini anladık da „Sevgi“ yi taklit etmeye kalkışmak hem de Batılılardan, olacak şey deĝil ama oluyor… İşte 14 Şubat gününe tahsis edilen „Sevgililer Günü“ geldi çattı. Ve bizim şehirlerimizden „Taklit“ akıyor. Batılıların “Valentinstag” dedikleri bu tarihi olduĝu gibi ithal ettik. Halbuki bu topraklar “sevgi” nin buram buram koktuĝu topraklar. Batı dillerinde “Gönül”, “Fuad” gibi kavramların karşılıĝı bile yok. Ama onlar bize yine de sevgi pazarlamaya çalışıyorlar, bu kadarına da  pes doĝrusu… Buna  dense     dense sahteliĝinden dolayı “Sevgi Kalpazanlıĝı” denilebilir. Secüler hayatın mucidi olan batı tabi ki sevgi den sadece karşıt cinslerin birbirlerine ilgisini anlamakta ve sevginin kaynaĝını hayattan dışladıĝı için tabir yerinde ise “Ofsayt” a düşmektedir. Tabi bu anlayışı ihraç ederken de aynı minval üzere ihraç etmektedir. Şimdi ülkemizde “Sevgi”  yada “Sevgili” denince de akla aynı batılıların anlamakta olduĝu secüler yani...

Devamını Oku

Wolfteam Oyunu

Bilim adamları insanlığın karakter ve fiziki güçlerini maksimuma çekmek için bir proje üzerinde yoğunlaşmışlardı. Bu deneylerde kurtların çeviklik ve hırs özelliklerini insanlara yükleyip kusursuzlaştırmak için kurt ve insan DNS’sı üzerinde karışımlar elde etmeye çalıştılar.Fakat bu deneylerde işler yolunda gitmeyince ortaya kurt adamlar çıktı. Pfien adında bir şirket bu duruma el atmak için Epoxyn adında bir ilaç ürettiler. Bu ilaç kurt adamların DNA’larındaki bozuklukları düzenlemeyi amaçlıyordu. Fakat aynı şirket Anti-Epoxyn adında insanları kurt adamlara dönüştüren bir ilaç daha çıkartmıştı ve bunu da Fransızlara satmıştı. Bunun üzerine Fransız ordusu Wolf Team adında bir ordu kurarak dünyayı ele geçirme planları yapmaya başladılar. Hatta Fransızların bu WolfTeam ordusuna dışarıdan insanlar da dahil olabiliyordu. Sadece vücutlarının Anti-Epoxyn kabul etmesi yeterli idi.Bunun üzerine bu yeni akım dünya çapından insanları kendine bağlamaya başladı ve Wolf Team gitgide büyüyerek güçlendi.   Bir süre sonra Fransız Ordusu da durumun ciddiyetini anladı. Artık onlar da yarattıkları bu geniş ordu ile başa çıkamayacaklarını anlamışlardı.Çünkü artık ordu mensubu olan kurt adamlar görevleri yerine getirdikten sonra sağı solu yağmalıyor, emir dışı cinayetler işliyorlardı. Gitgide bütün kurt adamlar artık itaat etmemeye ve kendi kafalarına göre sağa sola savaş açmaya başladılar. Bunun sonucunda ortada bir birlik veya bir ordu kalmadı. Bundan sonra Wolfteam üyeleri artık Fransız ordusundan kaçıp kendi ayaklarının üzerlerinde durabilme mücadelesi vermeye çalışacaklar. İşte böylesine heyecanlı bir oyunu, kaliteli grafiklerle oynamak isteyen oyunculardan kurulu düzinelerce savaş alanı bulunmakta.Siz de bunların arasına katılarak,...

Devamını Oku

Makale Yarışması

  MAKALE YARIŞMASI MI DÜZENLEYECEKSİNİZ? O HALDE DOĞRU YERDESİNİZ… yenimakale.com olarak düzenlemek istediğiniz makale yarışmalarını destekliyoruz. Hiçbir ücret ödemenize gerek kalmadan makale yarışmanıza yüksek oranda katılımın olmasını sağlıyoruz.Sizin için yapabileceklerimiz: * Makale yarışmanızın yenimakale.com dahil bir çok büyük sitede duyurusunu gerçekleştiriyoruz,* Toplamda 100.000 kişilik facebook gruplarımızda makale yarışmanızın duyurusunu yapıyoruz,* Talep etmeniz durumunda yarışma düzeni, kuralları ve uygulanmasıyla ilgili olarak sizlere önerilerde bulunuyor, gerektiğinde destek veriyoruz. Çok büyük firmalar dahi büyük ödüller vaad etmelerine rağmen makale yarışmalarına gereken ilginin gerçekleşmemesinden dolayı sıkıntıya düşmektedirler. Şahit olduğumuz bir çok makale yarışması maalesef kötü koordine edildikleri için hem maddi, hem de manevi...

Devamını Oku

Mağdurumda Mağdurum

Yahşi Cazibe dizisini izleyenler bilirler… Dizide mağdurumda mağdurum diye kıvranan Simge isminde bir karakter var.Bir eli balda bir eli yağda olan, bir giydiğini bir daha giymeyen, dizideki diğer karakterleri azarlayan, avrupai  tarzı olan bir kişilik. En ufak bir olumsuzlukta başlıyor kızmaya ve mağdurumda mağdurum demeye…Bizim Türk siyasetine ne kadar benziyor değimli? Başbakan mağdurumda mağdurum diyor ilk geldiğinden beri. 12 Eylülde bende işkence gördüm dedi. Mağdurumda mağdurum diye bağırdı. Halbuki işin aslı öyle değilmiş. Can Dündar* yazında Başbakanın bende işkence gördüm dediği olayları tanıklarıyla birlikte nasıl bir aldatmaca olduğunu ortaya koydu. Başbakan 12 Eylülde hapishanelerdeki  insanlara yapılan cop sokma, pislik yedirme, falaka ve bunun gibi insanlık suçu olan birçok işkencelere maruz kalsaydı acaba nasıl tepki verirdi? Gerçi sadace bir gece içerde kalmış ayağını soguk sudan sıcak suya sokmuş orada bulanan komutanla şakalaşmış bir anısı var ve bu kadar mağduruyet içinde. Diger işkenceler uygulansaydı ne kadar büyük tepki vereceğini tahmin bile etmek istemiyorum. Adama sorarlar şimdi: ‘’Çok büyük işkenceler gördün ya! Neden 12 Eylülcüleri yargılaya(mı)yorsun?’’ Yargılayamaz! Çünkü kendisi ve etrafındakiler hiçbir işkence görmediler. Falakaya yatırılmadı. Öldüresiye dövülmedi. Hakaretlere maruz kalmadı. Erkekliği ayaklar altına alınmadı. Mektubunu okuduğu Mustafa Pehlivanoğlu gibi  asılmadı yada asılan akrabası olmadı. Mamak Cezaevinde sabah namazını kılarken bir askerin arkadan kafasına dipçik vurmasıyla öldürülen Bafralı Hüseyin Kurumahmutoğlu gibi destanlaşan ama bir o kadarda hüzünlü bir vefatı gerçekleşmedi. Mağdurumda  mağdurum diye bağırmaya devam edin. Allah bir gün sizi öyle bir...

Devamını Oku

Biathlon Milli Takım Sporcuları Bulgaristan'da Ter Dökecek

Bulgaristan’ın Bansko Kayak Merkezinde yapılacak olan Uluslararası Biathlon Birliği (IBU)- Kupası’nda  (Biathlon-7) Türk Biathloncular Erkekler ve Bayanlarda sprint (koşu) mücadelelerinde ülkemizi temsil edecekler. Erzurum’da ülkemizi Universiade Kış Oyunları tarihinde ilk kez Biathlon branşında temsil eden sporcularımız, Bansko’da ki yarışlardan da  iyi sonuçlarla dönmek istiyorlar. İlk koşu, Erkeklerde 11 Şubat 2011 tarihinde 10 km sprint mücadelesiyle başlayacak. Türkiye yarışta Orhangazi Civil, Ahmet Üstüntaş, Recep Efe, Ekrem Yıldırım, Müjdat Boz ve Sadi Yusufoğlu olmak üzere toplam 6 erkek sporcuyla temsil edilecek. Müsabakanın ikinci koşusu ise 12 Şubat 2011 tarihinde 10 km sprint mücadelesiyle devam edecek. Her iki yarışta saat 10:00 da...

Devamını Oku

Biz Ne Zaman Anladık ki!

Biz Ne Zaman Anladık ki; Biz ne zaman anlamaya başladık bilmiyorum Atatürk’ü, tarihi, Osmanlıyı, Türk devletinin kuruluşunu, laikliği, Kürtleri, Lazları, Alevileri veya içimizdeki Hristiyanları veya hep olmaya çalıştığımız demokrasiyi ne zaman anlamaya başlar olduk bir de üstüne demeçler verir olduk bilmiyorum…Bugün uzun bir aradan sonra bir video sitesi üzerinden videolara bakarken sadece 2-3 video yeterli oldu anlamadığımızı görebilmek için. Açıkçası videoların hangi siyasi partilere ait oldukları çok önemli değildi. İktidarmış, muhalefetmiş fark etmez önemli olan iktidarıyla muhalefetiyle anlamamış olmamızdı hiçbir kavramı. En acısı anlamadığımızı bile hala anlayacak kadar farkında olmayışımızdı. Hep özendiğimiz daha doğrusu eskiden batıya özenirdik işte o zamanlarda bile özendiğimiz batının anladığı şeyleri anlamaya hiç özenmemiş olmamızdı. Şimdi günümüzde özenmeye başladığımız anti laik şeraitçi toplum düzenini de anlamaya çalışmıyoruz. Anlamaya çalışmadan kabul ediyoruz. Kabul ederken de sormuyoruz “neyi” kabul ediyoruz diye. İşte bu yüzden her an sormalıyız kendimize “Biz Ne Zaman Anladık ki” diye. İlkokul sıralarında başlıyoruz anlama çabalarımıza ve bu süreç o kadar da kısa sürmüyor. İlkokul, ortaokul, lise ve devamında gelen yüksek öğrenim toplamda baktığınızda üniversiteye gelene kadar sekiz yıl boyunca anlamaya çalışıyoruz. Ömrümüzün tam 2920 gününü neyi anlamaya çalıştığımızı anlarken geçiriyoruz. Sonucuna baktığımızda ise koca koca amcalarımız, avukatlarımız, belediye başkanlarımız, doktorlarımız, öğretim görevlililerimiz, kurumlarımız neyi anlamaya çalıştığını bile fark etmeyen büyüklerle doluyor biz bunu bile anlamıyoruz. İşte bu yüzden her an sormalıyız kendimize “Biz Ne Zaman Anladık ki” diye. Her Türk vatandaşı Atatürk hakkında...

Devamını Oku

Sırt

Minibüs her zamanki gibi kalabalıktı. Ayakta durmakta bile zorlanıyordum. Gideceğim mesafe kısaydı ve acelem yoktu. Aslında yolculuk etmek zor olsa da severim bu araçları. Topluma ayna tutarlar. Filozof yaparlar beni. Neyse…Bir köşe başında beş, altı kişi birden inince ben de oturabildim. Bir sevindim ki sormayın! Yanına oturduğum yaşlı amcaya ‘Nasılsın amca?’ dedim. Deyiş o deyiş! Başladı anlatmaya: Yıllarca sırt ağrısından çekmiş. Gitmediği hastane ve doktor kalmamış. Gençlik ve orta yaşlılık dönemleri bu ağrıyla geçmiş. Zamanla alışmış bu hale. Ağrı ve hayat… Kendince çözümler bulmuş. Ağrıyla yaşamayı öğrenmiş. Derken günlerden bir gün ,- ki bu yaşlılık dönemlerinde olmuş, ’Son bir doktora gideyim. Şu yaşlı halimle ağrı çekmem zor oluyor. Belki bir çözüm bulunur.’ diye düşünmüş. Günlerce internetten randevu almak için uğraşmış. Bir torunu başarmış randevu almayı ve çıkmış bir doktorun karşısına. Anlatmış derdini. Doktor gülmüş ve şöyle demiş: – Amca, yıllarca boşuna ağrı çekmişsin. Senin derdinin devası çok basit: Sırtını sağlam bir yere dayamak. Yaşlı amca konuşmaya devam edecekti ama ben ineceğim yere gelmiştim. İndim araçtan… Sırtım ağrıyordu benim...

Devamını Oku

Yeni Borçlar Kanununun İçerdikleri – 1

*** Prof. Dr. Kürşat Nuri Turanboy hocama saygılarımla… YENİ BORÇLAR KANUNU’NA GENEL BAKIŞ 11 Ocak 2010 tarihinde, 818 sayılı Borçlar Kanununu ilga edecek olan 6098 sayılı Borçlar Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmiş, 04 Ocak 2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6098 sayılı yeni kanunun yürürlüğe gireceği tarih, 684. maddesi gereğince 1 Temmuz 2012 olarak öngörmüştür.1- YENİ BORÇLAR KANUNUNUN SİSTEMATİĞİ 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, 6098 sayılı yeni yasa da iki kısımdan oluşmuştur. Bu ayrım 818 sayılı Borçlar Kanununda;Birinci Kısım; Umumi Hükümlerİkinci Kısım; Akdin Muhtelif Nev’ileri, şeklinde düzenlenmişken, 6098 sayılı yeni yasada ise;Birinci Kısım; Genel Hükümlerİkinci Kısım; Özel Borç İlişkileri, şeklinde formüle edilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununda Kısımlar Bablara, Bablar ise Fasıllara ayrılarak sistematikleştirilmişken, Yeni yasada ise Kısımlar Bölümlere, Bölümler ise Ayrımlara ayrılmıştır. Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununda her kısmın altında yer alan bablar ayrı ayrı numaralandırılmamış, kanunun başından sonuna kadar yirmi iki bap şeklinde düzenlenmiştir. Yeni yasada ise, her kısmın altında bulunan bölümler birden itibaren sıralanmış olup, birinci kısmın altında 5 bölüm, ikinci kısmın altında ise 18 bölüm ihtiva edilmiştir. 818 sayılı yasada mevcut bulunan 20 madde, 6098 sayılı yasanın içeriğine alınmazken, 818 sayılı kanunda olmayan 143 yeni madde 6098 sayılı yasada kanunlaştırılmıştır. 2- YENİ BORÇLAR KANUNUN İÇERİĞİ Her ne kadar sistematiğinde değişiklik olsa da yeni kanunda, 818 sayılı Borçlar Kanununun lafzı ve ruhun korunmuştur. Ancak, ana durum bu olmakla birlikte yeni kanunda...

Devamını Oku

İnsan İster

Hayat böyle güzel; çok düşünmeden, ağlamadan, gülmeden…İster insan her şeyi bazen ağlamayı ve sarılmayı, bazende hiç tanımadığı yeri;Ama ister hep ister bir yeri;Belki çok uzak bir yeri,  belki de hiç bilmediği gizemli bir yeri ama ister...

Devamını Oku

IELTS Nedir? Nasıl Başvurulur? Sınav Sistemi ve Hakkında Tavsiyeler

Değerli IELTS Adayı, Aşağıda IELTS Sınavı’na başvuru, hazırlanma, sınav içeriği, değerlendirme sistemi, faydalı kaynaklar ve dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda sizlere faydalı olabileceğine inandığım ve birçoğunu şahsen de uygulayarak 22 Ocak 2011 tarihli IELTS Sınavı’ndan 5,5 almama katkısı olan bilgileri paylaşacağım.Benim için bir müddet yeterli olacak olan bu sonucu almamda büyük emeği olan Sakarya Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü Okutmanları Sayın Ulvican YAZAR, Sayın Mete TEKİN, Sayın Semiha KOZ ve bu ekibin bir düzen içerisinde çalışmasının mimarı Bölüm Başkanı Sayın Yrd. Doç. Dr. Metin TİMUÇİN’e sonsuz şükranlarımı sunarım.   Emrullah TÖREN06.02.2011 İÇİNDEKİLER: IELTS Nedir?Sınav Formatı, Test SonuçlarıHangi Kurumlar IELTS Kabul...

Devamını Oku

"Muhteşem Yüzyıl"da İşçi Ölümleri

Mısır’da bir türlü gitmek bilmeyen, “Yetti be Mübarek!” dedirten Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik halk isyanı, bu isyanlarda hayatlarını kaybeden onlarca kişi ve bu olaylarla ilgili olarak Başbakan Erdoğan’ın “Artık Mübarek’ten çok daha farklı bir adım atması bekleniyor. Halkın beklentisi bu. Oradaki bir demokrasi uygulamasının çok kısa bir sürede başlaması için de şu andaki mevcut yönetim güven vermiyor” açıklamasını yapması, Kıbrıs’ta 28 Ocak’ta Türkiye aleyhine yapılan eylemde “Kurtarıldık mı? Has…tir” pankartlarının açılması, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybetmesinden aylar sonra daha yeni yeni ortaya çıkan bazı önemli bilgiler, Başbakan Erdoğan’ın yıllardır çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri ile görüşmesi, içinde CHP’li milletvekillerinin de olduğu binlerce insanın Ankara’da Torba Yasası’nı protesto etmek ve TBMM’ye yürümek istemeleri üzerine polis ile karşı karşıya kalmalarıyla ortalığın bir anda karışması, Hanefi Avcı’nın da sanıkları arasında olduğu Devrimci Karargah Terör Örgütü İddianamesi’nin mahkemece kabul edilmesi, sunucu ve oyuncu Defne Joy Foster’in hayatını kaybetmesi ve Hıncal Uluç’un bu ölümle ilgili olarak köşesinde “Su testisi su yolunda kırılır” yazması… Ve hayatın diğer gerçekleri… Geçen yıl Zonguldak’ta 30 maden işçimizin çalıştıkları maden ocağında 400 bin liralık anti- grizu araç ve gereçleri ile metan gazı ölçen cihazlar kullanılmadığından dolayı yani gerekli önlemler alınmadığından dolayı hayatlarını kaybetmişlerdi. Acaba bu önlemleri almak çok mu zordu? Yoksa ölen işçilerin ailelerinin her birine verilen 10’ar bin TL tazminattan çok daha yüksek mi gelmişti alınması gereken araç ve gereçlerin fiyatları “maden işleticilerine”? Yoksa insan hayatını kolay harcanacak malzeme...

Devamını Oku

Sen Gibi Olamam ki Ben…

Oturmuşsun köşene; kibirde, süste, püstesin.Sorsalar şahsını günde, şanda, ündesin!Gelip-geçen yolcu derki; handa, zanda, dündesin,Senden gelen namla şeref kazanmam ki ben… Yürüdüğün yollar; dağlar, taşlar, patika.Zannediyorsun gül bahçesi bırakırsın ardında.Küçük dağları boşuna sen yarattın sanma,Senin  bozkırında çiçek açamam ki ben… Söylediğin her sözde; kalite,caka ya da para,Çalıştım diyorsun kalmazmışsın asla darda!Bedenin eğreti durmuş sırtındaki markada,Seninle uyamam ki vazgeçmediğin modaya… Başında boyan boyan üç tel kalmış sırma saçın,İnce bileğinde sallanır varın-yoğun tüm takın,Bir parmak daha çıkmış gibi sırıtıyor, tek taşın,Senin malınla ruhumu satılığa çıkaramam ki ben… Yazık ki kendini vazgeçilmez sanırsın.Nerde zengin görsen soy sop bilir,tanırsın.Fakirle işin olmaz,asaletinden utanırsın.Senin çevre dediğinden dost kazanamam ki ben… Avrupa görmüş gibi pekte dirilip,dikilirsin.Gelinlik kız gibi;süzüm süzüm süzülürsün,Leydilere, lordlara büklüm büklüm bükülürsün.Senin Avrupa’n için Türk kanımdan geçemem ki ben… Odandaki aynada sanki görürsün güneş,Güneşin ışığı; endamına,güzelliğine eş.Kaptırmışsın kendini, kayıp ruhun gariptir, serkeş.Senden geleceğe ümitle, perde kapayamam ki ben… Say say bitmiyor hayrına yaptırdığın şadırvan,Bilmem kaç kişiyi kurtarmışsın acından,İbadetin gizlisi makbul ya; elinden düşmezmiş Kur’an!Senin tefsirinle amel işleyemem ki ben… İş adamı, manken, artis çıkmaz olmuş evinden,Bir lafına bakılırmış; süzülecek tatlı dilinden,Bir kaçan kurtulurmuş, bir de uçan elinden!Tenezzül edip de, önün sıra koşturamam ki ben… Misafirin sormuş; Hani kıble neresi?Diyorlar ki;altın işlemeli örtüsü, seccadesi.Önlerinde sırıtırmış boy boy resim karesi,Senin ecdadına dönüp secde edemem ki ben… Hayvan hakları diye bangır bangır bağırırsın.Sokakta kalmış aça tiksinerek bakınırsın.Bu gün göklerdesin, yarın düşmeyecen mi sanırsın?Senin çığırtmalarına, kulu hiçe sayamam ki...

Devamını Oku

Şiddetin Kaynağı: Dinden Uzak Yaşam

Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz. Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır. Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır. Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur. “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199) Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler;...

Devamını Oku

Biathlon'un Altın Çocukları

25. Universiade Kış Oyunlarında bugün (4 Şubat 2010) biathloncular bayrak yarışında ter döktü. İki bayan sporcunun 6 km, iki erkek sporcunun ise 7.5 km koştuğu yarışlarda, sporcular iki defa atış noktasına geldiler. 9 ülkenin start aldığı mücadelede Erzurum’da sürpriz başarılara imza atan Ukrayna altın madalyaya ulaşırken, Erzurum’da hayal kırıklığı yaşayan Rusya Gümüş, Bulgaristan ise Bronz madalyaya ulaştı. Milli takımımızda, ilk çıkışı alan Nihan Erdiler, 6 km’yi 26:43.0’de tamamladı. Milli takımda son çıkışı ise Orhangazi Civil yaptı. Civil 7.5 km’yi 27:24.3’de tamamladı. Elif Aşkın ve Ahmet Üstüntaş’ın dereceleriyle birlikte,Türkiye 1:45:52.7’lik derecesiyle 9’ncu sırada yer aldı. Yarışmaya katılan diğer takımlardan Belarus...

Devamını Oku

Sıradan İnsanın Düşüncesi

Sıradan insanların düşünceleri sıradan olur derler, ben sıradan insanım ve bunlarda benim düşüncelerim. Diyorum ki hayat benim cennetim ve dünya bahçem olurdu, eğer ben hayatımı zehir etmeden yaşamayı bilseydim.Ha şu anda duyar gibiyim, buda nerden çıktı, bu kadar kolay mı kolaysa yapsaydın diyenlerin sesi kulağımda ve yazıyorum. Evet, mümkündür yeter ki biz keşkekleri biryana bırakıp bu günü yaşamayı bilseydik, gelecek korkusu bizi esir almasa geleceği geldiği gün çözerim, biye bilseydim, her olayın çıkış yolu mutlaka vardı. Ölüm ve hastalıklar dahi hayatımın bir parçası olarak kabul edip, doğal olan bu deyip o gün üzülüp ertesi gün, güneşin ne kadar güzel oluşunu çiçeklerin hala benim için var olduğunu hala renge renk açtıklarını göre bilseydim, elimden geldiğince huzurlu yasamayı deneseydim. Düşüncelerimi, bugünkü kadar denetlemeyi bilseydim. Her şeyin olumlu yanlarını arasaydım, hatalarımla yüzleşip kendimle, barış sağlasaydım. Hatalı değilim diyerek suç başka yerde aramasaydım, bu düşüncem den şimdiye kadar ne kazandım, neyi değiştire bildim? Şimdi soruyorum kendime, keşke vaktiyle sora bilseydim. İnsan hatalarıyla vardır, ona öfke duymak yerine, hata yaptım ama bu hatamdan iyi bir ders aldım, bir daha düşmem bu hataya, hey! İçimdeki ben biye bilseydim, o çok kolay yola gelirmiş keşke o vakitler bilseydim, herkes kadar hata yapmak hakkım vardı, neden hep hatasız olmak zorundaydım kendimle yüzleşip hatalarımı sevgiyle değiştirseydim, onları depolamak yerine sevgiyle azat ede bilseydim. Yolumu kayıp etmek aşamasında bana yardıma gelen, tesadüflere minnettarım, kendi öz varlığım olan içsel sesimi...

Devamını Oku

Oradaydım, Başbakan Erdoğan ve Gazetecilerin Bulunduğu Bişkek'teydim

Son yazımda Başbakan Erdoğan’ın 1- 2 Şubat tarihlerinde Bişkek’e resmi ziyaret gerçekleştireceğini, ziyaretinden önce Kırgızistan Zaman gazetesine “Bugün artık Kırgızistan için geçmişe değil, geleceğe bakma günüdür” başlıklı bir yazı yazdığını, yazısında “Cumhurbaşkanı Sayın Otunbayeva ve değerli kardeşim Başbakan Atambayev liderliğinde Kırgızistan için yeni ve umut dolu bir geleceğin kapılarının ardına kadar aralandığına inanıyoruz. İşçi, öğrenci ve işadamı olarak yklaşık 6 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kırgızistan’da barış ve huzur içinde hayatlarını ikame ettiriyorlar… Farklı lehçelerde de olsa, bizler, aynı dili konuşuyoruz. Aynı kültürü paylaşıyor, ortak bir geçmişi gururla taşıyoruz. Bugün bu ortaklıkları, ülkelerimiz, bölgelerimiz için refaha dönüştürmek elimizde… Gün, hüzünleri olduğu kadar, sevinçleri; sıkıntıları olduğu kadar, tecrübeleri paylaşma günüdür. Yaşasın Türkiye Kırgızistan kardeşliği…” dediğini ve gazetenin aynı nüshasında Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev ile yapılmış bir röportajın da olduğunu, röportajında Atambayev’in siyasi ilişkilerden ekonomiye, kültürel ilişkilerden Türk okullarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunduğunu ve şunları söylediğini yazmıştım: “Dostlar zor günlerde belli olur. Kardeş ülke Türkiye her zaman bizim yanımızda oldu. Özellikle nisan ayından itibaren zor ve sıkıntılı bir dönemden geçen ülkemiz her zaman Türkiye’yi yanında gördü. Türkiye bizden hiçbir fedakarlığı esirgemedi… Türkiye bizim kutup yıldızımız, o ne kadar büyür ve gelişirse bize örnek olur. Kardeşlerinin de önünü açar. Türkiye çok güzel bir yer. Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsunuz, çok şanslısınız. Şu anda Türkiye’de olmayı, İstanbul’u ve İzmir’i gezmeyi çok isterdim.  Türkiye cennet gibi bir ülke… Yapılan eğitim çalışmaları Türk Birliği’ni oluşturmanın...

Devamını Oku

Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri

Avrupa birliği düşüncesinin tarihine baktığımızda: Saint-pierre ve Victor hugo’ nun  birleşik ‘Avrupa devletleri’ kurulmasına ilişkin planlarını, İmmanuel kant’ın ‘sonsuz barışın sağlanmasına ilişkin projesini ve entegrasyon ya da birlik projelerini Avrupalı düşünürler ve entelektüeller her dönemde projelendirmişlerdir. Bu projeler 17. 18.19 ve 20. yüzyıllarda değişerek dile getirilmiş ve Avrupa birliği projesinin temelleri 19. yüzyılda atılmaya başlanmıştır. 19. yüzyılda Alman Gümrük birliği ve İtalyan birliği Avrupa’nın entegrasyon ve birleşmesinde öncü niteliği taşımaktadır. Birinci dünya savaşından henüz çıkmış olan Avrupa kendini toparlayamadan ikinci dünya savaşının içinde bulmuştur kendini. İkinci dünya savaşının ekonomik, siyasi ve insani bakımdan kayıplarla dolu bir savaş olmuştur. Bazı kaynaklara göre Avrupa ikinci dünya savaşında 40 milyonu aşkın kayıp vermiş ve ekonomisi de çökme noktasına gelmiştir. Avrupa bu dönemde siyasi istikrarsızlığında kıskancında olmakla birlikte ve ikinci dünya savaşının tahribatıyla uluslar arası güvenlik konusunun gerekliliğini damarlarına kadar hissetmiştir. Avrupa acil olarak savaşın etkilerinden kurtulmak için hızlı bir ekonomik kalkınma ve herhangi bir savaş tehlikesine karşı birleşme  ve iş birliğini güçlendirme yoluna gitmiştir. Bunun yolu da Avrupa devletler topluluğu olarak karşımıza çıkacaktır. Avrupa ilk olarak 26 Haziran 1945’de BİRLEŞMİŞ MİLLETLER cemiyetini kurmuştu. Ancak birleşmiş milletler cemiyetin kurulması Avrupa’yı tatmin etmemişti. Çünkü geçmişte yaşanan BİRLEŞMİŞ CEMİYETLER örneği vardı. Birleşmiş cemiyet ikinci dünya savaşının çıkmasına engel olamamış bundan dolayıdır ki Birleşmiş milletlerin kurulması Avrupalı devletleri tatmin etmemişti. 1950 yılına kadar çeşitli denemeler olmuştur ancak tam bir Avrupa birliği sağlanamamıştır. Bu gün Avrupa birliği...

Devamını Oku

'Biathlon' Umut Veriyor

Tek Problem Atıcılık 2011 Universiade kış oyunları, biathlon erkekler 10 km sprint mücadelesinde Ukrayna’dan Artem Pryma altın madalyaya ulaşırken vatandaşı Sergii Semenov gümüş, Rus Evgeniy Granichev ise bronz madalya’da kaldı. Pryma ve Semenov ise hiç atış kaçırmadan madalya’ya ulaştılar. Biathlon Milli Takımımızdan, Ahmet Üstüntaş 32:42’lik derecesiyle 28’inci oludu. Kayaklı koşudaki hızıyla ilk beş içerisinde yer alan Orhangazi Civil talihsiz bir şekilde 3 atış kaçırarak ceza puanlarının (3:00) eklenmesiyle genel klasmanda 31’nci oldu. Ülkemizi temsil eden sporculardan Uğur Akman 33, Müjdat Boz 37, Recep Efe 38 ve Ekrem Yıldırım 42. Oldu. Atışlarla Tarihi Başarıları Kaçırdık Kayaklı koşuda ilk beş içerisinde...

Devamını Oku

Hukuk Devleti

GİRİŞ HUKUK DEVLETİNİN BAŞLICA TANIMLARI: Anayasamızın 2. Maddesinde ‘cumhuriyetin nitelikleri’ arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, bütün uygar demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biridir. Bu kavram en kısa tanımıyla, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.[1] 1961 Anayasası ile birlikte Türkiye de ilk kez hukuk devleti tanımı Anayasada yer almakta ve hatta Anayasanın temel amacının, hukuk devletini kurmak olduğu hükme bağlanmaktadır. Cumhuriyet in niteliklerinden biri de hukuk devleti olarak belirtilmektedir. 1961 Anayasası hukuk devletinin gereklerini güvence altına almış, kuvvetli bir temel hak ve özgürlükler rejimi getirmiştir. 1961 Anayasası madde 1 : ‘Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.’ 1921 ve 1924 Anayasalarında hukuk devleti ile ilgili madde yer almamaktadır. 1982 Anayasası madde 2 : ‘Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.’ Anayasa Mahkemesi de 12 Kasım 1991 tarih ve K.199143 sayılı kararında hukuk devleti ilkesini : ‘Yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması’ olarak tanımlanmıştır. Kemal GÖZLERE göre hukuk devleti kısa tanımıyla: ‘ Faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlet’ demektir.[2] Kaboğluna göre hukuk devleti: ‘Hukuk devleti bir hukuk rejimine tabi olan devlettir,...

Devamını Oku

Mısır’daki Ayaklanma, “Türkiye Bizim Kutup Yıldızımız” Diyen Bir Başbakan, Her Şeye Muhalefet CHP ve Kılıçdaroğlu!

Tunus’un ardından Mısır’da da halk diktatör yönetime karşı ayaklandı. Mısır’da ayaklanan halkın hedefinde 30 yıllık Hüsnü Mübarek yönetimi var. Halk, Mübarek’in istifasını “Mübarek yeter! Diktatörlüğe son” sloganlarıyla istiyor. Mübarek ise önce polisi ardından askeri, sokaklardaki halkı susturması için görevlendirdi ancak asker halkın yanında yer alıyor, polis ise olayları bastırmada yetersiz kalıyor. Mübarek’in, halkın isyanlarına karşı fazla direnemeyeceği gözlemleniyor ülkede. Zaten Mübarek’in karısı, çocukları, torunları ve akrabaları ülkeyi terkettiler. Yani Mübarek’in de gidişi yakın görünüyor. Peki oradaki vatandaşlarımızın durumu nedir? Vatandaşlarımızı almak üzere Kahire ve İskenderiye’ye THY uçakları gönderildi ve vatandaşlarımız ülkemize dönmeye başladılar. Tunus ve Mısır’daki bu ayaklanmaların dünyaya örnek olacağı ve bundan sonra diktatör rejimlerin işinin pek de kolay olmayacağı ortaya çıkıyor. Dünyada bunlar yaşanırken ülkemizde de olaylar ve tartışmalar hızla devam ediyor. Geçen haftaki yazımda değindiğim Bugün gazetesi yazarı ve Ankara temsilcisi Adem Yavuz Arslan’ın “Bi Ermeni Var- Hrant Dink Operasyonu’nun Şifreleri” kitabının ardından Arslan’a Yozgat Yerköy’den gönderilen kargonun içinden beyaz bere içinden 4 tane mermi çıktı. Ayrıca ülkemizde yargının iflasını gösteren olaylar da devam ediyor. Erzincan eski Başsavcısı Ergenekon sanığı İlhan Cihaner’in “fotokopiden tahliye edilmesine” 6 Yargıtay üyesinin “Bu tahliye geçersiz” diyor, davalara zamanında bakılmadığı için davalar zamanaşımına uğruyor, Hizbullahçılar tahliye ediliyor ve üstüne üstlük tüm bunları görmeyen Yüksek yargı ve CHP yargı reformunu engellemek için elinden geleni yapıyor, CHP yargının iş yükünü azaltmayı ve yargılama sürecini hızlandırmayı amaçlayan yasa tasarısını engellemeye çalışıyor. Tabii bir de...

Devamını Oku